Türk'ün Türk'ten başka...

1 Nisan 2004

Kıbrıs'ta finale geliniyor. Bu aşamada Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin bir haksızlığa uğradığını söylemek mümkün değildir. Birleşmiş Milletler, ABD ve Avrupa Birliği'nin desteğiyle hazırladığı planda "hakkani" davranmıştır. Türkiye bugün yaptığını bir yıl önce yapsaydı, son sorunlardan biri olan "anlaşmanın Avrupa Birliği müktesebatı içinde" yer alması da bir yıl önce otomatik olarak sağlanacaktı.Bu örnek bile "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" "zehirlemesi"nin ne kadar yanlış olduğunu göstermektedir. İkinci Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş koşullarında depreşmiş korku ve kaygıların Türkiye'yi her şeyden aşırı kuşkulanmaya götürdüğü ortamın çoktan geride kalmış olması gerektiği ortadadır. Kıbrıs'taki son süreç de bunun en iyi kanıtlarından biridir. Ne Birleşmiş Milletler ne ABD ne de Avrupa Birliği Kıbrıs Rumlarına özel destek sağlamıştır. Dünya, haksızlıklar üzerine kalıcı hiçbir şey inşa edilemeyeceğini, çok fazla insan hayatı üzerinden öğrenmiştir. Daha doğrusu dünyanın bir bölümü öğrenmiştir. Hâlâ bunu öğrenmemiş olan bir kesim vardır.Yolun sonu ve Denktaş...Kıbrıs konusunda Türk tarafı son derece başarılı bir diplomatik ve siyasi sürece imzasını atmıştır. Buradaki tek "diken" Rauf Denktaş tır. Denktaş, anlaşma ve son plan ne olursa olsun hâlâ muhalefet yapmak için hazırlanmaktadır. Türkiye'ye ve Türk tarafına sürekli mevzi kaybettiren, sürekli zarar veren politikaların en öndeki icracısı olan Denktaş, siyasi hayatına son noktayı hüzünle koymaya yönelmiştir.Bugünkü koşullarda bir anlaşma, daha önce "Berlin duvarı" politikasını benimsemiş olan Rum tarafının işine gelmemektedir. Rum liderlerin politikası bellidir: Anlaşma olmasın ve Rum kesiminin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB üyeliği kesinleştikten sonra "ilhak" kendi kendine gerçekleşsin.Denktaş da bütün eylem ve tavırlarıyla bu politikanın altyapısını güçlendirmiştir. Ama sonunda finale gelinmiştir. Son kararı Kıbrıs'ın Türk ve Rum halkları verecektir. Ve bu karar onları birbirlerine en sağlam şekilde bağlayacaktır.Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur diye diye Türk halkı uzun süre kandırılmıştır, ama gerçek ortadadır: Türk'e en çok zarar veren düşmanlar da hep Türklerin içinden çıkmıştır.

Devamını Oku

Aslında ne olmuş?

