Acil görev

19 Mayıs 2006

İki gündür herkes birbirine benzer şeyler söylüyor: Sağduyu... Aklıselim... Tahriklere kapılmamak... Birbirimize düşmeyelim... Vs...Bunların hepsi doğru. Danıştay'a silahla, gazeteye bombayla, mahkemeye sopayla, rahibe tabancayla saldıran ve saldırtanların bir hedefleri var. Bu hedefin Türkiye için "hayırlı" olduğunu, bu eylemleri yapanların ülkenin ve halkın iyiliğini düşündüklerini kimse söyleyemez.Bunların birbirinden bağımsız olaylar olmadığı da ayan beyan ortada. O zaman bütün yetkili ve sorumlu kişilere düşen asıl görev de belli:Bu kargaşayı yaratmayı hedefleyen ve silahlı kalkışma içine girmiş olanların kendilerine taktıkları sıfatlara bakmadan, bunlar kendilerine ister milliyetçi, ister milliyetçi-mukaddesatçı, ister İslamcı, ister millici desinler; aldırmadan, bu sıfatlar karşısında korkmadan üzerlerine gitmek.Güvenlik ve yargı sisteminin bütününün, şu anda bundan daha önemli bir görevi olamaz.Türkiye'deki çeteleşme sistemini dün başka birileri kullanmıştır, bugün kullananlar farklı olabilir, yarın da başkaları kullanır.Bu durumda önemli olan çetelerin dağıtılmasıdır.Türkiye'nin kâbusuBu çete sistemi Türkiye'nin önemli bir kâbusudur. Demokratik düzenin gelişmesi önündeki önemli engellerden biridir. Ve bu sistemin üzerine, dağıtmak amacıyla yürüyen bir iktidar olmadı. Çünkü herkes bunların kendilerine taktıkları sıfatlardan ürktü.Son olaylar bağlantıları gösteriyor: Radikal milliyetçi örgütlenmeler, kendilerine milliyetçi-mukaddesatçı diyenler, kendilerine millici diyenler ve mafyalar.* Bu bağlantıları yasal yollarla dağıtacak olan yönetim, Türkiye'nin geleceğiyle ilgili en önemli adımlardan birini atmış olacaktır.* Terör soyut bir kavram değildir, teröristler Ay'dan gelmiyor. Her terör eyleminin bir siyasi ve toplumsal amacı vardır. Bunları tam olarak görmeden "terörün dini, milliyeti yoktur" gibi safiyane tanımlar üreten karışık kafaların böyle bir temizliği gerçekleştirmesi zordur.Bu yapılmadığı sürece de Türkiye'deki demokratik gelişmelerin karşısındaki büyük tehditler varolmaya devam edecektir.AKP hükümetinin bu teşhisleri koyduğu ve gerekli cesur adımları atacağı kuşkulu. En azından şu ana kadar görülen bütün işaretler tam tersini gösteriyor.* Böyle bir dönemeçte iktidar boşluğu yaratmanın faturası da ağırdır.

