Türkiye'yi ihraçtan kurtaran 'el öpme'

10 Şubat 2006

Tarih: 1 Şubat 2005... Saat: 17.25... Yer: FIFA'nın Zürich'te bulunan merkezindeki başkan odası... Türkiye Futbol Federasyonu'nun yeni başkanı Haluk Ulusoy, FIFA Başkanı Sepp Blatter'e nezaket ziyaretinde bulunuyor. 17.00'deki randevuda konu ister istemez İsviçre maçından sonraki olaylara geliyor. Blatter, Grichting'e nasıl tekme atıldığını, kanıtların nasıl karartıldığını, değil yönetmeliklerin, uluslararası bütün iyiniyet kurallarının nasıl ihlal edildiğini teker teker anlatıyor. O toplantıya ortamı yumuşatmak amacıyla giden Haluk Ulusoy bile duyduklarına inanamıyor ve şoke oluyor. Kısa bir süre düşünüp "Acaba ne yapsam da şu kötü durumu tersine çevirsem!" diye kafasında tilkileri dolaştırıyorNiye yaptı?İşte o andan sonra bütün protokol kurallarını altüst edecek bir sevgi ve saygı gösterisine dönüyor iş... Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı, FIFA Başkanı'nın sağ elini sıkıca tutuyor, öpüyor, alnına götürüyor. Blatter'in elini hâlâ bırakmıyor, bu sefer de kalbinin üstüne koyuyor. Bu sefer Blatter şokta, "Ne yapıyorsunuz Mr. President?" diye gayrıihtiyari soruyor. Ulusoy hemen cevabı yapıştırıyor: "Bu bir Türk geleneğidir. Babaların eli öpülür ve babalar affeder. Beni bundan sonra manevi evladın say. Nerede istiyorsan orada oturayım. İstersen İsviçre'de, istersen Türkiye'de yaşayayım"Affet bizi baba"Ben buraya gelirken, olayların bu kadar kötü olduğunu bitmiyordum. Bizi affet, babalığını göster." Dünyanın en medeni ülkesinde yaşayan ve Türkiye aleyhine düzenlediği basın toplantısıyla 70 milyonun nefretini kazanan Sepp Blatter, bu Doğulu sevgi gösterisine karşı kayıtsız kalamıyor. Çünkü iş müzakereye kalsa, Haluk Ulusoy'u da "Tamam, tamam" deyip sırtını sıvazlayarak gönderecek ve Türkiye 2008 Dünya Kupası elemelerinden ihraç edilecek... Ama biraz önceki hareketin etkisiyle hemen FIFA Genel Sekreteri Urs Linsi'yi odasına çağırıyor. Ve talimatı veriyor: "Urs, sanıyorum Türkiye dosyasını tekrar gözden geçirmemiz gerekiyor. Lütfen gerekeni yapın.""Good start, president!"Urs Linsi ile Haluk Ulusoy kolkola Blatter'in odasından çıktıktan sonra, neler olduğunu anlayamayan FIFA Genel Sekreteri, Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı'nın kulağına fısıldıyor: "Good start, Mr. President!" (İyi başlangıç, bay başkan.) Ve 2008 Avrupa Şampiyonasından kesin olarak ihraç edilmesi beklenen Türkiye, bu sıcak diyalogun ardından 6 maç cezayla paçayı kurtarıyor. Tabii burada eski başkan Levent Bıçakçı ile Şenes Erzik'in katkılarını da görmezden gelemeyiz. Onlar da protokol kuralları içerisinde kalarak Türkiye'nin haklarını koruyorlar. Bu ekip çalışmasının meyvesi de "6 maç" ile geliyor. Ki, FIFA Tahkim Kurulu'nda bu cezanın daha da aşağı çekilme ihtimali "şimdilik" yüksek gözüküyor"Meğer ihraç edilmişiz"Gelelim, dünkü ilk Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu toplantısına... Başkan Haluk Ulusoy, yeni çalışma arkadaşlarına yaşadıklarının vehametini ve yukarıda anlattığımız olayı teker teker aktarıyor. Ve şunu söylüyor: "Ben Blatter ve Linsi'nin yaklaşımından cezamız 2 veya 3 maça indi diye mutlu olmuştum. Meğerse, biz Blatter'in manevi evladı olmadan önce Türkiye 2008 Avrupa Şampiyonası'ndan 'tard' (ihraç) edilmiş... 2008'de yokmuşuz. Karar açıklandıktan sona bunu anladım. Hepimize geçmiş olsun. Aynı hataları biz tekrarlamayalım." İşte İsviçre maçı sonrası yaptıklarımız bizi FIFA nezdinde bile bakın nasıl bir hale getirdi?

