FATİH Camii’ndeki cenazeye giderken, mahşeri kalabalığı aşıp Hasan Abi’ye ulaşamayacağımı biliyordum. Ama gazetede kalıp onu TV’den uğurlayacak kadar uzakta olmayı da tercih etmedim..Camiye vardığımızda hava sarı sıcak, avlu çok kalabalıktı. Aysel Hanım’ı, babasının kopyası Selim’i, biricik kızı Zeynep’i görmek, tanımasam da sarılmak istiyordum. Hiçbirimiz gözyaşlarımızı saklayamıyorduk.. Ben, yakın arkadaşı Başbakan’ın ne yapacağını merak ediyordum. Göremedim.. Hasan Abi’ye son görev olarak, bir kürek toprak atmak istiyordum... O da olmadı!Cenaze dönüşü önlerde saf tutanlarla sohbet ederken nerdeyse hiç kimsenin benim merak ettiklerimle değil, “Yeni başkan kim olur?” gerçekliğiyle uğraştığını gördüm. İnanmak istemedim. Çünkü spor dünyasını tanırım, herkes herkesle ilgili konuşur ama herkes herkesle arkadaştır.. Aklıma takıldı. Birkaç telefonla gördüm ki anlatılanlar gerçek, hayat başlamış, hem de onun mezarının başında..Bu kadar duygusallık yetmeli, çünkü aslında çok kızgınım. Öncelikle de kendime.. Neden mi?***ARAMIZDA her defasında aynı konuşma geçerdi.. Geçen Kasım’da Haşmet Abi (Babaoğlu) ile birlikte İstinye’de yediğimiz yemekte de konu federasyona gelince ben yine kendimi kaybetmiştim:“Hasan Abi, bu işin en doğru ismi sensin.. Herkesin birden güveneceği, herkesin birden isteyeceği, dürüstlüğü tartışılmaz bir tek sen varsın.. Sen ‘Şenes Erzik’ diyorsun ama o kabul etmez ki bu görevi..Senin futbola borcun var.. Bıçakçı bıraktıktan sonra da senin adaylığını koyman lazımdı.. Ayhan Bermek’i çıkarınca Ulusoy seçimi kazandı ve yine herşey eski tas eski hamam oldu.. Sen gelmelisin, bu hatanı düzeltmelisin..” Gündemimiz farklıydı aslında ama sadece bu konu üzerine 2 saat konuşmuştuk.. Diyordu ki, “Kardeşim, bu işi herkes yapar, ben yapamam.. Futbolla uğraştığım 18 ayda işimde para kaybettim, ailemi ihmal ettim, üstüne bir de hakaretlere uğradım. En önemlisi sağlığım bozuldu.. Tamam futbolu kurtaralım ama eğer başkan olmamı istiyorsan beni hiç sevmediğine inanacağım..” Her konuşmamızda aynı şeyleri söylemekten ikimiz de yorulmadık..Aslında o haklıydı.. Bu dünyanın adamı değildi.. Çevresindeki insanların ikiyüzlülüğüne şaşırırdı her defasında.. Her seçimde yüzüne ‘tamam’ deyip arkasını dönünce fikir değiştirenleri, çıkarlarını ve en kötüsü onurlarını paraya tahvil edenleri gördükçe yüzünü bir gölge kaplardı..Onu en çok üzeni de Melih Gökçek’in 2 yıl önce TV’de kendisiyle ilgili söylediği yakışıksız şeylerdi..“Kardeşim ben nereye düştüm? Siyasette ayak oyunu var sanırdım, futbol dünyası hepsinden kötüymüş.. Herkesin her yeri oynuyor” der, üzülürdü..Ama baskılara dayanamadı, 14 Şubat’ta federasyon başkanı oldu..***HASAN Abi’yi 10 dakikalığına görenlerin bile onun nasıl ‘insan’ olduğunu anladıklarını görüyorum, okuyorum.. Mutlu oluyorum.. Benim için en önemli özelliği şuydu:Sahip olduğu muazzam gücü en adil şekilde kullanan adamdı.. Hem de herkese karşı..Ne Başbakan’ı, ne Ramsey’i, ne koltuğunu kullandı.. Herkese saygı gösterdi, herkesi dinledi, her eleştiriden ders çıkardı, saflığını ve zarafetini hiç bozmadı..Biz, patronlarla yakınlık kurup gazetecileri ezmek isteyen, gözdağı vermek için gerekirse mafyayı kullanmaktan çekinmeyen, üslupsuz, seviyesiz, kontrolsüz başkanlar görmeye alıştığımız için..Hasan Abi’yi unutamayız..Aysel Hanım’la gollerden sonraki kucaklaşmasını görüp ona sempati duyanların sayısı çok, doğal olarak!Ama Euro 2008’de ‘0’ çekseydik de, o gol sevinçleri hiç yaşanmasaydı da, hatta dönüşte başarısızlıktan istifa etmiş olsaydı bile, Hasan Abi’nin kalbimizdeki yeri değişmezdi..Eminim o başkan adayıyken “AKP futbola el koyuyor! Ulusoy’u devirip kendi adamını getirmek istiyor. Demokrasi elden gidiyor” diyenler de onun değerinin farkına varmışlardır şimdi..Toprağın bol olsun Hasan Abi..Seni hiç unutmayacağız..*** “BU kadar mı çabuk?” Hasan Abi’nin zamansız ölümünden dolayı atılan bir başlık değil sadece..Toprağa henüz verilirken, başkanlık kulislerinin başlamasından dolayı atılmış bir tepki başlığı..Duyduklarım mide bulandırıcı..Onun mezarı başında fısır fısır ‘futbolun yeni 1 numarası’nın kim olması gerektiğine dair pazarlık yapan kulüp başkanlarını..“AKP kapatılırsa zemin çok kaygan olur.. O yüzden acele edelim, 1 ayda işi bitirelim, davadan önce yeni başkanı seçelim” diyen kulüp başkanlarını..“Hasan Abi en çok beni severdi.. Benim başkan olmam lazım” diyen ateşli gençleri..Duyuyorum.. İçimdeki mide bulantısı kalbime vuruyor..Hayat, bu kadar acımasız olabilir.. Peki o insanlar nasıl bu kadar vicdansız olabiliyor?Hasan Abi göçüp gitti, belki de kurtuldu.. Ama futbol dünyası bu vicdansızlardan ne zaman kurtulacak?
