Ulusoy gidiyor, imzalar toplanıyor, Bakan pot üstüne pot kırıyor derken, sonunda dünyanın dikkatini de üstümüze çektik. FIFA, 31 Ocak’ta resmi sitesine koyduğu yazısında Türkiye’yi, 3. dünya ülkeleriyle birlikte takibe aldığını açıkladı. Yani İsviçre maçından sonra 2 yılda 2. kere dünyaya rezil olmanın eşiğindeyiz. Suçlu Ulusoy, Şahin, Akın, Seten değil... Artık herkes bu rezilliğin sorumlusu. Söylenecek çok şey var. Ama önce muhataplarının şu sorulara yanıt vermesini bekliyorum:1. Bursaspor Başkanı Levent Kızıl’a: Bu sezon yaşayabileceğiniz tüm riskleri göze alıp Ulusoy Federasyonu’nu devirecek imzaları toplama işini üstlendiniz. Ve hepsini federasyona teslim ettiniz. “Hemen seçime gidelim” diyen 116 kulüp delegesinin isimleri belli. Federasyon ise “Bize gelen geçerli imza sayısı 58 tane” diyor. Aradaki bu farkı nasıl açıklıyorsunuz?2. Federasyon Başkanı Haluk Ulusoy’a: Spor dünyası gitmenizi istiyor. Siz ise “Haziran’dan önce gitmem” diyorsunuz. Haziran’a kadar 8 yılda yapamadığınız hangi reformu yapacaksınız? Sırf inat yüzünden mi Haziran’a kadar kalmak istiyorsunuz?3. Yine Ulusoy’a: FIFA Başkanı Blatter’e, AKP hükümetini şikayet eden herhangi bir ihbar yazısı yolladınız mı? FIFA’nın bizi takibe almasının bu şikayetle ilgisi var mı?4. Kulüpler Birliği Başkanı Özhan Canaydın’a: Mavi boncuk dağıtıyorsunuz ama bütün patırtı başkanı olduğunuz Kulüpler Birliği’nin her tarafının oynamasından kaynaklanıyor. Sayın Canaydın, Ulusoy’un gitmesi gerektiğine inanıyor musunuz? Yoksa Ulusoy’a “Ağam” Tayyip Bey’e “Paşam” diyerek durumu mu idare ediyorsunuz?5. F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım’a: F.Bahçe, Ulusoy’u seçime götürmek için sizinki de dahil 7 imza verdi. Gerektiğinde Kürek Federasyonu seçimini etkileyen bir güç olarak, federasyon krizine niye mesafeli davranıyorsunuz? “Devlet bu işe el koysun” dediniz, artık FIFA bile devletin el ini hissediyor. Peki siz niye susuyorsunuz? Yoksa artık federasyona güveniyor musunuz?6. Ve seçim için imza atan 116 Genel Kurul delegesi: Siz hükümetin baskısı sonucu mu imza verdiniz? Değilse gerçekten Ulusoy’u arayıp “Abi bize zorla bunu yaptırıyorlar, seçimde oyu sana atarız” dediniz mi? Demediyseniz niye sessiz kalıp, imzanızın arkasında durmuyorsunuz?7. Spordan Sorumlu Devlet Bakanı M.Ali Şahin’e: Bu krizin baş mimarı sizsiniz. İstifa etmek hiç aklınızdan geçmiyor mu?
Turkcell Süper Ligi sancılı başladı. Hem de henüz 2. hafta olmasına rağmen... 1-1 biten A.Gücü maçı sonrası Ankaraspor Teknik Direktörü Aykut Kocaman şöyle dedi:"Maçın hakeminin oyunu berabere bitirmeye çalıştığı hissine kapıldım. Bende böyle bir duygu yarattı. Hakemler oyuncuların rollerine soyunmamalı. Maçın skorunu oyuncular belirlemeli."Suçladığı hakem Fırat Aydınus. Kötü maç yönetti, bence kural ihlali de yaptı (Yani maçın tekrarı da gerekir) ama tertemiz olduğuna inandığım hakemlerden biridir...Daha ilginci yine 1-1 biten Vestel Manisa maçından sonra Trabzonspor Başkanı Nuri Albayrak'ın söylediği: "Geçen hafta yenildik hiç hakemi tartışmadık. Tebrik ettik. Temiz bir maç yönetti ama bu farklı. Bu adamın (Cem Deda) babası hakem, oğlu hakem, torunu hakem, kardeşi hakem, çete olmuş bunlar. Söylenecek başka bir şey yok." Deda'nın babası Sadık Deda gözlemciliği bırakmış durumda. Federasyonla da herhangi bağlantısı yok.***Meseleyi doğru görmek için esasında bu sözleri kimin söylediğine bakmalıyız. Biri Melih Gökçek'in kulübünün antrenörü, öteki Nuri Albayrak. İkisi de secim döneminde, Tayyip Erdoğan'ın bütün çabasına rağmen Haluk Ulusoy'u desteklemiş ve AKP'nin yara almasına sebep olmuş iki AKP'li... Şimdi ilk teslim bayrağını onlar çekiyor.Haluk Ulusoy'un kadrolarına güvenmediklerini bas bas haykırıyorlar.