Devamını Oku

Kurtların sessizliği

9 Şubat 2006

Takke düştü kel göründü, demiş ve Türkiye Futbol Federasyonu yetkili birimlerinin nasıl böylesine ağır cezaya çanak tutarak tarihi bir hataya davetiye çıkardıklarını anlatmıştık dün...Herşeyi usulüne uygun yapıp işimizi sadece FIFA'nın iyiniyetine bıraksak, onlara kızmaya hakkımız olacaktı. FIFA'ya kızmak başkalarının işi olsun. Bize düşen bu tarihi hatayı hazırlayan faktörleri teker teker inceleyip, bunların tekrarının ne derece yanlış olabileceğini anlatmak ve tetikçilerin değil, azmettirenlerin de hatalarıyla yüzleşmelerini sağlamak...Türkiye sadece 6 maçı dışarıda oynayarak 2008 Dünya Kupası'na gitme şansını zora soktu sara/orsanız, en hafif tabirle yanılıyorsunuz... Çünkü zaten dünya çapında 'sabıkalı' gözüken Türk futboluna açılan yaranın gerçek sonuçlarıyla belki de 1-2 yıl sonra yüzleşeceğiz. Kaliteli yabana futbolcuların Türkiye'ye gelmesinin zorlaşmasından, spora yatırım yapan finansörlerin kaçmasına kadar, kimbilir nelerle karşılaşacağız, eğer aklımızı başımıza devşirmezsek...Doğruya doğru... Bıçakçı Federasyonu, Türk tarihinde bir ilke imza atarak 2008 ve 2010 turnuvalarının iç sahadaki eleme maçlarını 10.5 milyon $'a atv'ye sattı. atv, aldığı maçların 6 tanesini yurtdışında, üstelik seyircisiz yayınlamak zorunda kalacak. O maçların ratingi, giderleri, sponsorları, reklamları, en önemlisi atmosferi eski tadmda olabilir mi? Bu yatırımı yapanlar pişman olup mukaveleyi bozarsa, bundan en fazla futbol endüstrisi zarar görmez mi?10 MİLYON $ TEHLİKEDESadece yayın ayağı da değil... Milli Takım'ın toplam 16 milyon $ değerinde çeşitli sponsorluk anlaşmaları var. Bu paranın karşılığında sponsorlara ak-tivite alanı sunuluyor. Logolarının yer alması dışında, toplu maç biletleri ve statta çeşitli etkinlikler de garanti ediliyor. Artık bu fırsat kalmadı. Şimdi bu sponsorlardan bazdan, mukavelelerinin kendilerine tanıdığı haklan kullanarak çekilirse, veya en azından girdiğine pişman olup futbol topunun yanına yaklaşmama karan alırsa, bu cezanın futbol endüstrisinde açtığı yaranın boyutları daha iyi anlaşılabilir.Hiç uzatmadan, muhtemel zararı söyleyelim:Dün eski federasyonun bütün sözleşmelerine imza atmış bir yetkilisine "Kaç para kaybetme riskiniz var?" sorusunu yönelttim. "16 milyon $'lık toplam sponsorluğun 10 milyon $'ı tehlikede" cevabını aldım. (Üstüne 1 milyon YTL'lik seyahat masrafları ve ona yakın hasılat kaybını da ekleyin.)Bu ne demek? Büyük çabalarla 1.5 senede federasyonun toplam gelirini 50 milyon $'a çıkaran Levent Bıçakçı Federasyonu, tıpkı bir Holstein gibi kovaya tekme atıp bütün sütü yere döktü. Artık ne eskisi kadar rahat gelir yaratabileceğiz ne de göğümüzü gere gere dünya platformunda yer alabileceğiz.Mesele Fatih mi, Hasan mı, Levent mi meselesi değil. Mesele futbol endüstrisinde kimin bu yarayı açtığını anlayıp, basanlarda omuzlara aldığımız kahramanlardan böylesi rezaletlerde de hesap sormak.Bana hiç kimse Serkan'ın