Ankara'dan taşan öfke bütün ülkeyi kaplıyorsa bu öfkenin kaynaklarını iyi görmek gerekir.
Danıştay'a sıkılan kurşunlar uzun süredir sessiz duran bir kitleyi harekete geçirdi. Bu kitle AKP hükümetinin temel politikalarının ülkeyi karanlığa götüreceği konusunda ciddi kuşkular taşıyor.
Kuşkusuz, katil avukatın AKP ile bağlantısından söz etmek, en azından şu andaki bilgilere göre haksızlıktır. Ama bu kişinin "milliyetçi-İslamcı" çevrelerle bağlantısına ilişkin ciddi kanıtlar bulunmaktadır.
* "Ülkücü-milliyetçi-İslamcı" kadroların zaman zaman çeşitli amaçlarla kullanılmış olduğu da biliniyor.
Kendilerini "Türk İslam sentezcisi" olarak tanımlayan bazı örgütlerin devletin "hizmetinde" olduğuna inandıkları misyonlara göre eylemler yaptıkları da çeşitli olaylar dolayısıyla öğrenilmiştir.
* Bu örgütlenmeleri kontrol ettiklerini zannedenlerin, uzun süredir kontrolü kaybettikleri de on yıl önceden, Susurluk olayında ve daha sonra da Güneydoğu'daki Hizbullah cinayetleriyle ortaya çıktı.
Danıştay hakimlerine saldıran kişinin de tek başına ve bir akıl hastası olmadığı belli. Toplantı odasına soğukkanlılıkla girip karşısındaki beş kişiye birer mermi sıkabilen bir kişinin belli bir eğitimden geçmiş olması gerekir.
Bu bağlantıların ortaya çıkarılması büyük önem taşıyor. Ancak bu, güçlü ve ne yaptığını bilen bir yönetimin işidir. Kafası karışmış, olayların peşinden süreklenen yöneticilerin değil.
AKP hükümetinin en tepesindekiler, özellikle de Başbakan Tayyip Erdoğan, bir süredir gerçek gündemden kopmuş, yapay meselelerin peşinde dağılmış olduğu görüntüsünü veriyor.
Meclis Başkanı Arınç'ın geçen 23 Nisan törenleri dolayısıyla yaptığı gösteri ve laikliğin yeniden tanımlanlasına yönelik konuşmaları, en tepedeki "dağılma"nın sonuçlarından biridir.
"Dağılma"nın en son örneği de Başbakan Erdoğan'ın Antalya'daki programlarını gerekçe göstererek Ankara'daki cenaze törenine katılmamasıdır.
Siyaset ve yönetim üslubunda "delikanlılık" vurgusunu abartmış bir kişi olarak Erdoğan'ın tam tersini yapması gerekirdi. Hiç olmazsa Ankara'da kalabilir ve törene katılmama nedenini "duygusal ortamda yanlış tepkilere yol açmamak" olarak herkese açıkça söyleyebilirdi.
Rüzgâr ekmek her zaman fırtına biçmek tehlikesini taşır. Bu herkes için geçerlidir.

