İlk adım başarıyla atıldı

19 Ekim 2009

Kuzey Irak’tan ilk geliş, bu satırların yazıldığı ana kadar başarıyla gerçekleşti. On yıl önce aynı fırsat yakalanmış ve kaçırılmıştı.Gelişler konusunda bir “yanlış anlama”ya düşülmemelidir. Yasalar uygulanmak durumundadır, dolayısıyla gelenlerin ellerini kollarını sallayarak gitmeleri söz konusu olamaz. Ayrıca bu kişilerin salınmaları için, “etkin pişmanlık yasası”nın uygulanması gerekiyor. Kendi iradeleriyle gelmeleri “pişmanlık” kanıtı olarak alınabilir ve yasa uygulanabilir. Hukukçular, bunun mümkün olduğunu söylüyor.***Bir başka yanlışa düşme ihtimali de halen ortada duruyor. DTP örgütleri, salınanları bölgede dolaştırıp, kalabalıklara alkışlatmak şeklinde gösterilere kalkışırlarsa bunun tepki doğurması ve yeni zorluklar çıkarması kaçınılmazdır.Her iki konuda da DTP’ye büyük görev düşüyor. Bu partinin içinde, barış sürecini “savaşın devamı” gibi görenler olabilir. Onlar her gelişmeyi kendileri açılarından bir “zafer” gibi sunmak isteyeceklerdir. Oysa barış süreci bütün ülkenin ortak başarısı olarak devam ederse manevi sıkıntıların giderilmesi daha kolay olur.***On yıl önce, yirmi yıl önce yaşananları hatırlarsak, bugünün anlamını daha iyi kavrayabiliriz. Meclis’ten polis zoruyla götürülen Kürt milletvekillerini, yurt dışından gelenlere yapılan en ağır terörist muamelelerini en başta DTP’nin hatırlaması gerekiyor.Bunlar hatırlandığı zaman dün aşılan eşiğin ne kadar büyük bir gelişme olduğu görülebilir. Bu aşamaya gelinmesi de Türkiye’deki bütün demokrat güçlerin yoğun çabasıyla mümkün olmuştur.***Süreç devam ettikçe DTP’ye düşen sorumluluklar artıyor. O sorumlulukların başında da gerilim yaratıcı her türlü beyanattan kaçınmak geliyor. Bazı heyecanları, aceleci beklentileri dizginlemek yine DTP’nin görevidir.On yıl öncesini, yirmi yıl öncesini bugünle kıyasladığımızda toplumun kaybettiği zamanın sorumlusunun vizyon eksikliği, demokrasiden nasiplenmemiş siyasi liderler olduğunu da ortaya çıkıyor. Kürtlerin de şunu görmesi gerekiyor:Bu gelişme uzun bir demokratik mücadele sayesinde olmuştur, bundan sonra da her şey demokratik mantık içinde kalmak zorundadır.