attığı tekme, Emre'nin koşması, Alpay'ın tünele dalması, Şifo Mehmet'in rakibi çelmelemesi yüzünden 6 maç ceza aldığımızı anlatmasın. FIFA da çok iyi biliyor ki, ortada bir organizasyon var. Bu nedenle neredeyse hiçbir somut kanıta dayanmadan, 'kanaate bağlı' olarak bizi ihraç etmeye karar veriyor. Çünkü hiçbir olayın faili belli değil... Ama bize idamı gösterip müebbete razı ediyorlar. Kimin yüzünden? Madem FIFA kanaate dayalı karar vermiş, ben de kanaatimi söyleyeyim.İLK SUÇLU FATİH TERİMİlk suçlu 'gerginlik' politikasını benimseyip sahip olduğu futbol melekelerine ihanet eden, oyuncuları asm motive edip, sonra da hiçbir şeyden haberi yokmuşçasına olayları izleyen, oyuncularının ceza almasına, yardımcısının teknik adamlık kariyerinin bitmesine sebep olan Fatih Terim... Fatih Hoca'yı saha sonucundaki başarısızlık yüzünden eleştirmek insafsızlık olur. Ama saha dışı olayları Terim'den bağımsız analiz etmek de aynı derecede insafsızlık...2. suçlu da etrafındaki hiddet girdabında kaybolup İsviçre'nin karşılanmasıyla ilgili her türlü organizasyona çanak tutan, milli ekibin bir histeri krizine kapıldığını göremeyen eskibaşkan vekili Hasan Doğan...Dün bazı sorular yöneltmiştim ilgililere...Bugün onları tekrar ediyorum... Cevap alana kadar da tekrar etmeye devam edeceğim.1 İsviçre'nin karşılanmasıyla ilgili Conrad Oteli'nde yapılan toplantıda hangi kararlar alındı? Bu toplantıda sayın Doğan var mıydı? Emniyet Müdür Muavini "Böyle birsey yapamayız" diye diretince, kim Başbakan'ın adını kullanıp güvence verdi? İsviçreliler'i 3.5 saat havaalanında bekleten emir kimden çıktı? İsviçre kafilesinin Tophane'de yumurta yağmuruna tutulması 'tesadüf müydü? (Bu soruya kimse yanıt vermeyince, yan sütunda biz yanıt verdik)2 Maç biter bitmez, sayın Terim futbolcularına "Çıkartmayın bu o.... çocuklarını" diye bağırdı mı? Bunların görüntüsü kimin elinde?3 Soyunma odası tünelinde Grichting'in mesanesini patlatacak kadar şiddetli tekmeyi Serkan mı, yoksa onun kadar kısa boylu ve ertesi gün işine son verilen bir güvenlik görevlisi mi attı?4 F.Bahçeli Volkan, tünelde çıkan arbedede başrol oynayıp hakem odasının kapısını omzuyla zorladı mı? Volkan, Tümer (Tümer, dün 'Ben orada yoktum' dedi.) ve Emre, Fatih Terim'in gözü önünde Belçikalı hakeme saldırıp tartakladı mı? Korkudan altına kaçıran hakem kime sarılarak ağladı? Hakemin raporuna bu olayları yazmamasını kim sağladı?5 Zorlanıp menteşelerinden çıkan hakem soyunma odası kapısının fotoğrafını kimler çektirdi? Bu fotoğraf şu anda kimlerin elinde?6 Fatih Terim, gerçekten de medyaya anlattığı gibi tüneldeki olayları sakinleştirmeye mi çalıştı, yoksa bağnş çağrışlarla körükledi mi?7 Tüneldeki güvenlik kameralarının çektiği görüntüler kimin elinde? Hangi kulübün yönetim kurulu toplantısında bu görüntüler izlendi ve herkesin ağzı açık kaldı? (Görüntüleri izleyen bir kulüp yöneticisi bize 'O koridorda yaşananlar ortaya çıkarsa, pek çok kişi sokağa bile çıkamaz' demişti.)