Devamını Oku

Rüzgâr ve fırtına

18 Mayıs 2006

Ankara'dan taşan öfke bütün ülkeyi kaplıyorsa bu öfkenin kaynaklarını iyi görmek gerekir.Danıştay'a sıkılan kurşunlar uzun süredir sessiz duran bir kitleyi harekete geçirdi. Bu kitle AKP hükümetinin temel politikalarının ülkeyi karanlığa götüreceği konusunda ciddi kuşkular taşıyor.Kuşkusuz, katil avukatın AKP ile bağlantısından söz etmek, en azından şu andaki bilgilere göre haksızlıktır. Ama bu kişinin "milliyetçi-İslamcı" çevrelerle bağlantısına ilişkin ciddi kanıtlar bulunmaktadır.* "Ülkücü-milliyetçi-İslamcı" kadroların zaman zaman çeşitli amaçlarla kullanılmış olduğu da biliniyor.Kendilerini "Türk İslam sentezcisi" olarak tanımlayan bazı örgütlerin devletin "hizmetinde" olduğuna inandıkları misyonlara göre eylemler yaptıkları da çeşitli olaylar dolayısıyla öğrenilmiştir.* Bu örgütlenmeleri kontrol ettiklerini zannedenlerin, uzun süredir kontrolü kaybettikleri de on yıl önceden, Susurluk olayında ve daha sonra da Güneydoğu'daki Hizbullah cinayetleriyle ortaya çıktı.Danıştay hakimlerine saldıran kişinin de tek başına ve bir akıl hastası olmadığı belli. Toplantı odasına soğukkanlılıkla girip karşısındaki beş kişiye birer mermi sıkabilen bir kişinin belli bir eğitimden geçmiş olması gerekir.Bu bağlantıların ortaya çıkarılması büyük önem taşıyor. Ancak bu, güçlü ve ne yaptığını bilen bir yönetimin işidir. Kafası karışmış, olayların peşinden süreklenen yöneticilerin değil.***AKP hükümetinin en tepesindekiler, özellikle de Başbakan Tayyip Erdoğan, bir süredir gerçek gündemden kopmuş, yapay meselelerin peşinde dağılmış olduğu görüntüsünü veriyor.Meclis Başkanı Arınç'ın geçen 23 Nisan törenleri dolayısıyla yaptığı gösteri ve laikliğin yeniden tanımlanlasına yönelik konuşmaları, en tepedeki "dağılma"nın sonuçlarından biridir."Dağılma"nın en son örneği de Başbakan Erdoğan'ın Antalya'daki programlarını gerekçe göstererek Ankara'daki cenaze törenine katılmamasıdır.Siyaset ve yönetim üslubunda "delikanlılık" vurgusunu abartmış bir kişi olarak Erdoğan'ın tam tersini yapması gerekirdi. Hiç olmazsa Ankara'da kalabilir ve törene katılmama nedenini "duygusal ortamda yanlış tepkilere yol açmamak" olarak herkese açıkça söyleyebilirdi.Rüzgâr ekmek her zaman fırtına biçmek tehlikesini taşır. Bu herkes için geçerlidir.

Devamını Oku

Ne meczubu!

17 Mayıs 2006

"Meczuplar" Türkiye'yi yine şiddet ve kan denizine çevirmek için harekete geçti. Çoktandır hareket halindeydiler ama halk hep bu kişilerin meczup, akıl dengeleri bozuk kişiler olduğuna inandırılmaya çalışıldı.* Bunlardan biri dün Danıştay'da katliam girişiminde bulundu. Bir gün önceden keşif yapan, attığı her kurşun hedefini bulan, hatta yalnız olmadığı anlaşılan bu avukatın, akıl dengesinin bozuk olduğu söylenip işin içinden çıkılamaz.Bir gün önce duruşmayı basıp insanlara saldıran avukat ve adamları için de "bunlar akıl dengeleri eksik kişiler" denilip mesele kapatılamaz.* Geçen hafta üç kez Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba atanların da "Allahüekber" diye bağırdıkları için akıl dengeleri eksik fanatikler olduğu söylenip olay unutturulamaz.* Geçen şubat ayında Trabzon'da rahip öldüren genç için de benzer gerekçeler ileri sürülmüş ve olayın unutulmasına çalışılmıştı.Bunların tek başına ve birbirinden bağımsız olaylar olmadığını düşünmek için çok fazla gerekçe var.**** Bütün bunlar aynı "milliyetçi mukaddesatçı" ruhla hareket ediyor. Aynı ruhla saldırıyor, öldürüyorlar.Aynı ruhla Türkiye'yi karanlığa götürme planlarına uşaklık ediyorlar.Trabzon'daki rahip cinayetini "meczup işi" deyip küçültüp, dikkatlerden gizlemeye çalışırsanız Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan bombayı hazırlamış olursunuz.Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba atanları yakalayamadığınız zaman güpegündüz mahkemede duruşma basılıp insanlar dövülür, güvenlik güçleri de seyreder.Duruşma baskını karşısında suspus ve çaresiz kalırsanız biri de gelir Danıştay'ı basar yargıçları öldürür.Bütün bu olaylar birbiriyle bağlantılıdır. Örgütsel bir bağ olmasa bile faillerdeki "ruh bağlılığı" ortadadır.Bu açık olarak söylenmediği sürece, hep faillerin akıl sağlığı gerekçe gösterildiği sürece bu olaylar devam edecektir.Trabzon cinayetine gerekçe aranmasaydı, Cumhuriyet'le ilk bomba atıldığında Başbakan bizzat gidip geçmiş olsun deseydi, sürekli olarak duruşmalara saldıranlara gereken işlemler yapılsaydı, dünkü Danıştay baskını için cesaret bulmaları mümkün değildi.Bu olaylar tabii ki hükümeti yaralayacaktır. Hükümet "bizimle ne ilgisi var" diyerek işin içinden sıyrılamaz.

