Denktaş kime çalışıyor?

22 Mart 2004

Kıbrıs görüşmelerinde yeni bir aşamaya geçilirken, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Türkiye ve Yunanistan başbakanlarının da katılacağı görüşmeye gitmeyeceğini söyledi.Denktaş'ın Annan Planı çerçevesinde başlayan bu sürece karşı olduğu başından biliniyordu. Ama Denktaş çekilmedi, yine KKTC'nin görüşmecisi olarak bir süre durumu idare etti. Sonra asıl siyasi sorumluluğun belirleyici olacağı görüşmeye gitmeme kararı aldı.Bunun siyasi etiğe, devlet adamlığı etiğine uygun olduğunu söylemek zordur. Denktaş kendi oyununu oynamakta, referandumda "hayır" kampanyası yapmak için çalışmaktadır.* Ankara siyasi bir sorumluluk almaktadır. Ama Denktaş almamaktadır. Baştan çekilmemiş, karşı olduğu bir plan için görüşme yapmayı kabul etmiştir.* Eğer bu tavır Denktaş'ın baş danışmanı Prof. Mümtaz Soysal tarafından öğütlenmişse, onlarca yıl Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde Prof. Soysal'dan siyasi etik öğrenmiş olan binlerce öğrenciye de ayıp edilmiş demektir.Prof. Soysal'ın anayasa hukuku derslerinde hem siyasi tarih öğrenilir hem de siyasi ve toplumsal etik öğrenilirdi. Bu nedenle Soysal ile aynı görüşü paylaşmayan öğrenciler için bile bu dersler çok büyük önem taşırdı.Mümtaz Soysal'ın son öğrencisi Rauf Denktaş ise binlerce öğrencinin öğrendiği sorumluluk ve etik kavramlarını bir kenara bırakmıştır.Son öğrencisi, Prof. Soysal'ın binlerce öğrencisinden çok farklı çıkmıştır.Hoca o eski hoca olsaydı...Denktaş'ın Başbakan Erdoğan'a yazdığı mektupta "Rumların 1 Mayıs'ta AB üyeliği avantajını kullandıklarını" söylemesi de eski Prof. Soysal tarafından çaktırılma nedeni olurdu.Denktaş eski Soysal'ın öğrencisi olsaydı sıfırı yerdi; yıllardır gazete okumadığı için, olayları izlemediği için, gelişmeleri kavramadığı için, ileriyi göremediği için tartışmasız bir sıfır yerdi. Üstelik Mümtaz Hoca böyle bir öğrenci için "torpil" falan da dinlemezdi.Kıbrıs'ta Rum tarafı ekonomisini geliştirirken, ayaklarını uzatmış bekleyen ve Türkiye'den gelen paranın dağıtımıyla yetinen, Kıbrıs Rum tarafı Avrupa Birliği yolunda ilerlerken, bu süreci görmezden gelen, dünya basınını izlemeyen bir öğrenci Mümtaz Hoca'dan sıfırdan başka bir şey alamaz...dı!* Denktaş kendi küçük oyununu oynarken siyasi, toplumsal ve liderlik etiğini bu kadar eziyorsa ve Mümtaz Hoca da bunları görmezden geliyorsa, Mümtaz Hoca eski Mümtaz Hoca değil demektir.* Şu anda Denktaş'ın geldiği noktaya bakıldığı zaman akla bir soru geliyor: "Denktaş kime çalışıyor, kimin durumunu güçlendiriyor, Türk tarafının mı yoksa Rum tarafının mı?"Eski Mümtaz Hoca böyle yanlışları affetmezdi.