Devamını Oku

Artık yanlış yapılamaz

18 Ekim 2009

Demokratik açılımın konuşulmaya başlandığı günden bu yana en önemli adım bugün atılacak. Kuzey Irak’tan gelecek 50 dolayında PKK’lı yetkililere teslim olmaya başlayacak.Bu, dağdan inişlerin de başlaması anlamına geliyor.PKK’nın bu adımı atmasının nasıl sağlandığının herhangi bir önemi yok. Önemli olan, bu gelişmeyi Ankara’nın doğru değerlendirmesi ve muhalefet partilerinden gelecek kafa karıştırma çabalarının etkisinde kalmamasıdır.CHP ve MHP, bugüne kadar gizli pazarlık suçlamalarıyla hükümetin daha cesur düşünüp davranmasını engellemeye çalıştı. Yine aynı şeyleri söyleyeceklerdir.Ama gerçekten önemli olan, bu kısır tartışmaların üzerine çıkarak dağdan inişleri hızlandıracak adımların açıkça atılmasıdır.***Ankara, Öcalan’ın yakalanıp getirilmesinin ardından da savaşı sona erdirme koşullarını doğru değerlendirmemiş, tam tersine; PKK’nın yeniden toparlanıp etkili olmasına yol açmıştı. Bugün AKP hükümetinin o zaman yapılan yanlışı tekrarlamaya hakkı yoktur. CHP ve MHP liderleri ilk andan itibaren “taviz” edebiyatına başlamış ve gelişmeyi azımsama eğilimine girmiştir. Dağdan inmenin başlamış olması, bu iki partinin yürüttükleri politikanın çöktüğü anlamına da geleceği için daha da sertleşmeleri mümkündür. Üslupları öyle gösteriyor ki, eğer terör eylemleri devam eder, şehit cenazeleri gelirse “haklı çıktık” diye adeta sevineceklerdir.PKK içindeki bazı unsurlar teröre devam edecek, dağdan inişi engelleme çabalarına da girişecektir. CHP ve MHP sözcüleri bunlardan da faydalanacaktır.***Demokratik açılımın başarılı olmasını sağlayacak en önemli unsurunun dağdan inişler olacağı başından beri biliniyor.Kürtçe isimler, Kürtçenin serbestçe kullanılması, Kürtçe yayın gibi konular önemli ölçüde halledilme yolunda.Bunu Kürt kökenli Türk vatandaşları da görüyor.Savaş, çeyrek yüzyılda 40 bin can aldı, inanılmaz büyüklükteki kaynaklar bu yüzden heba oldu, bütün ülke maddi ve manevi bedel ödedi. Bu sayede var olabilenler, siyasi etkinlik kazananlar kolay pes etmeyeceklerdir. Onların etkisi altında kalanların ikna olmaları ise dağdan inişin artmasıyla sağlanacaktır.Bugünkü fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek hükümetin görevidir ve bu gerçekleşirse “demokratik açılım” yoluna girmiş olacaktır.

Devamını Oku

Paparazzi gerçekleri

18 Ekim 2009

Magazin adıyla tarif edilen haberler konusunda her tartışma çıktığında gazeteciler, “onlar gazeteci değil, magazinci, paparazzi” şeklinde tepki gösterir ve böylece “gazeteci vicdanımız” rahatlar.Geçenlerde bazı sanatçıların başlarına gelen paparazzi kazaları üzerine çok kalem oynatıldı, ama olayın temeline yaklaşan pek az oldu.Doğrudur, sabahlara kadar bar, lokanta kapılarında bekleyen, haber konusu kişilerin araçlarını, evlerini izleyen, bazen de saldırıya uğrayan bu arkadaşlar çok “özel” bir iş yapıyorlar. Onların bu faaliyetlerinin ürünleri de hemen bütün gazetelerde ve televizyon kanallarında yer alıyor. Ama bizdeki o gazete ve televizyonların dünyadaki “muadilleri” bu tür haberlere yer vermez. Her ülkede bir “people” medyası vardır, mutlu ve âşık zenginlerin fotoğrafları da, kaçak âşıkların fotoğrafları ve haberleri de bu yayın organlarında yer alır. Onlarda yayınlanan dedikodular normal gazete ve televizyonlarda yer almaz.***Geçen hafta boyunca yapılan magazin tartışmalarında birçok gazeteci arkadaşımız da kalemini mağdur ünlülerden yana kullandı. Ama kimse şunu söylemedi: Bu haberlerden biri bir gazetede yer aldığı zaman hemen bütün gazetelerin yazı işleri yetkilileri kendi magazin sorumlularını “bu haber neden bizde yok” diye fırçalar. Çünkü bu tür “gazetecilik” mesleğimizin büyük bir bölümünün kanına çoktan karışmıştır.Aslında bu magazinciliğin iki türü vardır. Biri insanları zor durumlarıyla gösterir, diğeri ise mutlu, yakışıklı güzel insanların verdikleri pozları aynen aktarır. Medyamızın çok büyük bölümü her iki türün de alıcısıdır ve okurun da tüketici olduğuna inanılır.***Ama bir başka gerçek de dünyanın her tarafında satış rakamları yüz binlere ulaşan “people” dergiciliğinin bizde beş on binlik satışlardan öteye geçemediğidir.İnsanları zor durumda yakalamaya çalışanları ve “haber” yaratmak için giriştikleri uygunsuz ısrarları eleştiren, kınayan gazeteciler bu çocukların neden bu hale geldiklerini düşünürlerse, “paparazzi fırçalarını” başka yerlere yönlendirmeleri gerektiğini de anlayabilirler.

