Alman adaleti Deniz Feneri soygununun kendi üzerine düşen sorumluluğunu yerine getirdi.
Bir grup açıkgözün (aç gözlünün de diyebilirsiniz) oluşturduğu suç örgütü ekmek parasını Avrupa’da çalışarak çıkaran merhametli vatandaşlarımızın 40 milyon Euro parasını dolandırmıştı.
Bu kişiler Türkiye’yi yöneten iktidar partisi önderlerinin partidaşı, arkadaşı, yoldaşı isimlerdir. Deniz Feneri e.V Derneği dolandırdığı paraların 16 milyon Euro’luk bölümünü Türkiye’ye göndermişti.
Davaya bakan Frankfurt Mahkemesi’nin hâkimi, orada yakalanıp karşısına çıkarılan ve küçük cezalarla kurtulan adamların “maşa” olduğunu, asıl suçluların Türkiye’de bulunduklarını söyledi.
Türkiye’deki zanlılar listesinde dört önemli isim yer alıyordu: Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Zahid Akman ve Mustafa Çelik...
AKP iktidarının davayı daha işin başında Adalet Bakanı’nın ağırlığı ile halletme çabası işe yaramadı. Alman mahkemesi etkilenmedi.
Zanlı olarak belirtilen kişilerin iktidar katında taşıdıkları önem nedeniyle davanın Türkiye ayağı yürümedi. Daha doğrusu topal yürüdü.
Utanç duvarını aştı...
Almanya tarihinin en büyük yardım skandalına el koymak için Deniz Feneri e.V 24 Nisan 2007 tarihinde 320 polis tarafından basılmıştı.
Güvenliği ve hakları kendisine emanet edilmiş insanları her türlü istismara ve ahlâksızlığa karşı korumayı var olma sebebi bilen bir devletin adaleti işte bu kadar hızlı ve kararlı hareket ederdi.
Yargılama da aynı hızla devam etti.
Alman mahkemesi belki şunu ihmal etmeyebilirdi: Madem ki elebaşılar mahkemeye gitmekten korkuyorlar, onlar gıyaplarında yargılanır, suçları sabit görülürse mahkûm da edilebilirlerdi.
Bu olmadı. Dava dosyası “Siz yakalayıp yargılayın, adaleti sonuçlandırın” diye Alman mahkemesi tarafından Türk adaletine gönderildi.
Ve komedi başladı... İktidar, yandaşı olan zanlıları korumak için utanç duvarını aşma rekorlarını altüst eden oyalama taktiklerine seyirci kaldı. Dava dosyasının tercümesi aylar aldı. Tercüme biteli 229 gün geçti, dolandırıcılığın Türkiye ayağı ile ilgili dava hâlâ açılamadı.
Ne baskınmış ama...
Haber ajansları dün Deniz Feneri operasyonu çerçevesinde birçok adrese ve bu arada yardım paraları ile kurulduğu iddia edilen Kanal 7 Televizyonu’na baskınlar düzenlendiğini duyurdu.
Ankara’dan gönderilen Kaçakçılık Daire Başkanlığı elemanları İstanbul Mali Şube Müdürlüğü ekipleri ile beraber aradıkları kuruluşlarda birçok belgeye el koydular.
Olay “baskın” diye tanımlanıyordu ama basılan yerler “konuk ağırlamak” için hazır bekliyorlardı anlaşılan. Çünkü polislere kuru pasta, çay servisi yapıldı.
Aranan delillerin bulunup bulunmadığını daha sonra öğreneceğiz.
Ama adalet bu yönden çok şanslı olmayacaktır. Çünkü olay Almanya’da 29 ay önce patlak vermiştir.
Deliller 29 aydır bekliyor olamaz. Bu operasyona “müsamere baskın” diyenler kimseye haksızlık etmiş olmayacaktır.
Temize çıkarma oyunu pis pis sırıtmaktadır. Haberi veren internet sitesine bir saat içinde yüzlerce vatandaştan mesaj geldi. “Oh nihayet adalet yerini buluyor” diyen bir kişi bile yok. Millet her şeyin farkında ve adını koymuş olayın:
Ortada delil mi kaldı? Deniz Feneri’ni arap sabunu ile yıkıyorlar!
Müsamere gibi
Haberin Devamı

