Hengâme

25 Ekim 2009

Eskiler “hengâme” derlerdi bu gürültülü karmaşaya.Öyle bir karmaşa ki, bugün çıkan dert bir önceki günün derdini unutturuyor...İşte bir gün önce bütün dikkatimiz ve öfkemizi köpürten hassasiyetler PKK ve yandaşları tarafından sergilenen meydan okuma eylemlerine odaklanmış durumdaydı.Sonra bir anda tablo değişti.Yaz aylarını kavga gürültü ile dolduran “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” başlıklı belgenin “kâğıt parçası” olmadığı haberi siyaset gündeminde deprem yarattı.AKP iktidarı ile Gülen cemaatini hedef alan komplo önermeleri de içeren belgenin orijinali bulunmadığı için olay gündemden düşmüştü.Fakat planın Genelkurmay’da görevli Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek tarafından imzalanmış orijinal metni on gün önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir ihbar mektubu ekinde gönderildi.Savcılığın Adlî Tıp’ta yaptırdığı inceleme belgedeki imzanın “Albay Dursun Çiçek’in el ürünü” olduğunu ortaya koydu.Uykuya yatmış olan soruşturma bu yeni gelişmenin ışığında uyandırılacak ve hız kazanacaktır şimdi.Başbuğ ne diyecek?Meselenin merak edilen en dramatik yönü, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un yeni duruma ne açıklama getireceğidir.Çünkü Genelkurmay Başkanı konuyla ilgili basın toplantısında iddianın ve dayandığı belgenin ordu içinde fitne ve fesat çıkarma amaçlı eylemler olduğunu söylemişti.Orgeneral Başbuğ şimdi zor durumdadır ama Haziran sonunda yaptığı o açıklamada “sürpriz bir ihtimali gözeten” sözleri kurtarıcı olabilecektir.Çünkü askeri yargının “kovuşturmaya yer olmadığına dair” verdiği kararın kesin olmadığını belirttikten sonra şunu eklemişti o gün:“Önemli olan şu; bu belgenin doğru olduğuna ilişkin yeni delil, bilgi, emare ortaya çıkarsa elbette bu soruşturma tekrar açılabilir!” Bu ihtimal gerçekleşmiş görünüyor. Şimdi ne olacak?Başbuğ bu sorunun da cevabına ışık tutmuş, Silâhlı Kuvvetler’in demokrasiye ve hukuka saygılı olduğunu belirtip “Bu ilkelere aykırı düşünen ve davranan personelin TSK’da barınamayacağını” söylemişti.Güven sarsılmasınDünkü konuşmalarından belgenin gerçek olduğu konusunda Başbakan’ın herhangi bir şüphe taşımadığı anlaşılıyor. Nitekim Pakistan yolunda gazetecilere “TSK böyle bir lekeyi kabul edemez” demek suretiyle beklentisini ortaya koymuştur.O beklenti, darbeler çağının temelli kapanmasını isteyen toplumun özlemlerinden farklı değildir.Albay Çiçek komplolarla örülü bu planı üstlerinden emir alarak mı, yoksa kendi inisiyatifi ile mi hazırlamıştır?Başbuğ, Albay Çiçek’i savunurken, kendisine doğru bilgiler vermeyen astlarının kurbanı mı olmuştur?Her durumda etkili ibret yaratmayı gerektiren karmaşık bir olayla karşı karşıyayız.Öncelikle Genelkurmay, sonra yargı, gerçekleri ve sorumluları süratle gün ışığına çıkarmalı, toplumu tatmin etmelidir.TSK’nın en güvenilir kurum olma özelliğini korumaya devam etmesi önemlidir.Açılım siyasetlerinin yarattığı risklere karşı toplum, alıştığı güvencelerden yoksun bırakılmamalıdır.

Devamını Oku

Ankara’ya buyursunlar!