Devamını Oku

Trajik ve komik

16 Ekim 2009

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın kameralı görüşme operasyonu kuşkusuz siyasi tarihin traji-komik olayları arasında uzun süre anılacaktır. Üstelik bu sayede “robot kamera” diye bir aletin varlığı da herkesçe öğrenilmiş oldu. “Robot kamera” ayrıntısı, Baykal’ın meselelere hâkimiyetinin seçkin örnekleri arasında yerini alacaktır...Biri diyor ki “seninle ikili bir görüşme yapmak istiyorum”, diğeri de cevap veriyor; “görüşme kayda geçsin ki ben ilerde bunu kullanabileyim, üstelik sana güvenmiyorum.” Ne zaman kullanacak?Sözlerinden anlaşıldığına göre kamuoyunda bu görüşmeyle ilgili yanlış izlenim oluşması ihtimali ortaya çıkarsa...Yani bir gazetede birisi çıkar da “Ben biliyorum, şunları konuştular, hatta Baykal Başbakan’ın elini öptü” diye yazarsa yapılan kaydı alıp sokağa çıkacak!***Baykal’ın bu “konuşmama manevrası”nı yine Erdoğan’ın kalesine atılmış bir gol gibi görüp alkışlayanlar çok olacaktır. Ama o gol, aslında ülkenin kalesine, Baykal’ın kendi kalesine atılmış bir goldür. Türkiye, Baykal’ın konuşmama, tartışmama direnci yüzünden yine çok değerli zamanını kaybediyor. Öylesine kaybediyor ki, çok önemli bir demokrasi sorunu Baykal sayesinde bir sonraki kuşağa terk edilmiş olacak...Baykal, kamera manevrasıyla Başbakan’la görüşmekten kurtuluşuna MHP’-nin bu kadar sevinmesinin nedenini de düşünmüyor olsa gerek. “AKP’nin demokratik açılım hamlesine destek olmayacağını” söyleyen Baykal’ın MHP’nin “demokrasiyi geciktirme direnişine” sonuna kadar destek olması komik değildir, sadece trajiktir.MHP Baykal’ı yönlendirmekte, CHP’-yi “demokratik açılım” sürecinden uzakta tutmakta başarılı olmuştur. Bunu herkesin kabul etmesi gerekir.***CHP Genel Başkanı “robot kamera” tarifine kadar girerek, “iki tarafın üzerinde anlaşacağı bir yönetmenin dışardan kamerayı kullanması” nı önererek girdiği durumun tuhaflığının farkında olmayabilir. Ama “sosyal demokrat” tanımındaki “demokrat” kelimesinin anlamını bilen CHP’lilerin genel başkanlarının girdiği robot kamera-tarafsız yönetmen muhabbetindeki hali üzerine ciddiyetle düşünmeleri gerekir.Bu konuşmaktan kaçma halinin, kamera ısrarının ardındaki kendine güvensizliğin de üzerinde durulmalı, kendine güveni olmayan bir CHP’nin nasıl iktidar seçeneği olabileceğini yine CHP’liler düşünmelidir.