29 Mart 2004

Aslında seçimi CHP kazanmış, büyük bir oy patlaması yapmış ve AKP'yi fena halde zorlamış. Baykal'ın "bilimsel" inceleme ve açıklamasına göre durum çok açık.Bu kadar büyük bir başarı göstermiş olan CHP'nin başında Baykal'ın "ömür boyu" kalması için gerekli tedbirler alınmalıdır. Gerçi şu andaki tüzük genel başkan değişikliğini aşırı zor kılmaktadır ama neme lazım, biraz daha kuvvetli tedbirler alınmalı ve Baykal'ın ebediyen CHP'nin başında kalması sağlanmalıdır. Hatta "kıyamet gününe kadar" şeklinde bir ifade konularak Baykal'ın başarılarına "ulvi" bir anlam da katılabilir.Ve hatta, CHP'yi derinlerden alıp bugünlere getirdiği için Baykal'a üstün hizmet madalyası verilmelidir.AKP'nin yükselişinden tedirginlik duyanların, CHP'nin gerçek bir siyasi alternatif olmasını isteyenlerin, sosyal demokrasiye, sola inananların, Atatürk'ün partisinin her şeye rağmen başının dik olması gerektiğini düşünenlerin CHP'ye oy verirken içlerinin burulduğu da doğru değildir.CHP'ye oy veren 8 milyon Türk vatandaşı bu oylarını Baykal'a vermiştir, Baykal'ın başarılarının devamı için vermiştir. Bazı CHP'li adayların partinin aldığı oydan daha fazlasını almış olmaları da Baykal'ın başarısını göstermektedir!Sakın kafasını bozmayın!Baykal'ın "bilimsel" hesapları ve açıklamaları örnek alınınca Cem Uzan'ın partisinin katıldığı ilk yerel seçimde oylarını sıfırdan 2,5'e yükselttiği için büyük başarı kazandığı da söylenebilir ve söylenmelidir. Tabii Cem Uzan Baykal kadar siyasi tecrübeye sahip olmadığı için bu hesabı yapamamıştır.Zararı yok. Bu seçimin iki galibi CHP ve Genç Parti'dir. Bunun bütün Türk halkı ve CHP'ye oy atanlar tarafından bilinmesi gerekir.Deniz Baykal'ı dün televizyon kameralarının önünde "bilimsel" açıklamalarını yaparken izleyen bütün CHP'lilerin, CHP'ye dün ya da daha önce oy vermiş milyonlarca insanın göğsünün nasıl övünçle kabardığını, yüreğinin heyecanla pırpır ettiğini hatta gözlerinin nemlendiğini tahmin etmek zor değil.Bunun dışında bir şey oldu zannetmeyin, bilimsel olmayan tahliller yapıp Deniz amcanızın kafasını da bozmayın.

Devamını Oku

AKP iktidar oldu

29 Mart 2004

Bir buçuk yıldır koltukta iğreti oturan AKP artık tartışmasız iktidar olmuştur. Aldığı oy oranının bazı araştırmalardaki gibi yüzde 60'lara çıkmaması AKP'nin başarısını azaltmaz. Tam tersine, Türkiye gibi zamanın çok hızlı ilerlediği bir ülkede bir buçuk yıl sonra oy oranını bu kadar artırmak gerçek bir başarıdır.AKP'nin oy oranının yüzde 60'lara ulaşmaması her bakımdan "hayırlı" olmuştur. Bu kadar yüksek bir oy oranı, aşırı güçlü bir iktidarın yaşayabileceği hastalıkları kolayca depreştirecekti. Bu tehlike de büyük ölçüde atlatılmıştır. AKP içindeki en radikal unsurların, bu partinin merkeze doğru kaymış olan politikalarından şikâyetçi olarak tekrar Erbakan'ın partisine döndükleri de anlaşılmaktadır. Bu da AKP açısından "hayırlı" bir durumdur. Radikal sağ unsurların AKP'den ileriye dönük umutlarının kesilmesi önemlidir.AKP bir merkez sağ partisi olarak seçimi kazanmıştır. Seçim kampanyası sürecinde de radikal sağ bir üslup kullanılmamış, partinin merkeze olan genişlemesi üzerine bir üslup geliştirilmiştir.Dersler çok açıkBu yönelimin iki önemli unsuru Kıbrıs'ta çözüm ve Avrupa Birliği hedefi olmaya devam etmektedir. AKP bu iki temel konuda Türk halkından vize aldığını söylemekte haklı olacaktır.CHP yönetimi de dünkü sonuçların kendileri açısından olumlu yanlarını öne çıkaracaktır. Ama gerçek şudur ki CHP bazı büyük şehirlerde, özellikle İstanbul'da başarılı görünmesine rağmen çok önemli kalelerini farklı şekilde kaybetmiştir.CHP'nin böyle bir "ne uzar ne kısalır" temposuyla bir iktidar alternatifi olamayacağı da bir kez daha ortaya çıkmıştır.CHP'nin başarılı olduğu İzmir gibi illerde adayların büyük etkisi olduğu ortadadır. 2002 seçimlerinde yeni isimlerin katılmasıyla yüzde 20'ye ulaşan CHP bu kez yine sevilen isimlerin aday olduğu il ve ilçelerde başarılı görünmektedir.CHP yönetiminin bu başarıların arkasına saklanacak durumu yoktur. Böyle bir çaba boşuna olur ve kimseyi kandırmaz.28 Mart seçimi hem AKP hem de CHP açısından büyük derslerle doludur. Bu dersler çok açıktır.Türk halkı bundan önceki seçimlerde olduğu gibi bu seçimde de en "rasyonel" şekilde oy kullanmış ve net hedefler göstermiştir.

