Diyarbakır’a dönüş

1 Haziran 2011

Başbakan Erdoğan da Diyarbakır’a birkaç unsurlu bir “dönüş”le geldi. BDP’ye yönelik en sert konuşmalarından birini yaparken, birkaç kez “Kürt meselesi” diyerek, daha önceki “Kürt meselesi yoktur” sözünü tamir etmiş oldu.Erdoğan “kardeşlik” vurguları yaparken “dini referansları” oldukça geniş şekilde kullandı.Din birliğinin, “etnik kimlik” farklarının önüne geçmesi ve “bölücülüğün” bu vurguyla engellenmesi politikası aslında Ankara’nın resmi Kürt politikaları içinde uygulanmıştır. Yıllarca Kürt köylerine PKK’dan uzaklaşmalarını isteyen, dini metinlerle desteklenmiş bildiriler atıldı, Abdullah Öcalan’ın Ermeni olduğunu ve Ortodoks papazlarla işbirliği yaptığını kanıtlamaya çalışan sahte fotoğraflar bile dağıtıldı, duvarlara asıldı. Papazların Ortodoks olmasının nedeni de Ermenilerle ilgili ırkçı tepkileri geliştirmenin bir yoluydu. Bunların hepsi yapıldı, 12 Eylülcülerle başladı, yıllarca siyasilerin karışamadığı devlet politikaları olarak uygulandı ve bir işe yaramadı.***Türkiye’nin Kürtlerinin, din kardeşliği üzerinden “eh madem ki din kardeşiyiz, birçok kültürel ve demokratik gelişme de sağlandı, bu iş bitmiştir” diyeceklerini, dün Başbakan’ın meydanını dolduranlar dahil demelerini bekleyenler sadece rüya görüyor.Erdoğan’ın, “asimilasyon bitmiştir” derken, gerçekten ve tümüyle bitmediğini bildiği bellidir. Bunun için yeni anayasayı “birlikte yapacağız” demiştir ve yeni bir kavramı, “yeni demokrasi” kavramını telaffuz etmiştir.“İleri demokrasi” kavramı, birçok tekleme yaşanması üzerine yıprandı, Erdoğan da dün yeni anayasayla birlikte “yeni demokrasi” vaadiyle çıtayı halen yüksek tuttuğunu da söylemiş oldu.***CHP’nin de Kürt meselesi ve sivil anayasa hedefiyle birlikte demokratik yarışın olumlu ve ileriye dönük bir nitelik kazanacağı beklentisi dün biraz da arttı.BDP’nin dün Hakkari yanlışını yapmaması da günün kazançlarından biri oldu.Kılıçdaroğlu Diyarbakır’ı yıllar sonra keşfetti, Erdoğan Diyarbakır’a döndü, BDP de Diyarbakır’ın gerilim alanı olmamasını sağladı.Üzerinde durulması gereken önemli “ittifak” budur ve bu “ittifak” silahların tümüyle susmasını sağlayacak gelişmeyi sağlayabilir.