BEŞİKTAŞ’TAKİ kavga, spor medyasındaki çifte standartı ortaya koymak açısından önemli bir fırsat oluşturdu aslında.. Kavganın ertesinde yaşananlar, asıl kavganın medya içinde olduğunu gösteriyor.. Ve burada da sanki herkes safını tutmuş, yenilikçiler ile gelenekçiler olarak ikiye ayrılmış..Lafın başından söyleyeyim: VATAN Spor Müdürü olarak ben kimseyle kavga etmek istemiyorum.. Ama bazen öyle saçmalıklar oluyor ki, kayıtsız kalamıyor insan.. Hakkını koruma ihtiyacı hissediyor..***OLAY şu..Beşiktaş’taki kavga haberi, cuma günü sadece iki gazetede yer alıyor.. Biri VATAN, öteki Milliyet.. Kendi muhabirim Kartal Yiğit ile Milliyet’te beğenerek izlediğim Serdar Sarıdağ’ı tebrik ediyorum..Bu bir geceyarısı haberi olduğu için şehir baskılarında ‘ara’ olarak tabir ettiğimiz şekilde baskıya giriyor.. Baskı sorumlumuz Cengiz Yarbağ’a sordum.. İki gazete de şehir baskılarının yarısına sokmuş haberi..Ama konu medyaya böyle yansımıyor:)Türkiye Spor Yazarları Derneği (TSYD) cuma günü Sinan Engin’i daha sorumlu davranmaya çağırmak için yayınladığı deklarasyonda şu ifadeyi kullanıyor:“..Milliyet Gazetesi’nden tamamen doğru bir haberi yazan değerli arkadaşımız Serdar Sarıdağ’a karşı gösterilen tavır son derece üzüntü vericidir.. Meslektaşımıza konacak ambargonun şiddetle karşısındayız..” Aferin size.. Karşı olun tabii ki! VATAN’a ve Kartal Yiğit’e yapılan muameleyi ise önemsemeyin.. Bu deklarasyon başta Hürriyet (ki spor müdürü aynı zamanda TSYD Başkanı) ve Milliyet olmak üzere bazı gazetelerde yayınlanıyor.. Haberin tüm kredisi tamamen Milliyet’e yazılarak hem de..***PEKİ Milliyet Spor, ertesi günü ne yapmış?Kendisini şöyle övmüş:“İşte Milliyet farkı: Spor gazeteciliğinin amiral gemisi Milliyet, dün rakiplerini bir kez daha atlatmayı başardı.. Beşiktaş’ın 2 kaptanı arasındaki kavgayı okurlarına duyuran Milliyet, özel haberdeki tartışılmaz üstünlüğünü bir kez daha ortaya koydu..” Keşke bizi de atlatabilseymişler aslında..Çok saygı duyduğum başyazarları Ercan Güven de kaleme aldığı yorumunda övgülere katılmış:“Alın size doğru haber.. Belki biraz üzer ama elini sıkacaksınız yakalayıp da yazanın.. Plaket filan istemiyoruz, hiç olmazsa saygı gösterin ‘doğrucu medya’ya.. Sizlere, en titiz, en dikkatli spor okuyucularına sevgilerimizle..” Kendilerine istediği saygıyı bize göstermemiş o da..Beyler, kendinizi istediğiniz gibi kandırabilirsiniz.. Kendinize istediğiniz aynadan bakabilirsiniz..Ama “basında güven” diye bir etiketiniz olduğunu düşünüyorsanız, her zaman “güvenilir” olmanızı bekleriz.. Bu yapmaya çalıştığınızın adı en hafif tabirle ‘adaletsizlik’tir..***KARTAL Yiğit’e ve VATAN’a yapılan bu haksızlığın üç muhtemel nedeni olabilir..1. Ya bu deklarasyonu yazanlar ve gazetelerine koyanlar doğru dürüst gazete okumuyorlar..2. Ya sadece İkitelli’deki DMC’ye gelen gazetelerdeki haberlere bakıp ‘İşte, vallahi en büyük bizmişiz’ diye böbürlenmeyi seviyorlar..3. Ya da VATAN’a düşmanlar..Kendi okuyucumuza bilgi vermek için yazıyorum.. Hangisi olursa olsun, TSYD artık benim için İSYD (İkitelli Spor Yazarları Derneği)’dir..Çünkü derneğin başkanı, dün bana “Kusura bakmayın, hata yapmışız.. Biz sadece İkitelli baskılarına baktık.. Haberin sizde de olduğunu farkedemedik..” diye mazeret bildirdi.. Bir önceki gün kendilerine yapılan itirazımızı ise es geçmişlerdi..***BAKIN, ben her türlü adaletsizlikten sıkılıyorum..Bu vesileyle her sene tekrarlanan bir ayıbın da altını çizmek istiyorum.. TSYD bir gazetecilik yarışması düzenliyor.. Biz VATAN olarak katılım yapmıyoruz.. ÇÜNKÜ TSYD’YE İNANMIYORUZ.. Ama yarışmaya katılmak isteyen herhangi bir arkadaşım olursa da engellemiyorum.. SABAH da aynısını yapıyor, çünkü onlar da inanmıyor.. Müdürleri Serdar (Ali Çelikler) dün söyledi..TSYD de kendisini tanıyanı tanıyor, demek ki..Milliyet, her sene VATAN ve SABAH’ın katılmadığı yarışmada kendi kendine yarışıp bir sürü ödül alıyor.. Ve günlerce, sayfalarca kendini övüyor..Örneğin..Bu seneki yarışmaya 35 eserle katılıp 8 ödül almışlar.. Bizden ise 3 arkadaş katılmış, 2 ödül almış.. Sonra da ortaya çıkıp sayfalarında “İşte sporda güvenin zaferi” diye nutuk atıyorlar..Küçük zaferleri önemseyenlerden, büyük işler yapmalarını niye bekliyoruz ki zaten?
