Her yer karanlık

4 Eylül 2007

Henüz 10 gün önceki yazım, şu cümlelerle bitiyordu: “Ey Futbol Federasyonu’nu oluşturan isimler..Gidin, arkanıza bakmadan gidin hem de..Yoksa sizi her seçimde ipten alan ‘cankurtaran’ kulüpleriniz, sizlere söve söve, sizleri döve döve gönderecekler..Kimlerin desteğiyle geldiyseniz, onların desteğiyle gideceksiniz..Kendi gururunuzu düşünmüyorsanız, Türk futbolununkini düşünün..” Galiba sözlerim yanlış anlaşıldı..Türk futbolundaki doğrulardan biri olan Vestel çekilme kararı aldı..Yanlışların başında gelen federasyon yönetimi aynen yerinde duruyor.. Üstelik Vestel’e “Giderseniz gidin.. Zaten burada ne işiniz vardı ki?” diyerek..***Federasyon farkında değil ama şunu kimse kaçırmasın.. Futbol endüstrisini geliştirmek için gerekli olan ‘temiz para’ Türkiye’den kaçıyor..Futbol Federasyonu, 2 yıldır kendisine sponsor olacak banka arıyor, bulamıyor.. En son İş Bankası yılda 2 milyon dolarlık sponsor desteği sağlıyordu.. Onlar bıraktı, yerine yenisi gelmedi..Türk Hava Yolları da öyle. Onlar da federasyonla sponsorluk sözleşmelerini yenilemediler..Şimdi de Vestel.. Adamlar Manisaspor’a 7 yılda 70 trilyon lira harcadılar..Baktılar ki, bu federasyon kendi yandaşlarını kollayıp, karşıtlarını dövüyor.. Bir türlü serbest rekabet koşullarını oluşturmuyor.. Bu kirli oyunun figüranı olmaktan vazgeçtiler..Üstelik şu anda federasyonda varolan sponsorların da ne kadar süreyle kaçar para verdiklerini bilemiyoruz.. Çünkü maalesef ortada şeffaf ihale filan da yok.. Her yer karanlık!Şimdilik arkalarında bir tek Digitürk Grubu var.. O da yayın sözleşmesini 20 milyon dolara 2 yıl daha uzattıkları için..***Herkes bağırıyor..Çünkü bu federasyonun icraatlarını hangi kriterlere göre yaptığını herkes biliyor.. Geçen sene küme düşen takımların 3’ü de (Sakarya, Erciyes, Antalya) Haluk Ulusoy’a karşı olan ekibin içinden..Futbolcusu hakeme saldırdığı için hükmen mağlup ilân edilen Manisa da aynı ekipten..G.Saray’ın geçen sezon ilk 2’ye girememesinin sebebi, Özhan Canaydın’ın ifadesine göre “hakemlerin G.Saray’ı lime lime etmesi, Kulüpler Birliği’nin intikamının alınması..” G.Saray, Kulüpler Birliği’nden çıkan “Ulusoy gitsin” kararının öncüsü değil miydi?‘Şampiyon’ F.Bahçe geçen sezon hep bağırdı, çağırdı.. Hatta Beşiktaş’a elendiği kupa maçından sonra bunlar için “Hırsızlar, şerefsizler” bile dedi.. Aziz Yıldırım, Allah’ı var, hep aynı çizgide kaldı.. Şampiyonluğu kaybettikleri sezonda da, şampiyon olduktan sonra da aynı şeyi söyledi..***Kısaca bu federasyon diyor ki..“Benden olanı kollarım..Bana karşı olanı dağıtırım..” Türk futbolunu dağıttılar, haberleri yok.2007-2008 sezonunun henüz 4. haftasındaki durumu özetleyelim:*Herkesin peşinden koştuğu sponsorlar “Biz bu pisliğe dayanamıyoruz” diyerek çekiliyor.. Futbola yatırım yapanlar, üstelik Cemal Aydın veya Nuri Albayrak kadar itibar görmüyorlar..*Federasyonun baş destekçisi Trabzon, “Eğer bizi hükmen mağlup ilân ederlerse, Ulusoy’u getirdiğimiz gibi götürürüz.. Kontrolumuzda olan 25 oyu aleyhlerine kullanırız” diye rest çekiyor.. Federasyon bu resti göremediği için onları hükmen mağlup ilân edemiyor.. Bütün ligin kaderini tehlikeye atıyor..*Trabzon-Sivas maçının 90+2. dakikasında taraftarlar sahaya girdi diye maçı tatil eden hakem Bülent Demirlek resmen ‘kurban ediliyor.’ Bütün hakemler buna tepki duyuyor.. Ama ses çıkaramıyor.. Çünkü çıkaranın tek başına ortada kaldığını hepsi biliyor..*Beşiktaşlı taraftarlar arasında kan dökülüyor.. Cumartesi günü çıkan tribün odaklı kavgada 1 ölü, 1 yaralı var..Henüz 4. haftada bu haldeyiz..34. haftayı da hepimizin birden göreceğinin garantisi yok.. Çünkü ligin güvenliğini sağlamakla görevli federasyon ortada yok..Peki bu federasyon duruma el koymak için daha neyi bekliyor? Ben cevabı bilmiyorum..İşin kötüsü.. Onlar da bilmiyor..***Bugüne bakıp, ligin sonunu da düşünelim..32. haftada G.Saray ile F.Bahçe, 34. haftada ise F.Bahçe ile Trabzon karşılaşacaklar..Bunlar, şampiyonu belirleyecek maçlar..Maçların son dakikasında, mağlup takımın seyircileri sahaya girerse maç önce tatil olup sonra tarafsız sahada tekrarlanmayacak mı?Tekrarlanacak, çünkü Trabzon-Sivas maçıyla ilgili alınan karar emsal oluşturacak..Bu maçlar tekrarlanırsa, Türkiye birbirine girecek mi? Girecek, belki daha çok kan dökülecek..Düşme potasındakiler de uyanık çıkarsa, aynısı aşağıda da yaşanmayacak mı? Yaşanacak..Siz siz olun “Bu kadarı da olmaz” demeyin.Bu federasyon Vestel’e ve Sivas’a tam bunu yaptı.. Gerekirse koltuğu kurtarmak için bundan daha iyisini (!) de yapar..