Devamını Oku

Manzara aynı

22 Mart 2004

Geçen seçimde Safranbolu halkı geçmişte de olduğu gibi, Türkiye genelini yansıtan şekilde oy kullandığı için biz de yine buraya geldik.VATAN Haber Merkezi'nin yaptığı eğilim tespiti parti tercihleri üzerine olduğundan bu kez Safranbolu sonuçları bu tespitlerden sapacak. Çünkü AKP adayının karşısında sevilen adaylar bulunuyor.Parti tercihi sorulduğu zaman DYP'ye yüz vermeyen Safranbolu halkının bir bölümü DYP adayına oy verecek.Aynı durum CHP için de geçerli. CHP adayı da sevilen, güvenilen bir kişi.Arkadaşlarımızın yaptığı parti tercihlerine göre eğilim tespitlerini tekrarlamamız gereksiz. Ancak son iki seçimdeki Safranbolu sonuçlarıyla, Türkiye geneli sonuçlarını üst üste koyduğumuzda aynı tabloyu bulduğumuzu, geçen seçim öncesi çalışmamızda da Safranbolu sonuçlarının Türkiye genelini çok küçük farklarla yansıttığını tekrar belirtelim.Bütün verileri yan yana koyup, kişisel gözlemleri de ekleyerek yorumladığımızda manzara değişmiyor.Safranbolu halkı, eğer Türkiye halkının ana eğilimlerini bu seçim öncesinde de yansıtacaksa, Türkiye geneli için yapılacak tahminlerde bir sürpriz görünmüyor. Bunun sayılara dökülmüş hali şudur:AKP..................yüzde 50-55CHP................. yüzde 15-17DYP..................yüzde 4-6MHP..................yüzde 3-5Genç Parti.........yüzde 3-4DEHAP, içinde bulunduğu demokratik güç birliği ile birlikte Güneydoğu illerinde AKP'nin önünde olacaktır. Bunun da Türkiye geneline yüzde 5-6'lık bir oran olarak yansıyacağı öngörülebilir.Safranbolu örneğinden devam ettiğinizde yerel sorunların doğal olarak bu seçimde parti tercihlerinin ötesinde bir ağırlıkla sandığa yansıyacağı bellidir.Bu da "iktidar avantajı"nın önümüzdeki üç yıl hükümet olması garanti olan ve muhalefet tarafından zorlanmayan AKP'nin lehine daha da güçlü bir şekilde çalışacağı anlamına gelir.Bir "klasik!"Safranbolu'da yine bir CHP "klasiği" oynanmış, iyi bir aday bulunmuş ama örgütte kavga çıkmış. Buna rağmen CHP seçmeni galibiyete inanmaya devam ediyor.Çarşıda yemenicilik zanaatinin belki de son temsilcisi olan Mustafa Bey ise siyasi hayatımızdaki garabetleri bir cümle ile özetledi: "Yıllarca Demirel'in atının peşinden gittik, şimdi ise bir tek CHP kaldı, biz de CHP'li olduk."Demirel, Çankaya'daki son günlerinde Türk siyasetindeki kötü kokuların dağılması için iki seçim geçmesi gerektiğini söylüyordu. Bugünkü manzara ise iki seçimin buna yetmeyeceğini gösteriyor.

Devamını Oku

Emirname (3)