8 Mayıs’ta yapayalnız bırakan federasyon ve maçlar öncesi yerden yere vuran medya şu anda yanında.. Ama Terim’i ikna etmek için sorunları bilmek gerek! FATİH Terim’in Almanya maçının sonrasında Milli Takım’ı bırakacağını açıklaması bütün ülkeyi şoke etti.. Federasyon Başkanı Hasan Doğan, Fatih Hoca’yı kesinlikle bırakmayacaklarını açıkladı ama onu kararından döndürmek o kadar da kolay değil.. İmparator’un bu kararı onu yakından tanıyanlar için ise sürpriz değildi.. İşte Terim’e “Pes artık” dedirten 10 sebep..1 MAYIS ayının 8’i, Fatih Terim’in unutamayacağı bir olaya sahne oldu.. Ankara’daki İtalyan Büyükelçiliği’nde kendisi için düzenlenen “İtalyan Dayanışması Yüksek Liyakat Nişanı” töreni, Terim’le federasyonun ilişkilerini çatırdatan gece oldu.. İtalyan Başbakanı Silvio Berlusconi’nin bile kutlama telgrafı gönderdiği geceye Futbol Federasyonu’ndan, resmi davetli olmalarına karşın hiçbir yönetici gelmedi.. Hatta ne bir çiçek, ne de bir kutlama mesaj yolladı.. Terim, o gece bir yakınına “Ben mi göremiyorum, yoksa gerçekten mi federasyondan kimse gelmemiş?” diye soracak kadar şaşkındı.. Hayır, Terim o gece doğru görmüştü.. Törene Şenes Erzik, Levent Bıçakçı, Faruk Süren gibi eski başkanları geldi ama Hasan Doğan gelmedi.. Üstelik aynı gün saat 17.00 sularında Terim’i arayan Doğan telefonda bile tebrik etmedi, sadece iş konuştu.. Terim’e o gece en çok koyan ise kızı Buse’nin “Babacığım, sizin çalıştığınız bir kurum yok mu? Onların temsilcileri niye gelmediler? Niye böyle yalnız kaldınız?” demesiydi.. Terim o gece ünlü bir spor adamına aklından geçenleri şöyle aktarmıştı: “Benim adım Fatih ise bunu unutmam ve beni istemeyenlerle çalışmam.” 2 TABİİ ki tek sebep bu değildi.. Önce kurumsal olanları sıralayalım.. Ünvanı Milli Takımlar Sorumlusu idi ama istediği hareket alanına sahip değildi.. Federasyon yönetimi kendisine sormadan birçok karar aldı.. Örneğin Terim’in geçmişten arkadaş olan bazı çalışanlar ona sorulmadan işten çıkarıldı.. Riva Tesisleri ile ilgili sürekli toplantı yapıldı ama devrim niteliğinde hamlelere yanaşılmadı.. Terim’e neredeyse ’sıradan’ bir çalışan muamelesi yapıldı..3 FUTBOLLA ilgili yapılan değerlendirmelerde, eğitim çalışmalarında, futbol okullarının oluşturulmasında yine Terim’e danışılmadan kararlar alındı.. O ise bu karar mekanizmasında etkili olmak istiyordu..4 FEDERASYON Terim’in yerine gelebilecek teknik direktörle ilgili söylentilere kayıtsız kaldı.. Kayserili C.Başkanı Abdullah Gül’ün desteklediği Ertuğrul Sağlam’ın bile bu görev için hazırlandığı haberleri Terim’in canını çok sıktı.. Terim, bunu da kara kaplı defterine not etti..5 TURNUVAYA gitmeden önce medyayla sıkı bir iletişim sağlamış, bire bir görüşmelerde müthiş sempati yaratmıştı.. Ancak maçlar başlar başlamaz yapılan ağır eleştiriler, onun kaldırabileceği boyutta değildi. Hatta bazen hakarete varan eleştiriler bile oldu. Özellikle Erman Toroğlu, Ahmet Çakar, Rıdvan Dilmen ve Sergen Yalçın’ın eleştirilerine çok alındı.. Ekibine “Biz bunları arkadaş, kardeş yerine koyuyoruz. Onlar düşmanlık yapıyor. Bu medya yüzünden Türkiye’de iş yapılmaz” dedi.6 SADECE spor medyası değil, siyasi yazarların da kendisine yüklenmesine içerledi.. 