***Bundan sonrasını komplo teorisine çevirebiliriz rahatlıkla. İhtimalleri sayalım:1. Ulusoy'un zaferiyle sonuçlanan seçimden sonra Gökçek'in de Albayrak'ın da Tayyip Erdoğan'la ilişkileri bozuldu. Şimdi belki bir seçim atmosferi doğduğunu düşünüp, Ulusoy'a karşı ilk ayaklananlar onlar oluyor.2. Bakıyorlar ki, seçimde verdikleri destek takımlarına katkı sağlamamış. Başkaları Üsküdar'ı çoktan geçmiş. Anlıyorlar ki, bu işlerde şahsi münasebet dışında, etkili kurullarda kendi borunu öttürmeyi sağlayacak adamların olması önemli. Kendilerini sağlama almak için şimdiden bağırıyorlar. 3. Federasyon, A.Gücü-Samsun maçıyla ilgili yaşandığı öne sürülen şike pazarlığının üstüne gerektiği gibi gidemedi henüz... 1 aydır Türkiye birbirine girdi, onlar hâlâ komisyonu doğru dürüst kuramadılar. Klasik uyutma taktiği... Üstelik Samsun eski başkanı Adnan Ölmez öyle iddialarda bulundu ki, bir tezgah kurulduysa ana hatlarıyla ortaya çıkarıldı. Kimse federasyona ve ligin adil olduğuna güvenmiyor."Bülent Yavuz'un elinde 5-6 hakem varmış" bilgisini alan her kulüp başkanı, her yönetici, yani geçen sezon yaşanan rezaletleri çok iyi bilenler, her hatanın altında buzağı arıyorlar.Madem bağıran kazanıyor. Onlar da bağırıyorlar.Ayrıca siz Cemal Aydın "Gider nikahlı karısını alırım" dediğinde yasal işlem yapabildiniz mi ki, "Çete bunlar" diyen Albayrak'ı Disiplin Kurulu'na sevkediyorsunuz? Sezon, geçen senenin kanamalarıyla başladı. Ve bu kanamaları her zamanki gibi suda eriyen aspirin vererek çözemezsiniz.Sıcağın alnında, yangından mal kaçırır gibi ligi başlattınız. Bu uğurda bir futbol şehidi bile verildi. Seyirci hâlâ yaz rehavetinde. Kimse sezonu açmaya hazır değil. Ne oyuncu, ne hakem, ne izleyici... Ama 'onlar' bir an evvel lig başlasın ki, A.Gücü, Denizli, Malatya, Samsun konuşulmasın diye planlıyorlar belki de... 2. hafta sonundaki tablo, federasyonun yaptığı yanlış tercihlerin, pislikleri halının altına süpurülmesinin aynadaki karşılığıdır.Baksanıza şimdiden Nuri Albayrak ile Aykut Kocaman kılıcı çekti bile... Tanrı, federasyonu Üç Büyükler'in sıkıntı yaşamasından korusun. Onların bir de gözü kara... Ahmet'e, Mehmet'e bakmazlar, ağızlarını bir açtılar mı, hiç kapatmazlar.Rıdvan DilmenMedyanın evrensel kuralıdır. Gazeteler TV'lerden, TV'ler gazetelerden faydalanır. Buradaki iyiniyeti, kaynağın gösterilmesi belli eder.Milliyet Gazetesi'nin spor müdürü, Rıdvan Dilmen'in cumartesi günkü "Yüzde 100 Futbol" programındaki yorumlarının, "NTV'den alınmıştır" ibaresiyle kullanılmasına içerlemiş ve bizi "hırsız" yerine koymuş.Allah, Allah... Farzedelim Başbakan Tayyip Erdoğan'ın cumartesi günü NTV'ye yaptığı herhangi bir özel açıklamanın bütün gazetelere kaynak gösterilerek haber olmasından ne farkı olabilir Rıdvan Dilmen'in yorumlarının...Yapılan alıntının nasıl kullanılacağı ise kendi tercihimizdir. Kendi yazarlarının yorumunun bizim gazetede yer almasına gösterilen hassasiyeti anlarım ama böyle bir saldırıyı kabullenmem imkansız!Hürriyet Gazetesi Yazarı Erman Toroğlu'nun Lig TV'deki programında Genelkurmay Başkanı ile ilgili yaptığı eleştiri, ertesi gün Milliyet'in ilk sayfasında yer almadı mı? Onlar alınca gazetecilik, biz alınca nasıl hırsızlık oluyor, şaşkınım doğrusu...Ayrıca bu konularda bize yol gösterecek kadar etik duygusu gelişmiş arkadaşların, kendi yazdıkları yorumun altına kendi imzalarını atmalarını beklerdim. Başkasını 'kalkan' yapmalarını değil...
