Erdoğan’ın seçim hedefi

22 Mayıs 2011

Başbakan Erdoğan, daha önce girdiği seçimler öncesinde iddialı hedefler koymuyordu. Birkaç gün öncesine kadar olduğu gibi, “tek başına iktidar olmak” gibi mütevazı hedefleri dile getiriyordu. Ancak son iki konuşmasında çıtayı çok yükseğe koydu, 367 milletvekili istediğini iki kez tekrarladı.Kamuoyu araştırmalarında AKP’nin oy oranı yüzde 48-49 dolayında görünüyor. Bu oranla 367 milletvekiline ulaşmak, bugünkü seçim sisteminde mümkün değil.367 milletvekili hedefine ulaşmak için iki şart var. Birincisi MHP’nin baraj altında kalmasıdır.İkincisi de, CHP’nin ülke ortalamasının üzerinde oy aldığı “sahiller”de AKP’nin geçen seçime göre en az 3-4 puan artış elde etmesidir.Erdoğan “367 milletvekili”ni telaffuz ettiğine göre bu iki şartın da mevcut olduğuna kani olmuş demektir.***Kaset vurgunu yiyen MHP’nin zaten yüzde 10 dolayında dolaşan oy oranının barajın altına düşmesi ihtimali kuşkusuz ciddi biçimde yükselmiştir.Partinin en etkili ve “örgütçü” bilinen isimlerinin kasetlerle “tasfiye” edilmesinin örgüt üzerinde olumsuz yansımaları olması kaçınılmazdır.Kasetlerin sonucu MHP’nin baraj altında kalması olarak ortaya çıkarsa, bu darbenin manevi faturası da AKP’ye çıkacaktır. Meclis’e rahatlıkla fazladan 40 AKP’li vekil gireceğine göre, aksi kanıtlamadığı sürece suçlamaların hedefinde AKP olacaktır.***“Sahiller”de AKP’nin oy oranının artması yine MHP’den gelecek oylara bağlıdır.Bunun yanında AKP’nin “lehine” olacak bir durumu da “Cumhuriyetçi Güçbirliği” adıyla seçime bağımsız giren Ergenekoncu adaylar yaratıyor. Bu adaylar ne kadar oy alırlarsa alsınlar tümüne yakınını CHP seçmeninden alacaklardır. Seçilme ihtimalleri çok düşük olsa da “sahiller”de AKP-CHP dengesini CHP aleyhine bozacaklardır. Alacakları oylar seçilmelerine yetmese de bazı bölgelerde CHP’den milletvekili eksilmesine yol açabilir.Bu manzara Erdoğan’ın 367 hesabını ciddi şekilde destekliyor.Anayasayı tek başına yapacak Meclis çoğunluğu yönetme kolaylığı getirdiği gibi, ciddi bir “dinleme zorluğu” da getirebilir. AKP’nin bunu şimdiden düşünmesinde sayısız fayda olduğunu erkenden belirtmek gerekiyor.

Devamını Oku

Kürt meselesi bitmiş midir?