130 milyarlık maaşının pişirilip pişirilip önüne getirilmesi, DTP Milletvekili Sırrı Sakık ile yaşadığı polemik, ayrıca her fırsatta yapılan olumsuz eleştiriler Terim’in tahammül sınırını çoktan aşmıştı.. Federasyon da maaş polemiğinde kendisine sahip çıkmadı..7 HELE de tarikat ve cemaat ilişkileriyle adının yanyana getirilmesi, ’top’u görse bomba sanacak yazarların bu söylentileri ciddiymiş gibi aynı anda kaleme alması, işin ailesini bile rahatsız edecek boyutlara gelmesi medya krizinin üzerine tüy dikti..8 EŞİ Fulya Hanım ile kızları Merve ve Buse, Terim’in bu gergin ortamda daha fazla kalmasını istemiyorlar.. Mümkünse teknik adamlığı bırakmasını ya da yurtdışında daha steril bir ortamda çalışmasını tercih ediyorlar..9 SON 2 sebep ise daha kişisel.. Milan’dan ayrılışından sonra İtalya içinde ukde olarak kaldı.. Terim, Çizme’ye dönerek kendini orada yeniden ispat etmek için yaşıyor adeta.. Euro 2008’deki sonuçlar büyük bir kapı açtı.. O da bundan yararlanmak istiyor..10 EURO 2008’DE çıtayı o kadar yükseğe koydu ki, bu Türk futbolu açısından kırılması zor bir rekor oldu.. G.Saray’da da 4 yıl lig şampiyonu ve UEFA Kupası sahibi olduktan sonra farklı bir sıçrama yapmak istemişti.. Şimdi de hemen hemen durum aynı.. Devam ederse, kendi rekorunu kırmak o kadar da kolay olmayacak.. 130 MİLYARA ÇALIŞAN TEKNİK ADAM VAR MI? Terim’in meşhur lafıydı, çok sinirlendiği zaman “Beni delirtmeyin” derdi futbolcularına.. Terim yine delirecek noktaya geldi.. Ona yapılan en büyük haksızlık ise 130 milyarlık maaşının sorgulanmasıydı. Bu parayı çok sananlar, Hiddink’in Rusya’dan 6, çeyrek finalde elenen Scolari’nin Portekiz’den yılda 5 milyon Euro aldığını biliyorlar mı acaba?
LİG bitti, Euro 2008’e 21 gün var.. Oysa transfer dönemi bütün hızıyla başladı.. Şu anda spor dünyasının en merak ettiği konu, F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın yapacağı transferler..Merakları gidermek için Yıldırım’ın yakın çevresinde minik bir araştırma yaptım.. Duyduklarım hep aynı kapıya çıktı:Yıldırım, büyük transferler yapacak..***HATTA kulübe yakın kaynakların ifadesi aynen şöyle:“Aziz Yıldırım ’Öyle transferler yapacağım ki, bütün Türkiye bunları konuşacak’ diyor. Bu nedenle Avrupa çapında iyi menajerlerin çoğuyla kontağa geçildi.. Alınacak adamlar öyle az-buz isimler değil.. Gerçekten de Türkiye’yi yerinden oynatırlar..” Peki F.Bahçe, hangi bölgelere transfer yapacak?Anlaşılan geçen sezonki golcü tartışmaları ve Kezman’ın kaprisleri herkesi canından bezdirmiş. Yine Yıldırım’ın ifadesiyle aktarıyorum: “Kezman kalsa da gitse de, süper bir yabancı forvet alacağım.” Yıldırım böyle söylüyorsa alır.. Araştırdığı adayları yanda okuyabilirsiniz zaten..Aziz Yıldırım, sağ kanatta son maçlarda Colin Kazım’ın oynadığı bölgeye rekabet getirmek istiyor.. Ama buraya yerli bir oyuncu monte etmesi büyük ihtimal.. Vestelli Burak orası için biçilmiş kaftan, tek problem 2.5 milyon Euro’luk bonservisi..Orta sahada Maldonado’nun kalmasına ihtimal vermiyorum.. Appiah’ı zaten çağırsalar bile gelmiyor, kesin gidici.. Dolayısıyla F.Bahçe ön liberoya da takviye yapacak.. CSKA Moskova’lı Dudu’nun adını son günlerde çok duyuyorum, önemli adaylardan bir tanesi gibi gözüküyor..Yıldırım’ın kaleci pozisyonundan memnun olmadığını da duydum.. Özellikle G.Saray derbisinde Volkan’ın kendi kendine yediği golün acısı hâlâ yüreklerde.. F.Bahçe yabancı kontenjanı uygun olursa bir kaleci alması benim için sürpriz olmaz..***F.BAHÇE yönetimi istediği kadar tersini iddia etsin, ciddi biçimde Mehmet Topuz için çalışmalar sürüyor.. Maksat, zaten Beşiktaş sayesinde hormonlu hale gelmiş (11 milyon Euro) bonservisi mantıklı seviyeye indirmek.. F.Bahçe 7-8 milyon Euro bandında bir fiyat yakalayabilirse Topuz’u alır..***VE en önemlisi Zico..Kalma ihtimali hâlâ % 50..Yöneticilerden biri fısıldadı, “Şu anda Avrupa’dan iyi hoca getirmek çok zor.. Getafe’de çıkış yapan Laudrup mesela.. Adam Türkiye’ye gelmek istemiyor.. Daha iyisini bulmadan Zico’yu göndermek mümkün değil.” Yani Laudrup tamam dese, F.Bahçe onunla ilgileniyor.. Yani daha parlak bir aday çıkmazsa, Zico kalacak..Zico’ya Benfica ciddi biçimde talip, onu da ekleyeyim..Kısacası, yaklaşık 1 ay daha F.Bahçe ile yatıp F.Bahçe ile kalkacağız.. Hepimize kolay gelsin..