Devamını Oku

Seçim koşulları

15 Ekim 2009

Son yapılan seçim araştırmalarına göre AKP’nin oyu yüzde 35 dolayında ve artması kolay değil.AKP oylarındaki bu düşüşte, ekonomik sorunların yanında, Kürt meselesiyle ilgili olarak muhalefet partilerinin yarattığı havanın etkili olduğu anlaşılıyor.“Demokratik açılım”ın içeriğine ilişkin olarak AKP’nin açık bir şey söylememesi, CHP ve MHP’nin işine yaramış olmakla birlikte, oya dönüşmesi daha çok MHP lehine.Yüzde 35’lik bir oy oranı da, şu andaki seçim sisteminde, tek başına bir iktidar için yeterli olacaktır. Ancak birkaç puan daha altına düşülmesi ihtimali gerçekleşirse, AKP iktidarının yerine ufukta bir CHP-MHP koalisyonunun görünmesi de mümkündür.***CHP’ye oy verenlerin kendilerini “solcu” olarak nitelemeleri, MHP tabanının anti-komünist ve sol karşıtı duyguları böyle bir koalisyonu kolaylaştırmayacaktır.Buna karşılık, bütün temel konularda CHP ve MHP sözcüleri aynı fikirleri savunuyor. AKP’yi Amerikan yandaşı ve Büyük Orta Doğu Projesi’nin uygulayıcısı olarak gören “ulusalcı” taktisyenler de uzun süredir CHP-MHP koalisyonu üzerinde duruyor.CHP ve MHP’nin muhalefet politikaları göz önüne alındığında, muhalefete düşmüş bir AKP’nin ve yöneticilerinin “hayatının kararacağını” AKP’liler de düşünüyor.Bu koşullarda da AKP’nin mümkün olan en yakın zamanda seçime gitmesi en güçlü olasılık olarak ortaya çıkıyor.Bu olasılık gerçekleşirse ülke için hayırlı yanı, şu anda tartışılmakta olan temel sorunların daha açık ve sıcak olarak tartışılması, halk için açık bir tercih yapma imkânının ortaya çıkması olacaktır.***Bu seçim, başta demokratik açılım olmak üzere AKP’nin tüm açılım politikaları için bir referandum olacaktır.Böyle bir seçim ortamına sadece AKP yandaşlığı veya karşıtlığı açılarından bakarak girmemiz halinde tartışmaların yine sağlıksız bir kısır döngü içine girmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu da bütünüyle siyasal yapının bir kez daha eskidiğini, tıkandığını gösterir.AKP ve liderleri bu seçimi bir “hayat memat” seçimi olarak görüyorlarsa kampanyayı gerçek bir demokrasi platformuna çekmek zorundadırlar. Böyle olmaması halinde “geri” bir yarışma ortamında yapılacak seçim, sistemi yenilemek yerine daha da kısırlaştırır ki, en açık sonucu, demokratik sürecin duraklaması olur.

Devamını Oku

Durmanın açıklaması olmalı

15 Ekim 2009

Avrupa Birliği’nin Türkiye raporlarını yan yana koyunca iyimser olmak mümkün. AKP hükümeti de bu iyimserliği taşıyor, söylüyor.Son raporda da hem içerde hem uluslararası ilişkilerde kaydedilen ilerlemelere geniş şekilde yer verilmiş. Bunların içinde Ergenekon davası bağlamında eski “kara sayfaların” hesabının sorulması da var.“Kara sayfalar” deyimi, Fransızlara “Türkiye’ye Kapı Açılsın” diye seslenen üç siyasetçi, iki bilim adamının imzaladığı Le Monde gazetesinde yer alan metinde de geçiyor.***“Kara sayfalarla yüzleşme” konusunda Türk halkının çok ciddi gelişmeler sağladığını Avrupa Birliği Komisyonu’nun raporu da tespit ediyor.Sıkıntı, sorunların bir yanına ağırlık verirken diğer alanların unutulmaya terk edilmiş olmasından kaynaklanıyor.“Demokratik açılım” adıyla Kürt açılımının başlamış olması önemli bir gelişmedir, ama başta TCK 301’inci maddesi olmak üzere, hâlâ “düşünce suçu” şeklindeki bir “suç” türüyle yaşamamıza yol açan kanun maddelerine kimse el sürmüyor.Bir yönetim, eğer içten ve kararlı bir şekilde “demokratik açılım”ı başlatıyorsa, o açılımda bir bütünlük ve toplumun tümüne yayılan bir gelişme mantığı beklemek doğaldır.***Avrupa Birliği Komisyonu, Doğan grubuna yönelik “ekonomik saldırı”yı da düşünce ve basın özgürlüğü açısından görüyor ve karşı çıkıyor. Düşünce ve basın özgürlüğünün korunması ve geliştirilmesi açısından bakıldığında AKP’nin “demokratik açılım”la topladığı övgü ve destekler, bağımsız medyaya saldırıyla erimiş oluyor.Kuşkusuz; demokratik ruhun yerleştiği ülkelerden bakıldığında bu çelişkileri anlamak kolay değildir. Avrupalılar da tam anlayabilme durumuna gelemedi.Ama Le Monde gazetesinde yayınlanan metnin sahipleri olan eski başbakan Michel Rocard, eski bakanlar Jacques Delors ve Luc Ferry, dünyaca önemli sosyologlar Edgar Morin ve Alain Touraine, Türkiye’nin yaşadığı güçlükleri bilerek, toplumda ortaya çıkan ve giderek güçlenen “demokratik irade”nin desteklenmesini Avrupa’ya öneriyorlar.***Demokratik ve laik bir Türkiye Cumhuriyeti’nin Batı dünyası açısından taşıdığı önem daha fazla konuşulur olmaya başladı. Bu da koşulların daha elverişli anlama gelmesi, örneğin Almanya’da Merkel’in bile zorlanmasıyla Türkiye’nin reformları hızlandırmasının yaratacağı etkilerin artması anlamına geliyor.O zaman AKP hükümetinin “durmasının” da bir açıklaması olmalıdır. “Durma”nın yerini, başta siyasi partiler ve seçim yasalarında yapılacak değişiklik ve demokratik reformlar alırsa, “demokratik açılım”ın bugün tartışılan “Kürt sorunu” bölümü de daha fazla şeyler ifade edecektir.