Devamını Oku

Bir hayır vardır

27 Mart 2004

Kötü olayları kabullenmenin, tepki göstermeden tevekkülle karşılamanın en yaygın ifadesi "Her işte bir hayır vardır" cümlesidir. Böyle söylenerek o kötü olay geride bırakılır, daha kötülerinin böylece atlatıldığı düşünülür ve geleceğe doğru hep bir umut ışığı yanık bırakılır.Bir Afrika hikâyesindeki kral ile yakın arkadaşının başından geçenler, "Her işte bir hayır vardır" diye düşünmenin doğruluğunu anlatır.Kral ava çok meraklıdır. En önemli danışmanı olan yakın bir arkadaşının da avda hep yanında bulunmasını ister. Bir gün yine hep birlikte ava çıkılmıştır. Kralın tüfekleri sürekli hazır tutulmakta, elini kaldırdığı anda doldurulmuş hazır bir tüfek uzatılmaktadır. Av devam ederken bir talihsizlik olur, kral tetiğe bastığı anda tüfek patlar, parçalanır ve kralın parmağını uçurur. Kral müthiş öfkelenir, tüfekleri hazırlamakla görevli bütün hizmetkârların cezalandırılmasını ister.Acıyla kıvranarak bağırıp çağırırken arkadaşı yanına yaklaşır ve "Sakin ol, her işte bir hayır vardır, bunda da bir hayır vardır" der.Bu söz kralı sakinleştireceğine iyice çıldırtır, en yakın arkadaşının da zindana atılmasını emreder...Aradan bir yıl geçer. Kral maiyetiyle birlikte ava çıkmıştır. Bu kez kendi topraklarından iyice uzaklaşırlar ve vahşi kabilelerin yaşadığı derinliklere dalarlar. Korkulan olur, bir kabile saldırır, muhafızları öldürür. Kral ve birkaç adamını köylerine götüren vahşiler birden kralın bir parmağının olmadığını görürler. Büyücü bir şeyler söyler, kralı serbest bırakır diğer esirleri öldürürler.Kral evine döner dönmez emir verir, zindandaki arkadaşının salınmasını ve yanına getirilmesini ister. Gelince boynuna sarılır, özür diler. "Bunda bir hayır var dediğin zaman çok kızmış seni zindana artırmıştım, ama sen haklı çıktın, bu kaza sayesinde ölümden kurtuldum" der. Arkadaşından defalarca özür diler, "Senin gibi bir dostumu bir yıldır zindanda tuttuğum için çok üzgünüm" diye tekrar eder.Arkadaşı "Bunda da bir hayır var, anlamadın mı?" der. Kral "En yakın dostunu bir yıl hapiste tutmanın ne hayırı olacak" diye sorar. Arkadaşı cevap verir: "Eğer beni hapse attırmasaydın bu son avında ben yine yanında olacaktım ve vahşiler beni de öldürecekti..."Her şeyi her zaman bir "hayra" bağlamak ve gelecek için umut taşımak insanı çok rahatlattığı için kesinlikle faydalı bir duygudur.