Devamını Oku

Niyet olmazsa

16 Mayıs 2006

Türkiye'de sol, on yıldır iktidar seçeneği olmaktan çıktı, merkez sağın ve radikal sağın ardında üçüncü sıraya düştü.Bunda 90'lı yıllarda yaşanan akıl dışı mücadelelerin büyük payı var. Ayrıca 1991'de Demirel'in DYP'si ile iktidar ortağı olan SHP'nin siyasi yanlışlarına, CHP'nin başına geçen Deniz Baykal ekibinin "küçük olsun bizim olsun" anlayışı eklenince iniş kaçınılmaz oldu.CHP'nin şu andaki politikası yüzde 15-18 arası bir oy oranıyla bir kez daha Meclis'te ana muhalefet partisi olarak kalmaya yönelik. Baykal bunu yeterli buluyor, bu oranı elinde tutabilmek için de milliyetçi sağın geleneksel temalarını kullanmaktan kaçınmıyor.* Solda birlik için DİSK'in başlattığı bir girişim ve SHP'nin İtalyan "zeytin ittifakı" örneğini Türkiye'ye uyarlama çabaları gündemde. Bu arada akademik kariyeri olan bazı yeni isimlerin yanında Prof. Yılmaz Büyükerşen de yeni birlik girişimlerinde "çevresinde toplanılacak isim" olarak ortaya atıldı.Bu girişimlerin sonuca ulaşabilmesi için tek bir koşul var. O da CHP üst yönetiminin alacağı tavır. CHP yönetiminin, Deniz Baykal'ın bu girişimlere sıcak baktığına ilişkin herhangi bir işaret yok. Böyle bir işaret olmaksızın da iyi niyet sahiplerinin "solda birlik" hayallerinin gerçekleşmesi umudu yok.Zorlamak bile zor...CHP yönetiminin bugüne kadarki tavrı, daha küçük sol oluşum ve partileri CHP çatısı altında toplamak yönünde bile olmadı. Baykal, partide merkez yönetimini zayıflatma kuşkusu yaratabilecek her türlü gelişmeye kapalı.İktidar adayı olma umudunu taşımayan, sosyal demokrat hareketin gelişmesi için çalışmayan CHP yönetiminin dışarıdan gelen girişimlerle "zorlanması" da zor.* Baykal'ı ve kadrosunu politika değiştirmeye yönlendirecek tek güç, yine CHP'nin içinden gelen bir dalga olabilir. Ancak şu ana kadar bu yöndeki en küçük işaret bile görülmemiştir."Solda birlik" ve bu yolla iktidar seçeneği olmak halen bir hayal, iyi niyetli bir hayal olarak duruyor. Bütün çabalar, bu konuda bir niyeti olmayan, halinden memnun Baykal'a çarpacaktır. Bu da önümüzdeki seçimde CHP'nin biraz daha aşağıya inmesi, solun seçenek olmaktan biraz daha uzaklaşması anlamına geliyor.Hisarcıklıoğlu'ndan düzeltmeTOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Sanayi Bakanı Ali Coşkun'un yeni makam aracı konusunda bir açıklama yaptı. TOBB Başkanı, bu araç için kullanılan kaynağın Birlik tarafından oluşturulduğunu, ancak tasarrufunun tümüyle Sanayi Bakanlığı'na ait olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla Ali Coşkun'a yeni makam aracı alınmasında TOBB'un herhangi bir rolü bulunmuyor.