Devamını Oku

İki buçuk cephenin sonuçları

13 Ekim 2009

En basit meselede bile, derinini düşünmeden, konuşmadan sonuçlar üzerine bölünmeyi, hatta düşmanlık etmeyi alışkanlık haline getirdik. Dolayısıyla “ikna” kavramını tümüyle hayatımızdan çıkardık.AKP’nin gizli gündemi olduğuna inanmak, hükümetin her icraatını tek başına düşünme, tartışma ihtimalini ortadan kaldırıyor ve AKP’nin gizli gündemi olduğuna inananlar; ne derse desin, ne yaparsa yapsın, CHP’nin eleştirilmesini “AKP yandaşlığı” olarak görüyor.Karşılarında ise AKP’nin ve liderinin her türlü eleştiriden muaf olması gerektiği inancı bulunuyor. Bu inanca sahip olanların başında da liderinin kendisi yer alıyor.Bir de “Başbakan’ı eleştirip kızdırmayalım ki demokratik reformlardan yan çizmesin” politikasını yürüten “liberaller” var. Onlara göre de AKP ve Erdoğan eleştirilse bile çok “usturuplu” eleştirilmeli ki morali bozulmasın. Üstelik o eleştiriler Erdoğan ve AKP’nin karşısındaki “ulusalcı-Ergenekoncu cephe”nin işine yarayabilir, dolayısıyla bundan kaçınmak gerekir.Bu iki buçuk cephenin şekillenmesi henüz demokrasi ruhunun siyasette ve toplumda kök salmamış olduğunun en açık göstergesidir.*** İki buçuk cephenin iki buçuğu da kendisininki dışında bir yorum ya da bakış getirilmesinden hazzetmiyor. Bir fikri açıkça söylemeyi, bir icraatı açıkça desteklemeyi ya da eleştirmeyi sürekli olarak “kimin işine yarıyor” kıstasıyla değerlendirmenin sonucu da bugünkü katı cepheleşme olarak ortaya çıkıyor.O yüzden de şu anda “demokratik açılım” ya da Kürt meselesi açıkça tartışılamamakta, Ermenistan ile yapılan protokollerin önemi görmezden gelinebilmektedir.O yüzden sosyal demokrat CHP ile radikal milliyetçi MHP sözcüleri aynı fikirleri aynı kelimelerle savunmakta, daha doğrusu her demokratik gelişmeye karşı çıkmayı görev bilmektedir.O yüzden AKP’nin içinde ve AKP’yi kayıtsız şartsız destekleyen gazetelerde herhangi bir tartışma olmamakta, bunlar sadece “karşı cepheler”e saldırmaktadır. ***Bu paylaşım, iki buçuk cephenin iki buçuğunun da kolayına geliyor.Kolaylığı kaybetmemek için de cephenin AKP tarafı, hatta bazı “liberal” unsurlar, kendi içinde farklılıklar taşıyan ve bütün taraflara mesafeli durma çabası içinde olan gazetelere, yayıncılara dört koldan saldırıyor, güçlerini kırmak ve onları “parçalamak” için uğraşıyor.AKP cephesinin ve buçuk cephenin iktidarda olma avantajı var. Ama yarın diğer cephe iktidar olursa durum değişmeyecek, sadece roller değişecektir.