Devamını Oku

Ucuz kurtulduk

8 Şubat 2006

Takke düştü, kel göründü... Tamam, FIFA tarihinin en ağır cezalarından birini Türkiye'ye verdi.Tamam, FIFA Başkanı Sepp Blatter yaptığı 'alışılmadık' açıklamalarıyla olayı siyasi bir kampanya haline dönüştürdü...Tamam, Türkiye maçtan önce ve sonra yaşanan olaylarla ilgili savunmasını iyi yapamadı. Daha doğrusu Grichting'in yediği tekmeyi 'fail-i meçhul' boyutundan çıkartamadı, gerçek sorumluları bul(a)madı.Tamam, bu ceza hem bizim için utanç vesilesi oldu hem de 2008 Dünya Kupası'na gitmemizi bir hayli zorlaştırdı. Dünya çapında 'İşte barbar Türkler' imajının kuvvetlenmesine de çanak tuttu. Ama herkes niye 6 maç tarafsız sahada ve seyircisiz oynama cezası aldığımızı soruyor...Şurası kesin... Merkezi 'kara para aklama cenneti' İsviçre'de olan FIFA temiz bir örgüt değil. Ama 'aptal' bir örgüt hiç değil... Bugüne dek İsviçre maçının öncesinde ve sonrasında yaşananlarla ilgili herkes konuştu, herkes yazdı. Üstelik, bu konuda en azından 'saha içinde yaşanan ve herkesin gördüğü' gerçekleri yazanların nerdeyse bir 'vatan haini' ilân edilmedikleri kaldı. Şimdi bu cezanın sebebini o yayınlara bağlayan aklıevveller bile çıkabilir. Oysa soyunma odasında yaşananlar medya tarafından 'sağduyu' süzgecinden geçirildi ve gündeme getirilmedi. Dedik ya, artık takke düştü, kel göründü... Bazı gerçekleri 'kendimizden' sakladık ama FIFA'dan saklayamadık, tarihi bir ceza aldık.Bu maçtan sonra olayların içinde olan-olmayan pek çok yetkiliyle konuştuk. Anlattıklarını tüylerimiz ürpererek dinledik. Şimdi onlardan bize anlattıklarını kamuoyuyla da paylaşmalarını bekliyoruz. Sayın Levent Bıçakçı, Sayın Hasan Doğan ve Sayın Fatih Terim'e soruyorum:BU SORULARA YANIT VERİNİsviçre'nin karşılanmasıyla ilgili Conrad Oteli'nde düzenlenen toplantıda hangi kararlar alındı? Bu toplantıda sayın Doğan var mıydı? Emniyet Müdür Muavini "Böyle birşey yapamayız. Beni sürerler" diye diretince, kim Başbakan'ın adını kullanarak güvence verdi? İsviçreliler'i 3.5 saat havaalanında bekleten emir kimden çıktı? İsviçre kafilesinin Tophane'de yumurta yağmuruna tutulması 'tesadüf müydü? Yoksa bunda bir Milli Takım yetkilisinin parmağı var mıydı?Maç biter bitmez, sayın Terim futbolcularına "Çıkartmayın bu o.... çocuklarını buradan" diye bağırdı mı? Bunların görüntüsü herhangi bir yayıncının elinde var mı?Soyunma odası tünelinde Grichting'in mesanesini patlatacak kadar şiddetli tekmeyi Serkan mı, yoksa onun kadar kısa boylu ve ertesi gün işine son verilen bir