Perşembe gününü Başbakan Yardımcısı ve Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin'in davetlisi olarak Ankara'da geçirdim. Açtığımız şike dosyasını dikkate değer bulan Şahin, yazdıklarımız ve yazacaklarımız konusunda aklına gelen herşeyi sordu. Ben de herşeyi açıklıkla anlattım. Bazı bilgiler ve olaylar artık devlet güvencesine girdi.Benim anlattıktanım zaten zamanı geldiğinde okuyacaksınız ama Şahin'in verdiği mesajlar da boş değildi... Sözü Mehmet Ali Şahin e bırakıyorum:F.Bahçe, Beşiktaş, G.Saray hangi kulüple ilgili olursa olsun, iddialar incelenmesi gereken iddialar... Sayın Başbakan, Ekinlik Adası'nda tatildeyken konuya hassasiyet gösterdi ve beni arayıp "Nedir bu yazılanlar? Hemen araştırıp gereğini yapın. Eğer yetki probleminiz varsa onu da çözelim" dedi. En geç pazartesi günkü Bakanlar Kurulu'nda görüşeceğiz. Ben de elimdeki bilgileri kendisine aktaracağım.Ama Türk halk da en az Başbakan kadar bu haberlerden rahatsız... Gecen haftayı halkla bütünleşerek geçirdim. Karşılaştığım hemen herkes 'Sayın bakanım, bu şike pisliğini bitirin, teşvik primini ortadan kaldırın' diye şikayette bulundu. Daha düne kadar böyle bir durum yoktu doğrusu. Kamuoyundaki bu hareketlenmeyi VATAN gazetesi sağladı. Yaptığınız haberlerle bize gerekli altyapıyı kurdunuz. Türk Ceza Kanunu, Ceza Usûl Kanunu ve Futbol Federasyonu Kanunu'nda yapılması gereken değişiklikleri şimdi daha çabuk gerçekleştireceğiz. Çünkü bu konuda kamuoyu beklentisi oluştu. En geç ekim ayında, kanuni düzenlememeler yapılmış, spor mahkemeleri kurulmuş olur.İtalya'daki şike skandalini yakından inceliyoruz. Orada kurulmuş olan federal tahkim kurulunun başında Anayasa Mahkemesi eski başkanı var. Yani tamamen bağımsız olduğu, federasyondan etkilenmediği için o kararlan alabildi. Bizde de aynı yapıyı oluşturmadıkça, bu söylentilerin sonu gelmez."Haluk Ulusoy'la derdi yok Şahin'in... "Seçimden evvel kendisinin aday olmasının şık olmayacağını ifade etmiştim. Çünkü, onun dönemiyle ilgili bir rapor vardı ve seçimi kazanırsa, kendisiyle ilgili suçlamaları kendisi araştıracaktı. Yakışıksız bir durumdu. Şu anda benim derdim Haluk Ulusoy'la değil, futbola hakim olan anlayışla... Haluk Bey'le ilgili dava açıp açılmayacağına Ankara Cumhuriyet Başsavcısı karar verecek. Teftiş Kurulu dosyası onda... Değerlendiriyor. Bir hayli zaman geçti, umuyorum şu aralar dava açıp açmamaya karar verecek. Kendisini arayıp yargıya müdahale ediyormuş gibi bir tutum içine girmem. Eğer Haluk Ulusoy aleyhine dava açılırsa, genel kurulu kongreye çağırır gerekeni yaparım. Aksi takdirde Ulusoy'la bir sorunum olmaz."'Kapım herkese açık'Cemal Aydın'ın açıklamalarından da rahatsız olmuş Şahin: "Ben yeni bakan olduğumda, hiç unutmuyorum, Cemal Aydın Kulüpler Birliği Başkanı olarak ziyaretime gelmişti. Ve bana 'Bu federasyonu hemen görevden alın sayın bakan! Baksanıza her türlü numarayı çeviriyorlar. Rezaletler ayyuka çıktı diyerek Ulusoy yönetimini şikayet etmişti. Şimdi bakıyorum kendileri Ulusoy'un en büyük destekçileri... Bu değişikliği anlayamadığım gibi, sarfettiği sözleri de en hafif tabirle kınıyorum." Çok uzun konuştuk ama sayın bakan şu bölümün özellikle yazılmasını istedi. Kendisini kırmayalım:"Şike ve teşvik primleri konusunda şahit oldukları bir olayı anlatmak isteyen her kim olursa olsun, kapım sonuna kadar açık... Güvenlik sorunu yaşamaktan çekinirlerse, kendilerinin isimlerini açıklamam. Görüşmeyi de gizli yaparım. Ama hiçbiri merak etmesin, iddiaları gerçekse, yapılması gerekeni de yaparım. Bu futbolu hepimiz birden temizlemeliyiz."