23 Ekim 2009

Elebaşı Öcalan, meğer örgüt üstündeki gücünü sınamak için “gidin teslim olun” çağrısı yapmış adamlarına..İmralı’da avukatları ile yaptığı görüşmede bunu açıkça söylüyor:“Çağrı yapmamdaki amaç şuydu; sınamaydı. Hem tıkanan siyasetin önünü açmak hem de bağlılıklarını göstermeleri için çağrıda bulundum. Onlar da dinlediler ve geldiler bağlılıklarını gösterdiler.” Öcalan, Avrupa’dan gelecek gruptan sonra yeni bir çağrı yapmayacağını anlatıyor avukatlarına.Sözleri, teröre kul olmuş bir ruhun kurtuluştan yana umutsuzluğu tüm açıklığı ile gözler önüne seriyor. Avukatları aracılığı ile kamuoyuna aktardığı görüşleri, egosunu doyurmak için AKP iktidarını bile ateşe atmakta tereddüt göstermediğini ortaya koyuyor.Apo’dan al haberi!Şu iddiası Başbakan’ın canını sıkacaktır:“AKP benim yol haritamdan ellerinde olduğu için yararlanıyor. Deniz Baykal meseleyi biraz biliyor ve ‘AKP İmralı’nın yol haritasını uyguluyor’ diyor. Baykal’ın bu tesbiti doğrudur.” Orada durmuyor, açılım sürecinin AKP’nin değil devletin projesi olduğunu söylüyor iktidarın tamamen seçim hesaplarıyla hareket ettiğini öne sürdükten sonra “AKP’nin yaptığı kesinlikle bir hiledir” diye konuşuyor.Terörist başı bilinen megalomanlığı ile her fırsatı kendine yontuyor.Son mesajında da “önünün açılması” ve “kendini ifade edebilmesi” gerektiğine vurgu yapmıştır.Bu şekilde çözüm sürecinde vazgeçilmez olduğunu kabul ettirmeye çalışıyor..İktidarın bile onun yol haritası ile hareket ettiğini söyleyerek “patron benim” demek istiyor..İstanbul risktir!Habur rezaleti hazırlığı iyi yapılmamış açılım sürecinin ülkeyi tehlikeli maceralara sürükleyebileceği konusunda ciddi korkular yaratmıştır.Eğer bu haysiyet kırıcı “tiyatro” yurt dışından gelecek grup bahane edilerek tekrarlanacaksa Başbakan’ın telâffuz ettiği “sil baştan” seçeneği en ehven sığınaktır.“Türk Milleti adına” karar veren mahkemeyi “Teslim olmak için gelmedik. Pişman değiliz. Önderimiz çağırdı, geldik” diyen teröristin ayağına gönderen anlayış hiç bir iyiliğin başlangıcı olamaz.Ama ok yaydan çıktı; geri dönüş de olamaz.Avrupa’dan beklenen 15 kişilik grubun 28 Ekim’de İstanbul’a gelecekleri açıklandı dün..Başbakan da aynı saatlerde “İlk kafiledeki görüntülere tekrar şahit olmak istemiyoruz” diye konuştu.İstanbul, Kürt kökenli yurttaşların en yoğun yaşadıkları kenttir.Terör şantajında uzman olmuş kötülük güçlerinin kışkırtılacak kalabalıklara ne tuzaklar kuracaklarını tahmin etmek kolay olmadığı gibi önlem almak da kolay değildir.Avrupa’dan gelecek grubun rotasını Ankara’ya çevirmekte büyük yarar vardır. Bu sorunu başımıza Ankara’dakiler açtılar.Rota değişirse hem İstanbul korunur, hem de taşkınlık çıkması halinde “büyüklerimiz” soruna “daha yakın” olurlar!