Devamını Oku

Diyarbakır’dan Ankara’ya

31 Mayıs 2011

KCK davaları, seçilmiş belediye başkanlarına vurulmuş kelepçeler, terörle mücadele kanununun her türlü fikre uygulanmasının yaygınlaşması Türkiye Kürtlerinin çözüme ilişkin iyimserliklerini büyük ölçüde yok etmiştir.Kılıçdaroğlu da Diyarbakır’da halka konuşurken bunu belirterek, CHP’nin Kürt vatandaşların sorunlarına ilgisini ilk kez göstermiş oldu.Silahların susacağına ilişkin iyimser beklentilerin bir yıl içinde tersine dönmesine Ankara’nın ani freninin yol açtığı ortadadır.***AKP’nin iktidar döneminde Kürt kimliğinin resmen tanınması yolunda önemli adımlar atıldı. Ancak kamuoyunun daha ileri ve kesin çözüme yönelik adımlar beklentisi ortadayken AKP iktidarının seçim hedefine muhafazakâr seçmeni koymasıyla birlikte gerilimden fayda umanların yararlandığı bir ortam yaratılmış oldu.Diyarbakır halkı dün CHP liderinin meydanını doldururken duymak istediklerinin çoğunu Kılıçdaroğlu’nun ağzından duymuştur. CHP’nin muhafazakâr-devletçi kabuğundaki bu ilk çatlağın Türkiye’nin Kürtlerindeki iyimser beklentileri yükseltmesi kaçınılmazdır.***Türkiye’nin Kürtleri son dönemde ikiye bölünmüştür. Yaklaşık yarısı AKP politikalarına açık destek olurken, diğer yarısı PKK çizgisini izlemektedir. Gençlerin daha da yaygın olarak PKK hattında yer almalarının nedenlerini tespit etmek yerine kepenk kapatma gibi eylemlerin sadece baskıdan kaynaklandığını zannetmek hâlâ Türkiye’nin Kürtlerini anlamamakta direnmekten başka bir şey değildir.Seçime gerilimle gitmek MHP dışında herhangi bir siyasi partiye fayda sağlamayacaktır. BDP, kendi seçmenini bu yolla AKP’den uzak tuttuğunu düşünse bile kendisine oy verenlerin de seçim ertesi beklentilerini göz önüne almak zorundadır.***Siyasi partiler Diyarbakır meydanlarını Ankara’ya taşımakta geciktikleri için Türkiye’nin Kürtlerinin beklentilerini anlamakta zorlanmaya devam ediyorlar.AKP hükümetinin, açılımda yaşadığı sıkıntıları fatura edeceği bir “merkez” kalmamıştır. Kılıçdaroğlu’nun dün Diyarbakır halkına verdiği sözlerin Ankara’da gerçeklik kazanmasının yolları açılmıştır.BDP de durumu kısa vadeli bir siyasi rekabet bağlamında görmeyip, “demokrasi için geniş işbirliği” aşamasına getirecek politikaları üretebilirse bu siyasi başarıda rol sahibi olabilir.

Devamını Oku

CHP’den ilk ciddi adım

30 Mayıs 2011

“Yeni” CHP’yle ilgili soru tekrar soruluyor, daha da çok sorulacak: CHP sosyal demokrat, solcu ve demokrat bir parti olabilir mi?Bu sorunun cevabı aranırken yeni Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun bazı konuşmaları “olumlu” bir gelişme işaretleri veriyor, sık sık geri atılan adımlar da cevabı olumsuza çeviriyordu. Ergenekon sanıklarının, demokrasi ve sol ile ilişkisi olmayan kişilerin milletvekili adayı gösterilmeleri de “CHP muhafazakâr bir devlet partisidir, değişmez” görüşünün gerçek kanıtı oldu.***CHP Genel Başkanı’nın açıkladığı “demokrasi raporu,” partinin solcu ve demokrat olması için çaba gösterenlerin ilk ciddi adımıdır.Bu raporda yer alan görüş ve önerilerin tümüne yakını, demokrasiyi tek yol olarak gören herkesin altına imzasını atabileceği niteliktedir.Seçim barajının düşürülmesi, özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, Terörle Mücadele Yasası’nın şu andaki gibi “geniş” yorumlanmasını engelleyecek değişiklerin yapılması çoktan gerçekleşmiş olması gereken adımlardır.CHP’nin demokrasi raporunda anadil öğrenilmesinin önündeki engellerin kaldırılması unsurunun niteliği, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi unsurunun içeriği net olmasa da bu unsurların başlık olarak verilmesi bile “eski” CHP’ye göre önemli bir ilerlemeyi göstermektedir.Kürt meselesiyle ilgili olarak “kimlik” kavramına yaklaşılmamasına, “üçüncü yol”un içeriğinin ayrıntısının anlatılmamasına rağmen “toplumsal barış sürecinin başlatılması” cümlesi, “yeni” CHP’nin bundan sonraki açılımlara “eski” CHP’den farklı yaklaşacağı vaadini ifade ediyor.***Demokrasi raporunun önemli bölümü “askerin denetimi”yle ilgilidir. CHP, Genelkurmay’ın tekrar Savunma Bakanlığı’na bağlanmasına sıcak baktığı gibi, askeri harcamaların Meclis denetimi altına alınmasında da açık bir tavır alıyor.Bu “açılım”ın seçim sonrası siyasi gelişmelere de yansıması CHP’nin “askere sırtını dayamış parti” olmaktan çıkmasının mümkün olduğu anlamına gelir ki, bu da demokrasi süreci açısından ciddi bir gelişmedir.CHP’nin demokrasi raporunun ana hatları, AKP’nin karşı olabileceği bir nitelik taşımıyor. Bunun anlamı da “sivil anayasa” üzerinde AKP ile CHP’nin ortak bir çalışma yapabileceği ve toplumun bütününün onaylayacağı bir demokratik anayasanın artık uzak bir ihtimal olmadığıdır.“Yeni” CHP’nin attığı bu ilk adım gerçekten “yeni” CHP için bir yol açabilir. Bunu da seçim ertesinde CHP içinde yaşanacak kaçınılmaz mücadelenin seyri belirleyecektir.