Devamını Oku

Arkanıza bakmadan gidin

23 Ağustos 2007

Türk futbolunun takkesi 12 Ağustos akşamı düştü, başımızdaki havaalanını anımsatan büyüklükteki ‘kel’ yeniden ortaya çıktı..12 Ağustos Pazar günü, Turkcell Süper Lig’in ilk hafta maçında Trabzonspor ile Sivasspor karşılaştılar.. Maç 1-0 Trabzonspor’un galibiyetiyle sürerken çıkan olayları hepiniz biliyorsunuz.. Bitime 27 saniye kala Trabzonlu taraftarların sahaya girmesi üzerine hakem Bülent Demirlek hakem odasına gitti ve maçı tatil etti..Haluk Ulusoy Federasyonu’nun başına büyük dert olan gelişmeler, işte tam bu dakikalarda başladı..Trabzonspor Başkanı Nuri Albayrak, stadın Şeref Tribünü’nden direkt olarak ‘yakın dostu’, ‘kardeşi’ Haluk Ulusoy’u aradı ve şunları söyledi:“Bak başkan, burada tatsız olaylar çıktı. Biz seni zor durumda bırakmak istemiyoruz, tek isteğimiz adalet.. Hakem içeri gitti, sahaya dönecek mi, bilmiyorum. Ama eğer dönmezse bu olay, ilerde bazı şeylere emsal teşkil eder. Yarın-öbür gün F.Bahçe-G.Saray maçında sahaya biri atlarsa, maçları tatil etmek zorunda kalırsınız.. Biz burada ne hatamız varsa çekeriz.. Ama sahadaki 3 puan bizim hakkımız.. Hakem dışarı çıksın, maçı bitirsin, ondan sonra bize ne ceza verirseniz boynumuz kıldan ince olur..” Ulusoy’un yanıtı ise “Abi, ben lavabodaydım. Senin telefonun üzerine çıktım. Ne olduğunu bir öğreneyim, hemen sana geri dönüyorum..”İki başkan o akşam bir değil, iki değil, tam 6 defa konuştular. Ulusoy, her seferinde Albayrak’a “Tamam abi merak etme, hemen hakemlerle konuşuyorum, maçı devam ettireceğim” dedi..Ama sonuçta maç tatil edildi, Trabzon 5 maç, Sivas 250 milyar lira ceza aldı.. Maçın sonucu ise en geç bu hafta sonu Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu tarafından ilân edilecek.. Muhtemelen de Trabzon 3-0 hükmen mağlup ilân edilecek..***Kimse yanlış anlamasın..Futbol Federasyonu’nun Trabzonspor’a verdiği cezayı eleştirmiyorum..Ama böyle kriz anlarındaki ‘Hallederiz’ refleksinin Türk futbolunu düşürdüğü kaos ortamını kabul edemiyorum..Bizim, koskoca Türk futbolunun, Trabzonspor Başkanı aradığında “Nuri Bey, sakın kusura bakma! Sizinkilerin yaptığı da iş değil.. İster kız, ister darıl, ben burada hakemleri ve futbolun geleceğini düşünürüm. Bu maçı da tekrar başlatmam” diyebilecek kadar dirayetli bir başkanı niye yok?Ya da Federasyon 2. Başkanı Affan Keçeci, 2-1 biten Kasımpaşa maçında yanında oturan Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören’in kendisine “Bıktık artık bu hatalardan.. Siz ne biçim federasyonsunuz” diye fırça attığında niye susup kalır? En azından tribünü terkedip en medeni ve kararlı tavrı niye sergileyemez? ***Niye biliyor musunuz?Çünkü bu federasyon o kulüplere göbeğinden bağlı..Çünkü Ulusoy, 19 Ocak 2006’daki kazandığı seçimde Beşiktaş ve Trabzon’un 7’şer oyuyla başkan seçilebildi..Çünkü bu iki kulüp olmasa, ne kadar FIFA’yı arkasına alırsa alsın, Haluk Ulusoy kalmamıştı, bitmişti, tükenmişti..Bu nedenle onlardan biri yüzlerine püskürdüğü zaman, yağmur yağdı numarası yapıyorlar..Ama nereye kadar?***Federasyon yönetimi eğer maçı 1-0 Trabzonspor lehine tescil etmezse, Trabzon camiası topyekün Ulusoy’a savaş açacak.. Henüz 2. haftadan hem de..Trabzon’daki 6 profesyonel futbol kulübünün toplam 12 oyu var.. Buna Trabzon’un 7 oyunu da eklerseniz, Haluk Ulusoy görünürde genel kuruldaki en az 20 oyluk desteğini kaybedecek.. Görünmeyen zarar bence daha da büyük..Eğer maç Trabzonspor’un 3-0 hükmen mağlubiyetiyle tescil edilmezse ise bu sefer bütün krizlerde Ulusoy’un arkasında duran Sivasspor başta olmak üzere, sahası 5 maç kapatılan G.Saray ve diğerleri bağırmaya başlayacak..Yani aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık.. (Ama surata gelirse yağmur!)Şu tablonun neresinde futbol var? ‘Futbola siyaset sokmayız’ diye atıp tutanlar, AKP ile cebelleşenler, aslında kendi siyaset oyunlarını oynamıyorlar mı? Bütün çabaları, bu oyuncağı kaptırmamak değil mi?***Bir de maçı deplasmanda oynayan Sivas’a verilen 250 milyarlık ceza var..Herkes kapalı kapılar ardında şunu fısıldaşıyor: “Sivas zaten maçı kaybetmişti.. Hükmen galip gelirlerse, havuzdan 270 milyar lira galibiyet primi kazanacaklar.. Bu parayı kesmek için Sivas’a göstermelik ceza uygulanıyor.. Yani federasyon, 270 milyarı da Sivas’a yedirmeyecek.. Kamuoyuna ‘Bakın, Sivas’a da ağır ceza verdik, onları kollamadık’ diyecekler..” Ben bu 250 milyar cezayı hiç anlamadım.. Cezanın sebebi, sahaya giren taraftarlara Sivaslı futbolcuların fiili eylemde bulunması..Madem bu kadar bariz bir fiili eylem var, Sivas’ı hükmen mağlup etsene o zaman.. Aksine sen Sivaslı 3 oyuncuya 1’er maç ceza veriyorsun, o kadar.. Ama para cezası, Türk futbol tarihinde görülmemiş oranda büyük.. Niye büyük? Çünkü o para da nasılsa Süper Lig havuzundan gelecek.. Sivas’ın kasasından para çıkmayacak..***Dedik ya, ligin henüz 2. haftası..Trabzon “Federasyon bizi hükmen mağlup ederse, Haluk Ulusoy’dan bunun hesabını sorarız. Onu nasıl göreve getirdiysek öyle göndeririz (bu cümleye dikkat!!)” diyor..Sivas aportta bekliyor, “maçı 3-0 hükmen kazanmazsa, Ulusoy’dan desteğini çekeceğini” açıklıyor..Beşiktaşlılar hakemi beğenmeyip federasyon 2. başkanına Protokol’de ‘fırça’ atıyor.. Yetmiyor, başkan stadı terkediyor..Geçen sene çok rezalet yaşanmıştı..Perde kaldığı yerden açıldı..Peki bu olaylar, bu kavgalar sezonun 34. haftasında olsa, kan çıksa, millet birbirini kesse ne olacak? Bu rezaletin bitmesi için biz neyi bekliyoruz?***Ey Futbol Federasyonu’nun oluşturan kurul üyeleri..Lütfen gidin..Arkanıza bakmadan gidin hem de..Yoksa sizi her seçimde ipten alan ‘cankurtaran’ kulüpleriniz, sizleri tüküre tüküre, döve döve gönderecekler..Kimlerin desteğiyle geldiyseniz, onların desteğiyle gideceksiniz..Kendi gururunuzu düşünmüyorsanız, Türk futbolununkini düşünün..