Devamını Oku

Fatura çok ağır

22 Ekim 2009

Habur sınır kapısında, terörün sonunu getirecek sürecin eşiği aşılmıştır umarız.Çünkü orada “hukuk devleti” adına ağır bir bedel ödendi.Bari ödediğimiz faturaya değsin...Devletin temeli adalet ise adaletin temeli de eşitliktir.Terör örgütünün elebaşı tarafından yapılan çağrıya uyarak sınır kapısına dayananlara, pişman olmadıklarını söyledikleri halde “etkin pişmanlık”tan yararlandırılarak serbest bırakılanlara yapılan uygulama, hukuk devletine ve adalet anlayışına, tamiri güç hasarlar vermiştir.Yasaların sözüne ve ruhuna değil, siyasal iktidarın isteğine uygun bir düzen fiilen yaratılmıştır.Aynı kanunlarla siyasi iktidarın tercihleri doğrultusunda farklı uygulamalar...Siyaset, devletin gücünü kullanarak istediğini kollayıp koruyacak, hedef aldıklarını yok edecek.Bazılarını sabah karanlığında evini basarak alıp kanıtlı bir suçlama bile yöneltmeden hapiste çürütecek, slogan atan çocukları bile tutuklatacak ama gerilla elbisesi ile dağdan inen teröristlerin ayağına mahkeme gönderecek ve onları hâkimin yol göstericiliğinden yararlandıracak.Eşitsizliğin bu kadarı kabul edilemez.Devlete ve millete bundan daha büyük bir kötülük yapılamaz!Adalet, eşitlik bittiİki gündür yaşanan rezaletin öfke ve elem yaratan görüntüleri eminiz ki toplumun hafızasında kalıcı izler bırakacaktır.Son gelişmeler hakkında kamuoyunun neler düşündüğü internet nehrinden gürül gürül akıyor. Ama bilimsel bir araştırmanın yerini hiçbir şey tutamaz. A&G Araştırma Şirketi’nin sahibi Adil Gür dün nabız ölçmek için biraz daha zaman tanımak gerektiğini söylüyordu.Başbakan yeni ve adil bir düzene ihtiyaçtan bahsetti geçen gün.Kamu vicdanı sürekli yargılıyor ve hüküm veriyor. Kollamak istedikleri ile yok etmeye karar verdikleri hakkında eşitsiz, adaletsiz bir yargı ve infaz sistemi kuran AKP iktidarı, artık vebalini saklayamaz hale düşmüştür.Kürt açılımı bağlamında yaşanan Habur başlangıçlı rezaletin belki de en yararlı sonuçlarından biri, iktidarın yanlışını fark etmesi olmuştur.İktidar nihayet uyandıBaşbakan Erdoğan dün Erzurum dönüşü uçakta gazetecilere PKK ve DTP tahriklerini “siyasi rant devşirme gayreti” diye nitelerken kafasındaki tedbiri şu sözlerle açıkladı:“Arzu etmeyiz ama bu işi tamamen sil baştan yaparız!” Böylesine radikal bir geri dönüş mümkün müdür ayrı bir soru ama iktidarın kamuoyundaki tepkilerden kaynaklanan telâşı yararlı olmuştur.DTP yöneticileri tehlikeyi fark ederek kutlamalar için frene basmıştır.Bir yandan da “teslim olan”ların TBMM’deki parti grubuna katılacaklarına dair haberler konusunda “Böyle bir planımız yok” açıklaması yaparak yatıştırıcı bir tutum sergilemişlerdir.İktidarın önünde iki önemli hedef var:Biri dönüşlerin tansiyonunu kontrol altında tutmak için DTP ile işbirliği yapmak;Daha önemlisi, tahrip edilen hukuk devleti ruhunu ve toplumdaki adalet duygusunu tekrar ayağa kaldırmak...Tabii yedi yılın tecrübeleri bize şunu öğretti ki adalet, özgürlük, eşitlik AKP için kabullenilmesi zor kavramlar.Ama bıçak kemiğe dayandı artık kabullenecek!

Devamını Oku

Şansını zorlama!

