Takke düştü kel göründü, demiş ve Türkiye Futbol Federasyonu yetkili birimlerinin nasıl böylesine ağır cezaya çanak tutarak tarihi bir hataya davetiye çıkardıklarını anlatmıştık dün...
Herşeyi usulüne uygun yapıp işimizi sadece FIFA'nın iyiniyetine bıraksak, onlara kızmaya hakkımız olacaktı. FIFA'ya kızmak başkalarının işi olsun. Bize düşen bu tarihi hatayı hazırlayan faktörleri teker teker inceleyip, bunların tekrarının ne derece yanlış olabileceğini anlatmak ve tetikçilerin değil, azmettirenlerin de hatalarıyla yüzleşmelerini sağlamak...
Türkiye sadece 6 maçı dışarıda oynayarak 2008 Dünya Kupası'na gitme şansını zora soktu sara/orsanız, en hafif tabirle yanılıyorsunuz... Çünkü zaten dünya çapında 'sabıkalı' gözüken Türk futboluna açılan yaranın gerçek sonuçlarıyla belki de 1-2 yıl sonra yüzleşeceğiz. Kaliteli yabana futbolcuların Türkiye'ye gelmesinin zorlaşmasından, spora yatırım yapan finansörlerin kaçmasına kadar, kimbilir nelerle karşılaşacağız, eğer aklımızı başımıza devşirmezsek...
Doğruya doğru... Bıçakçı Federasyonu, Türk tarihinde bir ilke imza atarak 2008 ve 2010 turnuvalarının iç sahadaki eleme maçlarını 10.5 milyon $'a atv'ye sattı. atv, aldığı maçların 6 tanesini yurtdışında, üstelik seyircisiz yayınlamak zorunda kalacak. O maçların ratingi, giderleri, sponsorları, reklamları, en önemlisi atmosferi eski tadmda olabilir mi? Bu yatırımı yapanlar pişman olup mukaveleyi bozarsa, bundan en fazla futbol endüstrisi zarar görmez mi?
10 MİLYON $ TEHLİKEDE
Sadece yayın ayağı da değil... Milli Takım'ın toplam 16 milyon $ değerinde çeşitli sponsorluk anlaşmaları var. Bu paranın karşılığında sponsorlara ak-tivite alanı sunuluyor. Logolarının yer alması dışında, toplu maç biletleri ve statta çeşitli etkinlikler de garanti ediliyor. Artık bu fırsat kalmadı. Şimdi bu sponsorlardan bazdan, mukavelelerinin kendilerine tanıdığı haklan kullanarak çekilirse, veya en azından girdiğine pişman olup futbol topunun yanına yaklaşmama karan alırsa, bu cezanın futbol endüstrisinde açtığı yaranın boyutları daha iyi anlaşılabilir.
Hiç uzatmadan, muhtemel zararı söyleyelim:
Dün eski federasyonun bütün sözleşmelerine imza atmış bir yetkilisine "Kaç para kaybetme riskiniz var?" sorusunu yönelttim. "16 milyon $'lık toplam sponsorluğun 10 milyon $'ı tehlikede" cevabını aldım. (Üstüne 1 milyon YTL'lik seyahat masrafları ve ona yakın hasılat kaybını da ekleyin.)
Bu ne demek? Büyük çabalarla 1.5 senede federasyonun toplam gelirini 50 milyon $'a çıkaran Levent Bıçakçı Federasyonu, tıpkı bir Holstein gibi kovaya tekme atıp bütün sütü yere döktü. Artık ne eskisi kadar rahat gelir yaratabileceğiz ne de göğümüzü gere gere dünya platformunda yer alabileceğiz.
Mesele Fatih mi, Hasan mı, Levent mi meselesi değil. Mesele futbol endüstrisinde kimin bu yarayı açtığını anlayıp, basanlarda omuzlara aldığımız kahramanlardan böylesi rezaletlerde de hesap sormak.