Devamını Oku

Araştırmalara kızmayın

29 Mayıs 2011

Seçimlerle ilgili kamuoyu araştırmalarının bizdeki tarihi eski değil. Bu tür araştırmaları yeni yeni öğrenirken, 1989 yılındaki yerel seçimlerde ANAP’ın inişini göremeyişleri, araştırma kuruluşları hakkında daha sonra ortaya çıkan kuşkuların temelini oluşturdu.1994 yerel ve 1995 genel seçimlerinde, araştırmacılar açısından dehşet verici bir manzara ortaya çıktı. Medya gibi, araştırma kuruluşları da birer tarafa, birer adaya açık destek verdiler ve büyük itibar kaybettiler.Daha sonraki seçimlerde de bol miktarda araştırmayı ısmarlayanın beklentisine uygun “sonuç” getiren kuruluşlar peydahlandı ve böylece itibarsızlaşma zirveye çıktı. Bunun sonucu, bir ara para peşinde her yerden fışkıran kuruluşların tasfiyesi oldu.***Halk da yanıltılmak, manipüle edilmek istemiyor, siyasiler de kendilerini kandıran sahte araştırmalara itibar etmiyor.Ama kamuoyunun seçim araştırmalarıyla ilgili kuşkuları hâlâ tam olarak giderilmiş değil.Bir siyasi görüşe, siyasi partiye şiddetle bağlı fanatik taraftarlar, araştırma kuruluşlarını da kendileri gibi “yandaş” görüyorlar. Bu kesim için, kendi bağnazlıklarının dışında kalan her görüş, her yorum, her tespit “düşmanın oyunu”dur.1999 seçimleri de dahil geçen on bir yılda araştırma kuruluşları iyi sınav verdi. 2002 ve 2007 seçimlerinde ciddi kuruluşlar kamuoyunu, seçmen eğilimlerini olduğu gibi yansıttı.2008-2009 yıllarında, toplumdaki bölünmenin derinleşmesinin bazı araştırmacıları etkilediği de anlaşılıyor. Bu dönemde, 2011 seçimine yönelik tahminlerde bazı kuruluşların “CHP-MHP koalisyonu” öngörüsünün bazı kesimlere inandırıcı geldiğinin örneklerini görüyoruz.***Şu anda, araştırmaların tümünün ortak birkaç tespiti var:İşsizlik ve ekonomi birinci sorun olmuştur.Adına Kürt meselesi veya terör ya da başka ne isim verilirse verilsin, toplumun büyük kesimi bu sorunun çözülmesini bekliyor.Üçüncü ortak tespit de AKP’nin tek başına iktidar olmakta bir sıkıntı yaşamayacağı yönünde.“En fanatik”, farklı siyasi görüşleri “vatan hainliği” olarak görmeye alışmış, alıştırılmış kesimlerin bu araştırmaları doğru okumaları tabii ki mümkün değildir. Ama seçim yarışındaki siyasiler için de, ilgilenen kişiler için de bu araştırmaları doğru okumak önemlidir.Araştırmalara kızmayın, onları doğru okumaya çalışın. Doğru okunmadığında ortaya çıkan büyük hayal kırıklıkları, düşmanlıkları körükleyen, “başkaları”ndan nefretle sonuçlanan hastalıklı ruh hallerinin tırmanmasına katkıda bulunuyor.