güvenlik görevlisi mi attı? F.Bahçeli Volkan, tünelde çıkan arbedede başrol oynayıp hakem odasının kapısını omzuyla zorladı mı? Volkan, Tümer ve Emre, Fatih Terim'in gözü önünde Belçikalı hakeme saldırıp tartakladı mı? Korkudan altına kaçıran hakem kime sarılarak hüngür hüngür ağladı? Hakemin raporuna bu olayları yazmamasını kim ve nasıl sağladı?Zorlanıp menteşelerinden çıkan hakem soyunma odası kapısının fotoğrafını kimler çektirdi? Bu fotoğraf şu anda kimlerin elinde? Fatih Terim, gerçekten de medyaya anlattığı gibi tüneldeki olayları sakinleştirmeye mi çalıştı, yoksa bağrış çağırışlarla körükledi mi?Tüneldeki güvenlik kameralarının çektiği görüntüler kimin elinde? Hangi kulübün yönetim kurulu toplantısında bu görüntüler izlendi ve herkesin ağzı açık kaldı? (Görüntüleri izleyen bir kulüp yöneticisi bize 'O koridorda yaşananlar ortaya çıkarsa, pek çok kişi sokağa bile çıkamaz' demişti.)Bu soruların yanıtlarını Türkiye bilmiyor ama belli ki FIFA öğrenmiş... Belçikalı hakem belki raporuna bu olayları yazmamış ama o gece telefonda Blatter'e ve gözlemcilere anlatmış, Blatter de meşhur konuşmayı bu bilgilerle yapmış...Şenes Erzik'in bile kabul ettiği gibi, Türkiye ihraç edilmenin eşiğinden dönmüş...İHRACI BIÇAKÇI ÖNLEDİEmre, Alpay, Mehmet Özdilek ve Serkan bu cezanın görünen yüzleriydi. Peki ya futbolcuları bu yola itip onları cesaretlendirenler? Peki ya gereken önlemleri almayanlar? Onlar ne olacak?Herkes 'toz' oldu... Sorumluluğu üstlenip görevini bırakan veya özür dileyen hiç kimse yok ortalıklarda! (Mehmet Özdilek dışında)Türkiye olarak 'özeleştiri' yapmayı sevmiyoruz ama artık bundan kaçamayız. Bu ceza da Beşiktaş'ın 2003-2004 sezonunda kaçırdığı şampiyonluk gibi 'kara delik' olarak kak, herkes kapı arkasında konuşup kamera görünce yalan söylerse bu işin içinden çıkamayız, kompleksimiz törpülenir.Burada Levent Bıçakçı'nın hakkını vermek gerekiyor sadece... Federasyon seçim karan aldıktan sonra, koltuğu kaybettiği kesinleşmesine rağmen bütün mesaisini daha az ceza almamız için harcadı. (Kaldı ki diğerleri o sırada Başbakan'ın adıyla federasyona başkan arıyorlardı.) Bıçakçı, belki de 'olası' bir ihraçtan Türkiye'yi kurtardı. Dün de medyanın "Bu işin sorumlusu kim?" sorusuna hiç eveleyip gevelemeden "Bizim federasyon" yanıtını verdi, ihaleyi üstüne aldı. Federasyonuna hakim olamayan ve darbecilerin ihtilaliyle koltuktan inen bir başkan olarak tarihe geçmesine karşın, en azından giderken devleşti.Sıra diğerlerinde! Ya gerçekleri anlatırlar ya da...

