Hengâme

Haberin Devamı

Eskiler “hengâme” derlerdi bu gürültülü karmaşaya.

Öyle bir karmaşa ki, bugün çıkan dert bir önceki günün derdini unutturuyor...

İşte bir gün önce bütün dikkatimiz ve öfkemizi köpürten hassasiyetler PKK ve yandaşları tarafından sergilenen meydan okuma eylemlerine odaklanmış durumdaydı.

Sonra bir anda tablo değişti.

Yaz aylarını kavga gürültü ile dolduran “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” başlıklı belgenin “kâğıt parçası” olmadığı haberi siyaset gündeminde deprem yarattı.

AKP iktidarı ile Gülen cemaatini hedef alan komplo önermeleri de içeren belgenin orijinali bulunmadığı için olay gündemden düşmüştü.

Fakat planın Genelkurmay’da görevli Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek tarafından imzalanmış orijinal metni on gün önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bir ihbar mektubu ekinde gönderildi.

Savcılığın Adlî Tıp’ta yaptırdığı inceleme belgedeki imzanın “Albay Dursun Çiçek’in el ürünü” olduğunu ortaya koydu.

Uykuya yatmış olan soruşturma bu yeni gelişmenin ışığında uyandırılacak ve hız kazanacaktır şimdi.

Başbuğ ne diyecek?

Meselenin merak edilen en dramatik yönü, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un yeni duruma ne açıklama getireceğidir.

Çünkü Genelkurmay Başkanı konuyla ilgili basın toplantısında iddianın ve dayandığı belgenin ordu içinde fitne ve fesat çıkarma amaçlı eylemler olduğunu söylemişti.

Orgeneral Başbuğ şimdi zor durumdadır ama Haziran sonunda yaptığı o açıklamada “sürpriz bir ihtimali gözeten” sözleri kurtarıcı olabilecektir.

Çünkü askeri yargının “kovuşturmaya yer olmadığına dair” verdiği kararın kesin olmadığını belirttikten sonra şunu eklemişti o gün:

“Önemli olan şu; bu belgenin doğru olduğuna ilişkin yeni delil, bilgi, emare ortaya çıkarsa elbette bu soruşturma tekrar açılabilir!”

Bu ihtimal gerçekleşmiş görünüyor. Şimdi ne olacak?

Başbuğ bu sorunun da cevabına ışık tutmuş, Silâhlı Kuvvetler’in demokrasiye ve hukuka saygılı olduğunu belirtip “Bu ilkelere aykırı düşünen ve davranan personelin TSK’da barınamayacağını” söylemişti.

Güven sarsılmasın

Dünkü konuşmalarından belgenin gerçek olduğu konusunda Başbakan’ın herhangi bir şüphe taşımadığı anlaşılıyor. Nitekim Pakistan yolunda gazetecilere “TSK böyle bir lekeyi kabul edemez” demek suretiyle beklentisini ortaya koymuştur.

O beklenti, darbeler çağının temelli kapanmasını isteyen toplumun özlemlerinden farklı değildir.

Albay Çiçek komplolarla örülü bu planı üstlerinden emir alarak mı, yoksa kendi inisiyatifi ile mi hazırlamıştır?

Başbuğ, Albay Çiçek’i savunurken, kendisine doğru bilgiler vermeyen astlarının kurbanı mı olmuştur?

Her durumda etkili ibret yaratmayı gerektiren karmaşık bir olayla karşı karşıyayız.

Öncelikle Genelkurmay, sonra yargı, gerçekleri ve sorumluları süratle gün ışığına çıkarmalı, toplumu tatmin etmelidir.

TSK’nın en güvenilir kurum olma özelliğini korumaya devam etmesi önemlidir.

Açılım siyasetlerinin yarattığı risklere karşı toplum, alıştığı güvencelerden yoksun bırakılmamalıdır.

DİĞER YENİ YAZILAR