Devamını Oku

Bombacının amacı

26 Mayıs 2011

İstanbul’un kalabalık bir merkezine o bombayı koyanların bir amacı olmalı. Terör eylemlerinin genel amacı, insanları korkutmak ve bazı tepkiler vermeye yöneltmektir.Bu bombayı koyanlar da bir şey umuyorlardır ki, bombayı, sivillere zarar vereceğini bile bile koymuşlardır.Her bombayı PKK’nın attığına, patlattığına ilişkin inanç uzun süredir çok yaygın.Türk vatandaşlarının çok büyük bölümü bu bombanın yine PKK’nın işi olduğunu düşünmüştür. Hemen bir hüküm vermemek; izlemek ve soru sormak gerektiğini düşünenler de yine kuşkusuz ki oldukça küçük bir azınlıktır.Bombayı PKK’nın koyduğunu düşünenler çoğunluk olduğuna göre bunların belli tepkileri de olacaktır.***AKP’nin demokratik açılımına ya da Kürt açılımına kuşkuyla bakanlara göre cevap basittir: AKP politikalarının şımarttığı teröristler iyice zıvanadan çıkmışlardır.AKP’yi destekleyen vatandaşlar da bu bombanın Başbakan’ın seçim kampanyasının son günlerinde BDP’yi yoğun biçimde hedef almasına hem bir tepki hem de bir gözdağı olarak patlatıldığını düşünürlerse, onlar da haklı olacaktır.Böyle bir bombadan beklenecek en olası sonuçlardan birisi, “öyle demokratik açılımlarla bir şey olmuyor” diye düşünenlerin sayısının artmasıdır.Aynı tepkinin seçime platformunda doğuracağı sonuç da MHP ve Ergenekoncu-ulusalcı bağımsız adaylara oy verme eğiliminde olanların artması olacaktır.CHP’nin geleneksel seçmeninin bir bölümünün, Genel Başkan’ın son günlerdeki Kürt meselesine ilişkin bazı çıkışlarından memnun olmadığı bellidir. Bunların memnuniyetsizliği oylarını değiştirmeye yönelirse, gidilecek iki adres tartışmasız MHP ve Ergenekoncu-ulusalcı bağımsız adaylardır.***BDP’nin seçime gerilimli bir ortamda gidilmesi ve bu sayede kendi oylarını konsolide etmeleri taktiğini de yetersiz bulan bir kısım PKK’lı eğer bu bombanın ve muhtemel bombaların faili ise, bundan BDP’ye oy verecek Kürt seçmenin de pek memnun olmayacağı bellidir. Kürtleri temsil ettiğini savunan bir siyasi partinin ilk kez Meclis’e bu kadar güçlü gireceği belli olduğuna göre, seçimin kirlenmesinin, kana bulanmasının BDP seçmeni açısından bir faydası yoktur.Evet, bombayı kim atmıştır?Oylar AKP ve BDP dışında kime giderse gitsin, yeter ki bu ikisine gitmesin, diyenler mi?Seçimin mümkün olduğu kadar kirlenmesini isteyenler mi?Bunların kimler olduğunu araştırmak, bunun üzerine sonuçsuz polemiklere girişmek yerine öncelikle AKP ve BDP’nin, seçime giderken gerilimi indirme konusunu ciddi olarak düşünmeleri gerekiyor.