Devamını Oku

Gerginliğin bir nedeni

16 Mayıs 2006

Ankara'daki gerginliğin nedenlerinden biri daha ortaya çıktı. AKP'nin yaptırdığı seçim araştırmalarına göre, 6 ay önceki yüzde 50'yi aşma umutları suya düşmüştür.Birkaç kuruluşa yaptırılan araştırmalara göre, "bugün seçim olsa" AKP'ye oy vereceklerin oranı yüzde 40-44 arasında değişmektedir. Bu, son yerel seçimde alınan yüzde 41,7'lik oy oranını ancak korumak anlamına geliyor.Altı ay önce yine AKP tarafından yaptırılan araştırmalarda bu oranların yüzde 44-49 arasında olduğu dikkate alınırsa, AKP'nin altı ayda kaybettiği oy oranının yüzde 5 olduğu düşünülebilir.* AKP 2002'de yüzde 34 oy almıştı. 2004'te bu oran yüzde 41,7'ye çıktı. 2005 yılının araştırmalarında da en yüksek noktaya ulaşıldı.Dolayısıyla son birkaç aydır AKP'nin kan kaybettiğini söylemek yanlış olmaz.Bu kan kaybının nedeninin son dönemde ardı ardına gelen beceriksizlikler olduğu ortadadır. Her siyasi tartışmadan AKP yaralı çıkıyor. Merkez Bankası'na başkan ataması ya da Milli Eğitim'de önemli istifalar, hatta Unakıtan tartışmaları, AKP'nin aleyhine çalışan olaylara birkaç örnektir.Bunlara AKP'li kadroların "ihale merakı" ile "ilgileri" de eklenince, AKP'nin bir kesiminin "dünya işleriyle" fazlasıyla ilgili olduğu görüşü de yaygınlık kazandı.Öfke çare değil...Türkiye'de iki seçim arasındaki süre hiçbir zaman 4 yılı aşmamıştır. Eğer AKP hükümeti dayanırsa ilk kez bir hükümet, yasal süresini doldurmuş olacak.Türkiye'nin dinamikleri çok hızlı değişiyor. Dolayısıyla siyasetin ana eksenleri de sürekli değişiyor. Bu da her zaman iktidarı yıpratan, çabuk eskiten bir süreçtir. AKP hükümeti de dördüncü yılının sonuna yaklaşırken aynı durumla karşı karşıya kalmıştır.Bu iniş sürecine belli ölçüde hakim olmanın yolu, hükümette değişiklik yapmaktır. Tayyip Erdoğan bunu yapmadı. İkinci ve kesin çözüm, erken seçimdir. Tayyip Erdoğan buna da direniyor.* Ekonomide şu anda bir mini-kriz yaşanıyor ve ulaşacağı boyutlar henüz tam olarak bilinmiyor. Eğer ekonomik belirsizlik devam ederse, hiç kimse "dış konjonktür" lafına, gerekçesine itibar etmez. Yine en ağır eleştiriler ve tepkiler hükümete yönelir.AKP'nin yönetim zaafları, birikim ve kadro eksiklikleri her gün biraz daha açığa çıkıyor. Bunun en doğal sonucu da seçim araştırmalarında AKP'ye oy verecek olanların oranının düşmesidir. AKP buna hazırlıklı olmalıdır. Bu hazırlığın temel koşullarından biri de öfke nöbetlerinden kurtulmaktır.