20 Mart 2004

Hazreti Ali'nin Mısır Valisi'ne gönderdiği mektuptan bazı parçaları geçtiğimiz iki hafta pazar günleri aktarmıştık. Birçok okurumuz, fazla bilinmeyen bu metnin başka bölümlerini de yayınlamamızı istediler. Hazreti Ali'nin "emirname"sinde şunlar da söyleniyor:* Seni yokluk ihtimaliyle korkutarak ikram etmekten geri çevirecek cimriyi, zor ve ağır işlere karşı azmini gevşetecek korkağı, zulme saparak sana ihtirası iyi gösterecek hırslıyı meclisine sokma... * İyi bil ki toplumda kesimler vardır. Bunlardan her birinin sağlık ve iyiliği diğerlerinin sağlık ve iyiliğine bağlıdır. Bunlardan hiçbiri diğerinden bağımsız değildir...* Halk arasında hüküm vermek için öyle bir kimse seç ki, işten sıkılmasın, hak aramaya gelenlere sinirlenerek inada kalkışmasın, hatasında ısrar etmesin. Doğruyu gördüğü anda ona döneceği yerde dili tutulup kalmasın. Hiçbir zaman tamah ettiği bir menfaatin kaybolacağı gibi bir endişeye düşmesin. Meseleyi en küçük ayrıntısına kadar anlamadıkça edindiği kanaati yeterli görmesin...* Memurlarının haline iyice dikkat et. önemli görevlere en iyilerini getir, sırlarını açacağın, yazılarını yazdıracağın adamların soyu temiz, ahlâkı düzgün olsun. Gördüğü itibarla şımarıp başkalarının yanında sana karşı gelmeye cesaret etmesin...* İşlerin önemli olanlarıyla uğraştığın için önemsiz olanları yüzüstü bırakırsan mazur görülemezsin. Zavallılara ekşi çehre gösterme. Başka kimseler onları hesaba almadıkları için işleri sana kadar gelemeyenler vardır, onları araştır...* Sakın halkından uzun süre uzak ve saklı durma. Çünkü valinin halktan saklanması halkta yanlış kanaatler uyandırdığı gibi valinin işlere hakimiyetini de azaltır. Valilerin perde arkasında oturmaları perdenin dışında dönen işleri bilmelerini engeller. O zaman onların gözünden olayların büyüğü küçülür, küçüğü de büyür. Güzeli çirkin, çirkini güzel olur...* Kandan ve haksız yere kan dökmekten son derece sakın. Çünkü haksız yere kan dökmek gibi felâket getiren, bunun kadar sorumluluğu büyük, bunun kadar nimetin zevalini (nimetten mahrum kalmayı), devletin mahvolmasını hak eden bir şey yoktur...

Devamını Oku

AKP'nin hakkı mı?

19 Mart 2004

En güvenilir seçim araştırmalarını yapan kuruluşun son araştırmasında AKP'nin oy oranının yüzde 60'ları aşması doğal tepkilerle karşılandı. Böyle yüksek bir orana AKP'nin şaşırması bile doğal. Diğer partilerin sözcüleri ve adaylar geleneksel tepkilerle Tarhan Erdem'i suçladılar. Ancak bugüne kadar yapılmış başka araştırmalar da ana eğilimin bu araştırmadaki gibi olacağını söylüyordu.Son bir haftada beklenmedik gelişmeler olmazsa, AKP'nin yüzde 55 ve üzerinde bir oy oranına ulaşması sürpriz olmayacaktır. Sorulması gereken soru ise, AKP'nin böyle yüksek bir oranı hak edip etmediğidir. AKP'nin iktidarda bulunduğu on altı ay içinde böyle bir "teveccühü" hak edecek bir başarısının olduğunu söylemek zordur.Ekonomide, geçen hükümetin başlattığı IMF programına devam edilmiştir. Anayasa ve yasalarda, geçen dönemde başlatılmış olan reformlara devam edilmiştir. Geçen dönemde üçlü koalisyon iktidardaydı. Hem ekonomi hem demokrasi açısından koalisyonunda anlaşmazlık vardı. Buna rağmen birçok önemli adım atılabilmişti.AKP ise büyük bir çoğunlukla tek parti iktidarına sahiptir. Geçen dönemin koşullarıyla kıyaslandığında çok büyük avantajlara sahiptir. Buna rağmen Anayasa ve yasa değişiklikleri açısından çok daha fazla çalışma yapılabileceği halde ancak "makul" gelişmeler sağlanmıştır. Kafalar karışık oldukça...AKP'nin "temiz toplum" ve "temiz siyaset" konularında iki temel dayanağı vardı. Biri önceki dönemin mali yolsuzluklarının üzerine kuvvetle gidileceği vaadiydi. On altı ayda sadece Uzanlar'ın üzerine gidilmiş, bu grubun televizyon kanalları ve gazeteleri "kamulaştırılmıştır". Bunun dışında banka yolsuzlukları konusunda tahsilat, zararların karşılanması ve sorumlulardan hesap sorulması anlamında önemli bir adım atılmadığı ortadadır.Ekonomide, yatırımların teşviki açısından ve işsizliğin azaltılması için de herhangi bir gelişme yoktur. "Duble yol" gibi cin fikirler ekonomiye bir canlandırma getirmediği gibi, işsizlik gerçek anlamda artmaktadır. Türk halkı hâlâ dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanmakta, hükümet enflasyonla mücadele programında en kolay yollan, Tekel ürünlerine zammı ve telefon vergilerini kullanmayı sürdürmektedir.Devam edebiliriz: Üniversite reformu tıkanmıştır, bütün öğrenci burslarının devlet elinden dağıtılması gibi kuşku verici işler yapılmaktadır. Devam edelim: Bazı bakan çocuklarının "iş" faaliyetleri mide bulandırıcı düzeydedir. Bunlara karşılık AB üyeliği konusunda etkili bir çalışma yapılmaktadır. Ama sonuç almak için daha sekiz ay vardır.Kıbrıs'ta bir çözüm için hükümet önemli adımlar atmış, ama henüz sonuca ulaşılamamıştır. O zaman AKP hükümetinin hangi başarısı yüzde 60'lık bir halk desteğini hak etmektedir? Bu sorunun cevabını "eski siyasilere ve partilere olan nefret" diye veriyorsak AKP'nin böyle bir desteği hak etmediğine inanıyoruz demektir.Türkiye'de yine birçok açıdan kafalar fena halde karışmıştır. Ve bütün bu karışıklık AKP'ye yaramaktadır.