Devamını Oku

Hakkâri ittifakı

25 Mayıs 2011

İkişerden dört fotoğrafa bakmak yeterli. Başbakan Hakkâri’ye geldiğinde çöpler ortada, meydan zayıf... CHP Genel Başkanı geldiğinde çöpler toplanmış, şehir temizlenmiş, meydan dolmuş...Doğrudur, Hakkari’de BDP “gidilmeyecek” dediği zaman gidilmez, “gidilecek” ya da “isteyen gider” dediği zaman gidilir.Hakkâri’nin iki konuğa farklı muamelesinden CHP-BDP ittifakına ya da daha geniş ve büyük bir “AKP karşıtı koalisyon”a uzanmak kolay değil.Ancak seçim öncesinde gerilimi yüksek tutmak için çalışanlar ve sandık başına giderken halkın olabildiğince geniş kesiminin gergin olmasını isteyenler olduğu da ortada.***Seçmeni Kürt açılımın ülkeyi bölmek olduğuna, AKP’nin yapacağı yeni anayasanın da bölünmenin hukuki çerçevesi olacağına inandırmaya çalışanların Türk-Kürt çatışması eksenindeki her olayı memnuniyetle karşılayacağı ortadadır.Kürt gençler, çocuklar sokağa çıkıp gösterilere şiddet bulaştırdıkça bunun yaratacağı tepkilerden ve genel gerilimden yararlanmayı hem oy olarak hem de seçim ertesi mücadelelere destek sağlamak adına isteyenler vardır. Ergenekoncu adıyla anılan bu çevreler hem CHP içindedir, hem MHP içindedir hem de 31 bağımsız aday ve “yandaş medya” ile ortamı germe faaliyetine devam etmektedirler.BDP’nin, tam karşıdakilerin beklediği ve istediği gibi gerilim politikalarına kapılmasını Ergenekon-PKK ittifakının somut kanıtı olarak görenler var. Böyle bir ittifakın somut olarak kurulmasına gerek yoktur. İki siyasi güç de seçime mümkün olan en gerilimli ortamda gidilmesi için çalışıyorsa, “objektif” olarak aynı stratejide bir araya gelmişler demektir.12 Eylül referandumunda da CHP-MHP- ulusalcı cephe ittifakının yanında yer almış olan BDP’nin Ankara usulü küçük siyasi oyunlar sarmalına kendisini sokmuş olmasının kısa ve uzun vadede vereceği zararlar üzerinde duruluyor ama, BDP yöneticileri bütün bu uyarılara kulak tıkamaya devam ediyor.***Ergenekoncu-ulusalcı cephe her zaman ve her koşulda özgür seçimlerin tartışma konusu olmasını ister; çünkü onların varoluş nedenlerinden biri, sandığın her zaman “karşı-devrim”e hizmet ettiği ve “sandığa rağmen ve sandığa karşı” ülkenin savunulması gerektiği yönündeki inançtır.Türkiye’nin Kürt vatandaşlarının geleceğiyle ilgili en önemli seçime gidildiğinin bilincinde olması gereken BDP’nin de sandık yoluna “ulusalcı cephe” ile aynı engebeleri dizme konusunda kendi politikalarını hızla gözden geçirme mecburiyeti vardır.

Devamını Oku

Kasetçilere yol veriliyor

24 Mayıs 2011

En çok silah, en güçlü silahlar, en yeni silahlar devletlerin elindedir. En yüksek teknolojiler, en üst düzey teknolojik imkânlar da devletlerin elindedir.CHP’nin yönetimini değiştiren, MHP üst yönetimini yok eden kasetçilerin izlerinin bulunmamasını açıklamak kolay değil.Kasetçilerin çalışma şeklinin profesyonelliği ortada.Bazı kişiler evlere giriyor, kayıt araçlarını yerleştiriyor, istedikleri kayıtları yaptıktan sonra yine evlere giriliyor, cihazlar sökülüp götürülüyor.Bu kadar profesyonel, usta kişiler de devletlerde vardır.Yakın yıllarda yapılan gizli dinlemelerin ve ortam dinlemelerin yine devletin farklı birimlerinin “karşı taraf” olarak niteledikleri kişileri izlemelerinin ürünü olduğu anlaşılmıştı. Başbakan da dinlenmişti, üst düzey general de dinlenmişti.***İlk görüntülü kayıtla CHP Genel Başkanı değiştirildiğinde Baykal’ın istifa etmemesi, CHP’nin de CHP’lilerin de, bütün siyasi partilerin de bu pis oyunla parti yönetimi değiştirme faaliyetine karşı çıkması gerektiğini söyleyenlerin sayısı fazla değildi.Diğer siyasi partiler, CHP’nin bir yönetim krizine girmesinden fayda umdukları için belli belirsiz tepkiler gösterdiler.Şimdi MHP yönetimini berhava eden kasetler ortaya çıkınca CHP de sesini çıkaramıyor, AKP de sesini çıkaramıyor.CHP yönetimi, bu seçimde alınacak oy oranı ve milletvekili sayısına göre yeniden şekillenecek. Genel Başkan Kılıçdaroğlu ve kadrosu için her oy önemli, dolayısıyla MHP’den CHP’ye gelebilecek oylar da çok önemli.AKP yönetimi de çıtayı 367 milletvekili gibi iddialı bir noktaya koydu. Bunun geçekleşmesi için MHP’nin olabildiğince hırpalanması ve yüzde on barajın altında kalması şarttır. Onlar da kasetlerden gerçekten şikâyetçi değillerdir.***Siyasi yapımızda demokrasi ruhunun eksikliği, insanların temel hakları ve siyasi partilerin demokratik yarışları gibi temel alanlardaki “ruhi zayıflık” kaset olaylarıyla bir kez daha sergilenmiş oldu.Kuvvetli bir direcin ortaya çıkmaması, devletin ve yargının bu pis oyunların üzerine gitmesinde bir yavaşlık sezilmesi, aslında kasetçilere yol verilmesi anlamına gelmektedir.Seçime daha on sekiz gün var. Kasetçilerin tekrar sahneye çıkmasına kimse şaşmasın, çünkü sonuç alıyorlar.