21 Ekim 2009

Halkın barışa şans tanımak uğruna gösterdiği sabrı zorlamamak lâzım.Ne yazık ki bu alanda gitgide kontrolden çıkacak gibi görünen bir sürükleniş var. Dikkat etmeli, sorumlu ve ölçülü davranmalı. Aksi halde çabalara, hayallere yazık olur.İki günden beri yaşanan ölçüsüzlükler, “Kürt açılımı”na şans tanıyan vatandaşlarda bile içten içe kabaran kızgınlıklar yaratıyor.“Analar artık ağlamasın” diye yola çıkıldı. Ama bu yolda yapılacak özveri nereye kadar gidecek?Eğer ortaya zafer kazanmış bir terör örgütü görüntüsü çıkarsa, o kendini bilmezliğin kapılacağı cüretkârlık, anaların gözyaşı dökmesi için daha önemli sebepler yaratır.Terör örgütü ve onun gölgesinde siyaset yapanlar açılımın kendileri için büyük şans olduğunu unutmamalıdır.PKK için dünya gitgide küçülüyor.Devlet, oluşan uygun ortamdan yararlanarak güce dayalı bir imha sürecine girmek yerine barış yolunu seçmiştir.Bu seçimi yapanları pişman etmemek gerekiyor. Devletin otoritesini ve saygınlığını yerlere düşürmemek gerekiyor.İki tarafın kayıplarını aynı kefeye koyamayız. Mehmetçik iradesiyle seçtiği bir savaşın tarafı değildir. Vatanını savunuyor. Ölürse o nedenle şehit oluyor. Halbuki terörist ülkeyi bölmek için savaşıyor ve vatanı savunmak için savaşanları öldürüyor veya ölüyor.Devletin katlandığı fedakârlık, mülkün temeli olan adaleti zedeleme derecesine vardı. Pişmanlık göstermeyi dahi kabul etmeyen gerilla kıyafetli adamların ayağına seyyar mahkeme gönderildi.Beş bini aşkın şehit evinde “Evlâdımız bunun için mi canını verdi?” sorusunu uyandırmamak gerekiyor.Kandil ve Mahmur’dan gelenler “Demokratik Özerklik” yazan seçim otobüsüyle ve zafer işaretleri yaparak daha fazla gezdirilmesin. Haset üreterek köpürtülecek öfke kimseye bir şey kazandırmaz çünkü.Olsa olsa bundan sonra teslim olacak grupların zorluk görmelerine sebep olur.Başbakan’ın dün kışkırtıcı şovlardan sakınmaları için PKK ve yandaşlarına yaptığı çağrı yerinde bir uyarı idi.PKK’lı grubun Ankara’ya geldiklerinde meclisteki DTP grup toplantısına katılabileceklerini söyleyen parti lideri Ahmet Türk bu tasavvurundan mutlaka vazgeçmelidir.Aksi halde DTP’yi kapatması için Anayasa Mahkemesi’ni tahrik ettiklerini ve terörü bitirme amaçlı süreci aslında sabote etmek istediklerini gizleyemeyeceklerdir!Yok artık!Prof. Mümtazer Türköne’nin yaptığı bir söyleşi dün, yayınlandığı internet sitelerine şimşekleri çekti.Çünkü Prof. Türköne PKK’nın elebaşı Öcalan için af öneriyor, bunda da Osmanlı modeli uygulanmasını salık veriyordu:“Osmanlı isyan bastırırken isyanı başlatanı affeder. Uzak bir vilâyete atar, maaş bağlar, ayrıca paşa rütbesi verir... Yani Apo’ya paşa rütbesi verilebilir Osmanlı mantığıyla yaklaşırsanız!” Hocanın verdiği örnek, Osmanlı’nın batışa yöneldiği dönemlere aittir.Onun sonu da 1919’dur.Devletin isyancılara paşa unvanı vererek varacağı yer bellidir de, Tanrı’nın ikinci bir Atatürk gönderip göndermeyeceği çok şüphelidir.Çanakkale’deki başarısızlığını dönemin İngiltere Başbakanı Llyod George şu mazerete dayandırmıştı:“Yüzyıllar nadir olarak dâhi yetiştirir. Talihsizliğimize bakın ki o büyük dâhi çağımızda Türk Ulusu’na nasip oldu.” Yüzyılda bir çıkacak ve iki defa üst üste Türkiye’ye nasip olacak. Olmaz...Akılcı seçim Atatürk’ü ve Cumhuriyet’i Osmanlı özlemi ile zedeleyecek yerde ona lâyık olmaktır!

Devamını Oku

Adalete zarar vermeden...