Devamını Oku

Sorumluyu bulun!

18 Mart 2004

Tarhan Erdem'in yönettiği kamuoyu araştırmaları bundan önceki iki seçimde de gerçeğe en yakın sonuçlara ulaşmıştı.28 Mart arifesinde İstanbul, Ankara ve İzmir'de yapılan araştırmanın sonuçları da dün açıklandı. Bunların ayrıntıları siyasi haber sayfalarımızda yer alıyor. Bunları tekrarlamayalım ve daha genel sonuçlar çıkarmaya çalışalım.Araştırma sonuçlarına göre AKP İstanbul ve Ankara'da yüzde 60 ve üstünde oy oranlarıyla farklı kazanacaktır. İzmir'de ise CHP adayı Piriştina bir denge kurmaktadır. Ancak burada da sonucun kesin olduğunu söylemek için biraz erkendir.Üç büyük ilin sonuçlarını 1999 seçim sonuçlarıyla karşılaştırdığımız zaman AKP'nin ülke genelinde yüzde 55-60 arasında bir oy oranıyla birinci geleceği görülmektedir. Bu da İzmir, Eskişehir ve DEHAP'ın rakipsiz olduğu Güneydoğu illeri dışında yerel yönetimlerin yüzde yüze yakınının AKP'lilerin eline geçmesi demektir.* AKP geçen seçimde yüzde 34,29 oy oranıyla birinci olmuştu. Bu kez oylarını yüzde 70 dolayında artırarak tam rakipsiz hale gelecektir.* CHP yüzde 30-35 oranında bir oy kaybıyla ülke genelinde yüzde 15-18'lik bir oranı aşamayacaktır.* MHP ve Genç Parti de 1999'a göre oylarının yarıya yakınını kaybetmektedir.* DYP ANAP, DSP ve SP de yüzde 1-2'lik oy oranlarıyla Türk siyasi hayatından çekilme sırasına girmiş olan partilerdir.Nedeni AKP değilse...Bu tablonun aşağı yukarı böyle çıkacağı bir süredir belliydi. Bu araştırma ise el yordamıyla yapılan tahminleri doğrulamıştır.AKP, iktidara gelişinden 16 ay sonra oy oranını yüzde 70 artırıyorsa ve bu dönemde en başta ekonomi alanında Türk halkının durumunda iyileşme değil kötüleşme yaşanıyorsa, işsizlik azalmıyor, artıyorsa durumda gerçekten bir gariplik var demektir.Bu garipliğin sorumlusu da iktidar partisi değil ana muhalefet partisi CHP'dir. CHP ne ana ne de muhalefet olabilmiştir. Ama bütün bu olumsuzluklara rağmen CHP'nin en kötü hali bile yüzde 15-20 oy demektir.CHP bir kurum olarak vardır ve on beş yirmi yıllık partiler gibi sıfırlanacak bir parti değildir.28 Mart seçimlerinin sonuçları Türkiye'yi tek parti yönetimine götürmeye adaydır. Ve bu durumun ortaya çıkaracağı sakıncalar saymakla bitmez. Ama bunun için AKP'yi suçlamak mümkün değildir.Sorumlu kimdir. Bulun.