Devamını Oku

Ergenekon’un “halk” desteği

23 Mayıs 2011

Türk toplumunun bir kesiminde yüz yıllık korkuların egemenliği sürüyor. Sürekli olarak korku içinde yaşatılan bir toplumun bunlardan kurtulması kolay değildir.Bütün dünya düşmanımız... Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur... Batı bizi bölmek istiyor... Batı bizi irticaya teslim etmek istiyor... Vatan hainleri her yere sızmış bekliyor...Bu korkular sürekli olarak tazelendi. 12 Eylül öncesi kanlı tezgâhlarla güçlendirildi. Erbakan’ın başbakanlıktan gönderilmesinde “siviller beceremiyor, ama Silahlı Kuvvetler beceriyor” denilerek güçlendirildi.2002 seçiminin ardından “ülke elden gitti” yaygarası öyle bir yapıldı ki, insanlar her an Türk toplumu uçurumun eşiğine gelmiş gibi etkilendi.Ergenekon soruşturma ve davaları, bu korkuların, işin içine silahlar bombalar, suikastler de katılarak beslenmesiyle ilgili davalarıdır.***Sürekli tehdit altında olan, her an bölünebilecek ya da irticanın eline düşebilecek kadar zayıf bir ülke ve toplum için gerekenin “Güçlü, otoriter, laik, demokrasinin tuzaklarına düşmeyen bir iktidar” olduğu, olması gerektiği duygusu toplumun bir kesiminin bilincine kazınmıştır. Bu duygu klasik yöntemlerle canlı tutulurken, üstüne eklenen yanlışlar da tam anlamıyla tüy dikmiştir.Ancak Türk toplumunun bir kesiminin “ulusalcılık” diye nitelenen güçlü bir korku halinde yaşadığı gerçektir. Bu, “cumhuriyet mitingleri”nde de görülmüştür. Kamuya açık şekilde şekilde söylenmese de hâlâ demokrasiden korkan, demokrasiyi bölünme ve irticanın eline düşme sürecinin tuzağı gibi gören kesimin “AKP’yi CHP götüremiyorsa asker götürsün” duygusunu çeşitli şekillerde açığa vurduğu da görülmektedir.***Bu kesim, Ergenekon davalarında ortaya ne çıkarsa çıksın inanmıyordu. Ama bir sarsıntı yaşadı. CHP’de Baykal ve devletçi-muhafazakâr kadronun bir ölçüde tasfiyesinin ardından “yeni CHP”nin askerci-ulusalcı-Ergenekoncu çevreyle ilişkiyi beklenen kuvvetle kurmaması bu sarsıntının nedeni oldu. Bazı Ergenekon sanıkları aday gösterilmiş olmasına rağmen yeni CHP yönetimi onların beklediği kadar Ergenekoncu-ulusalcı gruplara angaje olmadı.MHP ise bir tek emekli ve tutuklu generali aday gösterdi, bunun ötesinde bir yakınlaşmadan kaçındı.Bunun üzerine birçoğu halen Ergenekon davalarından tutuklu bulunan 31 kişi “Cumhuriyetçi Güçbirliği” adı altında bağımsız aday oldular. Bu adaylar 12 Haziran’da biraz MHP’den ama esas olarak CHP’den oy alacaklardır. Hatta CHP’nin bunlar yüzünden milletvekili kaybı bile olabilir.Bu adaylıklar herkes açısından çok yerinde olmuştur. CHP 12 Haziran ertesinde bu çevreyle ilişkisini kuşkusuz bir kez daha gözden geçirecektir.Ama bu 31 adayın tek tek ve toplam olarak alacakları oy miktarı Ergenekoncu-ulusalcı örgütlenmelere halkın desteğini de göstermiş olacaktır.Hiç kuşku yok, seçimden sonra bu çevre “tutuklu olduğumuz için çalışamadık, engellendik, eşit şartlar altında değildik” gerekçelerini öne süreceklerdir. Bunlar olağan bahanelerdir. Gerçek olan bu adayların alacakları oyların işaret ettiği halk desteğidir. 12 Haziran gecesi herhalde onlar da biraz düşüneceklerdir.

Devamını Oku