20 Ekim 2009

Kandil Dağı’ndan ve Mahmur Kampı’ndan gelenlerin hepsi serbest bırakıldı.Nasıl karşılamalıyız bu olayı?Başbakan “Habur sınır kapısında yaşanan manzara karşısında umutlanmamak mümkün mü? Bu bir umuttur. Türkiye’de iyi, güzel şeyler oluyor” dedi.İçişleri Bakanı “Terörü bitirmek istiyoruz. Devletin bütün unsurları buna kararlı ve hazırlıklıdır. Önümüzdeki günlerde daha iyi haberler duyacağız” dedi.İktidar önderlerinin açısından bakıldığı zaman sahiden de heyecan verici bir süreç yaşıyoruz. Ama muhalefete bakarsak “terörün devlete teslim olması değil devleti teslim alması” söz konusudur.Peki gerçek nerede? Bizce gerçek iki iddianın arasında bir yerde duruyor.İçişleri Bakanı Atalay “eve dönüş”lerin “planın bir parçası” olduğunu söylerken Başbakan Erdoğan bitirici iradenin İmralı’daki elebaşıdan kaynaklandığını iddia edenlere köpürse de, gelenlerin “teslim olan teröristler” statüsünü kabul etmemeleri ve muzaffer savaşçı edası ile barış elçisi rolü oynamaları, halkı rencide etmiş kafaları karıştırmıştır.Seyyar mahkemeEğer bu başlangıç bölücü terörün temelli olarak tarihin çöplüğüne süpürülmesi sonucuna bizi götürecekse bazı yanlışlar ve bazı tavizler görmezlikten gelinebilir.Fakat iyi amaçlara ulaşmak bahanesi ile kötü araçlar kullananların hesaplarında yanıldıklarına dair yığınla tecrübe yaşanmıştır.Çünkü kötü yollar alışkanlık olarak kalmış, iyi amaçlar kaybolup gitmiştir.Sorgular dün sabaha karşı saat 02.20’de bittiğinde, görevlendirilen savcılar PKK’lı beş kişinin tutuklanma talebiyle mahkemeye sevkine karar verdi.Serbest bırakılan 29 kişiye “gidebilirsiniz” denildiği halde onlar 5 arkadaşları hakkındaki mahkeme kararını beklemekte ısrar ettiler.PKK’lı 5 kişinin götürülüp Silopi’de sorgulanması gerekirken saat 8’de Silopi’den hâkim getirildi... Ve o 5 kişi de serbest bırakıldı.Cumhuriyet tarihinde veya başka bir ciddi devletin geçmişinde terör suçlularının ayağına mahkeme gönderildiğine dair örnek var mı?Çifte standart olduYargı erki, hukuk devleti bu nedenle ağır yara almıştır.Terörün bitirilmesi için terör suçlularının teslim olmaya özendirilmeleri elbette önemlidir. Ama bu amacı sağlamak için katlanılacak fedakârlığın sınırı mutlaka olmalıdır.Sabaha karşı evini basarak gözaltına aldığı bilim adamlarını ve gazetecileri neyle suçlandıklarını bile söylemeden 2 yıldır hapishanede tutan devlet, teslim olduğunu bile kabul etmeyen teröristin ayağına hâkim gönderip onları 24 saat dolmadan serbest bırakıyorsa, akıl ve vicdan taşıyan insanların şüpheye düşmeye hakları vardır.Çifte standartlı adalet olmaz. Adaletsizlik bir çözüm aleti olarak kullanılmaya başlarsa daha büyük felâketler getirir.Yargıyı harcayan büyük felâkete karşı iktidar sorumluları dikkatli olmalıdır.Küçük felâket ise gelenlerin serbest bırakılması ile elde edilen sonucu siyasi gösteriye çevirerek kitleleri tahrik etmektir.Bundan da DTP uzak durmalıdır!

Devamını Oku

Hata yapmayalım!

