Başbakan’ın geçirdiği ameliyat konusunda da demokrasiye yeni geçmiş toplumların acemiliğini yaşadık.Acil şifa dileklerimizi sunuyoruz öncelikle.Sonra da Başbakan’ın sağlık durumu ile ilgili bir açıklamanın niçin yetkili hekimler tarafından şu ana kadar yapılmadığını sormak istiyoruz.Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan’ın çok iyi olduğunu, ameliyatın çok başarılı geçtiğini söyledi.AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik “Allah’a şükür endişe edecek bir durum kesinlikle söz konusu değil” dedi.O kadarla kalmayıp daha fazlasını da söyledi:“En kısa zamanda işinin başına döneceğine hem parti genel başkanlığına, hem Başbakanlık’taki işlerinin başına döneceğine ülkenin yönetimine tekrar döneceğine inanıyoruz. Sayın Başbakan biliyorsunuz rahat durmaz; bu halde bile orada da devlet, millet işiyle ilgilendiğine emin olabilirsiniz.”Bilmenin hak olduğu şeffaf toplumlarda Başbakan’ın geçirdiği bir ameliyat, olup bittikten sonra duyurulmaz. Kamuoyu olayı önceden bilir.Saklamak, otoriter rejimlerin alışkanlığıdır.Onun gerekçesi de pusudaki muhalefetin ümide kapılmaması ve cesaretlenip ayağa kalkmaması tedbirini almaktır.Türkiye’de demokrasinin kaliteleri yüksek değildir ama Başbakan’ın sağlık durumu konusunda halkı karanlıkta bırakmaya yöneticileri zorlayacak bir mecburiyet söz konusu olamaz.Buna rağmen iş baştan itibaren gizlilik içinde yürütüldü. Hastanede alınan abartılı güvenlik önlemleri, haberin resmi duyuru yerine sızma yoluyla kamuoyuna yansıması ve dört günden beri yetkili hekimlerin onayına sahip bir sağlık raporunun yayınlanmaması, ciddi eksikliktir.Bu eksikliğin hemen giderilmesi gerekiyor.Başbakan’ın doktorlarının susması endişeye sebep olmakta, siyasi kişiliklerin abartılı “iyilik haberleri” de düşünülenin aksine merak ve endişeyi köpürtmektedir.Güvenilir bilgi eksiğinin en kısa zamanda giderilmesini bekliyoruz.Unutulmasın; bilgi eksikliği, bilgi kirliliğinden bile daha tehlikelidir.Sakındığınız şey her neyse onu inşa eder çünkü!Eşitsizlik bozar mı?Bedelli askerlik yasası gece yarısı kotarılan işlerden biri oldu.Bu hakkı yaşı tutmadığı veya 30 bin lira bulamadıkları için kullanma şansı elde edemeyenler, şunu diyebilirler:“Bu kadar büyük bir haksızlık, gündüz gözüyle yapılamazdı zaten!”Bedel ödeyerek askerlik yapmış sayılacak kişilerin sayısı 460 bin tahmin ediliyor.Geçmiş uygulamaların verdiği tecrübe haktan yararlanacak mükellef sayısının en çok 120 bin olacağını gösteriyor. Yani eşitsizlik “çifte kavrulmuş” yaşanacak.Parası var ama yaşı tutmuyor, yaşı tutuyor ama para bulamıyor...Eski AİHM Yargıcı olan CHP Milletvekili Rıza Türmen, eşitlik ilkesinin ağır şekilde ihlâl edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmayı düşündüklerini açıkladı dün.Eşitsizliğe bundan daha anlaşılır bir örnek herhalde bulunamaz. Bazı anayasa hukukçularına bakılırsa buradaki eşitsizlik, ihlâl fiilini aşıp adeta tecavüz çizgisine dayanmaktadır.Ama iptal edileceğinden kimse emin olmamalı...12 Eylül referandumu ile iktidar icraatlarına engel oluşturmayacak bir yüksek yargı hedeflenmişti. Kâğıt üstünde bu hedefe ulaşıldı.Uygulamada da ulaşıldı mı; CHP’nin başvurusu gösterecek...