20 Mayıs 2011

O kadar geriye; 40’lı, 50’li yıllara gitmeye gerek yok. 80’li yıllarda “Kürt” kelimesini kullanmak yasaktı. “Kürt” kelimesi beyaz kâğıt üzerinde siyah harfler olarak o yılların sonunda yavaş yavaş görünmeye başlandı.1991 seçiminin ardından koalisyon hükümeti kuran Süleyman Demirel ile Erdal İnönü birlikte Diyarbakır’a gitmiş ve sadece “Kürt realitesi” sözünü kullanmışlardı.“Realite” Fransızca bir sözcüktür, Türkçesi “gerçek”tir. “Gerçek” diyemediler, “realite” diyerek bir bulanıklık yarattılar, çünkü çekiniyorlardı.70 yıldır “Kürt yoktur, dağda kırt kırt diye yürüyen köylüler vardır” diye kandırılmış, uyutulmuş bir topluma “Kürt gerçeği vardır” diyememişlerdi.Başbakan Erdoğan dün Van’da yine tarihe daldı, tek parti dönemindeki CHP’nin Kürtçe yayın yasaklarından örnekler verdi. Aynı yasakları Demokrat Parti dâhil, Adalet Partisi dâhil, Erbakan’ın katıldıkları dâhil, bütün hükümetler koymuşlardır. Sadece Kürtçe yayınlara değil, şu anda özgürce basılan okunan onlarca, yüzlerce kitaba da bütün o hükümetler yasaklar koymuşlardır. Askeri yönetimler, işleri zaten yasak koymak olduğundan daha da çok yasak koymuşlardır.***Erdoğan’ın dünkü Van konuşmasında ve daha önceki birçok konuşmasında söylediklerinin doğru bir yanı var. AKP hükümetinin kurulmasının ve AB uyum yasalarının çıkarılmaya başlamasının ardından “Kürt meselesi” adı altında yer alan konuların birçoğunda önemli gelişmeler sağlandı.TRT Kürtçe kanal kurdu, Kürtçe kitap ve süreli yayınlar üzerindeki baskı kaldırıldı, Kürt dili için akademik çalışma ile birlikte özel eğitim imkânı sağlandı.Yirmi yıl önce insanlar Kürt kelimesi ettikleri için yargıç önüne giderken bugün “demokratik özerklik” dahil, “federasyon” dahil, yirmi yıl önce hayal bile edilemeyecek konular açıkça ve serbestçe konuşulabiliyor.Erdoğan, bu gelişmelerin kendi hükümet ettiği dönemde sağlanmış olmasıyla haklı olarak övünebilir. Ama bu gelişmelere rağmen Kürt meselesi “bitmemiştir.”Bitmediği için Kürtlerin “kimlik” meselesi ve bunun uzantısı olan kendi kimlikleriyle yönetime katılmaları meselesi vardır.Bu mesele, ekonomik refah düzeyi çok daha yüksek ülkelerde, o ülkelerin yine refah düzeyi yüksek bazı etnik unsurlarında da var olmaya devam ediyor. İspanya’da Katalonya ve Bask meselesi, Belçika’da Flaman-Valon meselesi, İngiltere’de İrlanda, İskoçya meseleleri hâlâ bitmiş değildir. Fransa’da da Korsika meselesi bitmemiştir.***Başbakan, Kürt meselesinin başka bir aşamaya, artık Kürt meselesi denilmesine gerek kalmamış olan bir aşamaya geçmiş olduğunu savunurken, yeni anayasayla ilgili olarak içeriği belirsiz “vaatler”de de bulundu.Yeni anayasa konusunu bu çerçevede, belirsiz vaatlerle gündeme getirmesi de Kürt meselesinin bitmediğinin ifadesidir.Kürt meselesinde gelinen aşama, silahların susmasını sağlama aşamasıdır. Bu aşamaya büyük iniş çıkışlarla gelindi, zaman zaman da uzaklaşılıyor, oldukça geri noktalara düşülüyor.Başbakan’ın sıraladığı ve övündüğü bütün gelişmeler doğrudur, yerindedir ama Kürt meselesi bitmemiştir.

Devamını Oku

Duruma göre devrimci

19 Mayıs 2011

CHP Genel Başkanı dün Tunceli’de konuştu, oldukça “devrimci” bir konuşma yaptı.Açık açık “yeni CHP” de dedi.Siyasilerin seçim sürecinin sıcaklığı içinde, heyecanla bazı tutarsız konuşmalar yapmaları genellikle hoş görülür. Bizde hoş görülür. Siyasetin farklı düzeyde yapıldığı yerlerde bu da hoş görülmez.***Kılıçdaroğlu dünkü konuşmasında bütün askeri müdahalelere karşı olduklarını da açık olarak söyledi.12 Eylül’cülerin yargılanması konusunda AKP’nin samimi olmadığı da söyledi.12 Eylül’cülerin yargılanmasında AKP fazla istekli görünmedi, ama CHP de görünmedi.Neredeyse her yasa için Anayasa Mahkemesi’ne giden CHP, 12 Eylül’cülerin yargılanması için gereken anayasa değişikliğine hayır dediği gibi, yargının bu konuda çalışması için bir çaba da göstermedi.CHP ülke çapında bütün örgütleriyle mahkeme kapılarına dayanıp, suç duyurusu dilekçelerini vermeyi düşünmedi.***CHP Genel Başkanı, bütün darbelere ve askeri müdahalelere karşı olduğunu söylerken, Ergenekon sanıklarını milletvekili adayı yaptığı konusunu da unuttu.“Genç subaylar rahatsız” diye manşet atmayı, üst düzey bir generalin isteği üzerine manşet yapmayı askeri müdahaleye çanak tutmak olarak görmeyen CHP liderinin biraz daha açıklama yapması gerekiyor.Meşhur 28 Şubat sürecinde en önemli siyasi görevlerden birinde bulunmuş olan, merkez sağdan gelen bir siyasinin aday yapılmış olmasını da CHP Genel Başkanı, eğer kendi vicdanına uygun görüyorsa, dün yaptığı konuşmaya uygun görüyorsa, onu da net olarak açıklamak durumundadır.***CHP Genel Başkanı, faili meçhul cinayetlerle ilgili olarak AKP’ye eleştiri yöneltmiştir. Ama topraklar kazılır, kemikler çıkarılırken bir tek CHP’li, toplumun dikkatini bu konuya daha fazla çekmek, iktidarı bu konuda zorlamak yolunda hiçbir faaliyette bulunmamıştır. “Meclis araştırsın!” Doğrudur, Meclis araştırsın, ama Meclis’in görevini gerektiği gibi yerine getirmesini sağlayacak siyasi baskılarda bulunmadan, halkı harekete geçirmeden bir önerge verip, “bak desteklemediler” diye geri çekilmenin ne anlama geldiğini de CHP Genel Başkanı açıklamalıdır.Dünkü konuşmayı yapan Kemal Kılıçdaroğlu bunları kendisine de açıklamalıdır.