10 gündür Süper Lig'de yaşanmış teşvik primi ve şike olaylarını teker teker, bütün detaylarıyla kamuoyuyla paylaşıyoruz... Neler mi mesela?En güncelinden, geçen sezon küme düşen Samsunspor'un eski başkanı Adnan Ölmez'in iddialarından başlayalım... İddiaya göre geçen sezonun 31. haftasındaki Samsun-A.Gücü maçından önce, Futbol Federasyonu Asbaşkanı (ve eski A Gücü 2. Başkanı) Mehmet Kemal Ünsal, MHK eski başkanı BülentYavuz'la birlikte Adnan Ölmez'e şu teklifte bulunuyor:"Bize 500 bin dolar ver, A.Gücü maçı sana satsın."Ortalık karışıyor...Futbol Federasyonu, A.Gücü Başkanı Cemal Aydın'ın da hazır bulunduğu bir olağanüstü toplantıda olayı değerlendirip, komisyona havale ediyor. Şenes Erzik ve Levent Bıçakçı'nın başkanlık için yapılan teklifleri reddettiği komisyon, VATAN'ın ortaya çıkardığı bu skandali araştırmak için kuruluyor sadece...Sonra A.Gücü Başkanı Cemal Aydın ortaya çıkıyor...Samsun'un, dürüstlüğüne 'kalıbımı basacağım' başkanı Adnan Ölmez'le ilgili çok talihsiz bir demeç veriyor. O demeç, Kulüpler Birliği'ne başkanlık yapmış bir hukukçunun ağzına yakışıyor mu?Cemal Aydın, "Adnan Ölmez yalan söylüyor, iddialarını ispatlamazsa kendisiyle mahkemede hesaplaşırız" deseydi olmaz mıydı?"Maçı ver diyenin nikâhlı karısını alırım" demek, bu olayın üstüne gidenlere ve gidecek olanlara verilmiş apaçık bir gözdağı değildir de nedir?Bu arada yeri gelmişken hatırlatayım.Şu nüansı kaçırmayın:Adnan Ölmez, "Ben A.Gücü'ne şike teklif ettim" demedi ki!Aksine "Cemal Aydın adına konuşan 2 kişi bana maçı satmayı teklif etti" dedi. Kendi adıma Ölmez'in söylediklerini daha güven verici buluyorum.Ya diğer skandallar...Meğer 2000-2001 sezonundaki G.Saray-A.Gücü (Bülent Uzun'un yönettiği maçı 2-1 kaybeden G.Saray, şampiyonluğu F.Bahçe'ye kaptırmıştı) maçı için F.Bahçe eski yöneticisi Hamdi Akın, 300 bin dolar teşvik primi yollamış ve Ersun Yanal bu parayı futbolculara dağıtmış.(Hamdi Akın, ilerde F.Bahçe Başkanlığı'nı hedeflediği için dün durumu kurtaracağını sandığı yalanlama bir yazı göndermiş kulübe... Aynı sezon için kendisiyle ilgili başka iddialar da var. Araştırıyoruz, yeri gelince kamuoyuyla paylaşırız)3 sezon önce yine F.Bahçe, G.Saray kaptanı Bülent'e Trabzon'u yenmeleri için 500 bin dolar teşvik primi önermiş. O da küfrederek reddetmiş.F.Bahçe ne yapsın?Ancak, burada F.Bahçe'nin hakkını hiç yemeyelim. 10 yılda 1 kere şampiyon olabildiği dönemlerde yaşadığı bu tip talihsizlikler F.Bahçe'yi de aynı silahı kullanmaya itmiş olamaz mı? Aziz Yıldırım'ın başkanlığının ilk 4 senesinde başına gelenleri yakından hatırlıyorum mesela...Burası öyle bir dünya ki, kurulan poker masasında bir kağıt dağıtanlar var, bir de ellerine gelen kağıtlarla oynayanlar. Her sezon kağıt dağıtanların istediği gibi yaşanıyor. Çünkü deste hileli...Nitekim, Ergun Gürsoy ve Adnan Polat'ın 2 ayrı olayda kaleci Zalad'a yolladığı paraları unutmanın imkanı var mı?Çok eskiye de dönmeyelim: G.Saray'ın üst üste 4 kere şampiyon olduğu dönemde aynı trafik yok muydu? Lucescu, bu sayfada Beşiktaş'taki son senesiyle ilgili Zago, Cordoba ve Ronaldo'yu maç satmakla suçladı... Ama aynı açıklığı, G.Saray'la şampiyon olduğu (başkan Mehmet Cansun) sezon ile Beşiktaş'ın 100. yıl şampiyonluğu için gösterebiliyor mu?Kişisel fikrim, hayır... Aynı dolaplar o sezonlarda da çevrildi ama Mircea Lucescu, takımları şampiyon olduğu için o bölümleri görmezden geliyor.Bu hikâyeler bitmez... Ama gereği yapılmazsa da 'hikâye' olarak kalırlar.İşte isimler, olaylar, deliller ortada...Bir komisyon kurulacak, kurabilene aşkolsun. Kapı kapı dolaşıp, hayır diyeceği ilk andan belli olan adayların peşinden koşuluyor... Ve zaman kazanılıyor.Seçimden önce ortalığı ayağa kaldıran Spordan Sorumlu Devlet Bakanı M. Ali Şahin ne yapıyor? Her yeni haberimizde "Gereken yapılacaktır. Teftiş Kurulu'na yazı gönderdim" diyor. Replik hiç değişmiyor... Keşke seçimden önce susup, şimdi konuşsaydı.Bıçakçı'nın hatasıPeki ya Haluk Ulusoy?'Tık' sesi bile yok... Sanki görevde her zaman eleştirdiği Levent Bıçakçı var, o da Levent'teki evinden gelişmeleri takip ediyor. Hiçbir iddiayı üstlenmiyor... Kamuoyu, Ulusoy'un masaya yumruğu vurup cerahati kurutmasını bekliyor ama nerde?Bu dönemece gelişte bir hisse de Levent Bıçakçı-Hasan Doğan ikilisine ait... "Futboldaki şaibeyi bitireceğiz" diye koltuğa oturdular ama Beşiktaş-İstanbulspor ve G.Saray-A.Gücü maçlarıyla ilgili, kendi dönemlerinde patlayan teşvik skandallarını seyretmekle yetindiler.Minareyi çalanların, kılıflarını hazırlamasına göz yumdular. O gün biraz daha cesur olsalar, bugün söylediklerinin benim açından daha büyük anlamı olurdu...