Adalet ve özgürlük konusunda hedef olduğu eleştirileri tehdit gibi algılamak hükümetler için saplantıdır.Kimseye hayrı dokunmayacak bir saplantı...Mesela tutukluluk rejiminin Silivri mahkemelerinde yaşattığı haksızlık ve hukuksuzluklar Türkiye’nin demokratik kalitesini her gün biraz daha aşağı çekiyor.Ülkeyi utandıran bu durum hiçbir gerekçeyle savunulamaz.İktidarda olsun, muhalefette olsun neredeyse bütün siyasetçiler, en abartılı örnekleri Silivri mahkemelerinde görülen hukuksuzluklardan yakınıyorlar.Tutukluluk sürelerinin uzayıp ceza hâlini almasından adeta bir tek Başbakan şikâyet etmiyor. Ama rejim “Dünya bir yana, Başbakan bir yana” üstünde yürüdüğü için çoğunluğun özlemi gerçekleşemiyor.Özel inşa edilmiş dev kompleksin bir köşesindeki mahkemede tutuklanıp başka bir köşesindeki hücrede üç yıl savunma yapmayı bekleyen gazetecileri ve milletvekillerini başka bir yerde göremezsiniz.Bir ülke, nesi çoğalırsa onunla şöhret bulurmuş. Türkiye’de haksızlık ve adaletsizlik çoğalıyor. Birçok iktidar mensubunun bu eleştirilere hak vermesi hiçbir işe yaramıyor.Yabancı medyada Türkiye’nin sert eleştirilere her gün artarak hedef olması tepki doğurmamalıdır. Bu tür konularda inat olmaz. Hukuksuzlukta ısrar etmek onur korumak değildir.İktidar eğer bundan gocunuyorsa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gönderdiği Türk Yargıç Işıl Karakaş’ın söylediklerini iyi dinlesin. Yargıç Karakaş’ın içtenliğinden herhalde şüphe duyuyor olamazlar.AİHM Yargıcı Karakaş NTV’ye verdiği demeçte, mahkemeye Türkiye’den yapılan başvuruların bir yılda 6 binden 9 bine ulaştığını açıkladı.Başlıca iki nedene dayanıyor bu patlama:1. Türkiye’deki tutukluluk uygulaması ile AİHM içtihatları arasında büyük uyumsuzluk var. Çağın anlayışında tutukluluk istisna iken bizde tutukluluk esas, salıverme istisna.2. İfade ve basın özgürlüğü konusunda Türkiye “en kötü durumdaki devlet.”Fransa ikinci kötü ülke. Ama Fransa hakkında şimdiye kadar 10 ihlâl kararı verilmişken Türkiye’nin hüküm giydiği dosyalar 200’ü aşmış.Yani ikinci durumdaki kötüden en az20 kat daha kötüyüz!Bir vatandaş olarak adalet için merhamet çağrısında bulunmak ağır geliyor ama önemli değil. Önemli olan, her haksızlığa uğrayan vatandaşın en kısa zamanda adil bir mahkeme bulabileceği ümit ve inancını yitirmemesidir.Hükümet, AİHM Yargıcı Işıl Karakaş’ın uyarılarına kulak vermelidir.Delil durumu değişti!Balyoz davasında önceki gün dikkate değer bir bilirkişi raporu açıklandı.Bir tutuklu sanığın evinde ele geçirilen “flash bellek” Boğaziçi Üniversitesi’nde incelenmiş.Rapor, davaya konu dijital dokümanın delil bütünlüğünü ve sağlığını yitirmiş olduğunu söylüyor.Çünkü dijital verilere sonradan elle müdahalede bulunulmuş!.Bu davada 150’den fazla tutuklu var.Ve bunlar şimdiye kadar “delil durumu” dikkate alınarak içeride tutuldu.Şimdi tertip, hile tespit edildiğine göre bu durum, en azından tutukluluk hâlinin devamından vazgeçmenin sebebi sayılamaz mı?Çünkü haklarındaki delillerin düzmece olduğundan şüphe etmek için sebep doğmuştur ama salıverilirlerse sanıkların kaçmayacaklarından kimse şüphe edemez!