19 Ekim 2009

Bölücü teröristlere yönelik operasyonlar ardından yapılan resmi açıklamalar aynı klişe sözcüklerle biter:“.. etkisiz hale getirildiler.” İyi yönetilemeyen açılım, kötü bir operasyonun zararını doğurabilir. Nitekim öyle oldu. Terörün temsilcileri dün “etkili hale getirildiler!” Şu gerçeği geniş bir çevre kabul ediyor:İç ve dış şartlar PKK’nın varlığını devam ettirmesine imkân vermeyecek biçimde değişti. Çember daraldı.Bunu gördüğü için terör örgütü “onurlu bir barış” karşılığında silâhlara veda edeceği sinyallerini vermiş, iktidar da bu niyeti bir “devlet projesi”nin hareket noktası yapmıştır.Devletin rızasını fark etmek için benzer şekilde on yıl önce teslim olan gruplara reva görülen muamele ile dünkülere gösterilen kolaylığı karşılaştırmak yeter...Bu projenin en azından ana muhalefet partisi tarafından onaylanması hedefleniyordu ama mümkün olamamıştır. CHP’nin iktidara güvensizliğinden kaynaklanan sebeplerin yarattığı tıkanmayı dün terör örgütünün hamlesi açtı.İlk kafile; son olmasınTerör örgütü lideri Öcalan’ın talimatı ile Kuzey Irak’taki Kandil’den 8 terörist ve Mahmur mülteci kampındaki 10 bine yakın Kürt kökenli Türk vatandaşlarından 26 kişi dün Habur sınır kapısına gelerek jandarmaya teslim oldu.DTP Genel Başkanı Ahmet Türk “Sayın” dediği Öcalan’ın “demokratik siyasetin tıkandığını gördüğü için üç barış grubunu Türkiye’ye gönderdiğini” söyledi.Ahmet Türk’e göre teslim olanlar “pişmanlık yasası”ndan yararlanmak için değil demokratik açılımın önünü açmak için gelmişlerdir!Kolayca anlaşılacağı gibi açılımın iç siyasi çekişmeler nedeniyle zorluğa girmesi, bölücü terör örgütünü inisiyatif almaya mecbur bırakmıştır.Alışık olduğumuz “.. etkisiz hale getirildiler” klişesi değişmiş, iyi yönetilemeyen açılım siyaseti PKK’yı “etkili hale getirmiştir!” Keşke böyle bir fırsat sunulmasaydı.Ama olan olmuştur. Siyaset hiç değilse doğmuş bulunan elverişli iklimi, bundan sonra oy hesaplarına feda etmemelidir.Bunun şartı, sürecin kontrolünü elden bırakmamaktır.Şansı kullanacağızDün DTP’nin teslim olanları karşılamak için toplanan on binlerce kişilik kalabalığa toplumu tahrik edecek gösteriler yapma imkânı vermemesi, öte yanda devlet güçlerinin de geride kalan grupların teslim olmalarını özendirecek şekilde davranması olumlu işaretlerdir.Habur’da dün, Türkiye’yi bölücü terörün uğursuz maliyetlerini ödemekten temelli kurtaracak tarihi bir dönüm noktası geçilmiş olabilir mi?Bunu tahmin edemeyiz ama böyle bir şansı kimse, hiçbir gerekçe ile heba edemez.Zaten terörün kendini tasfiye etmek için isteyip de almayı başaracağı başka bir hak veya özgürlük kalmamıştır.Bu gelişler, bölücü taleplerden vazgeçildiğini dolaylı olarak içeriyor.Kürt vatandaşlar saygı gören bir kültürün mensupları olduklarını artık biliyorlar.Önümüzdeki günler yaraları sarmalı bütünleşmeyi desteklemelidir.Dönüşüm anının hassasiyetlerine saygı göstermek, barışa giden yolun ilk şartıdır.Hiç kimse şehitlerin kutsal fedakârlıklarına saygısızlık etmemeli aziz ruhlarını ve milletin onlara beslediği minnet duygularını incitmemelidir.