Devamını Oku

Bu olay iyi okunmalı

18 Mayıs 2011

Sınırda 12 PKK’lının öldürüldüğü haberi açıklandığı zaman, bunların ağır silahlarla sızma girişiminde bulunduğu belirtilmişti. Sonra PKK’lıların cesetlerinin sınırın diğer tarafında bulunduğu öğrenildi.Bundan sonra olanlar Türkiye’nin Kürt meselesindeki son durumu; Kürtlerin durumunu, acı bir görüntüyle anlatmaktadır. Binlerce kişi, Türkiye vatandaşı Kürtler sınırı geçmiş, cenazeleri alıp Türkiye’ye getirmişlerdir...Sınır yasal yollarla geçilmemiştir, geri dönüş de yasal yollarla yapılmamıştır. Ve güvenlik güçleri bunlara müdahale “edememiştir”. Askeri yetkilinin tavrına rağmen, devletin valisi herhangi bir müdahale durumunda neler olacağını görmüş ve bunu engellemiştir.***Bu olayı, Kürt meselesi üzerine kafa yoran herkes gözünün önüne getirmelidir. Binlerce kişi sınırı geçmekte, cenazeleri yüklenip tekrar ülkeye dönmekte ve müdahale imkânı bulunmamaktadır. Müdahale imkânı yoktur, çünkü bu görüntü bundan sonra artık kimse için bahane kalmadığının görüntüsüdür.Binlerce kişi üzerine ateş açılmasını göze alarak sınırı geçip, tekrar geri dönüyorsa, bunu anlamını kavrayacak bir “siyaset”in de olması gerekir.Yine ortaya çıkıp “Ama onlar da şunu bunu yaptı” diyenler her zaman olacaktır, ama bu gibi vasat intikamcı mantıkların peşine takılanların egemenliğindeki Türkiye, asıl bölünmenin eşiğine gelecek ve oluk oluk kan akacak olan Türkiye’dir.***Erdoğan’ın “Kürt meselesi yoktur, Kürt vatandaşlarımızın meseleleri vardır” sözünün yarattığı olumsuz etkilerle birlikte meselenin, çözümsüzlük yanlılarının istediği gibi seçim meydanlarından çıkarılmış olması, iyimser beklentileri iyiden iyiye zayıflatıyor.Terör meselesi Kürt meselesinin bir ucudur, bunun inkârıyla bir yere varılamadı.PKK’nın eylemsizlik kararına karşılık, devletin de bu eylemsizliğin sürmesini sağlayacak hiçbir adım atmamasının; tam tersine, KCK davalarıyla, sınır ötesi operasyonlarla eski tür savaş politikasının sürdürüleceği işaretlerinin verilmiş olmasının kime, hangi siyasi çevrelere yaradığı çok bellidir.Bir sonraki olayda, sınırı yüz bin kişi geçer ve asker bunlara ateş açarsa ülkenin nasıl bir uçurumdan atlayacağını görmemek için ya kör olmak ya da ülkeye o uçurumun dibini reva görmek gerekir.İkisinden de bol miktarda var ve bunlar el birliğiyle ülkeyi uçurumun kıyısına bir kez daha getirdiler. Türkiye’de “hükümet etmenin” şu anda bir tek anlamı var: Ülkeyi bu uçurumun kıyısından çekmek için cesaret göstermek.19 MAYIS19 Mayıs bu ülkenin güzel günlerinden biri. Geleceğin umutlarını canlı tutan günlerden biri. Hepimize kutlu olsun.