Devamını Oku

Ballı parmak ya da padişahlar

14 Mayıs 2006

Birkaç gündür gazetelerin en tepelerinde yer alan haberler, Ankara'nın, orada kim oturursa otursun, demokrasiden habersiz olduğunu gösteriyor.Demokrasi, 4-5 yılda bir sandığa gidilir, sandıktan kim çıkarsa o belli bir süre için padişah olur anlayışının sistemi değildir. Demokrasinin temel mantığında, seçilmiş olanların da atanmış olanların da sürekli olarak halka hesap verme durumunda olmaları yatar.Mehmet Ali Şahin ve Abdüllatif Şener'e birer at hediye ediliyor. Olay ortaya çıkınca ilk yalan söyleniyor: Atlar satın alındı. Kaça alındı? Beşer bin liraya. Bu yalanı söyleyenler bilmiyorlar mı ki, atların gerçek değeri hemen bulunabilir. Nitekim bulunuyor: Atların her birinin değeri 100 bin YTL'dir.Devlette makam otoları konusunda bir süredir savurganlığı önleyecek tedbirler uygulanıyor. O zaman ne yapılır? Bakanın kendisine bağlı hatta bağımlı olduğu bir kuruluştan "aktarma" yapılır.Sanayi Bakanı Ali Coşkun'a da 400 bin YTL'ye son model bir otomobil alınıyor. Alan, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'dir. TOBB yönetici ve üyeleri böyle bir "hediye"yi makul bulabilir, çünkü Sanayi Bakanı en çok muhatap oldukları ve sürekli "ihtiyaç duydukları" bakandır.Basının görevi hatırlatmakYine günün çok konuşulan konularından biri Kürşat Tüzmen'in bir fuarcılık kuruluşuna yaptığı "kıyaklar." Bu kuruluşun başındaki kişinin özel konumunun önemi yoktur. Ancak bu özel konum, yakınlık, parasal yetkilerin lehte kullanılmasına yol açıyorsa ortada ağır bir durum vardır.Maliye Bakanı Unakıtan'ın çocuklarının ticari faaliyetleri, kaçak villaları bir ara çok konuşuldu, sonra Başbakan bakanına sert sözlerle sahip çıktı ve konu unutulur gibi oldu.Ama demokraside bunlar unutulmaz. Halk unutsa bile basının görevi hatırlatmaktır.Ve de yukarıda adı geçen 5 bakanın eleştirildiği her bir olay, eğer demokratik ülkede olmuşsa, o kişi, olay ortaya çıktığı anda görevinden ayrılır. Bunu kendisinden isteyecek olan da hükümetinin saygınlığı, itibarı konusunda en hassas olması gereken birinci sorumlu, yani başbakandır.Ankara'da koltuğa oturanın kendisini padişah ya da sadrazam sandığı bir zihniyetin egemenliğinde demokrasinin işlemesi zor. AKP de bu zihniyet açısından, öncekilerden farklı çıkmadı. Örnekler yukarda ve herkes bunun anlamını iyi düşünmeli.

Devamını Oku

Sohbetin adabı

13 Mayıs 2006

Şirazlı Şeyh Sadi "Gülistan"ın "Sohbetin adabı beyanındadır' başlıklı bölümünde hayata dair öğütlerini ardı ardına sıralar:Günahtan kaçmayan âlim, elinde meşale tutan köre benzer. Halka yolu gösterir de bakar, kendisi görmez.Memleket akıllılardan ziynet bulur, din ise âlimlerden kemal kazanır.Padişahlar akıllıların nasihatlerine, akıllıların padişah yanında bulunmaya ihtiyaçlarından daha ziyade muhtaçtır.Ey padişah, eğer nasihatimi dinlersen hiçbir defterde bundan daha iyi nasihat yoktur.Memuriyet, her ne kadar akıllı insanın işi değilse de, sen akıllıdan başkasına memuriyet verme.Üç şey, üç şey olmadan payidar olamaz. Ticaretsiz işletilemeyen saltanat.Kötülere acımak iyilere zulümdür. Zalimleri affetmek mazlumlara zulmetmektir.Kötüyü himaye edeni okşarsan, senin devletine ortak olmak ister.Dostlar içinde sırrını ifşa etme. Ne bilirsin, belki biri düşman olur. Düşmanına da elinden gelen her zararı yapma. Olabilir ki, bir gün dostun olur.Bir sırrın gizli kalmasını istiyorsan, ne kadar itimada layık bile olsa kimseye açma, çünkü o dostun da dostları olur ve böylece dosttan dosta sırrın faş olur.Susmak, sırrını birisine söyleyip de "aman kimseye söyleme" demekten daha iyidir.Ey sade dil, suyu daha taşmadan pınar başında bağla, kapat. Çünkü çoğalıp da ırmak halini alırsa kapatamazsın.Zayıf bir düşman sana itaat eder ve dostluk gösterirse maksadı vakit kazanarak kavi bir düşman olmaktır.Hükemâ, "dostların dostluğuna itimat edilemiyor, düşmanların dostluğuna nasıl inanılabilir" demişlerdir.Küçük düşmanı hakir saymak, azıcık ateşi ihmal etmeye benzer.Ateşi bugün, söndürmek mümkün iken söndür, çünkü bir kere parlarsa cihanı yakar.Düşmanı ok ile öldürmek mümkün iken öldür, yayını kurmağa bırakma.İki düşman arasında sözü öyle söyle ki onlar birbiriyle dost oldukları zaman mahçup olmayasın. İki kimse arasındaki cenk, ateş gibidir. Bedbaht gammaz ise odun taşıyıcıdır. Bununla o bir anlık barışıp birbirinden memnun olurlar, fitneci ise ara yerde mahçup kalır.İki kişinin arasında ateşi alevlendirmek, kendisi de ara yerde yanmak akıllı işi değildir.