Dersim üzerinden husumet yaratmak ayıptır, günahtır. Bu günah kimi, neyi hedef almışsa tahrip eder ama yapanın da yanına kalmaz.Çünkü mezhep ayrımına dayanan siyasetin sonuçları, insanlık tarihinin en yüz kızartıcı facialarına sebep olmuştur.Dersim tartışması, bu sömürüden kâr edeceğini zanneden tarafa da zarar ve acı verir.Bu zehirli fesadın panzehiri bilginin aydınlığıdır.TBMM Başkanı Cemil Çiçek işte bu nedenle “Önce tarihçiler çalışsın bilgi üretsin, onun üstünde tartışalım” dedi.Ama hesap edemediği şey, Türkiye’de siyasi çatışmalar ortamında bilginin bile saf ve temiz olmaktan çıktığı idi.Atatürk mirası olan Türk Tarih Kurumu 12 Eylül askeri yönetiminden aldığı darbe ile sendelemiş, bağımsız kurumlara tahammülsüz AKP iktidarı döneminde de tamamen kaybedilmiştir.Bugün sağlığı ile yaşıyor olsaydı Dersim tartışmalarını siyasetin çıkarcı egoizmi değil bilimin dürüstlüğü yönetecekti büyük ihtimal.Geçen gün Tunceli Üniversitesi Rektörü “katliam”ı ve Başbakan’ın devlet adına özrünü Dersim’de anıtlaştırmayı, ardından da halkın Dersim adını isteyip istemediği konusunda referandum yapılmasını öneriyordu.Sorumluluk herkesinÜniversiteden beklenen, tarihi gerçeklere ışık tutmasıdır ama “hoca” siyasetçilere taktik veriyor!.. Moda bu çünkü.Eski TBMM Başkanı Cindoruk tartışmaya dün anlamlı bir katkıda bulundu.Radikal’e verdiği mülâkatta eski Cumhurbaşkanı ve Atatürk’ün Başbakanı Celâl Bayar’ın kendisine Dersim’i anlattığını söyledi. Özeti şu:“Cumhuriyet bir tek Tunceli dışında bütün ülkede egemendi. Polis, jandarma oraya giremiyor, vergi alamıyordu. Bunu aşmak için çok uyarı yaptık, kanunlar çıkardık ama olmadı. Atatürk sonunda bize ‘vurun’ dedi vurduk. Güç kullanarak Cumhuriyet topraklarına Tunceli’yi kattık..”Cindoruk yalnız İnönü ve Bayar’ın suçlanamayacağını belirterek şunu söylüyor:“Eğer orada bir siyasi mesuliyet varsa herkesindir. Sadece CHP’nin değil Demokrat Parti’nin de...”Tarihi saptırma sonucunu doğuracak ölçüsüzlüklerin vebali vardır.Siyasi liderler Dersim kavgası yaparken düşecekleri yanılgıların, bugün yapmakta olduğumuz bölücü terörle mücadeleye zarar vereceğini unutmamalılar.Tuncelili Genel BaşkanMezhep ve etnik köken ayrımından kaynaklı siyasi çıkar hesapları, iki tarafı keskin kılıç gibidir. Kendinizi yaralayabilirsiniz.Bakın, CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, CHP’nin geçmişiyle pekâlâ yüzleşmiş olduğunu belirttikten sonra cevabı kolay verilemeyecek sorular sordu dün:“CHP’nin Tuncelili bir Genel Başkanı olması, bizatihi yüzleşme değil de nedir? Bundan daha anlamlı yüzleşme olabilir mi? Söyleyin Başbakan, bir Tuncelili AKP’ye genel başkan olabilir mi? Bırakın bir başkan; aranızda Tuncelili kaç kişi var, söyler misiniz?”Bu kavgadan sağlam çıkacak taraf yoktur.Yenenin de yenilen kadar zarar gördüğü bir Pirus savaşıdır seyrettiğimiz.Türkiye’nin 1930’larda yaşanmış hak hukuk anlayışına dönmesi, ülke bütünlüğünün tehlikeye girmesi halinde başvuracağı tedbirin yok edici bir gazap boyutlarında kendini göstermesi asla söz konusu olmayacağına göre bu kavga, kıyamet niye?Hem minnet duygularımızı hak eden atalarımıza azap çektiriyoruz, hem geleceğimizin temeli olan toplumsal barışa zarar veriyoruz. Yeter!