Devamını Oku

Bakan Bey direniyor

17 Mart 2004

Sanayi Bakanı'nın fazla bir işi olmadığı, ama ilgilendiği bir konuda da sonuna kadar gitme yeteneği olduğu anlaşıldı. Bu arada anlaşılan bir şey daha var: Bakana telefon edip ya da yanına giderek "Saçmalama, kendini de bizi de rezil etme" diyen de yok. Bakan Bey'in reklamın ne olduğu, ekonomideki yeri ve işlevi konusunda bir fikri olmadığı da anlaşıldı. Üstelik bu bakan Sanayi Bakanıdır. Görevi sanayi üretimini artırmak, yatırımları teşvik etmek, ekonominin gelişmesini sağlayacak her türlü tedbiri almaktır.Ama Bakan Bey, vücut bakım ürününü tanıtmak amacıyla çıplak kadın vücudu fotoğrafı kullanılmış bir ilana takılıp kalmıştır. Bakan'ın bu takıntısının anlaşılır psikolojik yanları olabilir. İşte o zaman yakınlarının devreye girmesi ve Bakan'ın kendisini kamuoyu önünde komik duruma düşürmesini engellemesi gerekir.Bu da yapılmamıştır. Ama anlaşılan o ki, hükümette Bakan'ın amiri durumunda sayılacak olan Başbakan ve başbakan yardımcıları da o Bakan'a bir uyanda bulunmamıştır.Ciddi işler de yapmış mı?Türkiye Cumhuriyeti'nin Sanayi Bakanı'nın, bir kozmetik reklamına kafayı takması hem komiktir hem de trajiktir. Trajiktir çünkü bu kadar yıl kamuoyu önünde olan ve kendisinde belli nitelikler varolduğu zannedilen bir insan, bir reklam görmüş ve kendisinin aslında nasıl biri olduğunu ilan etmiştir.Bakan Bey'in "ahlâksız" reklamı gündeme getirmesinin ardından aldığı tepkiler üzerine konuyu kapatıp olayı unutturmak yerine işin peşine düşmesi gerçekten fazla bir işi olmadığını göstermektedir.Sanayi Bakanı'nın bu görevde olduğu on altı ay boyunca kırtasiye görevleri, yakınların atamaları ve bol bol gereksiz imza dışında ne yaptığını sormak gerekir. Reklama kafayı takmış olan Bakan Bey bir basın toplantısı düzenlesin ve on altı ay boyunca yaptığı ciddi işleri de anlatsın.Bakan Bey'in reklam operasyonu komiktir, ama Ankara'daki düzey gerilemesinin çarpıcı bir örneğidir. Reklamın ne olduğunu bilmeyen bir kişinin sanayi bakanı olabilmesini, böyle önemli bir göreve kadar yükselmesini açıklamaya kimse kalkışmasın.* Bir şeyi daha hatırlayalım. Bundan yedi yıl önce, dönemin iktidar ortağı olan Erbakan ve ekibinin buna benzer saçmalıkları bütün kamuoyunu gerdi ve 28 Şubat sürecini başlattı. Bakan Bey bunlardan bile ders almamış.Reklamın ne olduğunu bilmeyen ve çıplak kadın vücudu resmine takan bir bakanın o görevde kalmaması gerekir. Tabii eğer Ankara'da düzeyin biraz daha düşmesini istemiyorsak.