Devamını Oku

Yumuşak karın

12 Mayıs 2006

Ekonomide dün "bir şeyler" oldu. Faizler yükseldi, dolar ve euro değerlendi. Borsada büyük düşüş oldu.Böyle ani hareketler en azından şunu gösteriyor:* Ekonominin kırılgan yapısı devam etmektedir. Çünkü yatırımlar artmıyor, işsizlik artıyor.Hükümetin ekonomiden sorumlu bakanlarının övünmelerine rağmen iş hayatının hemen her kesimi ağır şekilde şikâyet halinde. Gerçi Başbakan böyle şikâyetleri duyduğunda "ne oluyor, her dediğinizi yaptık yine ağlıyorsunuz" diye azarlamaya başlıyor, ama tabii bu tür azarlamalarla gerçeği değiştirmek mümkün değil.Hükümet kanadındaki en büyük övünme konusu enflasyondaki düşüş.Doğrudur, enflasyon yüzde 60'lardan 8-9'a inmiştir.Bu, öncelikle IMF ve Dünya Bankası'nın Ankara'ya yaptığı büyük baskılarla gerçekleşti. Diğer yandan yüzde 8-9 oranında enflasyon bugünkü dünya ekonomi kriterlerine göre halen "yüksek enflasyon" anlamına geliyor.Enflasyon bu seviyeden aşağıya inemiyor, hatta yukarıya doğru zorlamalar yapıyor. Ekonomistler bundan yola çıkarak enflasyon eğrisinin her an yukarı doğru dönebileceği konusunda uyarıyorlar. Çünkü Türk ekonomisinde kaynak yetersizliği var. Bu da dengelerin son derece kırılgan olduğu anlamına geliyor.Güven sorunu...Hükümetin en çok övündüğü bir başka konu, Türkiye'ye giren yabancı sermaye. Geçen yıl Türkiye'ye giren yabancı sermaye yüzde 102 artışla 1.2 milyar dolara ulaşmış.İlk bakışta bu kaynağın yeni iş yerleri açılmasında kullanıldığı düşünülebilir. Oysa uzmanlar söylüyor: Bu tutarın yüzde 76'sı gayrimenkul yatırımlarına gitmiş. Dolayısıyla yeni istihdam yaratılması söz konusu değil. Diğer bölümü de büyük özelleştirmeler dolayısıyla zaten varolan işletmelerin satın alınması için kullanılmış.* Hükümet 3.5 yıl boyunca Merkez Bankası'na dokunamadı ve banka uyguladığı para politikasından hiç taviz vermedi. Sonunda hükümet muradına erdi ve doğrudan müdahalesine imkân vereceği kuşkusu yaratan bir atama ile sorunu kendine göre çözdü. Yeni Başkan'ın ilk kararlarından biri, daha önce hükümetin istediği faiz indirimini yapmak oldu. Son gelişmelerse, bunu gerçekçi bulmadıklarını söyleyen ekonomistleri doğruladı.Hükümetin ekonomi yönetimi hâlâ kimseye güven vermiyor. Bütün gelişmeler bunu gösteriyor.

Devamını Oku