Terörü sona erdirecek bütün çabalar saygıdeğerdir. Yeter ki samimi ve gerçekçi olsun...Terör örgütünün yaşlanmış, kaşarlanmış liderleri tarafından kötüye kullanılan hayalci projeler sadece kaybettiriyor, sorunu kördüğüm yapıyor, çözümü geciktiriyor.İşte dokuz yıl boşa gitti. Sıfır terörle övündüğümüz dönem kayboldu. Bunca vatan evlâdı yitirildi, anaların gözyaşları sebil çeşmesi gibi aktı.Dünkü Taraf gazetesi hükümetin Öcalan ve PKK ile bire bir görüşmelerden vazgeçtiğini yazıyordu. Şükür!.. Görüşmeler Amerika ve Barzani üstünden yürütülecekmiş...Teröristle pazarlık yapılmayacağı, hele onların demokratik açılım gibi vaatlerle ikna edilemeyeceği gerçeğini iktidar keşke bu kadar bedel ödemeden fark edebilseydi.İmralı’daki elebaşının, baştakilerin saflık derecesine varan hoşgörü ve merhametini ne kadar canavarca kötüye kullandığı, KCK operasyonunda ele geçen kanıtlar yardımıyla ortaya çıktı.Öcalan’la müzakere edilerek bir yere varılamayacağını Başbakan bu sayede anlamış olmalıdır.Amcanın düşleri...Avukatlarıyla haftalık görüşmelerinden birinde terörist başı “Diyarbakır’da 10 bin kişi de yüz bin kişi de ölebilir; sayı önemli değil” diyor.Başka bir görüşmede “Güneydoğu’da devlet iktidarının karşısına KCK iktidarının çıkarılması” aklını veriyor.AKP iktidarını yumuşak çözümden vazgeçmeye mecbur eden saldırganlığı terör örgütü ağır şekilde ödeyecektir.Ama yine de çözüm arayışı aklın yoluna bu sayede girdi diye düşünebiliriz.Çünkü demokratik açılımın uyandırdığı hayallerin çoğu devlet-örgüt görüşmelerinde asla gerçeğe dönüşmeyecekti. Zaman boşuna akıp gidecekti yine.Dün A.A.’ya yaptığı açıklama, Irak Devlet Başkanı Talabani’nin barış yapıcı olarak devreye girmiş olduğunu ortaya koydu.Anlattığına göre, PKK’lı muhataplarına “silâh bırakmaları gerektiğini” söylediğinde itiraz görmemiş, “İki şartla evet“ demişler ona.Birincisi genel af. Yani Öcalan ile öteki elebaşılara da özgürlük!Ve yeni anayasaya “Türkiye halkının bir çok ırktan oluştuğu” şeklinde bir ifadeye yer verilmesi...Talabani “PKK’yı ikna etmede başarılı olduk sayılır. Türk tarafında yarım başarılı olmuş sayılırız” demiş.Türk tarafı bu iki şarttan hangisini kabul etmiş olabilir?Irkçılık mikrobu...Bizce Talabani rüya görüyor.Çünkü Ankara’yı ziyaretinde Barzani’ye hiçbir Türk muhatabı afla ilgili bir vaatte bulunmuş olamaz.Kalleş pusularında yitirdiğimiz şehitlerin naaşları soğumadı henüz. Öcalan’a ev hapsi isteyenler için Genelkurmay Başkanı Özel’in sözleri milletin duygularına tercüman oluyor:“Bu talebi hayretle karşılıyorum. Vicdanlar bunu kabul etmez.”Peki Türkiye’nin bir ırklar kompozisyonu olduğu kime kabul ettirilecek?İlerde Güneydoğu’yu ırkçı bir devlet yaratarak koparacak mikrobu hiç kimse, hiçbir gerekçeyle yeni anayasaya koymaz!Verilebilecek azami hak, Habur’da heba edilen fırsatın yenilenmesini istemekten ibaret olabilir.Gerisi demokratik hukuk devletinin imkânları ile sınırlıdır.Ülkeyi yönetenlere düşen ise PKK’nın bir terör örgütü olduğunu hiç unutmamak, muhatap almamak ve onu hiç ara vermeden kovalamaktır.Terörist silâhını kendi rızasıyla vermez, mecbur kalırsa verir.Devletin görevi bu mecburiyeti yaratmaktır.İşte iktidar biraz kararlılık gösterdi, rüzgâr dönmeye başladı!