Günlerden 22 Temmuz Cumartesi... Yakın bir dosttan telefon geliyor. "Bu akşamüstü buluşalım. Seni bir abiyle görüştüreceğim" diyor. Espriler yapıp randevulaşıyoruz. Nitekim 18.00 civarında, Mecidiyeköy'deki gazete binasına yakın bir yerde buluşuyoruz.Sonradan anlıyorum ki, görüşeceğim kişi A.Gücü Başkanı Cemal Aydın... Aynı gün Samsunspor eski başkanı Adnan Ölmez'in AGücü eski 2. başkanı M. Kemal Unsal ve Bülent Yavuz'la ilgili iddiaları nedeniyle bir hayli gergin...1 saati aşkın bir süre sohbet ediyoruz. Aydın, öncelikle söz konusu haberde kendilerine söz hakkı verilmediğini belirtip sitem ediyor. Kendisine "Bülent Yavuz'u 3 kez aradım ama bu konuyu konuşamadım" diyorum. "Keşke beni arasayduı" diyor. İddialar onun adını kullandığı öne sürülen insanlarla ilgili olduğu için aslında kendisini gerek duymadım. Ama şimdi görüyorum ki, Aydm bu konuda haklı...Türk futbolunun şu andaki en önemli figürlerinden biri olan Cemal Aydın, hem 5 sene önceki G.Saray maçı, hem de Ölmez'in iddialarında A.Gücü camiasının rencide edildiğini, eğer kendilerine söz hakkı tanınmazsa ilişkilerin bozulabileceğini belirtip şu cümleyi sarfediyor:"A.Gücü taraftan değişiktir. Ankara'da polisle birlikte çeşitli kampanyalar yapmamıza rağmen, yine de bazı olayları engelleyemiyoruz. Bu tip yanlı haberler sürerse onları tutamam. Hepimizin birden başı ağrır."Yine konuşmanın bir yerinde "Hepimizin çok değerli aileleri var. Aile huzurumuzu doğruluğu belli olmayan söylentilerle bozmaya değer mi?" sorusunu yöneltiyor...Hakemden mesaj varSon bölümde ise tartışmalı bir hakemle ilgili bana verilen mesaj var. Eğer 'istenmeyen' söz konusu haberi yaparsam, o hakem yakın bir arkadaşımla ilgili bazı iddialarda bulunacakmış...Cemal Aydın, herhangi biri değil...Kulüpler Birliği eski başkanı, yıllardır A.Gücü'nün başkanı, bence Haluk Ulusoy son seçimi onun bariz desteğiyle kazandı. Aydın'ın federasyondaki etkisini federasyon olağanüstü bir gündemle cumartesi günü toplanırken, öğlenki Avusturya uçağından iner inmez akşama kadar federasyonda, Haluk Ulusoy'un yanında kalmasından anlıyoruz.Haksızlık etmeyelim: Aydın beni kesinlikle tehdit etmedi. Hukukçu, hitabeti kuvveti! ve çok tecrübeli. Ama satir aralarında verdiği mesajlar, kendisini tanımayan herkesi tedirgin edebilecek nitelikteydi. Ben de hiçbir mesajı boş yere vermeyeceğine inanç;orum.Artık şu tesbiti yapmamız gerek...Bundan 10 gün önce, VATAN "Lütfen Temiz Futbol" kampanyasına başlayana kadar kapılar arkasında tüm futbol yöneticileri "Bu işin masa başında bittiğini" konuşuyordu. Ama skandallar bir biri ardında patlayınca, önce bir haberle Hürriyet, sonra 2 röportajla Milliyet bizim kampanyamıza katılınca o kişiler tedirgin oldu. Umut ediyorum, önümüzdeki sezon daha 'aydınlık' geçecek... Bu arada biz de korkusuz haberciliğimize devam edeceğiz.