Devamını Oku

Erdoğan'ın şansları

17 Mart 2004

On yıl önce, 1994 yerel seçimlerinde merkez ve merkez sol, oyların bölünmesini çok büyük bir başanyla sağladı. Tayyip Erdoğan'ın birinci şansı buydu. Diğer oylar en anlamsız şekilde bölününce Refah Partisi'nin adayı olan Erdoğan aradan çıktı. Bu, ikinci şansıydı.İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde şiirleri ve şiirsel ifadeleri çok kullanarak yaptığı konuşmaların ardından görevden alınınca bütün dikkatleri üzerinde topladı. Yine bir şiir dolayısıyla hapse atıldı. Durup dururken "mağdur" bir kahraman yaratıldı. Bu, üçüncü şansıydı.Erbakan, bu yapısıyla siyasi İslamın iktidar olamayacağını kanıtlayınca partisi içinde başlayan harekete daha popüler bir lider adayı arandı ve Erdoğan bulundu. Bu, dördüncü şansıydı.Merkez sağ ve merkez sol ülkeyi ve kendilerini tahrip etme konusunda inanılmaz başarılara imza attılar. Yollar kendiliğinden açıldı. Bu, beşinci şansıydı.Ya bu soruların cevapları?Tayyip Erdoğan'ın şans çizgisi halen devam ediyor. Bugünkü şansının yarısını, karşısında tutarlı bir muhalefet bulunmaması oluşturuyor.Yerel seçimler yaklaşırken, kampanyanın bir parçası olarak Tayyip Erdoğan hemen hemen bütün yayın organlarına beyanatlar verdi. Erdoğan'a aynı sorular soruldu, sorulmaya devam ediyor, Erdoğan aynı cevapları vermeye devam ediyor. Erdoğan'ın bugünkü büyük şansı budur. Hiç kimse Erdoğan'a şunları sormuyor:Ekonomide: Geçen hükümet döneminde mecburen girilmiş reform sürecinin dışında herhangi bir şey yapıldı mı? * İşsizlik neden artmaya devam ediyor? * Yabancı sermaye neden hâlâ gelmiyor? * Neden yatırım yapılmıyor? * * Yatırımları kolaylaştırıcı ve yabancı sermayenin gelişini kolaylaştırıcı önlemlerden hangisi alındı?Etik açısından: Geçen hükümetin Bayındırlık Bakanı, ticaret nedeniyle görevinden ayrılırken AKP erkânı da bu yönde konuşmuş ve bol bol etik nutkuatmıştı. * Başbakan'ın "iş"lerine devam etmesi Türkiye dışında hangi ülkede mümkündür?Vaatler açısından: Geçen se çim öncesinde, bir önceki dönemden şikayetin en önemli konularından biri milletvekili dokunulmazlığıydı. Başbakan bizzat defalarca söz verdiği halde bu konuda neden hiçbir şey yapılmadı?Teror konusunda: Türkiye'nin dış bağlantılı ya da bağlantısız, ama kaynağı radikal İslam olan terörün saldırısı altında olduğu ortadadır. Bu konuda hangi olağanüstü önlem alınıyor? * Başbakan ve iktidar partisi teröre karşı toplumsal bir hareket yaratmayı düşünüyor mu?* Terör örgütlerinin dış bağlantılarını kesmek için ne yapıldı?Kamuda atamalar: Birçok kamu kuruluşunda, daha önceki dönemlerin en fazla eleştirilen uygulamalarından biri olan taraftar kadrolaşmasına gidiliyor. Bunu Başbakan nasıl açıklayacak?Yolsuzluklar: Uzanlar'ın üzerine en güçlü şekilde giden devlet, diğer yolsuzluklar için neden aynı sürat ve kararlılığı göstermiyor?Tabii ki bu soruları soracak olanların derslerini iyi çalışmaları gerekiyor. Yoksa bu soruları sormanın anlamı yok. "Ekonomi" denildiği zaman soru soranın sayıları çıkartması, atamalar sorulduğu zaman, soranın somut örnekler vermesi gerekiyor. Başbakan'ın ticari işlerinden söz edildiği zaman dünyadan ve bizden örneklerin verilmesi gerekiyor. Örneğin Başbakan, "Diyarbakır'ın yanlış belediye başkanı seçtiği için on yıl kaybettiğini" söylüyor; karşısındaki "Aynı on yılda kendi partilerinin elinde olan Urfa'nın çağ mı atlamış olduğunu" sormuyor.Tek parti dönemi dışında en şanslı başbakanlık dönemi Erdoğan'a nasip oldu. Kıymetini iyi bilmesi gerekiyor. Karşısında muhalefet olmayan, asıl sorulası soruların sorulmadığı bir başbakandan daha rahatı olamaz.