Devamını Oku

Bir gün kala AKP

26 Mart 2004

Yarın sandıktan birinci parti olarak AKP'nin çıkacağına ilişkin bir kuşku kalmamıştır. Tartışılan, bu partinin oy oranıdır. AKP yöneticileri de yüzde 50'nin üzerinde bir oranı "istemiyor" gibi görünmektedir. Yüzde 45-48 gibi bir oran onları tatmin edecektir.Onların çekindiği, yüzde 55-60 arasında bir oy oranı çıkması halinde AKP'yi tehlike olarak görenlerin daha "sert" girişimlerde bulunması olasılığıdır. Bir yanda bu vardır, diğer yanda da AKP tabanının ya da parti içindeki daha "radikal" unsurların kendilerini daha "rahat" hissedecekleri bir ortamın doğması bulunmaktadır.Eğer AKP yüzde 60'a uzanırsa, reklam ve kredi kartı sevmeyen Sanayi Bakanı da havaya girecek, imam hatip liselerinin "kurtuluşu" için aktif taban harekete geçecek, harta türban meselesi de güçlü bir şekilde gündeme getirilecektir. Tabii ki AKP'nin üst yönetimi bu konularda acele etmeme yanlısıdır. Ama büyük bir seçim başarısı alttan gelen dalgayı büyütecektir.İktidar avantajdır ama...Bu senaryo gerçekleşme sürecine girerse Türkiye yeni bir gerilim ortamına sürüklenir ve bu gerilimi Avrupa Birliği adaylığı dışında azaltacak hiçbir güç kalmaz. AKP adaylarının İstanbul ve Ankara'da büyükşehir başkanlıkları ve ilçe belediyelerinin büyük çoğunluğunu kazanmaları kesin gibidir. AKP'nin asıl gözünü diktiği iller CHP'nin geleneksel "kaleleredir. İzmir'dir, Eskişehir'dir, Gaziantep'tir.AKP'nin ikinci önemli hedefi de Kürt kökenli vatandaşların çoğunluk oldukları Güneydoğu illerinde DEHAP egemenliğini kırabilmektir. Bu iki amacın gerçekleşmesi ise AKP'nin yüzde 50'nin üzerinde bir oy oranına ulaşması demektir. Her seçim, bir yandan da mevcut iktidarın politikalarını onaylamak ya da reddetmek anlamına gelir. AKP hükümetinin öne çıkan politikaları, Kıbrıs'ta çözüm için uğraşmak ve Avrupa Birliği üyelik sürecinin başlaması için çalışmaktır. Bu iki politikanın halk tarafından onaylanıp onaylanmadığı da yarın sandıkta belli olacaktır.İktidar avantajı önemlidir, ama tek başına iktidar avantajı yetmez. Arkasının da dolu olması gerekir. 2002'de Türk halkı eski dönemin sona ermesi için AKP'ye büyük bir kredi açtı. Bu kredinin ne ölçüde devam ettiği de yarın belli olacaktır. Kredi artarak devam ederse AKP'nin bunu doğru "okuması" önemli olacaktır. Her "yanlış okuma" Türkiye'deki bazı hassas dengeleri altüst edebilir.

Devamını Oku

İki gün kala CHP

25 Mart 2004

SHP-CHP-DSP oyları 1994 yılında İstanbul'da toplam yüzde 34,8 idi. Refah Partisi adayı Tayyip Erdoğan yüzde 25,2 ile başkan seçildi.* 1999'da İstanbul'da DSP-CHP oylarının toplamı yüzde 34, 1 idi. Fazilet Partisi adayı Ali Müfit Gürtuna yüzde 27,5 oyla başkan seçildi.Aynı durum Ankara için de geçerlidir, rakamlara boğmadan bir gerçeği tekrarlayalım: * İstanbul ve Ankara'yı Erbakan partilerine teslim eden sosyal demokratlardır. Ecevit'tir, Baykal'dır.CHP iki gün sonra yapılacak yerel seçim için de önemli ve anlamlı bir hareket yapmamıştır. İstanbul ve Ankara'yı kaybetmek için yola çıktığını seçtiği adaylarla göstermiştir.İki CHP adayı da milletvekilidir. Dolayısıyla seçimi kaybedince Meclis'te oturmaya devam edeceklerdir. Bu adaylar seçilmiştir çünkü bu iki büyükşehir için "ağırlıklı" hiçbir isim aday olmayı kabul etmemiştir. Tanınmamış ve ağırlıksız isimlerle kendini daha fazla düşürmemek için bu kurnazca yol bulunmuştur.* Ankara'da Murat Karayalçın sadece adıyla siyasi bir ağırlıktır. CHP yönetimi Ankara ve Türkiye için bir şeyler yapma ihtiyacı hissetmemiştir.CHP 1999'da yüzde 10'un altında kalarak Meclis'e giremedi. 2002'de Kemal Derviş ve onunla birlikte gelen yeni isimlerin yarattığı heyecanla yüzde 19'luk bir oy oranına yükseldi.29 Mart sabahı iş başına...1999'da CHP'yi tarihindeki en düşük oy oranına düşürmüş olan Deniz Baykal ve ekibi bir süre eve gittikten sonra 2002 öncesinde tekrar CHP'nin başına dönmüştür.Şu ana kadar yapılan seçim araştırmaları CHP'nin bu seçimde aynı oy oranına ulaşmasının güç olduğunu, hatta İzmir'de bile durumun ortada olduğunu göstermektedir.CHP bu seçimde ne sonuç alırsa alsın; isterse geçen seçimdeki yüzde 19'u geçsin, bu partinin baştan aşağıya yeniden yapılanması gerektiğini herkes görmektedir. Tabii ki şu anda CHP'nin başında olanlar görmemek için direnmektedir.CHP, Cumhuriyet'in kurucusu partisidir, Atatürk'ün partisidir. Bu partinin başına geçenlerin; Ecevitler'in, Baykal'ların yanlışları hem CHP'yi bugünkü durumuna getirmiş hem de ülkeyi siyasi İslam kökenli bir partiye teslim etmiştir.* AKP'nin merkeze doğru bir genişleme ve değişim süreci yaşaması bu gerçeği değiştirmez.CHP, 29 Mart sabahı bir yenilenme hareketini hemen ve acilen başlatmak zorundadır. Bunun ilk adımı da cumhuriyetçi ve sosyal demokrat bütün hareketlerin, Ecevitler dışındaki DSP'liler de dahil, CHP içinde buluşması olacaktır.

