O kadar geriye; 40’lı, 50’li yıllara gitmeye gerek yok. 80’li yıllarda “Kürt” kelimesini kullanmak yasaktı. “Kürt” kelimesi beyaz kâğıt üzerinde siyah harfler olarak o yılların sonunda yavaş yavaş görünmeye başlandı.
1991 seçiminin ardından koalisyon hükümeti kuran Süleyman Demirel ile Erdal İnönü birlikte Diyarbakır’a gitmiş ve sadece “Kürt realitesi” sözünü kullanmışlardı.
“Realite” Fransızca bir sözcüktür, Türkçesi “gerçek”tir. “Gerçek” diyemediler, “realite” diyerek bir bulanıklık yarattılar, çünkü çekiniyorlardı.
70 yıldır “Kürt yoktur, dağda kırt kırt diye yürüyen köylüler vardır” diye kandırılmış, uyutulmuş bir topluma “Kürt gerçeği vardır” diyememişlerdi.
Başbakan Erdoğan dün Van’da yine tarihe daldı, tek parti dönemindeki CHP’nin Kürtçe yayın yasaklarından örnekler verdi. Aynı yasakları Demokrat Parti dâhil, Adalet Partisi dâhil, Erbakan’ın katıldıkları dâhil, bütün hükümetler koymuşlardır. Sadece Kürtçe yayınlara değil, şu anda özgürce basılan okunan onlarca, yüzlerce kitaba da bütün o hükümetler yasaklar koymuşlardır. Askeri yönetimler, işleri zaten yasak koymak olduğundan daha da çok yasak koymuşlardır.
Erdoğan’ın dünkü Van konuşmasında ve daha önceki birçok konuşmasında söylediklerinin doğru bir yanı var. AKP hükümetinin kurulmasının ve AB uyum yasalarının çıkarılmaya başlamasının ardından “Kürt meselesi” adı altında yer alan konuların birçoğunda önemli gelişmeler sağlandı.
TRT Kürtçe kanal kurdu, Kürtçe kitap ve süreli yayınlar üzerindeki baskı kaldırıldı, Kürt dili için akademik çalışma ile birlikte özel eğitim imkânı sağlandı.
Yirmi yıl önce insanlar Kürt kelimesi ettikleri için yargıç önüne giderken bugün “demokratik özerklik” dahil, “federasyon” dahil, yirmi yıl önce hayal bile edilemeyecek konular açıkça ve serbestçe konuşulabiliyor.
Erdoğan, bu gelişmelerin kendi hükümet ettiği dönemde sağlanmış olmasıyla haklı olarak övünebilir. Ama bu gelişmelere rağmen Kürt meselesi “bitmemiştir.”
Bitmediği için Kürtlerin “kimlik” meselesi ve bunun uzantısı olan kendi kimlikleriyle yönetime katılmaları meselesi vardır.
Bu mesele, ekonomik refah düzeyi çok daha yüksek ülkelerde, o ülkelerin yine refah düzeyi yüksek bazı etnik unsurlarında da var olmaya devam ediyor. İspanya’da Katalonya ve Bask meselesi, Belçika’da Flaman-Valon meselesi, İngiltere’de İrlanda, İskoçya meseleleri hâlâ bitmiş değildir. Fransa’da da Korsika meselesi bitmemiştir.
Başbakan, Kürt meselesinin başka bir aşamaya, artık Kürt meselesi denilmesine gerek kalmamış olan bir aşamaya geçmiş olduğunu savunurken, yeni anayasayla ilgili olarak içeriği belirsiz “vaatler”de de bulundu.
Yeni anayasa konusunu bu çerçevede, belirsiz vaatlerle gündeme getirmesi de Kürt meselesinin bitmediğinin ifadesidir.
Kürt meselesinde gelinen aşama, silahların susmasını sağlama aşamasıdır. Bu aşamaya büyük iniş çıkışlarla gelindi, zaman zaman da uzaklaşılıyor, oldukça geri noktalara düşülüyor.
Başbakan’ın sıraladığı ve övündüğü bütün gelişmeler doğrudur, yerindedir ama Kürt meselesi bitmemiştir.