Devamını Oku

Emirname

14 Mart 2004

Hazreti Ali'nin Mısır'a tayin ettiği valiye gönderdiği "emirname"nin bazı bölümlerini geçen hafta aktarmıştık. İyi bir yöneticinin neler yapmasına gerektiğine ilişkin "emirname" nin diğer bazı bölümleri de "hakimler" ve diğer kamu görevlileri hakkında.* Halk arasında hüküm vermek için seçtiğin kişiler (...) övülme ile şımarmaz, heyecanla eğilip bükülmez olsun. Aslında böyle kişiler de pek nadirdir. Bu kişilerin verdiği hükümleri sen sık sık tahkik et. Kendilerine, ihtiyaçlarını giderecekleri ve halktan bir şey istemeye lüzum duymamalarını sağlayacak kadar ikramda bulun.* Onlara senin yanında öyle mevkiler ver ki, sana yakın olan diğer kişilerden hiçbiri o mevkiye göz dikmesin ve o kişiler de kendilerine başkalarından hainlik gelmeyeceğinden emin olsunlar. Bu hususta gayet dikkatli olmalısın. Çünkü bu din, kötü adamların elinde esir oldu, onun adına istenilen yapılıyor ve onunla dünya elde edilmeye çalışılıyor...* Tayin edeceğin diğer memurlar konusunda da dikkatli ol. Çünkü en çok menfaat düşkünü kimseler bu tür görevler için hırs yaparlar. Sakın şahsi yakınlık saikiyle veya etki altında kalarak kimseye görev verme. Çünkü bencillik ve tarafgirlik zulüm ve hıyanete götüren iki nedendir.* Bunların geçimlerini de geniş bir surette tatmin et. Çünkü bu tutumun kendilerini iyiliğe yöneltme hususunda kuvvetli bir destek olacağı gibi, elleri altındaki şeylere tenezzül etmekten de bu sayede uzak kalırlar.Ayrıca, eğer emirlerine karşı gelirler veya emaneti sakatlarlarsa bu tutumun senin onlara karşı kullanacağın bir güç olur...* Kalkınmış ülkeler yük taşıyabilirler, onlara istediğin kadar yük yükleyebilirsin. Bir ülkenin harap olması ise halkının sefalete düşmesindendir. Halkı sefil eden sebep de valilerin servet toplamaya düşkün olmaları, mevkilerinde uzun süre kalamayacaklarını düşünmeleri ve geçmiş olaylardan yeteri kadar ibret alamamalarıdır...* Valinin çevresinde seçkin kimseler ile kendisine pek yakın olanlar vardır ki bazen bunların iltimasları, haksızlıkları ve muamelelerinde insafsızlık görülebilir. Sen bunların zararını bu gibi hallerin nedenlerini ortadan kaldırarak giderebilirsin.* Çevrendekilerden, ileri gelenlerinden ve akrabandan hiçbirine toprak (devlet elindeki imkânlardan yararlanma hakkı) verme. Bunların hiçbiri senden cesaret alarak ortak su ya da ortak başka bir işe el koyup başkalarına zarar verecek şekilde mal edinmeye tamah etmesinler...* Eğer has adamların ve yakınlarından biri yasaları çiğnemiş ise senin için ne kadar güç olursa olsun, cezasını eksiksiz uygula. Bu hususta sabır, sebat, dikkat göster ve davranışının sonunu gözet, çünkü bu tutumunun sonu hayırdır...

Devamını Oku