Devamını Oku

Cami yıkan CHP

17 Mayıs 2011

Öyle bir efsane vardır, elli yıldır tekrar edilir ama kesin bir kanıt gösteren olmamıştır. CHP’nin tek parti döneminde, çok partili düzene geçişe kadar dinle ilgili politikaları bellidir. CHP, bu dönemde dini kökenli örgütlenmelere mesafeli davranmış, bunların “halkın dini inançlarını istismar eden siyasi hareketler olarak toplumu geriye çevirmesinden” kuşkulanmıştır.Türkçe ezan Mustafa Kemal’in fikridir, ama bundan dönüş kararını alan İnönü CHP’sidir, uygulayan Demokrat Parti’dir.Tek parti döneminde siyasi iktidarın dinle ilgili politikaları tartışılabilir; bazı tavırların tam tersine, bu politikaların halkın bir kesimini devrimlerden soğutmaya yol açtığı da söylenebilir.***Tek parti dönemi CHP’sinde tartışılacak olan sadece dinle ilgili politikalar değildir. Savaş, dış müdahaleyle bölünme ve yine dış güçlerin kullanacağı irtica hareketleri korkularının yol açtığı ve zaman zaman “ırkçı”lığa yönelen uygulamalar da olmuştur.Gündelik siyasi mücadelelerde en çok kullanılan söylenti CHP’nin “camileri yıkıp ahır yaptığı” efsanesidir. Düne kadar bu konuda herhangi bir somut belge ortaya çıkmamıştı, dün Başbakan Erdoğan çıkardı: İnönü devlet başkanıdır ve bir caminin, devlet parasıyla “onarılıp kütüphane yapılması” için bakanlar kurulu kararı alınmıştır. Bunun üzerine “camiler yıkılıp ahır yapıldı” demenin abesliğini, anlamsızlığını anlatmaya bile gerek yok.***İkinci Dünya Savaşı koşullarında bazı temel ihtiyaç maddelerinin karneye bağlanmış olmasını bugün siyasi polemik konusu olarak tekrarlamanın da abesliği ortadadır.Bugün AKP’ye oy vermenin, CHP’ye oy vermemenin nedeni, CHP’nin 60 yıl önceki tek parti yönetiminde yıkık bir camiyi onarıp kütüphane yapması olacaksa, bunun bir oy vermeme gerekçesi olduğuna inanılacaksa, Türkiye’de demokrasinin durumunu iyiden iyiye küçümseniyor, halkın demokrasiyle ilişkisi adeta sıfırlanıyor demektir.Halk 60 yıl önceki cami hikâyeleriyle oy vermediğini, hemen her seçimde gösteriyor, her seçimde acil sorunların çözümünü talep ediyor, ama siyasiler demokratik seçim yarışını 60 yıllık cami hikâyelerine, özel uçakla gönderilen davetiye dedikodularına tıkıyorlar.Türk siyaseti bu tür tıkamalarla kendi kendini itibarsız kılmada çok başarılı oldu. Ve halk böyle yapanlara en ağır seçim cezalarını verdi. Yine verir, kimsenin gözünün yaşına bakmaz.