AKP iktidarının emek ve çabayla elde ettiği başarıları kuruntular yüzünden harcadığını görmek insanı üzüyor.Economist dergisi, son sayısında Türkiye’yi anlatırken polis devleti manzarası çizdi.Hak ihlâllerinden mağdur kişilerle yapılan söyleşiler acı verici. Bu örnekler çoğalmamalı.Son Economist’i okuyan bir Tunuslu veya Mısırlı “Bize örnek almamızı söyledikleri Türk demokrasisi buysa hiç almayalım; yerinde kalsın” diyecektir. Çünkü dergi Türkiye’de hapisteki gazeteci sayısının Çin’i geride bıraktığını, gösteri hakkı kullanan öğrencilerin mahkeme sürerken okuldan atıldıklarını, baştan savma iddianameler ve saçma davalarla bir yargı faciası yaşandığını anlatıyor.AB hedefinden sapmamak, kopmamak Türkiye için hayati önemdedir. AB devamlı, ABD de zaman zaman hâl ve gidişteki bozulmalar karşısında uyarıcı tavır alır. Dergi Türkiye’de görülen bozulmaya neden Batı’dan dost müdahalesi gelmediğini sormuş. Ankara’daki bir Avrupalı büyükelçinin verdiği cevap pek umut verici değil:Avrupa kendi sorunlarına dalmış halde. Türkiye’yi gözetleyecek mecali yok. Amerika derseniz, o da bölgesel güvenlik kaygıları ile Türkiye’ye ihtiyacı bulunduğu için kırıcı olmak arayı bozmak istemiyor!Bu gidiş nereye?Araştırmayı yapan muhabirin kanaati şu:“Durum kötüye gidiyor. Kendi derdindeki Avrupa bunu fark etmiyor. Haklarını savunmak Türklere düşüyor.Tabii hapse girmemeyi başarabilirlerse!”Ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu dün İstanbul’da Adalar Müzesi’nin resmi açılış törenine katıldı. Orada yeni şiirler yazacağını söyleyen şair Ataol Behramoğlu’na dikkatli olmasını söyledi.“Yazarken bir gün kendinizi Silivri’de bulabilirsiniz” diye uyardı.Behramoğlu’nun şiirleri o kadar umutsuz değil. İşte fikir verecek birkaç satır:Türkiye, üzgün yurdum, güzel yurdumAsmaların üstünde gün ışığıEn güzel geleceğin yakışığıTürkiye, üzgün yurdum, güzel yurdumZinciri altında kımıldayanBitecek sanıldığı yerde başlayanMerak ediyorum;“tek adam” olarak Başbakan Erdoğan gitgide kendine zarar verebilecek kadar büyüdüğünü farkediyor ve bunun rahatsızlığını hissediyor mu?Ekonomi konuşalımOnun gücü karşısında demokrasinin ve hukuk devletinin temel unsuru olan kurumlar işlevlerini kaybetmiştir.Başbakan ne isterse o oluyor. Meclis sadece tasdik ediyor. Meclis gibi yargı da artık bu gerçeğe boyun eğmiş durumdadır.Sakıncalı gidişi gören ve bunu parti içinde seslendirecek insanlar belki çıkacak ama iş işten geçmeden yerine getirilmeli bu görev.Erdoğan’ın öfkesine kurban olmak pahasına göze alınmalı...AKP’nin iktidardaki 9 yılını Gazeteport’a değerlendiren eski Sanayi Bakanı Ali Coşkun aynı zamanda partinin kurucularındandır.Şu anda milletvekili ve bakan olsa yine böyle konuşur muydu bilemeyiz ama tesbiti ve uyarısı yerindedir:“Biz bu partiyi lider partisi olarak kurmadık, kadro partisi olarak kurduk. Ancak AK Parti kadro partisinden lider partisine dönüşüyor. Türkiye’nin sıkıntısı bu!”Çare ne?. Liderler siyasi kavgalarla istikrara zarar verecekleri yerde ekonomiye ağırlık verecekler.Ve bu gerçeği herkesten önce Başbakan keşfedecek.Dersim patırtısının ülkeye ve partisine ne kazandırdığını doğru hesap ederse çok da kolay keşfeder!