Devamını Oku

Bağcıyı dövme siyaseti

13 Ekim 2009

CHP ve Genel Başkanı Deniz Baykal’ın siyasetleri üzerine her türden eleştiri yoğun tepkilerle karşılaşıyor.Tepkilerin kaynağı da sahiplerinin ifadelerinden anlaşıldığına göre, AKP’nin bir “gizli gündemi” olduğu ve bunun karşısında durabilecek tek siyasi gücün CHP olduğu kanaati...CHP’nin yanlış politikalarının AKP’ye yaradığının anlatılması da o eleştiri sahipleri açısından fark etmiyor. AKP’nin her yaptığının arkasında başka ve açıklanmamış bir niyet olduğuna ilişkin inancı güçlü olan bu kişiler yine de her durumda AKP’nin yerilmesini, CHP’nin asla eleştirilmemesini talep ediyorlar.***AKP’nin “demokratik açılım” ile ilgili olarak, “demokrasi ruhu” eksikliğinden kaynaklanan yanlışları belli. Bu durumda, kendisine sosyal demokrat ve solcu diyen bir siyasi partinin yapması gereken de “demokrasi ruhu eksikleri”ni anlatmak, “açılım”ın gerçekten “demokratik” olmasını ve bütün ülkeyi kapsamasını istemektir. Kürt meselesinde demokrat olmanın, ama basın özgürlüğü konusunda özen sahibi olmamanın yarım hamilelik gibi bir durum olduğunu anlatmaktır “sol muhalefet”e düşen.CHP Genel Başkanı Baykal’ın Başbakan’a yazdığı cevabî mektup ve bu mektubu sunarken söyledikleri, “bağcıyı dövme” siyasetine devam edeceğini gösteriyor. Ama, mektuba SHP ve CHP’nin 1989, 1991 ve 2008 tarihli üç Güneydoğu raporunu ekleyerek bunlarda belirtilen görüş ve önerilere sahip çıktığını da “ima” ediyor.Baykal’a soralım: * Bu raporlardaki tespit ve görüşlere katıldığınıza göre, neden tartışmaların başından beri kendi tavrınız olarak bunları açıkça söylemediniz?* Hükümetin çeşitli nedenlerle içini doldurmadığı, dolduramadığı açılımın içini neden siz doldurmak istemediniz?* Böylece Hükümet’in önüne geçip, “demokratik açılım” ın çok daha kapsamlı, ama başını sizin çekmenizle daha da birleştirici olmasının yollarını aramadınız?n Mektuba ekleyerek sahip çıktığınız üç rapordan oluşan yeni bir metni neden “İşte bizim demokratik açılım önerilerimiz” diyerek halkın daha sağlıklı tartışması için sunmadınız?***Bu basit sorular CHP’nin ve Baykal’ın bağcı dövme siyasetinin maliyetini de gösteriyor.Ayrıca Baykal’ın verdiği örnekler içinde yer alan anlamsız korkuların da bir maliyeti, ağır bir maliyeti olduğunu gösteriyor.Kamera önünde, demokrasi ruhu zayıf Başbakan’ı sıkıştırarak puan toplamanın ülkeye maliyetini Baykal bilmiyor olamaz. En azından mektubuna eklediği raporlara bir göz atmış olmalıdır.Bağcı dövme siyaseti yüzünden CHP bir türlü iktidar alternatifi olamıyor. Bu tespitlere kızanlar da yukarıdaki sorular çerçevesinde düşünürlerse CHP’nin ve Baykal’ın politikalarının kime yaradığını, kime zarar verdiğini daha iyi görebilirler.

Devamını Oku