“Eto’o giderse Milan’a gider. Ronaldinho zaten 6 ay önce Milan’la anlaştı. Shevchenko yılda 8 milyon Euro alıyor. Love ise CSKA ile mukavelesini uzattı.” GÜNLERDİR spor medyası F.Bahçe’nin önümüzdeki sezon için yapacağı iddia edilen transferlerle çalkalanıyor. Öyle isimler havada uçuşuyor ki, yıllardır medyanın içinde bulunan ve transfer döneminde herkesin ne kadar yüksekten attığını bilen benim gibi gazetecilerin bile kafası karışabiliyor.. Hele F.Bahçe’nin geçen sezon boyunca yalanladıktan sonra, medyayla dalga geçer gibi Roberto Carlos’u transfer etmesi sarı-lacivertli yönetime duyulan güveni de azalttı.. Bu güvensizlik ortamını tiraja dönüştürmek isteyenler, şu anda her gün F.Bahçe’ye yeni bir transfer yaptırıyorlar..İSİM NEDEN GİZLİSÖZÜ edilen oyuncuların hiçbiri boş değil.. Ronaldinho’dan başlayıp, Eto’o, Shevchenko, Vagner Love’a kadar uzanan listeyle ilgili dün F.Bahçe yönetiminin ağır toplarından birini aradım.. F.Bahçe’nin transfer stratejisini sordum, kafamı kurcalayan herşeyin yanıtını aldım.. Yalnızca isminin yazılmasını istemedi.. Çünkü Aziz Yıldırım hiçbirinin medyayla, özellikle de benimle konuşmasını istemiyor anladığım kadarıyla. İşte F.Bahçeli yöneticinin medyadaki transfer haberleriyle ilgili anlattıkları:Ronaldinho (Barcelona): “Ronaldinho’nun F.Bahçe’ye gelebileceğine inananlar, dünya futbol piyasasını hiç takip etmiyorlar.. Çünkü Brezilyalı futbolcu, 6 ay önce Milan’la anlaştı. Barcelona da bu nedenle kendisini oynatmıyor.. F.Bahçe olarak onunla ilgilenmemizin imkanı yok.” Eto’o (Barcelona): “Irkçılıktan dertli olduğu için İspanya’dan rahatsız.. Şimdi bu kadar hassas bir yıldızın, Türkiye’deki kim kime, dum duma ortama gelmesi halinde neler olabileceği düşünebiliyor musunuz? Açıkçası kendimize güvenip böyle bir girişimde bulunmayız.. Zaten bulunsak da komik duruma düşeriz.. Geçenlerde yazmışlar, ’F.Bahçe 17 milyon Euro’ya Barcelona ile anlaştı.. Yılda 4 milyon Euro da Eto’o’ya verecekler.’ Buna karşılık şöyle bir cevap vermeyi planladık o gazeteye: ’Alın size 18 milyon Euro’luk teminat mektubu.. Eto’o için de yılda 5 milyon Euro vereceğimizi garanti ediyoruz. Madem bu işi bizden iyi biliyorsunuz, gidin bizim yerimize bu transferi siz bitirin.’ Sonra vazgeçtik. Eto’o ismini yazan beyler şunu bilsin, eğer Barcelona’dan ayrılırsa bonservis ücreti en az 50 milyon Euro eder.. Kendisi de sezon başı en az 10 milyon Euro alır. Biz bu rakamları veremeyiz. Biz değil, Türkiye’deki hiçbir takım veremez.. Üstelik Eto’o’ya Milan talip.. Yani giderse, bunun neresi olacağı belli.” Shevchenko (Chelsea): “Chelsea yöneticileri ile Londra’da sohbet ettik. Bize saatlerce Shevchenko’dan şikâyet ettiler ’Bu adamı aldığımıza çok pişmanız. Yılda 8 milyon Euro ödüyoruz ama çok mızmız.. Özel hayatı da dengesiz.. Keşke verecek bir yer bulsak’ dediler.. İsteyenler de varmış ama rakamlar çok uçuk.. Dolayısıyla Shevchenko adı da listemizde yok.” V.Love (CSKA Moskova): “Love, geçenlerde CSKA ile tekrar anlaştı. 5 milyon Euro ’imza parası’ karşılığında sözleşmesini 3 yıl uzattı.. Bu parayı sadece imza atmak için aldı.. Ayrıca 3-4 milyon Euro yıllık ücreti de var.. İmza parası bile bu kadar yüksek olan birinin transfer maliyeti 20-30 milyon Euro’ları buluyor.. El insaf..” SONUÇ: “Şu anda medyada adı çıkan hiçbir futbolcuyla ilgilenmiyoruz. Bir golcü alacağız ama adı şu ana dek hiçbir yerde çıkmadı.” ÖNEMLİ NOT: Bugün fenerbahçe.org’dan ’Yazdıklarınız yalan, eğer değilse sizinle konuşan yöneticinin ismini açıklayın’ demeye kalkmayın. Aziz Yıldırım’dan çekindiği için ismi gizli tutuyoruz ve açıklamayacağız. Gerisine ister inanın, ister inanmayın.”