Dersim tartışması konusunda TBMM Başkanı Cemil Çiçek gerçekçi bir değerlendirme ve doğru bir yönlendirme yaptı.Bir TV söyleşisi sırasında, Dersim’e dair polemiğin bilgi zemininde gelişmediğini buradan doğru bir sonuca ulaşmanın mümkün olamayacağını savundu.Yerden göğe hakkı var.Dersim sahnesinde şu an Başbakan ile CHP lideri oynuyor.Meclis Başkanı Çiçek’e göre siyasi liderler vaktinden önce sahne almışlardır.Bu meseleyi tüm boyutları ile aydınlatma ihtiyacı samimiyetle kabul edilmiş olsaydı iki liderin de konuşmak için Dersim-Tunceli tarihinin tarihçiler tarafından topluma öğretilmesini beklemeleri gerekirdi.Tarih her şeyden önce bilimsel araştırmalarla ortaya çıkarılmalıydı.Bugünkü manzara bizi gerçeklere götüremez. Başka sıkıntılara götürür!Cemil Çiçek, dün önerdiğimiz Meclis araştırması yolunun da bizi sağlıklı bilgiyle buluşturabileceğini belirtti.Ama sormak lâzım; amaç sağlıklı bilgi mi, sömürüden rant sağlamak mı?Fesada gün doğduDersim ve özür temcit pilâvına döndü.Bu ihtiyaç nereden doğdu?Bölgemiz ayaklanmalarla alev alev yanarken, bu ateşin içine çekilme riskimiz her gün biraz daha büyürken birliğimize zarar verecek, dikkatimizi dağıtacak bir meseleye gömülmek gaflet ve dalâlet değilse nedir?Bir VATAN okuru dün “meseleyi sürekli gündemde tutanların niyeti fitnedir” diyordu.Fitnenin Cumhuriyet’i ve nihayet Atatürk’ü hedef aldığından şüpheye düşenler haksız olabilir mi?Atatürk’ü hedef alacak cinnet hali bilsinler ki sadece fitne fesat sahiplerine zarar verebilir. Çünkü Atatürk’ün hiçbir gücün zarar verme iktidarına sahip olamayacağı bir değer olduğuna Birleşmiş Milletler’in eğitim, bilim ve kültür kurumu olan UNESCO tarih önünde tanıklık ediyor.UNESCO’nun 27 Kasım 1978 tarihli kararı, Atatürk inkârcılarını kendilerini rezil edecek bir maceraya karşı koruyacak bir metindir.Özetle de olsa hatırlatmak iyilik olur:Oku ve kendine gel“UNESCO Genel Konferansı uluslararası anlayış, işbirliği ve barış yolunda çalışmış üstün kişilerin gelecek kuşaklar için örnek olacakları inancıyla;Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün (...) olağanüstü bir reformcu olduğunu göz önünde tutarak;Özellikle sömürgecilik ve emperyalizme karşı açılan savaşların ilk liderlerinden biri olduğunu kabul ederek;Dünya ulusları arasında karşılıklı anlayışın, sürekli barışın kurulması için çalışmalarının olağanüstü bir örnek olduğunu ve tüm yaşamı boyunca insanlar arasında hiçbir renk, din ve ırk ayrımı gözetmeden (...) eylemlerini her zaman barış, uluslararası anlayış ve insan haklarına saygı yönünde yapmış olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Atatürk’ün kişiliğini ve eserinin çeşitli yönlerini ortaya çıkarmak üzere...”Bir Fransız düşünürün teşhis ettiği gibi bizim sorunumuz Atatürk’e sahip olmak.Maddi ve manevi mirasının içinde yaşamak ve ondan yararlanmak...Malûm, dağın eteğinden zirvesine bakanlar, onun heybetini fark edemez, takdir edemez!