Devamını Oku

'AK'ıl oyunları

18 Ocak 2006

Dün, kendilerine 'futbolu karanlık güçlerden kurtarma' misyonunu biçen AKP'li kadronun federasyon seçimlerinde çizdikleri zigzaglarla ortamı nasıl kaosa sürüklediklerini anlatmaya çalışmıştım, yaşanmış olayları aktararak...Kimlerden kurtaracaklardı? Haluk Ulusoy, Mehmet Ali Yılmaz, Aziz Yıldırım'dan...Kafanızı çevirip bir bakın. Son olaylarda en masum ve mağdur figürler, daha önce potansiyel tehlike olarak görülenler değil mi? Aziz Yıldırım kendini pozitif işlere adayınca F.Bahçe'yi artık ayrı bir kulvara soktu, gücüne güç kattı. Ulusoy, hayatında yapmadığı kadar sağlam bir stratejiyle başkanlık yoluna girmesine rağmen AKP'nin gadrine uğradı. Mehmet Ali Yılmaz "3813 sayılı futbol yasasını hazırlayarak futbola özerklik getirmekle halt etmişim" diyecek kadar kendinden utandı.Tamam, futbol dünyası kirliydi ama siyasetin getirdikleri de çok çabuk kirlendiler.Şimdi bu AKP'li karakterleri tanıyalım:Hasan Doğan (RAMSEY firmasının ortağı, Tayyip Erdoğan'ın futbolu emanet ettiği yakın dostu, Federasyon Başkan Vekili)Mehmet Ali Şahin (Başbakan Yardımcısı ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanı)Melih Gökçek (Ankara B.Şehir Bld. Bşk-Ankaraspor Onursal Başkanı)Mehmet Özhaseki (Kayseri Belediye Başkanı)Murat Aksu (İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu'nun oğlu, Beşiktaş 2. Başkanı)Nuri Albayrak (Trabzonspor Başkanı, Başbakan'ın yakın dostu)Başbakan'ın İstanbul'da yaptığı son toplantıda Şahin dışındaki ekibin tamamı var.Hasan Doğan genelde tek kaldı. Diğerleri hep "Hasan Doğan futboldan ne anlar? Tayyip Bey'e bizim kadar yakın olamaz" diyerek kendi bildiklerini yapıp bir yetki karmaşası doğmasına neden oldular. Doğan, Başbakan'dan "Şenes Erzik" mesajını almasına karşın, Erzik seçime girmek ve AKP'nin müdahalesine uğramamak için bunu kabul etmediğinden 'mecburen' Ayhan Bermek'i destekledi.Gökçek, Albayrak ve Aksu ise ortak hareket ederek Haluk Ulusoy'un önünü açtılar, Şahin'in 2 gün önceki açıklamasına kadar onun sırtını sıvazlayarak "Hadi büyük başkan, önün açık" dediler.YA FIFA BİZİ İZLERSE?Ama Hasan Doğan, Bahçelievler'deki evinde Başbakan'la pazar günü yediği akşam yemeğinden sonra açık desteği ve kontrolü eline aldı. Hem bu üçlüyü, hem de Ulusoy'u taca attı. Halbuki diş macunu tüpten çıkmış, AKP'nin parmak izleri yayılmıştı. Hani Blatter yarın bir basın toplantısı yapıp "Türkiye'deki hükümet Futbol Federasyonu'na müdahale ediyor Bu, FIFA teamüllerine kesinlikle aykırı" dese kimin söyleyecek nesi olabilir merak ediyorum...Aklıma başka sorular da geliyor:Ayhan Bermek seçime girerken kendi listesini yapabilecek mi? Doğan'ın kontenjanından kaç yöneticiyi listesine alacak?Bermek'in dürüstlüğüne kimsenin sözü yok. İyiniyetine de... Ama bu modelin Bıçakçı modelinden ne farkı olacak?Bermek, 1 ay önce Fatih Terim'le ilgili konuştuklarını bir haklasın... Şimdi ise Terim'le yola devam edeceğini söylüyor. Fikrinin değişmesine kim ve neden sebep oldu? Futbol dışındaki tüm branşlarda da Türkiye'ye çöküş yaşatan AKP'li spor kadrosu, neden istifa edip kenara çekilmiyor? Bu sorum Mehmet Ali Şahin'e... Hakkında dava dosyalan olduğu için Ulusoy'a bu kadar net tavır koyan Başbakan Yardımcısı, Bermek'in listesine de bir göz atan. Aynı durumdaki tanıdıklara rastlayabilir belki!Ve son not: Bu ekip Bermek ve Ulusoy'un çekilmesini sağlayıp Şenes Erzik'i aradan çıkarırsa, kimse şaşırmasın...