Devamını Oku

Sandığa gitmek ya da gitmemek

25 Mart 2004

Seçim araştırmalarında AKP'nin açık farkla önde görünmesinin beklenen etkilerinden biri, AKP'ye ve diğer partilere oy verme eğilimindeki bir kısım seçmenin sandığa gitmemesi olabilir.AKP açısından bu ihtimal daha düşük, diğer partiler açısından daha yüksektir. AKP'ye oy vermeyecek olan ama diğer partiler arasında da çok net seçim yapmamış olan vatandaşın kolay çözümü hiç oy vermemektir. Böylece en çok tepki gösterilen iktidar partisine oy verilmemiş olur, etkili muhalefet yapmayanlara da ceza verilmiş olur. Bunu "demokratik" bir tepki olarak savunanlar vardır. Ama bu tavrın sonucu gerçek "milli irade "nin yansımamasıdır.* Seçime katılanların azalması, tepki ya da başka nedenlerle oy vermeyenlerin çoğalması her zaman en güçlü partiye yarar. En güçlü partinin oy oranı görece olarak yükselir.Meydanı boş bırakmayınBu seçimin diğer yerel seçimler gibi bir özelliği de çok fazla sayıda görev yeri için oy kullanılacak olmasıdır. Buyükşehir belediyesi, ilçe belediyesi, il genel meclisi, belediye meclisi, muhtar ve muhtarlık azası için atılacak oylar seçmen başına düşen oy kullanma süresini uzatacağı için sandık başlarında kuyruklar oluşacak ve bazı vatandaşlar bekleme zahmetine katlanmayacaktır.Bunların sayısı ne kadar fazla olursa demokratik sistem o kadar yara alır. Bütün sorumlu vatandaşlara düşen görev, şu andaki oy kullanma güçlüklerine rağmen sandık başına gitmek ve kendi görüşlerine en uygun partiye, adaya oy vermek olmalıdır. Demokrasinin iyi işlemesi gerektiğine inanan bütün vatandaşların pazar günü iki görevi vardır: Oylarını kullanmak ve bu görevden kaçmaya çalışanları da oy kullanmaya teşvik etmek.* Demokrasi en büyük zararı "boşver yahu, hepsi birbirinin aynı" kolaycılığından görür. Hayır, hepsi birbirinin aynı olsa bile içlerinde her vatandaşın kendine yakın bulacağı biri vardır."Boşvermek" her zaman düzeyi biraz daha aşağı çeken bir yanlıştır. Düzeyi aşağıya çekmek isteyenler her zaman boşverenlere güvenirler, boşverenler ne kadar çok olursa meydanı o kadar boş bulurlar. Bu seçim, sadece yerel yöneticilerin belirleneceği bir seçim değildir. Bu seçimin sonucunun Türkiye'nin yakın geleceği üzerinde çok büyük etkileri olacaktır. Bu nedenle "boşvermek" asla hoşgörülecek bir tavır olamaz.