Başbakan bir gün önce anons ettiği Dersim bombalarını patlattı!Tüm TV kanallarının canlı yayınladıkları konuşmasında, devlet arşivinden çıkardığı belgelere dayanarak 1937 ve 1938 yıllarında yaşanan olaylar için “tüyler ürpertici şeyler” söyledi.Sonra “Kılıçdaroğlu nereye kaçıyorsun; ben mi özür dileyeceğim, sen mi?” diye sordu. Ve şöyle bağladı:“Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ben bu özrü dilerim!”Bir saat bile geçmedi ki bombanın sesi Diyarbakır’dan geldi.CHP Diyarbakır İl Başkanı Muzaffer Değer “CHP İl Başkanı olarak Dersim’de yaşanan olaylardan dolayı Dersim ve Tunceli halkından özür diliyorum” dedi.Yüzleşme ve hesaplaşma böyle olmaz. Kavga ederken söylenen sözler adil bir çözümün, uzlaşının zeminini yaratamaz.Dersim yarasını kaşımanın devletin çimentosu olan ulus devleti tahrip edeceğini PKK’ya karşı yürütülen mücadeleye bile zarar vereceğini unutmamak lâzım.Dersim Cumhuriyet’e ve Atatürk’e saldırmanın bahanesi yapılmamalı.Ama CHP’ye düşen özür borcundan kendi hissesine düşeni ödedi diye Diyarbakır İl Başkanı da linç edilmemeli.Bu hareket ilham uyandırsa fena mı?Başbakan’ın özrünü CHP eksik bulabilir. Buna hakkı vardır. Ama doğru yolu da hemen göstermelidir.Siyasetin şu anda tuttuğu yol ülkenin birlik ve bütünlüğüne zarardır. Doğru yol TBMM’de konuyu bütün boyutları ile araştıracak bir komisyonun kurulmasıdır.Arşivden cımbızla çekilmiş bir iki belgeye değil, gerçeği oluşturan tüm raporları değerlendiren bir araştırmaya dayanarak karar vermelidir.İnsanları korumak için bu kavgayı sokaktan Meclis’e taşımak lâzım.Kimse korkmasın; Cumhuriyet bu zor işi başaracak kadar güçlüdür.Yeter ki devletin hangi ihlâller nedeniyle özür dilediği dürüstçe ortaya konsun.O aşamaya sağlam adımlar atılarak gelinebilirse o borç da vakarla ödenir.Dünkü gazetelerde resmini gördük: Başbakan Merkel’in de hazır bulunduğu birleşiminde Alman Federal Meclisi üyeleri, bütün partiler, Neo Naziler tarafından öldürülen Türkleri anmak ve ailelerinden özür dilemek için saygı duruşunda bulundu.Halkından özür dilemek devleti küçültmez, yüceltir!*****Avukat tuzağıKötü bir idarenin, basiretsiz yöneticilerin sebep olacağı zararı hayal edebilmek için son KCK operasyonuna bakmak yeter..Gözaltına alınanların arasında 47 avukat bulunuyor.Bu kişiler İmralı’da Öcalan’ın yanına avukat sıfatıyla gitmişler ama terör örgütünün kuryesi gibi iş görmüşler.Öcalan’ın talimatlarını bunlar taşımış. Bu faaliyet 2010 Martından beri izlenmiş..Birinci veya ikinci, bilemediniz üçüncü tespitte neden müdahale edilmemiş?PKK’nın başı devlet koruması altında insanlık suçu işlemeye devam etmiştir. Saldırı emrini alan cinayet örgütü o tarihten bu yana 132 hayatı söndürmüştür.İşin başında bu uğursuz çark durdurulmuş olsaydı belki bu insanların çoğu ölmeyecekti.Avukatlar da işin başında “suç işlediniz” diye durdurulsa, geri kalanlar aynı rezil işe belki hiç bulaşmayacaklardı.Avukatlar tuzağa düşürülmüştür adeta.Devlet vatandaşına tuzak kurar mı?