HERŞEY 15 Nisan’daki ‘G.Saray’a Fukara Yardımı’ başlıklı haberimizle başladı, benim bildiğim kadarıyla.. G.Saray’ın eski başkanı Mehmet Cansun, arkadaşımız Tayfun Bayındır’a “2000’deki UEFA zaferinin ardından devletin vereceği 5 milyon $’lık ödülü, Fak-Fuk-Fon (Fakir Fukara Fonu)’dan aldıklarını” anlattı.. IMF’in o dönemki temsilcisi Cotarelli’nin adının da bol bol geçtiği, spor-siyaset ilişkisini ortaya koyan çarpıcı bir haberdi bize göre..Neyse.. Haberin çıktığı gün, G.Saray yönetimi internetten açıklama yapıp mealen şunları öne sürdü: “VATAN art niyetli, bunların amacı G.Saray’ı aşağılamak, muhtaç bir kulüp gibi göstermek... Bu gerçekdışı haberle, tek yürek olan camiamızın konsantrasyonunu bozmak istiyorlar... TC’nin kulübümüze layık gördüğü ödülün kaynağını sorgulama ehliyetimiz yoktur... Ayrıca Cansun’un ifadeleri çarpıtılmıştır. Cansun, ödülün kaynağı konusunda bir bilgisi olmadığını ifade etmiştir.. Hangi amaca hizmet ettiği belli olan bu haberleri üreten VATAN’a G.Saray’ın tüm kapıları kapanmıştır..” Vay canına.. Doğruluğunu muhataplarının da kabul ettiği tek bir haberle ‘yeni’ yöneticiler bize Florya’yı yasaklıyordu.. Her kararları böyle keyfi belki de..*** Ertesi gün Tayfun Bayındır yanımdan Mehmet Cansun’u arayıp “Sayın başkan, biz sizin hangi açıklamanızı çarpıtmışız?” diye sordu.. Cansun şunları söyledi: “Vallahi, ben kimseye öyle birşey söylemedim.. Zaten sizin haberi de görmedim.. Kulüpten arayıp, telefonda birşeyler söylediler, başlıktan şikayet ettiler.. Bu haberi niye koymayacaksınız ki? Benim sıkıntım yok sizinle.. Zaten parayı da FAK-FUK-FON’dan aldığımızı ortaya çıkarmışsınız..” Yani biz Cansun’un ifadelerini çarpıtmamıştık.. ‘Onlar’ kurnazlık yapıp Cansun’un ifadelerini bize karşı çarpıtmaya çalışmıştı, o kadar..***GAZETE olarak hiçbir kulübe normaldışı bir yakınlığımız veya uzaklığımız yok.. Sadece haberciyiz ve kaderimiz böyle belki de! Bu söylemi örnekleyelim:6 Nisan’da Yıldırım Demirören ile Hasan Doğan arasındaki bir telefon konuşmasını yayınladık.. O konuşmada hakem Hakan Sivriservi için “satılmış, Aziz Yıldırım’ın tetikçisi” diyen Demirören ile buna müdahale etmeyen Doğan da bize bozuldu..Ama haberi yalanlayamadılar..15 Nisan’da “Erman Toroğlu ile Hıncal Uluç’a kim olduğumu göstereceğim” diyen F.Bahçeli Semih’in açıklamaları yine bu sayfalarda yer aldı.. F.Bahçe hoşlanmadı; Semih bizi yalanlamak zorunda kaldı, çünkü yalanlamasa yönetimden 5 bin $ ceza alacaktı.. F.Bahçeliler de bize kızgın yani..Şimdi de tek haberle bizi ‘G.Saray’ın düşmanı’ yapmaya çalışanlar var.. Üstelik bunlar, son Canaydın döneminde yönetimi eleştiren haberlerimizi ayakta alkışlayıp, ‘Sizin gibi mangal yürekli gazeteci Türkiye’de niye yok?’ diye bizi övenler..***‘ONLAR’, “Bu haber yalan, bu parayı FAK-FUK-FON’dan almadık” diyemiyor.. Paranın kaynağını sorgulayamazlarmış.. Zaten sorguluyorlarsa da adres biz değiliz, eski başkanları Mehmet Cansun..Faruk Süren onlara “Beceriksiz” diyor.. Bence boşuna dışarda hayâli düşman aramasınlar, sadece aynaya bakıp özeleştiri yapsınlar.. Bizi durup dururken G.Saray taraftarının önüne atmaya kalkmasınlar..Olaylı F.Bahçe maçından önce 300 taraftarı toplayıp nutuk atanlar, kendi getirdikleri hocayı bitime 6 hafta kala gönderip takımı hocasız bırakanlar, kendi yöneticilerinin sporcularına Şeref Tribünü’nden bağıra çağıra küfretmesini görmek istemeyenler, günahlarını VATAN’ı kullanarak temizleyemezler..Bu konuyu gereksiz uzatmayalım..Bizim 103 yıllık G.Saray camiasına saygımız sonsuz.. G.Saray’la kavga etmek aklımızdan bile geçemez.. Ama camiayı arkalarına alıp kişisel savaşlarında kullanmaya çalışanlara, aynı saygıyı duymuyoruz..Bizleri, ‘himayelerine’ aldıkları başkalarıyla karıştırmasınlar.. Ne büyük hata yaptıklarını bir gün anlarlar!