Devamını Oku

Aynı oyunlar; pis ve kanlı

16 Mayıs 2011

Seçime yaklaşırken, defalarca oynanmış pis ve kanlı oyunlar tekrar ortaya çıkıyor. Dağda dolaşan PKK’lı gruplara güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu Tunceli’de 7, Irak sınırında 12 kişi öldü.Bunların ardından yine aynı şey yaşanıyor, sert tepkilere karşı güvenlik güçleri de sert davranıyor, biber gazları, molotofkokteylleri derken gerilim dalga dalga yayılıyor.BDP sözcüleri, operasyonların tek taraflı olduğunu, militanların eylem yapmadığını, güvenlik güçlerinin “saldırdığını” söylüyor.Tabii ki dağda silahla dolaşmak “barışçı” ve “demokratik” bir siyasi faaliyet değildir. Bu genç insanlar, “örgüt”ün ve İmralı’nın seçim sonrası kararını silahlarıyla dağda beklemektedir. PKK bunların silahları bırakıp inmesini sağlayamıyor, sağlamıyor.***Bu seçimin anlamı, Kürt meselesiyle ona bağlı tüm kanlı meselelerde ve demokrasi meselelerinde daha ileri aşamaya ulaşılmasını sağlayacak bir siyasi iradenin oluşmasıdır.BDP’nin desteklediği bağımsız adayların güçlü bir şekilde Meclis’te yer almaları önemlidir ve şarttır.Türkiye Kürtlerinin farklı kesimlerinin temsilcilerinin Meclis’te siyaset yapması, silahsız çözüm için önemlidir ve şarttır.Bu gerekliliği benimsediğini kamuoyu, Yüksek Seçim Kurulu’nun veto kararına geniş ve açık bir tepki vererek ortaya koymuştur.Bu aşamada ortaya kan çıkması, bütün halkı etkilediği gibi demokratik sürece karşı olan bütün seslerin yükselmesinin yolunu açıyor. Kastamonu saldırısı düzenleniyor, hemen ardından önce 7 sonra 12 PKK’lının cenazesi geliyor, iki tarafta da hava bozuluyor.***KCK davalarının gelişiminin ve yeni operasyonlar yapılmasının Kürtler nezdinde yarattığı karamsarlık da, sokağa çıkışı teşvik edenlerin işini kolaylaştırıyor.Ortada pis bir oyun vardır. Birilerinin yine “derin devlet komplosu” demesinin, başkalarının da “PKK ikili oynuyor” demesinin bir anlamı yoktur. Önemli olan bu pis oyunların, kaynağı ne olursa olsun, iklimi bozmasına izin vermemektir.Devletin içinde “birilerini” suçlamak ya da PKK’nın içindeki savaş yanlılarını hedef göstermek yine iki taraftaki çözümsüzlük taraftarlarının tekrarladıkları gerilimi artırma formüllerinden başka bir şey değildir.Bu oyuna bir kez daha gelmemek için Kürt siyasiler de, bu seçimin önemini kavradıklarını gösteren siyasetler üretmek durumundadır.

Devamını Oku

Seçim önemli ama heyecan dipte

15 Mayıs 2011

Türkiye’nin her yerinden seçim öncesi havayla ilgili aynı tespit dile getiriliyor, halkta da siyasi partilerde de ciddi bir heyecan yok.Bu heyecansızlığın bir nedeni, seçim sonucuyla ilgili herhangi bir sürpriz beklenmiyor oluşu.İktidar partisi hedef olarak yüzde 50’yi belirlemiş, ana muhalefet partisi ise yüzde 30’u bulursa çok sevinecek.Kaset vurgunu yiyen MHP’de ise moraller en alt seviyede; onlar da yüzde 10 barajını aşarlarsa çok sevinecek hale getirildi.***Bu seçimin ülkenin geleceği açısından çok önemli olduğuna kuşku yok.12 Haziran’da ortaya çıkacak yeni Meclis yeni anayasayı yapacak.Yeni hükümet Kürt meselesinde, silahların tümüyle susması için halktan aldığı yetkiyi tereddütsüz kullanmak durumunda.Birbirine bağlanmış bir iki konuda “demokratik irade”nin ortaya çıkması yolunda CHP’nin ve BDP’nin de “yapıcı” politikalara yönelmesi kuşkusuz çok geniş bir kesimin beklentisidir.Meydanlarda hâlâ ana meselelerin konuşulmuyor olması, liderlerin bu tartışmaları seçim sonrasına bırakma konusunda aynı eğilimde olduklarını gösteriyor.***CHP “demokrasi programı”nı neredeyse çok az duyulmasını sağlayacak bir şekilde açıklarken “yolsuzluk” hamlelerine devam ediyor.Bu hamlelerin hiçbirinden, toplumda ciddi dalgalanma yaratacak bir sonuç alınmamasına ve CHP’nin önüne gelen her şeyi “yolsuzluk belgesi” diye ortaya sürmesi umulanın tersi yönde bir algılama yaratmasına rağmen bu yolda ısrar edilmesi, ana sorunlara değinmekten kaçınıldığını gösteriyor.Bu geçiştirme taktiklerini siyasiler 12 Haziran akşamına kadar sürdürebilirler, ama 13 Haziran’da bütün ülke onların ağızlarına bakarak iki cümleyi tekrarlayacaktır: Demokratik ve sivil bir anayasa üzerinde uzlaşın ve silahların tümüyle susması için ne yapacağınızı açıklayın.***Seçim meydanlarındaki içeriksiz itiş kakış halkın seçime ilgisini azaltsa da bu iki talebin gündemden düşmesi mümkün değildir.Türk halkı silahların tümüyle sustuğu, demokrasinin geri dönülmez güvencelere bağlandığı bir toplum hedefini benimsemiştir ve bu hedefi açıkça talep etmektedir. Siyasiler miting meydanlarında bu hedefe yönelik görüşlerini dile getirmeye, bu yöndeki sorulara cevap vermeye başladıklarında da gerçek bir seçim heyecanı ortamına girilmiş olacaktır.