Devamını Oku

Uyanma zamanı

18 Ekim 2009

Dünyanın çok satan itibarlı haber dergilerinden Newsweek dikkate değer bir soru ortaya attı: “Türkiye (AKP iktidarını kastediyor) Avrupa Birliği’ne katılma konusunda ciddi mi yoksa sadece gündemindeki reformlardan işine gelenleri mi yapıyor?” Gerçekten de iktidar AB’nin dayattığı reformlara aynı ilgiyle yaklaşmıyor. Önceliği hep devletin, ülkenin tam kontrolunu ele geçirmeye yönelik projelere veriyor.Mesela hedefinde yüksek yargı var ama dokunulmazlık yok. Demokratikleşme türküleri ağızdan düşmemekte ama yüzde 10 seçim barajının kaldırılması ve basın özgürlüğü üstündeki keyfi baskılara son verecek güvenceleri hayata kazandırma arayışı hiç yok..Newsweek 2,7 milyon tirajlı bir dergidir. Owen Matthews imzasıyla yayınlanan değerlendirmede, Doğan Medya’ya karşı ağır vergi cezası ile baskıcı bir tehdit oluşturulduğu belirtiliyor.Başbakan Erdoğan’ın “Olayı siyasi kan davası olarak görmeyin” iddiasını inanılır bulmuyor ve “Avrupa Birliği basın özgürlüğü üzerine açık bir saldırının kanıtlarını görüyor” tespitini yapıyor.AKP önderi, ifade özgürlüğünün AB için ne anlam taşıdığını bilmiyor olabilir mi?Olamaz. Olmadığı için niyet yargılayan yorumlar peş peşe geliyor. Nitekim dergi kıdemli bir AB ülkesi diplomatına dayanarak “Doğan Yayıncılık davası Erdoğan’ın Türkiye’yi ciddi olarak bir AB ülkesi yapmayı isteyip istemediği konusunda şüphe uyandırıyor” diyor.Başbakan Erdoğan, yürüttüğü kan davalarının kendisi için AB üyeliğinden daha önemli olduğu inancını yaratmıştır.Tehlikeli bir gidiştir bu...Acaba halkı ve dünyayı demokratik reform talepleriyle kandırıp diktatörlüğünü mü kurmaya çalışmaktadır?Eğer öyle değilse şüphelerin haksız olduğunu yüksek sesle söyleyip herkesi buna inandıracak adımları atmalıdır.Aksi halde ülkenin uyuyan güzelleri artık uyanmalıdır!Sürat felâkettir!Komşularla “sıfır problem” siyaseti erken arıza yaptı.Arap komşularla kurulan sıcak ilişkilerin İsrail’le mutlaka bozuşmak gibi bir şartı varmış gibi yürümesi sağlıksız bir gidişti.Kriz o nedenle sürpriz olmadı.Türkiye, Başbakan’ın dediği gibi büyük devlettir. Büyük devletler dost olduğu devletlere de doğru ve iyi şeyler yaptırmalıdır.Evet ama İsrail’e karşı verilmek istenen mesajların zincirleme yaptırımlara dönüşmesi korkarız ki ters etki yaratacaktır.İsrail’in Filistin halkına karşı adil davranması için Türkiye’nin yapacağı şeyler vardır şüphesiz. Fakat bu hiçbir zaman ilişkileri zehirleyen onur kırıcı kampanya şeklini almamalıdır.ABD Başkanı Obama’nın ay sonunda Tayyip Erdoğan’la buluştuğunda ondan isteyeceği ilk şey herhalde Türkiye-İsrail ilişkilerinin kısa zamanda eski haline dönmesini istemek olacaktır.Belki “Bir maç da İsrail’le yapın” der kim bilir?Keşke futbol diplomasisinin başarı garantisi olsa; ama yoktur.Ermenistan’la imzalanan protokollar açıktan verilen garantilere rağmen Azerbaycan’ı Türkiye’nin dostluğundan ve güvenilirliğinden şüphe eden bir ruh haline sürüklemiştir.Bakü’de Azerbaycan için savaşan Türk şehitleri anısına dikilen anıttaki Türk bayrakları inmiş, Devlet Başkanı Aliyev de bize üçte bir fiyatına doğalgaz sattıklarını aniden hatırlamıştır.Güçlü Türkiye nasıl çözecek bu meseleyi şimdi? “Bayrak inmez, gaz kesilmez” diye nara atarak mı?Osmanlı’yı ihya merakı, aşırı hız merakı ile birleşmemeli. Yoksa yanarız!