Türk futbolu şu anda "Kelebek etkisi"ni yaşıyor. "Bir kelebeğin kanat çapmasının, yüzlerce kilometre ötede bir kasırga başlatabileceğini" temel alan bu felsefeye göre dünyadaki herşey birbiriyle bağlantılıdır, en ufak bir değişim, alâkasız gözüken başka bir şeye etki edebilir...Yani... İtalya Futbol Federasyonu'nun Juventus, Milan, Fiorentina ve Lazio'ya verdiği cezalar, uzun süredir bir kahramanın ortaya çıkıp kendisini temizlemesini bekleyen Türk futbolu için bulunmaz fırsat aslında. Oradaki cezalar, kararlı bir federasyonun bütün pislikleri temizleyecek önlemler alabileceğini gözümüzün içine soktu. Bizdeki gibi kafaları kuma gömmeden de futbolun yönetilebileceğini kanıtladı.4 gündür bu sayfada "Lütfen, Temiz Futbol" sloganıyla son yıllarda yaşanan şike ve teşvik primi skandallarını teker teker açıklıyoruz. Açıklamaya da devam edeceğiz. Çünkü yılda 500 milyon $ dönen bir sektörün daha iyi yönetilmeye ve daha sağlam kriterlerle, daha güvenilir bir sisteme oturmasına ihtiyaç var. Bu nokta güvenilirliği herkes tarafından sorgulanan spor medyası için de çok kritik bir viraj aslında... İşte tam burada "Bu pisliği tek başımıza biz temizleyeceğiz" kompleksine kapılmıyoruz... Pislik o kadar büyük ki, taşın altına herkes elini sokmalı...Haydi bakalımMesela Erman Toroğlu... Yorumculuk yaptığı ilk günden beri Türk futbolunun içinde dönen dolaplardan haberdar olduğunu ima eden, "Bir konuşursam ortalık karışır" duruşunda olan Toroğlu... Onun bildiklerini kamuoyuyla paylaşması gerekiyor. Şansal Büyüka... Spor medyasının duayeni... Onun neler yaşadığını, odasında bile nelere şahit olduğunu yakından biliyorum. Eğer futbolda bir 'arınma' yaşanacaksa, bunda en büyük katkıyı ondan bekliyorum.Ahmet Çakar... Bu uğurda 5 kurşun yemiş bir yorumcu o... Özellikle hakemlik camiasına çok hakim! Kimlerin 'satılmış' olduğunu en iyi bilen kişi Ahmet Çakar... Susması, yaşananları onayladığı anlamını taşır benim için...Hıncal Uluç... Şu anda tatilde olduğundan bu konuyla hiç ilgilenmiyor gibi görünüyor ama ben Hıncal Abi'nin gerektiğinde en cesur çıkışları yaptığına defalarca şahit olduğum için, onun da 'sahalara dönmesini' iple çekiyorum...En basitinden medyadaki spor müdürleri yuvarlak bir masanın etrafında toplanıp kendi bildiklerini birbiriyle paylaşsa, BBG Evi'ndeki gibi bütün konuşmalar yayınlansa, futbol dünyasını saran pisliğin ne derece büyük olduğunu herkes daha iyi anlar askıda...O zaman susmak, yutkunmak neye yarar ki? Medya susarsa, bu tavır benim için "Bunlar tehlikeli konular... VATAN kendisini ateşe attı, aman bizim rahatımız bozulmasın. Onlar yazsınlar, biz seyredelim" anlamına gelecek.İtalyan medyasının 10'da biri kadar dik dursak ve korkmasak, bu işlerin arkası çorap söküğü gibi gelecek...Peki ya susarlarsa... O zaman bundan sonra hiç kimsenin "Şampiyonluklar şaibeli, hakemler maç satıyor, seyirci saha sonuçlarına güvenmiyor, parası çok olan masa başında şampiyonlukları kazanıyor" diye ortaya çıkmaya hakkı olamaz...***Ve bir teşekkür! Bu sayfada okuduğunuz dizi için iznimi yarıda kestim. Tüm tatil planları altüst olmasına karşın bu savaşta bana en büyük desteği veren karıma ve çocuklarıma inanın teşekkür bile az geliyor.