Devamını Oku

Bit yeniği...

24 Nisan 2007

Geçen haftanın en önemli tespitlerinden birini Şansal Büyüka yaptı cuma günkü yazısında: ‘Biliyorsunuz son 2 haftanın hakemlerini MHK’dan önce bazı kulüp başkanları açıkladı. Buna çok kızan MHK Başkanı Mustafa Çulcu “Bu hafta maçları yönetecek hakemleri ben belirleyeceğim ve kimseye haber vermeyeceğim” demiş. Nitekim öyle oldu. İki haftalık bir aradan sonra kamuoyu maçları yönetecek hakemleri kulüp başkanlarından değil, MHK’nın basın bülteninden öğrendi.’***Büyüka’nın bu tespitini biraz daha açalım.Şimdiye kadar, haftanın hakemlerini Mevlüt Güzel (yani Ahmet Çakar’ın meşhur Kınalı’sı), Ali Kunak, Ali Aydın ve Orhan Erdemir’den oluşan ekibiyle birlikte belirleyen MHK Başkanı Çulcu, gördüğü lüzum üzerine yumruğunu masaya vurdu.. 9 Turkcell Süper Ligi maçının hakeminin atamasını da ekibine sormadan, kendi başına yaptı..Bu ne anlama geliyor? Demek ki Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören’e, Bursa Başkanı Levent Kızıl’a ve A.Gücü Başkanı Cemal Aydın’a hakem isimlerinin herkesten önce ulaşmasının Mustafa Çulcu dışındaki 4 MHK üyesiyle alakası vardı.. Demek ki bazı kulüp başkanları hakem siparişlerini bu dörtlüden yapıyorlardı. Çulcu’nun olaya el koymak için neden 28 hafta beklediği de kafamı kurcalayan başka bir soru.***Peki geçen haftanın hakemleri nasıldı?Genelde son haftaların en başarılı performansını sergilediler.Bir tek Selçuk Dereli’nin yönettiği 4-1’lik Manisa Vestel-Bursa maçında bana göre kritik bir hata yapıldı. Maç 1-0’ken Bursa kaptanı Egemen’in gördüğü 2. sarı kart oldukça tuhaftı.. Ulusoy Federasyonu’nu düşürmek için imza toplayan Bursa, 10 kişi kaldıktan sonra dağıldı ve haftanın en farklı yenilgisini aldı.***Maraton’da Erman Toroğlu, o kırmızı kart pozisyonunu defalarca ileri aldırdı, geri sardırdı, yine de işin içinden çıkamadı. Sonunda da ağzındaki baklayı çıkarıverdi: ‘Ben böyle kararları gördükten sonra öküzün altında buzağı aramıyorum artık. Öküzün altında öküz arıyorum..’Yani o da Bursa’nın imza kampanyasında başı çekmesine atıfta bulundu.***Telegol’de Cem Papila daha da ileri gidip ilginç bir komplo teorisi attı ortaya: ‘2-1’lik F.Bahçe-Ankaraspor maçının 20. dakikasında Lugano’yu oyundan atmayan hakem Yunus Yıldırım’a 3 haftadır maç verilmiyor. 2-2’lik Kayseri-F.Bahçe maçında Tümer’e yapılan net penaltıyı vermeyen hakem Vedat Yüksel 1 hafta dinlenip Lig A’nın en kritik maçı olan Kasımpaşa-İstanbul BŞ Bld’ye atandı. 0-0’lık F.Bahçe-Vestel maçında Tuncay’a yapılan net penaltıyı vermeyen İsmet Arzuman hiç dinlendirilmeden Denizli-Sivas mücadelesine tayin edildi. 1-1’lik Beşiktaş-Sakarya maçında Sakarya’nın bariz penaltısını vermeyen Bülent Yıldırım hemen ardından G.Saray-Rize maçında düdük çaldı.. Yani... MHK, F.Bahçe lehine hata yapan hakemi cezalandırıyor. F.Bahçe aleyhine hata yapanı ise ödüllendiriyor. Aktif hakem olsam ben böyle düşünürdüm. Emin olun aktif hakemler de mesajı böyle alıyor...’***Ahmet Çakar ise geçen hafta, ‘Kınalı’ önderliğindeki MHK’nin Aziz Yıldırım’ı cezalandırmak için kupada ve ligde F.Bahçe aleyhine çalıştığını öne sürmüştü..***Erman Toroğlu, Cem Papila ve Ahmet Çakar...Üçü de Türk futbolunun kalbi olan Merkez Hakem Komitesi’nde garip şeyler döndüğünü söyledi, söylüyor... MHK Başkanı Çulcu ise başta Çakar olmak üzere üçünü de komplo teorisyeni olmakla suçluyor ama ekibindeki 4 eski hakemi de devredışı bırakıp geçen haftaki tüm atamaları, -yukarıdan da hiçbir emir almadan- kendi başına yapıyor.Yani ekibine güvenmediğini başta kendi gösteriyor.Şimdi bütün bunları alt alta dizip, bu işte bir bit yeniği olduğunu düşünürsem ben de ‘komplo teorisyeni’ mi oluyorum?Siz söyleyin sevgili okurlar...