Uzun bir komadan dün uyanan biri Türkiye’nin önümüzdeki Pazar seçim için sandığa gideceğini zannederdi.Başbakan “Öfke de hitabet sanatıdır” demişti bir zaman.Öfke olsa olsa araç olur, tarz olur.Ama öylesine bir süreklilik kazandı ki sonunda öfke, siyaseti yönlendiren bir sanat haline geldi.Her Salı toplumsal gerilimin tavan yaptığı saatler yaşıyoruz. O günler partilerin Meclis grupları toplanıyor. Liderler kendi seçtikleri milletvekillerinden oluşan dinleyicileri, siyasi rakiplerine karşı dolduruyorlar.Ne kadar çok bağırırlarsa o kadar etkili olduklarını düşünüyorlar.Kızgın adamlardan muhalefette olanın avantajlı olması gerekir ama öyle olmuyor. Öfkeyi sanat olarak yücelten Başbakan gündemi belirlemekte baskın çıkıyor.İcraat yaparken devlet gücünü kullanarak sistemle kavgasına devam ediyor.Mesela CHP bir AKP’li belediyeyi en fazla suçlayabilir. Ama iktidar yargıyı kontrol etme avantajını kullanarak benzer bir suçlamayı onlarca tutuklama eşliğinde gerçekleştiriyor.Dün İzmir’de bu oldu.“En etkili savunma taarruzdur“ ilkesi AKP’nin siyasetine yön veriyor.Başbakan CHP’ye göz açtırmamak suretiyle kendisini olumsuz gündemin konusu olmaktan ustalıkla uzak tutuyor. Hele CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün yarattığına benzer bir fırsat yakalarsa...Günlerdir bir Dersim tutturmuş gidiyoruz. Yetmiş dört yıl önce yaşanan felâkete bir taraf isyan, bir taraf katliam diyor.“PKK’nın yaptığına ne diyeceğiz şimdi?”İktidar bunu düşünmeden Dersim’i sömürüyor. Başbakan “O zaman sadece senin partin vardı, özür dilemek sana düşer” diyor Kılıçdaroğlu’na.Ardından “Tuncelilisin işte; bunu söyle. Aşiretini, mensup inanç sistemini söyle; niye kaçınıyorsun?” diye bastırıyor.Türkiye’nin hangi meselesini çözecek bu tartışma?O zaman CHP tek parti. Daha doğrusu bir büyük koalisyon. Bütün siyasi akımların temsilcileri o bütünün içinde. Bayar ve Menderes bile CHP milletvekili değil miydi?Başbakan dün 1939 Erzincan depremini bile bugünün CHP’sini kötülemek amacıyla kullandı. Aşırı dozdur bu ve Kılıçdaroğlu’na mağdur avantajı sağlamış olmalıdır.Dünkü atışmadan zihnimde iz bırakan sözler Kılıçdaroğlu’na aitti:“Evet ben Dersimliyim. Dersimliyim, şimdi de CHP’nin genel başkanıyım. Yarın inşallah Başbakan olacağım.. Hiçbir Dersimli Sayın Başbakan gibi cumhuriyetle hesaplaşma peşinde değildir. Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz dönemdeyiz.”Başbakan bugün Dersim’le ilgili yeni belgeler açıklayacağını söyledi.Dileriz açıklamaları adalete olduğu kadar ülkenin bütünlüğüne de hizmet eder.Bedel yarıya inmeliBedelli ve dövizli askerlik hakkı nihayet Meclis’e geldi.450 bin dolayında kişiye hak doğuyor. Yurtdışındakiler için belirlenen 10 bin Avro kalabilir ama içerdeki “bedel”in indirilmesinde büyük yarar var.CHP lideri Kılıçdaroğlu dün tasarıyı eleştirirken “Garibanın çocuğu askere, varlıklının çocuğu 30 bin karşılığında al tezkere” diye konuştu.Bu sözler büyük bir koroya dönüşmemeli.Çünkü itiraz haklı olacaktır.Yüksek bedel, bu hakkı kullananları kısıtlayacaktır. 30 bin lira ödeyerek 100 bin genç yararlanacağına, 15 bin liraya indirilen bedel sayesinde 200 bin kişi yararlansın.Ödemeler, çoğu borçlanacak olan mükelleflerin hayatını karartmamalıdır.Tasarıyı milletvekilleri Meclis’te bu gözle değerlendirmelidir.