Bana hiç kimse Serkan'ın attığı tekme, Emre'nin koşması, Alpay'ın tünele dalması, Şifo Mehmet'in rakibi çelmelemesi yüzünden 6 maç ceza aldığımızı anlatmasın. FIFA da çok iyi biliyor ki, ortada bir organizasyon var. Bu nedenle neredeyse hiçbir somut kanıta dayanmadan, 'kanaate bağlı' olarak bizi ihraç etmeye karar veriyor. Çünkü hiçbir olayın faili belli değil... Ama bize idamı gösterip müebbete razı ediyorlar. Kimin yüzünden? Madem FIFA kanaate dayalı karar vermiş, ben de kanaatimi söyleyeyim.
İLK SUÇLU FATİH TERİM
İlk suçlu 'gerginlik' politikasını benimseyip sahip olduğu futbol melekelerine ihanet eden, oyuncuları asm motive edip, sonra da hiçbir şeyden haberi yokmuşçasına olayları izleyen, oyuncularının ceza almasına, yardımcısının teknik adamlık kariyerinin bitmesine sebep olan Fatih Terim... Fatih Hoca'yı saha sonucundaki başarısızlık yüzünden eleştirmek insafsızlık olur. Ama saha dışı olayları Terim'den bağımsız analiz etmek de aynı derecede insafsızlık...
2. suçlu da etrafındaki hiddet girdabında kaybolup İsviçre'nin karşılanmasıyla ilgili her türlü organizasyona çanak tutan, milli ekibin bir histeri krizine kapıldığını göremeyen eskibaşkan vekili Hasan Doğan...
Dün bazı sorular yöneltmiştim ilgililere...
Bugün onları tekrar ediyorum... Cevap alana kadar da tekrar etmeye devam edeceğim.
1 İsviçre'nin karşılanmasıyla ilgili Conrad Oteli'nde yapılan toplantıda hangi kararlar alındı? Bu toplantıda sayın Doğan var mıydı? Emniyet Müdür Muavini "Böyle birsey yapamayız" diye diretince, kim Başbakan'ın adını kullanıp güvence verdi? İsviçreliler'i 3.5 saat havaalanında bekleten emir kimden çıktı? İsviçre kafilesinin Tophane'de yumurta yağmuruna tutulması 'tesadüf müydü? (Bu soruya kimse yanıt vermeyince, yan sütunda biz yanıt verdik)
2 Maç biter bitmez, sayın Terim futbolcularına "Çıkartmayın bu o.... çocuklarını" diye bağırdı mı? Bunların görüntüsü kimin elinde?
3 Soyunma odası tünelinde Grichting'in mesanesini patlatacak kadar şiddetli tekmeyi Serkan mı, yoksa onun kadar kısa boylu ve ertesi gün işine son verilen bir güvenlik görevlisi mi attı?
4 F.Bahçeli Volkan, tünelde çıkan arbedede başrol oynayıp hakem odasının kapısını omzuyla zorladı mı? Volkan, Tümer (Tümer, dün 'Ben orada yoktum' dedi.) ve Emre, Fatih Terim'in gözü önünde Belçikalı hakeme saldırıp tartakladı mı? Korkudan altına kaçıran hakem kime sarılarak ağladı? Hakemin raporuna bu olayları yazmamasını kim sağladı?
5 Zorlanıp menteşelerinden çıkan hakem soyunma odası kapısının fotoğrafını kimler çektirdi? Bu fotoğraf şu anda kimlerin elinde?
6 Fatih Terim, gerçekten de medyaya anlattığı gibi tüneldeki olayları sakinleştirmeye mi çalıştı, yoksa bağnş çağrışlarla körükledi mi?
7 Tüneldeki güvenlik kameralarının çektiği görüntüler kimin elinde? Hangi kulübün yönetim kurulu toplantısında bu görüntüler izlendi ve herkesin ağzı açık kaldı? (Görüntüleri izleyen bir kulüp yöneticisi bize 'O koridorda yaşananlar ortaya çıkarsa, pek çok kişi sokağa bile çıkamaz' demişti.)
Kurtların sessizliği
Takke düştü kel göründü, demiş ve Türkiye Futbol Federasyonu yetkili birimlerinin nasıl böylesine ağır cezaya çanak tutarak tarihi bir hataya davetiye çıkardıklarını anlatmıştık dün...
Haberin Devamı

