Haberin Devamı
Kuzey Irak’tan ilk geliş, bu satırların yazıldığı ana kadar başarıyla gerçekleşti. On yıl önce aynı fırsat yakalanmış ve kaçırılmıştı.
Gelişler konusunda bir “yanlış anlama”ya düşülmemelidir. Yasalar uygulanmak durumundadır, dolayısıyla gelenlerin ellerini kollarını sallayarak gitmeleri söz konusu olamaz. Ayrıca bu kişilerin salınmaları için, “etkin pişmanlık yasası”nın uygulanması gerekiyor. Kendi iradeleriyle gelmeleri “pişmanlık” kanıtı olarak alınabilir ve yasa uygulanabilir. Hukukçular, bunun mümkün olduğunu söylüyor.
Bir başka yanlışa düşme ihtimali de halen ortada duruyor. DTP örgütleri, salınanları bölgede dolaştırıp, kalabalıklara alkışlatmak şeklinde gösterilere kalkışırlarsa bunun tepki doğurması ve yeni zorluklar çıkarması kaçınılmazdır.
Her iki konuda da DTP’ye büyük görev düşüyor. Bu partinin içinde, barış sürecini “savaşın devamı” gibi görenler olabilir. Onlar her gelişmeyi kendileri açılarından bir “zafer” gibi sunmak isteyeceklerdir. Oysa barış süreci bütün ülkenin ortak başarısı olarak devam ederse manevi sıkıntıların giderilmesi daha kolay olur.
On yıl önce, yirmi yıl önce yaşananları hatırlarsak, bugünün anlamını daha iyi kavrayabiliriz. Meclis’ten polis zoruyla götürülen Kürt milletvekillerini, yurt dışından gelenlere yapılan en ağır terörist muamelelerini en başta DTP’nin hatırlaması gerekiyor.
Bunlar hatırlandığı zaman dün aşılan eşiğin ne kadar büyük bir gelişme olduğu görülebilir. Bu aşamaya gelinmesi de Türkiye’deki bütün demokrat güçlerin yoğun çabasıyla mümkün olmuştur.
Süreç devam ettikçe DTP’ye düşen sorumluluklar artıyor. O sorumlulukların başında da gerilim yaratıcı her türlü beyanattan kaçınmak geliyor. Bazı heyecanları, aceleci beklentileri dizginlemek yine DTP’nin görevidir.
On yıl öncesini, yirmi yıl öncesini bugünle kıyasladığımızda toplumun kaybettiği zamanın sorumlusunun vizyon eksikliği, demokrasiden nasiplenmemiş siyasi liderler olduğunu da ortaya çıkıyor. Kürtlerin de şunu görmesi gerekiyor:
Bu gelişme uzun bir demokratik mücadele sayesinde olmuştur, bundan sonra da her şey demokratik mantık içinde kalmak zorundadır.