Devamını Oku

Bunun adı: Futbolun 28 Şubat'ı

17 Ocak 2006

İçim daralıyor, gözüm kararıyor, midem bulanıyor. Neden mi? Futbol Federasyonu seçimlere giderken karşılaştığım manzaralardan...En son dün Spordan Sorumlu Devlet Bakanı, seçime bizzat el koyup başkan adaylarından birini veto etti. Artık sayın M.Ali Şahin'in yapacağı 2 hareket kaldı: Önce yeni başkanı atasın, sonra da arkasındaki kütüphanede duran futbolun özerkliğiyle ilgili yasayı çöpe atsın...Gelin, Futbolun 28 Şubatı'nın nasıl gerçekleştiğini teker teker olayları yaşayarak size anlatalım:8 Aralık 2005...'F.Bahçe formasıyla görev yaptığı' için federasyonun tüm dengelerini bozan başkan vekili Şekip Mosturoğlu istifa etmiş... Levent Bıçakçı ile Tayyip Erdoğan'ın futbolu düzeltmek için görevlendirdiği başkan vekili Hasan Doğan arasındaki ipler o gece kopuyor.Doğan diyor ki:- "Şekip'in yerine başkan vekili olacak 3 kişi var. Biri Davut Dişli, biri Mahmut Özgener, öteki de Serdar Güzelaydın."Bıçakçı reddediyor:- "Hayır, başkan vekili ya Zekeriya Alp olacak ya da Osman Çağalıkoç..."Anlaşamıyorlar ve Doğan ertesi günkü yönetimde seçim karan aldırıyor.Bıçakçı o gece meseleye irade koymasa, Doğan'ın istediği üçlüden biri vekil seçilse, belki bugün görevini güle oynaya sürdürüyor olacaktı.Hemen 7 Aralık gününe dönüyoruz...Yani Cavcav'ın yerine Kulüpler Birliği Başkanı'nın nasıl seçildiğine...Federasyonu seçime götürmeyi kafasına koymuş olan Hasan Doğan, Kulüpler Birliği'ne istediği başkan adayını seçtirip 'hiç toz kaldırmadan' operasyonu gerçekleştirmeyi planlıyor... Bıçakçı gidecek, Bermek gelecek... Eeh, o gün için kulağına pek de kötü gelmiyor doğrusu...Bunun için de konuya fazla vakıf olmayacak, Seyrantepe'yi almak için hükümetin gözünün içine bakacak, dürüst bir başkan seçtirmek lazım...Hemen darbe başlıyor, AKP'li belediyeler aranıyor. 48 saat içinde Canaydın Kulüpler Birliği Başkanı seçtiriliyor. En fazla Canaydm bu işe şaşıyor. Çünkü, o sırada kendi yönetiminde bile bu kadar büyük destek görmüyor.5 Ocak 2006... Haluk Ulusoy, haftalardır Futbol Federasyonu Yönetmeliği'ndeki 'Başkanlarda üniversite mezunu olma şartı aranır' maddesini kaldırmak için Anayasa Mahkemesi'nin kapısını aşındırıyor. Ama gün bile alamıyor.Her 'nasılsa' devreye bir güç giriyor, iddialara göre bu güç Hasan Doğaria muhalif Melih Gökçek. (Gökçek bunları yalanlıyor ama.) 5 Ocak'ta Ulusoy'un yasağı kaldırılıyor, adaylık yolu açılıyor.6 Ocak 2006...Kulüpler Birliği, seçimde kimi destekleyeceğine dair karar vermek için toplanıyor. Bütün işaretler, Hasan Doğan'ın desteğini alan Ayhan Bermek'in bu toplantıdan galip çıkacağını gösteriyor.Ama sürprize bakın ki, başta Melih Gökçek in Ankaraspor'u ve Murat Aksu'nun Beşiktaş'ı olmak üzere 8 kulüp "Ulusoy" diyor. Üstelik Başbakan Ulusoy'u istiyor' mesajı vererek... 8 kulüp çekimser kalıyor. F.Bahçe toplantıya bile katılmıyor. Son oy Canaydın'ın...Canaydın'a soruyorlar.