Devamını Oku

Futbolun amiri!

17 Nisan 2007

F.BAHÇE-Vestel maçının 36. dakikasında takke düştü, kel göründü. Takkeyi düşüren, Tuncay’a yapılan hareketin penaltıyla cezalandırılmaması üzerine, Protokol Tribünü’nün ilk sırasında oturan Aziz Yıldırım ile Mahmut Uslu’nun çileden çıkması oldu.Futbol Federasyonu’nun başkanvekili olmayı Üç Büyükler’in her maçında Protokol Tribünü’ne kurulmaktan ibaret sanan Affan Keçeci, TV kameralarının da gözleri önünde bir araba laf işitti F.Bahçeliler’den...F.Bahçe Başkanı, Keçeci’ye “Yeter be! Ne korkuyorsunuz penaltı vermekten! Biraz insaf edin. Nedir sizden çektiğimiz” diye bağırırken, kendinden geçip ayağa fırlayan Uslu daha ağır konuştu: “Bu penaltı verilmeyecekse hangisi verilecek? Kim bunları örgütlüyor? Bunlar sizin eseriniz..” Hatta konuşmalar Keçeci’nin arkasından, “Bu uğursuz niye bizim maçlarımıza geliyor?” noktasına kadar gitti maalesef...Yanlarında F.Bahçeli Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt olmasa, işler kimbilir nereye varacaktı, onu da sizler düşünün...***F.Bahçe yönetimi, federasyon başkan vekilinin suratına karşı niye böyle bağırıyor?Çünkü bu federasyona güvenmiyor..Ben de güvenmiyorum.. Geçen hafta Vedat Yüksel’in Kayseri-F.Bahçe maçına Papermoon’dan atandığını yazmıştım..Bu hafta da Şansal Büyüka Maraton’da açıkladı: “Bursa Başkanı Levent Kızıl, Erciyes-A.Gücü maçının hakeminin Bülent Demirlek olacağını, çarşamba akşamı 10 kişinin içinde bize söyledi.” Nitekim, perşembe günkü MHK ‘toplantısından’ sonra maçın hakemi Bülent Demirlek olarak ‘resmen açıklandı.’ Yani..Herşey ortada.. Gücü yeten; hem kendisinin, hem de rakibinin maçına istediği hakemin atanmasını sağlıyor..Böyle olunca da herkes her düdüğün altında bir çapanoğlu arıyor.. Bu güvensizliğin sorumlusu medya değil! Bu federasyonu böyle keyfekeder yönetenler.. Kurulların manipüle edilmesine izin verenler..***Bu, Aziz Yıldırım’ın Affan Keçeci’ye ilk hareketi değil bana göre.. Herkese hatırlatalım.. 6 Şubat 2006 tarihli VATAN manşeti şöyleydi:“F.Bahçe-G.Birliği maçının devre arasında Aziz Yıldırım’dan Affan Keçeci’ye tarihi fırça: Bu federasyon nasıl da sıkılmadan yerinde duruyor. Geçen sezon son 5 hafta bizi duman ettiniz.. Sen bunlara neden seyirci kaldın?” Ertesi gün Keçeci şu açıklamayı yapmıştı:“Aziz Yıldırım’la o maçta bir konuşma yaptığımız doğru.. Ama sizin belirttiğiniz üslupta değil.. Ben bu devletin 1. sınıf emniyet müdürüyüm.. Benimle bugüne kadar kimse iddia edildiği tarzda konuşmadı ve konuşamaz.. Bizim ilişkilerimizde herkes haddini ve yerini bilir.. Sizi kınıyorum..” Keçeci bizi kınadı ve dava etti..Dava hâlâ sürüyor..Bak şu işe ki, Yıldırım’ın Keçeci’ye nasıl bağırdığını (azarladı demiyorum, fırçaladı hiç demiyorum, aman dikkat) Lig TV kameraları nasıl da güzel yayınladı.. Yıldırım, Keçeci’yi neredeyse boğazlayacak kadar kızmışken, ‘amir’ Keçeci’nin kılı bile kıpırdayamadı..Demek ki, bu işler yazar kardeşe, emniyet apoletine, ona buna güvenip olmuyor.. Gerçek, gün geliyor, kabak gibi ortaya çıkıyor..Keçeci’nin bir de Beşiktaş’ın eski başkan vekili Murat Aksu’yla bu tip bir hikâyesi var ki, o da ayrı bir yazı konusu..Türk futbolunu içine düştüğü bataktan bu haldeki federasyon mu kurtaracak?Hadi canım siz de..