Devamını Oku

Esnaf mantığıyla ülke yönetmek!..

24 Mart 2004

Esnaf olmak, küçük bir dükkân işletmek ve dükkânını daha büyük işler karşısında korumaya çalışmak suç değildir. Esnaf, işini esnaf gibi yönetecektir. Ama esnaf mantığıyla siyaset yapmak ve ülke yönetmek mümkün değildir.Başbakan bir süredir "parayı ben veriyorum benim dediğim olacak" ya da "adam parayı veriyor tabii rektörü o atayacak" şeklinde bir üslup tutturdu. Aslında "geçinemiyorum o yüzden toptancı bakkallık yapıyorum" mantığı da aynı esnaf mantığının bir uzantısıdır.Başbakan'ın "parayı ben veriyorum, benim dediğim olmalıdır" şeklinde konuştuğu alan "üniversite"dir. Burada kastedilen de üniversitelerin bütçeleri genel bütçe içinde yer aldığı için bu kurumların siyasi iktidara bağımlı olmasıdır.önce "parayı ben veriyorum" sözü üzerinde durmak gerekiyor. Parayı ne Başbakan ne hükümet ne de AKP veriyor. Parayı halk veriyor. Başbakan'ın, hükümetin ve bu makamlar için seçilmiş olan partinin görevi, bu paranın doğru kullanılmasını, çarçur edilmemesini sağlamaktır.Erdoğan, Amerikan üniversiteleri hakkında da herhalde kendi gözlemleri dolayısıyla bazı tespitlerde bulunuyor ve üniversitelerin bilim ve işletme yanlarının ayrılması gerektiğini söylüyor. Şu anda Amerikan üniversitelelerini ya da köklü Avrupa üniversitelerini model almak kolaydır, ama Türk üniversitelerinin bugünkü düzeylerinin o üniversitelerin düzeyine yaklaştırılması şartıyla. Üniversitenin tek işlevinin eğitim olmadığını, bunların bilim üretme merkezleri olduğu gibi konuları da birilerinin Türk üniversiteleri hakkında karar verecek siyasi kişilere anlatması gerekiyor.Popülizmin ta kendisi!Ayrıca şunun da anlatılması gerekiyor: Üniversite eğitimi kamunun çok sıkı denetimi altında bulunması gereken bir alandır. Üniversiteler bakkal dükkânı gibi yönetilemez ve bakkaldan çok farklı özelliklere sahip kurumlardır. Bu yüzden üniversiteler ve Türk üniversitelerinin düzeyinin yükseltilmesi konuşulurken "ben parayı veriyorum, adam parayı veriyor" gibi bir tartışma düzeyi ile üniversite reformu yapmak mümkün değildir. Esnaf mantığının basitliği bazen çekici ve doğru gelebilir. Başbakan da bunu kullanmaktadır. Aynı şekilde, reklamın ne olduğunu bilmeyen, reklamın etkileme gücünden korkan, hatta kredi kartlarının ekonomideki işlevinden habersiz olan ve bunlardan korkan esnaf mantığında bir kişi de Sanayi Bakanlığı koltuğunda oturmaktadır. Esnaf mantığıyla tartışmak popülizmin ta kendisidir. Çünkü amacı meselelerin derinliğini bilmeyen geniş kitleleri kandırmaktır.Başbakan seçim kampanyası başlarken AKP adaylarını toplamış "şehirli olun" demişti. Bu sözü kendilerine çevirmek gerekir: Bakkal dükkânı mantığıyla Türkiye yönetilemez, ufuk sahibi yönetici olun, küçük işlere takılmayın, meseleleri derinlemesine öğrenin, hatta bilmediğiniz her şeyi doğru dürüst öğrenmeye çalışın ve buna göre siyasi çizgi belirleyin.

Devamını Oku