- "Başkan, senin adayın kim?" Canaydın "Levent Bıçakçı" diyor. Buna sinirlenen Kayseri Başkanı, sandalyesinin arkasındaki ceketini giyip "Haydi eyvallah, siz bizimle dalga geçiyorsunuz galiba" deyip çıkıyor. Dışarda tekrar toplanılıyor, Canaydm bu kez ağzındaki baklayı çıkarıyor: "Ben de sizin gibi Ulusoy diyorum."Kulüpler Birliği, başkan adayını 'oybirliğiyle' açıklıyor: Ulusoy... Yani 17 kulübün 'özgür' iradesi, Ulusoy'u istiyor.9 Ocak 2006... Hasan Doğan, Kulüpler Birliği'nden darbeyi yemiş... "Ben bu ayak oyunlarına dayanamıyorum. Biz gelirken, Haluk'u şikayet edenler şimdi yine onun etrafında, pes doğrusu" deyip istifa karan alıyor, hiçbir listeye girmeyeceğini söylüyor. "Peki şimdi ben ne yapacağım?"diyen Ayhan Bermek'e de çatıyor: "Mesajı almadınız mı Ayhan Bey. Seçimi kaybettik."Siyasi ekipte psikolojik bir dağılma oluyor ama siyasi darbe kendi ritminde devam ediyor. Aynı gün Mehmet Ali Şahin, "Ulusoy'un aleyhine 23 tane dava var, önce onlardan aklansın" diyerek olaya müdahil oluyor.13 Ocak 2006... Ulusoy, adaylığını 'resmen' açıklamak için Tayyip Erdoğan'dan 'olur' bekliyor. O sırada Canaydm, Ulusoy'un Levent'teki evine geliyor:- "Haluk, sana destek verdik ama şu an çok zordayız. 'Yukardan' seni değil, Şenes Erzik'i istiyorlar. En iyisi adaylıktan çekil, önümüzü aç, biz de Kulüpler Birliği olarak Erzik'i destekleyip işi bitirelim."Ulusoy'un yanıtı net:- "3 tane şartım var. Önce Ayhan Bermek, sonra Mehmet Ali Yılmaz adaylıktan çekilsin. Ve Kulüpler Birliği'ndeki 17 başkan benim yollayacağım etekleri giysin. Ben de o zaman aday olmam."Aynı gece Tayyip Erdoğan İstanbul'da... Hasan Doğan, Melih Gökçek, Nuri Albayrak, Mehmet Özhaseki ve Murat Aksu'yu çağırıyor. Yani futbol işini berbat eden AKP'li ekibi...Ulusoy'un artıları-eksileri konuşuluyor. Erdoğan diyor ki, "Ne haliniz varsa görün, beni bulaştırmayın."O toplantıdan sonra AKP Beşlisi, Haluk Ulusoy'u çağırıyorlar. Hasan Doğan diyor ki:"Haluk Bey, senin işin % 70 oranında tamam. Aman, bundan sonra hatasız yürü. Allah yolunu açık etsin."Yani Tayyip Erdoğan o gece Haluk Ulusoy'a 'icazet' veriyor.Ulusoy da 14 Ocak'ta adaylığını açıklıyor, hatta hata yapmamak için elindeki yazılı metnin dışına bile çıkmıyor, hiçbir ekstra açıklama yapmıyor.15 Ocak Pazar... Tayyip Erdoğan, Hasan Doğarim evinde akşam yemeğinde... Orada ne konuşulduğu bilinmiyor. Ama düğmeye 'daha net' basıldığı kesin!Çünkü Doğan, Bıçakçı'yı arayıp "6-7 Subat'ta FIFA'nın Türkiye duruşması var. Bu davayı seninle Şekip Mosturoglu yürütüyor. Bunu mazeret gösterip yönetimden yeni karar çıkartalım, seçimi erteleyelim" diyor.Bıçakçı kızıyor: "Kusura bakma ama bana bunu kimse yaptıramaz."Doğan pes etmiyor. Tayyip Bey'i de ikna etmiş olmalı ki, Ulusoy'a karşı bayrağı 'açıkça' çekiyor. Süper Lig'de yer alan, belediyeleri AKP'li bütün şehir teşkilatlan aranıyor. İlk etapta G.Birligi, Manisa Vestel, Kayserispor, Erciyes, Rize ve D.Bakır (belediyesi HADEP) Hasan Doğarim, bir başka deyişle hükümetin isteği doğrultusunda "Bermek'i destekleme" karan alıyor.Bu arada Mehmet Ali Şahin yine boş durmuyor, demeci patlatıyor: "Ulusoy, eğer başkan olursa Teftiş Kurulu'nu harekete geçirip gereğini yaparım."Yani şunu söylüyor:"Haluk Ulusoy başkan seçilse bile ona başkanlık yaptırmam."Kısa sürede zemin kaymaya başlıyor. 10 gündür Haluk Ulusoy'a dalkavukluk yapanların hepsi birden Ayhan Bermek'in ofisine doluyor. Hasan Doğan yeniden listeye giriyor. Ulusoy'u destekleyen Murat Aksu bile 'nezaket ziyareti' yapmak zorunda kalıyor.Sıraladığım hikâyelerden sonra, "Futbola siyaset mi girdi?" diye soranlara gülüyorum. Beyler, siyaset futbol dünyasının içinde çift kale maç yapıyor.Aslında dahası da var...Ama yerimiz bitti. Arkası yarın...

Devamını Oku