Spor sayfamızın dünkü manşetindeki haber, son günlerde Haluk Ulusoy ile F.Bahçe Kulübü arasındaki gerginliğin hangi safhaya ulaştığını gözler önüne seriyordu.Ne demişti Aziz Yıldırım?"Federasyon bütün planlarımızı altüst etti. Bunlar Haluk Ulusoy'un son çırpınışları... Haziranda lig bitsin, ben de düğmeye basacağım ve Ulusoy'un ipini çekeceğim."Peki bunları nerede söylemişti?Geçen cumartesi günü bazı yönetici arkadaşlarıyla gittiği sosyetenin uğrak mekanı Akmerkez-Papermoon'da... Üstelik ezeli rakiplerinin yöneticilerinin de bulunduğu masada...Dün, bu haber F.Bahçe'nin resmi internet sitesinden yalanlandı. Aziz Yıldırım "Tarafımdan hiçbir kişi ya da kuruluşa, özellikle VATAN Gazetesi'ne söz konusu haber içeriğiyle ilgili bir açıklamada bulunulmamıştır" diyor.Aslında belki de şöyle demek istiyor:"Şurada ligin bitmesine 5 hafta kaldı. Gergin olan ortamı daha da fazla germek istemiyorum. Zaten bu konuda kimseye demeç de vermedim. Dolayısıyla bu sözlerin sorumluluğunu üstüme almam."Başkan şu noktada haklı olabilir. O sözler, gazetemize verilmiş bir 'demeç' değildi. Zaten biz de haberi bu şekilde kullandık. Başkan, dostlarıyla konuşurken federasyonun Deniz Barış ve 6 yabancı kararlarına duyduğu tepkiyi böyle dile getirmişti. Bu nedenle haberi 'yakın çevresine yaptığı konuşma' olarak sunduk okurlarımıza...Kişisel olarak, Aziz Yıldırım'ın federasyona duyduğu tepkiyi de anlıyorum... "Vallahi değiştim, hem de çok değiştim" diyerek, Hasan Doğan ekibinin acemiliğinden faydalanıp yeniden seçilen Ulusoy'un şu andaki 'eskiye göre hiç değişmemiş' yönetim biçimine tepki duymayan yok ki zaten...Aziz Yıldırım bu tepkinin medyaya yansımasını istemiyor olabilir.Şunu da hatırlatalım...Göreve Blatter'in elini öperek başlayan Haluk Ulusoy da önceki gün F.Bahçe Başkanı'nı hedef göstererek "Aziz Yıldırım federasyona savaş açamaz. Kimsenin halkı kışkırtmaya, huzuru bozmaya, kaos ve kargaşa ortamı yaratmaya hakkı yok" açıklamasını yaptı. Durup dururken bunu söylemedi herhalde...Yani aslında iki taraf da gerçeğin ne olduğunu biliyor.Tiyatroya hiç gerek yok...Haziran ayı gelir, kimin ne dediği ve ne yaptığı tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar.Bekleyelim, görelim...
"Son 5 dakikada ne yaptığımı bilmeyecek bir haldeydim."Bu sözler, günlerdir İsviçre maçından sonra yaşanan olaylar konusunda 'baş sorumlu' olarak gösterdiğim Fatih Terim'e ait... Geçen pazartesi günü Milli Takımlar Teknik Direktörü'nü aradım ve 'çok medeni ölçüler' içinde kalan, 31 dakikalık bir konuşma yaptık. Terim'in verdiği mesajlar, pek çok konuda kafamda oluşan soru işaretlerini ortadan kaldırdı.Fatih Terim sitemkârdı..."İsviçre maçından sonra benimle ilgili çok ağır yazılar kaleme aldın. Bana söz hakkı vermekte de geç kaldın. Açıkçası benimle kişisel bir meselen olduğunu düşünüyorum artık..." diyerek söze başladı.Fatih Hoca'nın bulunduğu yerden mevzu bu kadar basit görülebilirdi. Ben ise şunun altını çizdim:"Aramızda kişisel problem neden olsun? Ama bir gazeteci olarak Milli Takımlar Teknik Direktörü'nün o maçta sergilediği görüntüyü ilk günden beri onaylamadım. Bence Türkiye 6 maçlık cezayı da olayların esas sorumlularını ortaya çıkaramadığı için, bütün meseleler 'faili meçhul' kaldığı için aldı. Artık neyi kimden saklıyoruz ki?Aksine tanıdığım ve takdir ettiğim Fatih Terim'i bu görüntülerin içine oturtamıyorum. Benim tanıdığım Terim, çıkan olaylardan sonra antrenörü 1 yıl ceza alırken, futbolcuları kendi yanından koşarak olaya karışırken, soyunma odalarındaki kavga kimin ne yaptığı belli olmayacak noktaya gelirken bu kadar 'edilgen' kalmazdı. Soğukkanlı bir duruşla olayları başlamadan bitirir, gerekirse bütün futbolculardan önce koşarak o tünele girerdi."