Devamını Oku

Tabularla büyümek

14 Mayıs 2011

İnternet alanına getirilen son kısıtlamalara karşı yüz binlerce genç insanın hızla örgütlenişini izliyoruz. Getirilen yasak sistemi bir ahlak anlayışına dayanıyor ve benzer durumlarda hep yapıldığı gibi gerekçe olarak “korumak” fiili ortaya konuluyor.İnsanları hep bir şeylerden “korumak” üzerine kurulu dünya, kısıtlamalar dünyasıdır. Bu dünyayı yaratan zihniyet, insanların kendi kendilerini koruyamayacağı kanaatine dayanır, dolayısıyla “birileri” her zaman bu zayıf insanları türlü çeşitli tehlikelerden korurlar.İnsanların daha da “korunması”nı ve “koruma” sistemine katılmalarını sağlamak için de “tabu”lar icat edilir.Bu tabu olacak şey de öyle bir sunulur ki, varlığı yokluğu tartışılamaz, tersine fikir beyan edilemez, hatta o konuda farklı düşünülemez. Tabular alanı, cezası bu dünyada ödenen bir suçlar alanı olmakla da kalmaz, biraz daha ileri gidildiğinde cezaların ödenmesi öbür dünyaya kadar uzanır.Filozoflar bu tabu meselesi üzerinde çok durdular; tabuları yıkmak üzere yola çıkanların takipçileri de eski tabuların yerine yenilerini koydular. Tabu ile birlikte bir ceza söz konusu olduğu için de “korku,” bu sistemin olmazsa olmaz yapıştırıcısıdır.***İnsanlık uzun bir süredir bu dünyada korkularla yaşamanın anlamsızlığını keşfetti ve keşfinin peşinden koşuyor.Ama tabularla ve korkularla büyütülmüş milyonlarca kişinin en halisane niyetlerle hareket etmeye çalışsa da, kendisini büyütmüş olan tabulardan kurtulması kolay olmuyor.Toplumumuzda, bizim kuşağımız ve bizden önceki kuşaklar tabular ve korkular sarmalında büyümüş, o korku ve tabular sürekli olarak yeni kuşaklara aktarılmıştır. Sonunda sistem o hale gelmiştir ki, birkaç kişi, adına anayasa denilen ve amacı insanların haklarını korumak olması gereken bir kitabın başına birkaç cümle yazmış ve “bunlara el sürülemez” demiştir. Toplumunun geriye kalanındaki milyonlarca kişi de bunlara el sürülemeyeceğini kabul etmiştir.Bu basit “tabu”nun cezası “vatana ihanet” ile suçlanmak olduğundan da “peki abi, el sürmeyiz” durumu da kendiliğinden sağlanmıştır.“Aynı fikirde olabilirim, ama bunu başka şekilde ifade edelim ve ‘el süren cız olur’ diye korkutmayalım...” Bu kadarını bile söyleyip başına dert alacağına el sürmezsin, olur biter...Yasakçıların; birilerini, daha doğrusu kendilerinden başka herkesi korumak için insanların kafalarına, gözlerine, ruhlarına “filtre” takma meraklılarının hayatları bir süredir eskisi kadar rahat değil. Yaklaşık yarım yüzyıl önce soru sormaya başlayan bir kuşak ortaya çıktı. Bugün “neden?” diye soran bir kuşak başını kaldırıyor. Henüz kaldırıyor, çünkü o kuşak da hâlâ kendi sırtına yüklenmiş bazı tabuların etkisinden tam kurtulmuş değil. Ama yollar açılmıştır, kapatmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

Devamını Oku