Devamını Oku

İbrahim Seten yazıyor

14 Nisan 2007

Hıncal Abi (Uluç), 2 yıldır hep aynı şeyi tekrarlıyor: “Aziz Yıldırım’a kafa tutan tek spor müdürüydün. Sen de yola geldin.” En son da perşembe günkü yazısında taşı gediğine oturtmuş: “Medya.. Özellikle Kutsal İttifak Medyası.. 100. yılında F.Bahçe’nin şampiyon olması için yemin etmiş gibiler.. Her şeyi yazıyorlar.. Aziz Yıldırım karşısında kale gibi duran bir İbrahim Seten vardı. Şimdi o da günah çıkarıyor. Bayrağı kapmış en önde gidiyor.” *** Bu tepkinin çıkış noktası geçen pazartesi bu sütunlarda yer alan “Papermoon’da neler oldu?” başlıklı yazım.. İsteyenler www.gazetevatan.com/spor/papermoon linkine tıklayarak göz atabilirler.O yazıya gelen tek tepki Hıncal Abi’den olmadı..Beşiktaşlı ve G.Saraylı okurlar beni F.Bahçe yağcısı olmakla itham ettiler.. F.Bahçeliler ise “İşte korkusuz kalem. İbrahim yazarsa doğru yazar” demeye başladılar. En sık gösterilen tepki ise şuydu:“Daha evvel yapılanları niye yazmıyorsun?” En çok da bunlara güldüm.. Hem de acı acı..Çünkü bizim iş suya yazı yazmakla aynı şey..*** Pazartesi günü sadece VATAN’da değil, Akşam, Milliyet ve Sabah’ta da Papermoon haberleri yer aldı. Hele salı günkü “Demirören, Edu’nun da kırmızı kart göreceğini biliyordu” haberi sapla samanın iyice karışmasına neden oldu. (Çünkü yalandı.)Hepsine birden bakıldığında, bu haberlerin F.Bahçe yönetiminden sızdırıldığını ben bile düşündüm. Bizim içimiz rahat... Ben o gece şahit olduklarımı kendi ismimle kaleme aldım, başkalarından duyduğumu “öğrenildi-bildirildi” formunda yazmadım..Çevremdeki Beşiktaşlılar tarafından “ağır” olarak nitelendirilen o haber analize cevap verecek tek merci Beşiktaş Başkanı’ydı.. Nitekim o da ertesi gün 50’yi aşkın Beşiktaş yazarı ve muhabiriyle toplantı yaptı. Konu bize geldi doğal olarak.. Tüm ısrarlara rağmen Demirören, haberi yalanlamadı.. Federasyon veya hakemlerden de VATAN’a yönelik herhangi bir tepki olmadı.. Hepsinin muhatabı F.Bahçe yönetimiydi..Demek ki bizim tarafımızdan saptırılmış, tahrif edilmiş, senaryolaştırılmış bir durum yoktu..Haber analiz doğru olmasaydı muhataplarının neler yapabileceğini de çok iyi tahmin edebilirsiniz..Gerisini haberin içinde olmayıp, başkalarından aldıkları paslarla gole gitmeye çalışanlar düşünsün!***“Bundan evvel yapılanları niye yazmıyorsun?” diyenler aslında geçmişte F.Bahçe böyle karanlık yollara saptıysa niye o zaman aynı şeyleri yazmadığımı sorgulamaya çalıştılar..Beni acı acı güldüren de tam burası..Merak edenler için bazı notlar düşmem gerekiyor.. 17-27 Temmuz 2006 tarihlerinde bu sayfalarda bir Şike Dosyası açmıştık.. Sadece o dosyada, F.Bahçe’yi yakından ilgilendiren 3 haber vardı. Sıralıyorum:- İşte Ersun Yanal’ın ağzından G.Saray-A.Gücü maçındaki teşvik skandalı: “300 bin $’ı aldık, Fener’i şampiyon yaptık.. 2001’de ben A.Gücü’nün başındayken, 32. haftada G.Saray’ı 2-1 yenip F.Bahçe’yi lider yaptık.Maç sonu bir taksici Fenerli bir idarecinin adını verip soyunma odasına bir çanta bıraktı. Çantanın içi dolar doluydu. O parayı tesisteki bekçiler dahil herkese dağıttım. Hepsinden parayı aldıklarına dair imza da aldım..” (Ersun Yanal, 19 Temmuz) - 3 yabancı Beşiktaş’ı sabote etti: “2003 sezonunda F.Bahçe şampiyon olurken biz Zago, Cordoba ve Ronaldo’nun hatalarıyla çok puan kaybettik. Bu futbolculara ne olduğunu herkes biliyordu. Yöneticilere ‘Para için oynayan futbolcular herşeyi yapabilir, dikkat edin’ demiştim. Konya-Beşiktaş maçından sonra Cordoba’ya ‘Maçı sattın mı?’ diye sordular ama iş işten geçmişti.” (Mircea Lucescu, 20 Temmuz)- F.Bahçe’den G.Saray’a deplasman uçağında bomba gibi teklif: Trabzon’u yenin, 500 bin doları alın.. “2003-2004 sezonunda ligin bitimine 1 hafta kala G.Saray kafilesi Trabzon’a giderken, F.Bahçe ‘Bu maçı kazanın paranız hazır’ teklifini uçakta iletti.. Kaptan Bülent ezeli rakibinin ‘teşviğini’ geri çevirdi. 4-2 biten ve F.Bahçe’yi şampiyon yapan maç sonrası Bülent, yanına gelen çantacıyı kovdu..” (21 Temmuz 2006, Not: Bu haber 2006 yılının Gazeteciler Cemiyeti ‘Yılın Spor Haberi’ Ödülü’nü aldı.) *** Bunların hepsi VATAN manşetlerinde yer aldı, ne Yanal, ne Lucescu, ne B.Korkmaz, ne de F.Bahçe tarafından yalanlandı. Bize dava açan filan da olmadı. İşin garibi, federasyon da bunu normal karşıladı..Hatta Yıldırım Demirören “Yazı dizisini nefesimi tutarak izliyorum.. Biz zaten 2 senedir bu haksızlıklar yüzünden feryat ediyoruz” demecini verdi. O gün böyle dedi diye, bugün olanları görmezden gelmemizi o da bekleyemez, diğerleri de..Peki o gün Hıncal Abi ne yazmıştı biliyor musunuz? “Sevgili kardeşim İbrahim (Seten) günlerdir beni arıyor. Geri dönmüyorum. Çünkü niye aradığını biliyorum, ona verecek yanıtım yok.. Vatan, ben tatilde iken bir Şike Dosyası açtı..(..) Bu kampanya sırasında İbo da bir yazı kaleme aldı ve içlerinde benim de bulunduğum birkaç ismi yazıp “Çok şey biliyorsunuz, bildiklerinizi açıklayın”a davet etti.Acı acı güldüm.. Bu ülkede ne geldiyse bildiklerini açıklayanların başına geldi, bugüne dek.. Bilinenleri yapanların değil..(..) Şimdi İbo’nun çağrısına uyacak, konuşacağım.. Tüm o şikeleri yapanlar yataklarında uyurken, ben mahkemelerde sürüneceğim.. Hadi canım sen de!” ***İçimden bana kızanlara ne demek geliyor biliyor musunuz? Hadi canım siz de!