Çok kırıldım, üzüldümFatih Hoca buna karşılık "Bu soruları ben de günlerdir kendime soruyorum İbrahim. Bitiş düdüğünden sonra olayların kontrolden çıkmasını önleyemedik. İsviçreliler'in tünele koşarak gitmesi sonucu işler karıştı. Bizim olduğumuz yerde böyle durumlar yaşanmamalıydı. Ama oradaki hatamın cezasını da çekiyorum. Üstelik kamuoyu nezdinde çekiyorum. Bana çok ağır suçlamalar yapılıyor. Bunlara kırılıyorum, üzülüyorum sadece... Bugüne dek bu tip olaylara kaç defa karıştım ki! Görevden alınmam hangi meseleyi çözecek ki? Önümüzde 2008 gibi bir fırsat varken, geçmişle uğraşmanın ne manası var? Bizim gazetelerimizin yaptığı yayını İsviçreliler bile yapmıyor" yanıtını verdi."Fatih Hoca, bu bir bakış açısı farkı sadece... Biz ilk günden itibaren soyunma odası tüneline kadar yaşanan her ayrıntıyı kullandık. Çünkü onlar stattaki 55 bin, TV başındaki 70 milyonun gözü önünde yaşandı. Onları gizlemenin imkanı yoktu. Zaten ertesi gün Blatter'in basın toplantısı yapmasının nedeni maçın hakemi, gözlemcisi ve İsviçreliler'le yaptığı konuşmalar... FIFA cezaları açıklayana kadar da ne olacağını bekledik. Artık Türkiye 2008'ten tecrit edilme noktasına gelince de "Bunlar neden başımıza geldi?"nin yanıtlarını bulmalıyız. Hatalarımızı görüp, onların tekrarlanmasını engellemeliyiz" dedim ben de ve ekledim:'Sen kasedi izledin mi?'"İsviçre olaylarıyla ilgili detaylı bir araştırma yaptım. Başkanınızla, başkan vekilinizle, yöneticilerinizle, futbolcularınızla konuştum. Çok şey anlatılıyor. Mesela bir kulüp başkanının elinde soyunma odası tünelinin görüntüleri varmış ve onu yönetim kurulunda izletmiş. İzleyenlerden biri diyor ki: 'O görüntüler yayınlansa Fatih Terim sokağa çıkamaz. ' Ayrıca futbolcularla birlikte hakem odasına daldığınız ve hakemi tartakladığınız da söyleniyor. Gerçekten siz o olaylara ne kadar karıştınız?"Terim 'sokağa çıkamaz' benzetmesine tepki gösterdi: "Kimse benimle ilgili böyle konuşamaz. Ben hakem odasına girmedim. Sadece kapısına elimle vurdum. O sırada içimiz yanıyor, tepkimi dışa vurdum."Söz dönüp dolaşıp Star'ın yayınlayamadığı o meşhur kasede geldi. Fatih Hoca "Sen o kasedi izledin mi?" diye sordu."- Ben izlemedim ama Serhat'la ve kasedi izleyen bazı kişilerle konuştum. Cephe görüntüsünden o küfrü ettiğiniz çok net gözüküyormuş...""- Bilemiyorum İbrahim. Bu konuda beni eleştiren herkesi bir gün kulübede yanıma oturtmak istiyorum. Anlayın oradaki ruh halini... Ama son 5 dakikada ne yaptığımı hatırlayacak halde değildim gerçekten. Sahaya mı girdim, o küfrü mü ettim, farkında değilim. Bütün ülkenin beklentisi, o ana kadarki gerginlik, ben de insanım sonuçta... Her maçta yaşanır böyle şeyler ama o günden beri kendi kendime soruyorum: Nerede hata yaptın Fatih? Olaylar spontane gelişti. Bana düşen ve sizlerin benden beklediği olayları önlemem olabilirdi. Bu yüzden üzgünüm. Star da keşke o görüntüyü yayınlasaydı ve bu iş bitseydi."Kaset niye yayınlanmadı?Geçen haftanın en çok tartışılan konusu, Star'da Fatih Terim'in yanındakilere söylediği iddia edilen "Çıkartmayın bu o..... çocuklarını" sözünübelgeleyecek bir kasedin olup olmadığıydı.Serhat Ulueren, son anda fikir değiştirip FIFA ve CAS duruşmalarını öne sürerek kasedi yayınlamadı ama kasedin elinde olduğunu kabul etti.Ben Serhat'a şunu soruyorum:Ne kadar gazetecisin ne kadar milliyetçi?Gazeteciysen o görüntülerin tanıtımını pazar gecesine kadar çok iyi yapıp neden yayınlamadın?Milliyetçiysen FIFA duruşmasından önce Fatih Terim'in Vogel için yaptığı hareketin görüntüsünü niye yayınladın? Çok kritik bir milli maç öncesi Cafer'in, Ersun Yanal'la ilgili teşvik primi iddialarını neden kampanya haline getirdin?Karar vermek lazım... Ya gazeteciyiz ya da milliyetçi... Ki gazetecilik, milliyetçilik unsurlarına sahip olmamak anlamına da gelmez.Ama işimize gelince gazeteci, işimize gelince milliyetçi görünmek hiç de iyi fikir değil. Bunu yaparsanız ilk başta 'güvenilirliğiniz' zedelenir. Ve bunun gerisi de gelir...