Devamını Oku

Müsamere gibi

16 Ekim 2009

Alman adaleti Deniz Feneri soygununun kendi üzerine düşen sorumluluğunu yerine getirdi.Bir grup açıkgözün (aç gözlünün de diyebilirsiniz) oluşturduğu suç örgütü ekmek parasını Avrupa’da çalışarak çıkaran merhametli vatandaşlarımızın 40 milyon Euro parasını dolandırmıştı.Bu kişiler Türkiye’yi yöneten iktidar partisi önderlerinin partidaşı, arkadaşı, yoldaşı isimlerdir. Deniz Feneri e.V Derneği dolandırdığı paraların 16 milyon Euro’luk bölümünü Türkiye’ye göndermişti.Davaya bakan Frankfurt Mahkemesi’nin hâkimi, orada yakalanıp karşısına çıkarılan ve küçük cezalarla kurtulan adamların “maşa” olduğunu, asıl suçluların Türkiye’de bulunduklarını söyledi.Türkiye’deki zanlılar listesinde dört önemli isim yer alıyordu: Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Zahid Akman ve Mustafa Çelik...AKP iktidarının davayı daha işin başında Adalet Bakanı’nın ağırlığı ile halletme çabası işe yaramadı. Alman mahkemesi etkilenmedi.Zanlı olarak belirtilen kişilerin iktidar katında taşıdıkları önem nedeniyle davanın Türkiye ayağı yürümedi. Daha doğrusu topal yürüdü.Utanç duvarını aştı...Almanya tarihinin en büyük yardım skandalına el koymak için Deniz Feneri e.V 24 Nisan 2007 tarihinde 320 polis tarafından basılmıştı.Güvenliği ve hakları kendisine emanet edilmiş insanları her türlü istismara ve ahlâksızlığa karşı korumayı var olma sebebi bilen bir devletin adaleti işte bu kadar hızlı ve kararlı hareket ederdi.Yargılama da aynı hızla devam etti.Alman mahkemesi belki şunu ihmal etmeyebilirdi: Madem ki elebaşılar mahkemeye gitmekten korkuyorlar, onlar gıyaplarında yargılanır, suçları sabit görülürse mahkûm da edilebilirlerdi.Bu olmadı. Dava dosyası “Siz yakalayıp yargılayın, adaleti sonuçlandırın” diye Alman mahkemesi tarafından Türk adaletine gönderildi.Ve komedi başladı... İktidar, yandaşı olan zanlıları korumak için utanç duvarını aşma rekorlarını altüst eden oyalama taktiklerine seyirci kaldı. Dava dosyasının tercümesi aylar aldı. Tercüme biteli 229 gün geçti, dolandırıcılığın Türkiye ayağı ile ilgili dava hâlâ açılamadı.Ne baskınmış ama...Haber ajansları dün Deniz Feneri operasyonu çerçevesinde birçok adrese ve bu arada yardım paraları ile kurulduğu iddia edilen Kanal 7 Televizyonu’na baskınlar düzenlendiğini duyurdu.Ankara’dan gönderilen Kaçakçılık Daire Başkanlığı elemanları İstanbul Mali Şube Müdürlüğü ekipleri ile beraber aradıkları kuruluşlarda birçok belgeye el koydular.Olay “baskın” diye tanımlanıyordu ama basılan yerler “konuk ağırlamak” için hazır bekliyorlardı anlaşılan. Çünkü polislere kuru pasta, çay servisi yapıldı.Aranan delillerin bulunup bulunmadığını daha sonra öğreneceğiz.Ama adalet bu yönden çok şanslı olmayacaktır. Çünkü olay Almanya’da 29 ay önce patlak vermiştir.Deliller 29 aydır bekliyor olamaz. Bu operasyona “müsamere baskın” diyenler kimseye haksızlık etmiş olmayacaktır.Temize çıkarma oyunu pis pis sırıtmaktadır. Haberi veren internet sitesine bir saat içinde yüzlerce vatandaştan mesaj geldi. “Oh nihayet adalet yerini buluyor” diyen bir kişi bile yok. Millet her şeyin farkında ve adını koymuş olayın:Ortada delil mi kaldı? Deniz Feneri’ni arap sabunu ile yıkıyorlar!

Devamını Oku