Devamını Oku

F.Bahçe için ‘Avrupa’ artık çok uzak değil

15 Mart 2007

F.Bahçe Kulübü, geçen salı Lütfü Kırdar’da 100 senelik tarihindeki en parlak gelişmelerden birini kaydetti. İşin ilginç tarafı, bunun ne Alex’in attığı spektaküler bir golle, ne de futbol takımının kazandığı bir şampiyonlukla alâkası vardı.4 yaşında piyano çalmaya başlamış, Ankara Devlet Konservatuarı’nda “Üstün Yetenekli Çocuklar” için açılan özel statüde eğitim almış, 1995’te New York’ta düzenlenen kıtalararası yarışmada dünya birinciliğine ulaşmış, ne yazık ki Türkiye’de Hande Ataizi’nin sevgilisi olduktan sonra halka malolmuş piyano dehası Fazıl Say’ın bestelediği; dünyaca ünlü Bilkent Senfoni Orkestrası ve Kültür Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu’nun İbrahim Yazıcı şefliğinde, toplam 189 kişilik ekibiyle seslendirdiği Fenerbahçe Senfonisi’ydi bana bu değerlendirmeyi yaptıran...****F.Bahçe’nin sportif alanda kaydettiği (veya kaydedemediği) aşama 24 saat tartışılabilir. Türkiye’nin en fazla şampiyon olan 2 kulübünden birinin Avrupa’da bugüne dek kaydadeğer başarısının olmamasını vizyon eksikliğine bağlayanlardan biriyim. Ama sportif vizyon dediğimiz kavram, bir spor kulübünün sahip olduğu ‘ufku’ temsil ediyorsa, F.Bahçe Cumhuriyeti’nin Milli Marşı olarak nitelendirilen F.Bahçe Senfonisi, bu manada büyük anlam taşıyor benim için...Çünkü F.Bahçe ‘çaktırmadan’ değil, artık bağıra bağıra kendini yeni dünyaya hazırlıyor... F.Bahçe’nin bir önceki efsane başkanı Ali Şen’in 1500 seçkin davetlinin katıldığı prömiyeri izledikten sonra yaptığı değerlendirme, anlatmaya çalıştığım şeyi aslında iyi özetliyor:“Ben 75. yıldönümü kutlamalarını Çiftetelli ile yapmıştım. 100. yıldaki bu tabloyu görüp hayran olmamak elimde değil.” ****10 yıl önce Türkiye’nin tesis açısından en şanslı kulübü olarak Beşiktaş gösteriliyordu. Öyle ya, şu anda Çırağan Sarayı’nın heybetle yükseldiği Şeref Stadı’ndaki tozlu-topraklı-fareli barakalardan Fulya’ya, şu an altyapıya bırakılan tesislere terfi ettikleri için bu unvanı haketmişlerdi.F.Bahçe ise 10 yılda Dereağzı’ndan Samandıra’ya taşındı, Şükrü Saracoğlu şu görkemli haline kavuştu, tesis şampiyonluğu bayrağı Beşiktaş’tan devralındı. F.Bahçe’nin en hünerli olduğu konu ‘tesisleşme’yi uzatmaya gerek yok. Önemli olan o tesislerin içindeki düşünce zenginliğini yaratmak, o tesisleri modern yaşama uydurabilmek...****36 yaşındayım. Gençliğimde herhangi bir stada gittiğimde, banknot kadar ince, yağlı, kaşarı andıran bir parça peynirin içine konduğu bir sandviç yediğimde kendimi ziyafet çekmiş kadar şanslı sayardım. Devre arasında tuvalete girmeye kalktığımda sıra bana gelene kadar maç biterdi. Herkesin iki seçeneği vardı: Ya altına etmek, ya maçın içine etmek... Tuvalet olduğu iddia edilen yere girdiğinde ise insan burun deliklerini ve gözlerini kapamadan yapamazdı. Futbolsever hanımlar için bu imkan bile zaten yoktu, çünkü onlar maça bile gelemezlerdi.Son 10 yılda Ali Sami Yen’de, İnönü’de çok maç izledim. Şükrü Saracoğlu’nun ulaştığı seviyeyi onlarla kıyaslamam diğer iki büyük kulübe haksızlık olur. A+, yani parayı yöneten grubuna hitap eden 1907 Tribünü’nün o her koltuğa televizyonlu ortamını klasman dışında bıraksak bile locaların sahip olduğunu olanaklar, yemek servisinin Divan Lokantaları kalitesine ulaşması, bilet fiyatı en ucuz kale arkası tribünlerinin bile bu ölçüye yakın olanaklara kavuşması, tuvaletlerin hanım-erkek olarak 2’ye ayrılması, o tesisin kaliteli yaşama uyum sağlaması değil de nedir?****Lokal kalmaya mahkûm edildiğini sandığımız F.Bahçe aslında düşünce bazında büyük sıçrama sağlıyor... 40 yıl boyunca köfteciden yönetilmiş F.Bahçe’nin senfonisi, önce Ankara’da, sonra Bodrum’da sahnelenecek. İşin en güzel tarafı, gelecek sezondan itibaren FIFA’nın merkezi Zürih’te ve F.Bahçe’nin Avrupa Kupası maçlarını oynayacağı her şehirde birer gösteri yapılması planlanıyor...Sadece sahanın içine bakarsak, bizlerle ‘top kafa’ diye dalga geçenleri haklı çıkarırız... 25 yıl içinde bir kulüp Çiftetelli’den Fazıl Say’ın bestelediği F.Bahçe Senfonisi’ne terfi ediyorsa, bu gelişmeye şapka çıkarmak her spor adamının borcudur... Esas vizyon bu çıtayı yükseltmektir çünkü!F.Bahçe Yönetimi’ni bir konuda daha kutluyorum. 2005’te Kamran İnce’nin bestelediği G.Saray Senfonisi, G.Saray Kulübü’nü dünyada ayrıcalıklı bir noktaya taşımıştı. Çünkü, G.Saray dünyada senfonisi bestelenen ilk kulüp olmuştu. F.Bahçe, kemikleşmiş tüm kompleksleri aşıp 2 yıl sonra çıtayı daha yükseğe koydu. Avea’nın sponsorluğunu sağlayıp, 1 kuruş bile ödemeden böyle görkemli bir tabloya imza attı, gösteriye katılan 1500 kişiden bilet parası almadı. Bu uygulama bile F.Bahçe’nin sahip olduğu potansiyelin iş zekâsıyla nasıl büyük bir enerjiye dönüştürülebildiğinin göstergesi değil mi?Bu paranın artık amigolara bilet parası veya sıradan bir futbolcunun transferi için değil de, sanatsal bir organizasyon için harcanması, F.Bahçe açısından gerçek gelişmedir...****İnsan ilişkilerini, futbol takımına kimi zaman olumsuz yansıyan hiperaktifliğini, insani ölçüleri iyi koyamamasını, transferdeki bonkörlüğünü, teknik direktör seçimindeki zaaflarını, özellikle sinirlenince depreşen dağıtıcı özelliğini tartışabiliriz...Ama hakkını da teslim edelim...F.Bahçe’ye 100. yılında gelen bu senfonik esintinin aslan payı başkan Aziz Yıldırım’a ait... F.Bahçe’nin çıtası bütün alışkanlıkların, tahminlerin, düşüncelerin ötesinde bir noktaya çıktı artık... Bu noktadan aşağıya düşmenin faturasını herkes çok ağır öder... Aman dikkat!