“Son maçtaki hakem yönetimine bakıp ’Federasyon G.Saray’dan intikam alıyor’ demek yanlış. Biz gerekirse hakemi de yenmeliyiz. Bu iddia kötü sonuçlara mazeret aramaktan başka bir şey değil.”G.SARAY-BURSA maçından önce sarı-kırmızılı camiada herkesin kafasında aynı soru işareti vardı: “Haluk Ulusoy’u göndermek için en fazla biz gayret gösterdik, hakemler bunun intikamını alır mı?” Nitekim maçtan sonra Adnan Polat şu açıklamayı yaptı: “Herkes gördü; bizi katletmeye çalıştılar. Sahada Uğur’u tokatladılar, futbolcuları sille-tokat sindirmeye çalıştılar. Resmen üzerimize çalıştılar. Federasyon, 14 Şubat’ta yeni başkanını bulana kadar işimiz gerçekten zor.”‘HAKEMLE YARIŞMIYORUZ’YANİ kulübün resmi ağzı da hakemlerle ilgili şikâyetini dile getirdi. Bu fikre ilk karşı çıkan ise Kulüpler Birliği Başkanı sıfatını da taşıyan G.Saray Başkanı Özhan Canaydın oldu. VATAN’ın bu konudaki sorularını yanıtlayan Canaydın’ın kısa bir futbol sohbetinde söylediklerini, onun da anlayışına sığınarak aynen aktarıyoruz: “Gazetelerde çıkan haber ve yorumları doğru bulmadım. Federasyonun G.Saray’a karşı tutum içine girme tehlikesi varmış gibi gösteriliyor. Buna imkan görmüyorum.Çünkü bu bana mazeret yaratmak gibi geliyor. Ne kadar sportmen anlayışa sahip olduğumu anlatmama gerek yok herhalde. Sporda rakiplerinle yarışırsın, hakemlerle değil. Hakem o kadar önyargılı olsa, Bursa’nın 2 stoperine sarı kart göstermezdi. Sert bir maç oldu, hakemin hatalı kararları da olabilir. Ama bizim işimiz bu bayrağı düşürmemek. Hakem hata yaparsa, biz hakemi de yenecek kadar iyi oynamalıyız. Kadromuzu da buna göre kurdukArtık bazı kötü alışkanlıkları bırakmamız lazım. Faturayı hakeme çıkarmak en kolay iş. Onlara da destek olalım, hepsi bizim hakemimiz. Hakkımızı yedirmeyelim ama her şart altında kazanacak kadar iyi oynayalım. İdealimdeki G.Saray böyle olmalı. Zor bir süreçten geçiyoruz. Federasyonun yönetimi değişiyor. Yeni oluşumlar, gereken reformlar var. Ben teknik direktörüme ve takımıma güveniyorum. Herşeye rağmen şampiyon biz olacağız.”