Devamını Oku

Koca yönetim Arsel’e teslim

8 Mart 2007

Bugünkü konuğumuz Beşiktaş yönetimine yeni katılan hanımefendi Gülnaz Arsel... Lafı evirip çevirmeden direkt konuya gireyim. 2 gün önce bu sütunlarda yazarımız Yemen Ekşioğlu’nun imzasıyla bir haber yayınlandı. Haberin içeriği Beşiktaş Basın Sözcüsü Gülnaz Hanım’ın, özellikle Trabzon maçından sonra Trabzon taraftarına teşekkür ettiği için yönetici arkadaşlarından tepki gördüğünü anlatıyordu. Ekşioğlu, centilmen bir yazar olduğu için yönetimdeki bu olayı biraz üstü kapalı geçmişti bana sorarsanız...***Peki dün ne oldu?Gülnaz Hanım bu haberden çok alınmış olacak ki, dünkü yönetim kurulundan sonra, diğer yönetim kurulu üyelerine haber vermeden ama başkan Yıldırım Demirören’in tanıdığı yetkiyle, saat 20.30’da, bjk.com.tr’de bir ‘yalanlama’ yayınladı. “VATAN Gazetesi’nin gerçek dışı haberi” ifadesi kullanılan sözde ‘yalanlama’da Gülnaz Hanım’ın ne kadar müstesna bir yönetici olduğu ve iletişim konusunda tek yetkili olduğu vurgulandı. Yazının altında kaleme alan Gülnaz Hanım’ın değil, “Beşiktaş Yönetim Kurulu”nun imzası yer alıyordu işin komiği...Mevzuyu okurlarımıza özetledikten sonra, bu ‘yalan’ın üzerine bir bardak su içmek olmaz. Şimdi söz sırası bana geldi...***Bakın, önce habere konu olan 26 Şubat’taki Yıldırım Demirören’siz toplantıda neler konuşulduğunu aktarayım.Toplantının başında, Taraftar Komitesi’nin başındaki yönetici Hakan Aksoy, yönetim kurulunda Gülnaz Hanım’ın “Trabzon seyircisine teşekkür ediyorum” açıklamasını eleştirerek şunları söyledi:“Benim kardeşim de dahil olmak üzere, pek çok Beşiktaş taraftarı Trabzon’da taş yağmuru altında kaldı. Ama siz Trabzon taraftarını Çarşı’ya benzetip onlara teşekkür ettiniz. Sabahtan beri Beşiktaşlılar’dan tepki telefonları alıyorum. Biz dava arkadaşıyız ama sizi nasıl savunacağımı bilemiyorum.” Gülnaz Hanım buna “Trabzon yöneticisi Zeyyat Kafkas devre arası yanıma geldi. ‘2-3 kendini bilmezin hareketini Trabzon halkına maletmeyin’ diye istirhamda bulundu. Ben de bunun üzerine kendilerine teşekkür ettim” karşılığını verdi.Aksoy “Bakın, siz beni dikkate almayıp onları dinliyorsunuz” diye üsteleyince, Gülnaz Hanım “Ben ne konuşacağımı biliyorum” sözleriyle gerginleşti.Genel Sekreter Kenan Öner lafa girdi: “Gülnaz Hanım, ben size yardımcı olmak amacıyla, TV kameralarına gitmeden önce ‘Ne konuşacağını biliyor musun?’ diye sordum, siz de ‘Biliyorum’ dediniz. Ama zor durumda kaldık.” Gülnaz Hanım iyice bozuldu ve “Kötü bir şey söylemedim. Niye bana böyle yükleniyorsunuz?” tepkisini gösterdi. Tam bu sırada Futbol Şubesi Sorumlusu Celal Kolot konuşmaya başladı, “Bu takımın patronu benim. Sahada ilk röportajı ben yapıyorum. Ya ben ‘Trabzon taraftarı çok kötüydü’ desem, sizin yayında 10 üzerinde 8 not verdiğiniz hakem için ‘2 penaltımızı vermedi, bizi yaktı’ desem ne olacaktı? Benim ne konuştuğumu bilmeden konuşursanız, bir gün medyaya maskara oluruz” çıkışını yaptı.Nitekim o günkü yönetimde “Bundan sonra hemen medya önüne çıkmayalım, 10-15 dakika kendi aramızda durum değerlendirmesi yapalım. Ağızlarımız bir olsun” kararı alındı.Ama seçildiğinden beri hiçbir maçı kaçırmayan Gülnaz Hanım Manisa deplasmanına gitmedi, G.Saray maçından sonra da konuşmadı. İşin aslı, hepimiz buna çok üzüldük. Anlaşılan Gülnaz Hanım yetki alanının böyle kısıtlanmasına kızmıştı.***O günün tam hikâyesi böyleyken, biz bugünkünden çok daha az ayrıntılı bir haberle olayı duyurduk. Karşılığında da Gülnaz Hanım’dan külliyen ‘yalan’ bir yalanlama geldi. İnsan hem onun zarafetine, kalitesine, güzelliğine böylesine kontrolsüz bir tavrı yakıştıramıyor, hem de şunu merak ediyor:Gülnaz Hanım, diğer yöneticilerin haberi olmadan, sadece başkanın onayıyla, ‘gerçek’ olan bir haberi nasıl ‘gerçekdışı’ göstermeye cesaret ediyor? İşin aslı bu gücü kimden ve nasıl alıyor?Bu sözüm diğer yöneticilere... Kulübünü beyniyle yöneten kişi iyi yönetici olabilir, başka uzuvlarıyla (kalp) yöneten değil... Dün 6-7 tane Beşiktaş yöneticisiyle konuştum, hepsi benden daha çok tepkiliydi Gülnaz Hanım’a... Çünkü Gülnaz Hanım, onlara sormadan onların adını kullanmıştı ve her konuda çok başına buyruktu. Bizim kızmamız önemli değil belki ama Beşiktaş yönetimi için için kaynıyor hanımlar-beyler ...Hâlâ merak ediyorum: Gülnaz Hanım bu gücü kimden ve nasıl alıyor? Yakında bu meseleyi çözerim, herşey günışığına çıkar.Bari siz merak etmeyin sevgili okurlarım...