Türkiye Futbol Federasyonu Genel Kurulu, 19 Ocak 2006’da başlayan 2. Haluk Ulusoy döneminin bittiğini dün resmen ilân etti..2006’da Ulusoy’un hükümet lobisine karşı elde ettiği zafer “Ulusoy: 1 - Tayyip Erdoğan: 0” şeklinde manşetlere taşınmıştı.. Dünkü sonuca bakıp “Şimdi durum 1-1 oldu” demek haksızlık olur..Çünkü hükümet kanadı 2 sene sonra resmen “3’lük attı..” O dönemdeki Spor Bakanı Mehmet Ali Şahin; konuşacağı zaman sustuğu, susacağı zaman konuştuğu ve sporun dinamiklerinin hiç farkında olmadığı için hükümeti zor duruma düşürmüştü.. Yeni bakan Murat Başesgioğlu, daha tarafsız, daha dik ve daha bütünleştirici bir performans sergileyip bütün futbol ailesini ve FIFA’yı arkasına aldı.. Dolayısıyla henüz bakanlığının ilk aylarında Türk futbolunun en önemli derdini kökten halletmiş oldu..Farkında mısınız? Dört Büyükler’in başkanları yıllardır ilk kez biraraya geldi, genel kurulu birlikte izledi ve hiç delege firesi vermeden “seçim” istedi.. Bu birlik tablosunda Ulusoy’a duyulan güvenin erozyona uğraması kadar, Başesgioğlu’nun uzlaştırıcı tavrı da etkili oldu.. Dört Büyükler’e diğer kulüpler de eklendi, 192 kongre delegesi “14 Şubat’ta seçim yapılsın” dedi.. Yani Ulusoy’a güvenoyu vermedi..Yetmedi, FIFA’nın gözlemci yolladığı onursal başkan David Will de kongreyi “tüm şartlara uygun” olarak değerlendirdi.. Ve Ulusoy ekibinin mahkemeye gitmesinin önüne de bir anlamda tıkadı..Yani “1-0” öndeki Ulusoy, Bakan, kulüpler ve FIFA’dan yediği gollerle maçı “3-1” mağlup bitirdi..***Bu sonucu hazırlayan etkiyi, sadece hükümete bağlamak ‘bu işlerden hiç anlamamak’ olur..Ulusoy, kendi hatalarıyla bu yenilgiye zemin hazırladı.. “Değiştim” diye tekrar oturduğu koltukta kaderini Milli Takım’a bağladı.. Ürettiği pek birşey yoktu ama yapmadıkları o kadar çoktu ki..- FIFA’nın bile dün altını çizdiği gibi, dünyadaki 209 federasyon arasında meclis yasasıyla yönetilen, kendi genel kurulunun oluşturduğu bir futbol anayasası olmayan tek ülke Türkiye.. Son 12 senenin 10’unda başkanlık yapan Ulusoy’un bu ayıptan üstüne düşen payı alması gerekmez mi?- Yayın işini son ana dek savsakladı.. Digitürk’ü arkasına alıp “Bana kimse dokunamaz” demeye kalktı.. D-Smart’ın 240 milyon $’lık çarpıcı teklifini bile kongreye 1 gün kala açıklayıp kendine yonttu..- Çevresinde gereken temizliği yapmadı.. Kongre dönemleri hariç kulüplerin isteklerine kulak tıkadı.. Onunla iyi geçinenler ödünleri kopardı, kötü geçinenler küme düşmeye dek varan faturalar ödedi.- Federasyon binasını, kurumsal ölçülerde işleyen bir ofis olarak kullanmadı, karanlık adamların cirit attığı bir ‘kahvehane’ haline getirdi adeta..- Hakemler üzerindeki etkisi hep ‘olumsuz’ oldu.. O kadar çok tartışmalı hakem kararı oldu ki, Süper Lig’in güvenilirliği ayaklar altına alındı.. Marka değeri düştü.. Buna önlem üretmedi.. Sadece seyretti..- Federasyon, adalet dağıtan bir kurum olamadı.. Şike pazarlığı yaptığını öğrendiği kulüpleri cezalandıramadı, onun yerine medyaya el altından ihbarlar yaptırma yolunu seçti.. Eşit rekabet şartlarını oluşturmadı.. Şikeyle suçlanan bir yöneticisini başkan vekili yapıp bu konudaki duruşunu çok net belli etti. - 3 maymunu oynadı, sadece koltuğu yapıştı..***Büyük bir umutla 19 Ocak 2006’da Ulusoy’un tekrar başkan seçilmesi gerektiğini savunmuştum.. Çünkü değişecekti, bu sefer futbolu adil biçimde yönetecekti.. Beni ve benim gibi düşünenleri ‘yapmadıklarıyla’ pişman etti.. Şimdi de gitmeyi haketti..Onu kulüpler getirmişti.. 241 delegenin 192’sinin oyuyla gitmesine karar verildi.. Sakın saptırılmasın.. 192 oyu, hiçbir irade metazori toplayamaz.. Hükümet kanadı da, federasyon kanadı da kendi kongre silahlarını kullandı.. Ve Ulusoy kaybetti..***Şimdi ne olacak? Kaosu bitirecek aday belli:Şenes Erzik.. (Bir seçenek daha var ama şimdilik adı bende saklı..) Ancak çıkartılan dedikodularla, yapılan gizli görüşmelerle Erzik bu işten soğutuldu..Ulusoy’u göndermek için sağlanan birlik, Erzik’i başkanlığa ikna etmek için tekrar edilmeli..***Son sözüm beni suçlayan Hıncal Abi’ye (Uluç)..Birkaç ‘yayıncı’ arkadaşının yanlış bilgilendirmesiyle, genel kurul sürecinde resmen kandırıldı..Keşke beni suçlayıp Ulusoy’a arka çıkmadan önce, herşeyin doğrusunu bilse; Şike Tahkik Komisyonu Başkanı ile konuşabilse, 2 yıl önceki Samsun-A.Gücü maçından önceki mahkemeye düşmüş pazarlıklardan haberdar olsa; 2 yıldır kurullarda yaşananları bilse, M. Kemal Ünsal’ı, Cemal Aydın’ı, İlhan Cavcav’ı, Bülent Yavuz’u, Tahir Kıran’ı, Şükrü Yazıcıoğlu’nu, diğer önde gelen federasyon üyelerini ve destekçilerini tanısaydı..Kimlere ‘teslim olduğunu’ belki o zaman anlardı..