Devamını Oku

Birileri F.Bahçe için düğmeye mi bastı?

5 Mart 2007

Cumartesi gecesi başımdan tuhaf bir olay geçti... Türk futbolunun derin dünyasına yakın bir arkadaşımla karşılaştım. Bu arkadaşımın yaz aylarında VATAN Spor sayfalarında yer alan ve kamuoyunu bir hayli meşgul eden Şike Dosyası’nı hazırlamamda da ciddi katkıları olmuştu. O dönem 8 gün boyunca kaleme aldıklarım, kanıtlayabileceğim bilgilerdi. Ama arkadaşım yazılanlar dışında inanılması ve kanıtlanması zor bilgiler de aktarmıştı.***Onu gördüğümde Beşiktaş-G.Saray derbisi henüz bitmişti. Ben F.Bahçe’nin artık şampiyonluğa çok yakın olduğunu söyledim. Aldığım yanıt ise beni kibarca aşağılıyordu: ‘Bu işleri öğrenemedin, hâlâ saf saf konuşuyorsun. F.Bahçe Sivas’ı yenemeyecek. 1 puan alsa bile şansıyla alacak.’Bu sefer dalga geçme sırası bana gelmişti:‘Belki ben safım ama sen de sürekli komplo peşindesin. Ne yani, futboldaki gerilim had safhadayken F.Bahçe’nin yenilmesini kim, nasıl sağlayacak?’O, konuşmaya devam etti: ‘Maçın hakemi iyi bir hakem. En büyük özelliği sert futbola prim tanıması... Bir deplasman takımı için bulunmaz nimet. Sivas da iyi takım, maça çok asılacaklar. Neyini, nasılını boşver... Artık düğmeye basıldı. Bunu bilmen yeterli...’Pazar oldu, F.Bahçe Sivas’la 2-2 berabere kaldı. Ona SMS attım, ‘Yine sen haklı çıktın’diye...Aldığım yanıt canımı daha çok sıktı:‘BU DAHA BAŞLANGIÇ.’***O arkadaşım felâket tellalı Nostradamus değil tabii ki... Kulüp yöneticiliği yapmış, Futbol Federasyonu’na çok yakın, 25-30 yıldır futbolun içinde yer almış, şike ve teşvik primi konusunda uzman olmuş, kimi zaman rakip takıma parayı eliyle teslim etmiş, en azından teşvik raconunda dürüstlüğü tartışılmaz biri...Düşündüm, ‘Alex’in 2 topu direkten dönmese bizimki acaba ne diyecekti?’Geçen sezonu hatırladım sonra... Aynı kişi, son 4 haftada F.Bahçe’nin kazaya uğrayacağını, kimlere kaçar para gittiğini ve gideceğini, bunun için hangi bankadan kaç para kredi alındığını, 4-0’lık F.Bahçe-G.Saray derbisinden hemen sonra anlatmıştı bana.O zaman da tüm söyledikleri çıktığında ‘Appiah son dakikada Denizli’de topu boş kaleye dürtebilse F.Bahçe şampiyon olmayacak mıydı?’ diye düşünmüştüm. Geçen sezonu, önceki sezonları aynı kuşkularla yaşadığım için benim için anlamı çok büyük o cümlenin:‘BU DAHA BAŞLANGIÇ...’Şu andan itibaren gözlerimi, kulaklarımı iyice açıyorum. Bu yazıyı da bütün yetkililer, seyirciler, taraftarlar da aynı şeyi yapsın diye yazıyorum.***Aklınıza şu soru gelebilir: ‘Madem miden bulandı, neden onun kimliğini ve söylediklerini yazmıyorsun?’Bu soruya sorularla yanıt vereyim o zaman:“Geçen sezonki A.Gücü-Samsun maçıyla ilgili, dönemin Samsun Başkanı Adnan Ölmez yer, saat, isim vererek Futbol Federasyonu Asbaşkanı Mehmet Kemal Ünsal’ı ve Bülent Yavuz’u suçlamadı mı? Biz bunları kaleme almadık mı? Başbakanlık Teftiş Kurulu, son raporunda federasyonun bu konuda üstüne düşen araştırmayı yapmadığını belirtip Bakan’ı göreve çağırmadı mı? Federasyonun kendi kurduğu araştırma komisyonunun başkanı Yılmaz Tokatlı Paşa ‘Bu işin içinde bir iş vardı. Bence Ölmez doğru söylüyordu, Kemal Ünsal istifa etmeliydi’ demedi mi? Bunu demesine rağmen komisyon takipsizlik kararı vermedi mi?”Ben geçen salı Ölmez’in iddialarını yazdığım için mahkemeye çıktım... Zavallı Ölmez’in mahkemelerde nasıl süründüğünü de hayâl edebiliyorum. Ünsal ise hâlâ federasyondaki yerinde, güçlü insanlar istediği zaman suları ters akıtmaya çalışıyor.Hala aynı yüzler, hala aynı söylentiler... Ne dersiniz? Bu yıl da aynı şeyler mi bizi bekliyor?

Devamını Oku