Uzun bir komadan dün uyanan biri Türkiye’nin önümüzdeki Pazar seçim için sandığa gideceğini zannederdi.
Başbakan “Öfke de hitabet sanatıdır” demişti bir zaman.
Öfke olsa olsa araç olur, tarz olur.
Ama öylesine bir süreklilik kazandı ki sonunda öfke, siyaseti yönlendiren bir sanat haline geldi.
Her Salı toplumsal gerilimin tavan yaptığı saatler yaşıyoruz. O günler partilerin Meclis grupları toplanıyor. Liderler kendi seçtikleri milletvekillerinden oluşan dinleyicileri, siyasi rakiplerine karşı dolduruyorlar.
Ne kadar çok bağırırlarsa o kadar etkili olduklarını düşünüyorlar.
Kızgın adamlardan muhalefette olanın avantajlı olması gerekir ama öyle olmuyor. Öfkeyi sanat olarak yücelten Başbakan gündemi belirlemekte baskın çıkıyor.
İcraat yaparken devlet gücünü kullanarak sistemle kavgasına devam ediyor.
Mesela CHP bir AKP’li belediyeyi en fazla suçlayabilir. Ama iktidar yargıyı kontrol etme avantajını kullanarak benzer bir suçlamayı onlarca tutuklama eşliğinde gerçekleştiriyor.
Dün İzmir’de bu oldu.
“En etkili savunma taarruzdur“ ilkesi AKP’nin siyasetine yön veriyor.
Başbakan CHP’ye göz açtırmamak suretiyle kendisini olumsuz gündemin konusu olmaktan ustalıkla uzak tutuyor. Hele CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün yarattığına benzer bir fırsat yakalarsa...
Günlerdir bir Dersim tutturmuş gidiyoruz.
Yetmiş dört yıl önce yaşanan felâkete bir taraf isyan, bir taraf katliam diyor.
“PKK’nın yaptığına ne diyeceğiz şimdi?”
İktidar bunu düşünmeden Dersim’i sömürüyor. Başbakan “O zaman sadece senin partin vardı, özür dilemek sana düşer” diyor Kılıçdaroğlu’na.
Ardından “Tuncelilisin işte; bunu söyle. Aşiretini, mensup inanç sistemini söyle; niye kaçınıyorsun?” diye bastırıyor.
Türkiye’nin hangi meselesini çözecek bu tartışma?
O zaman CHP tek parti. Daha doğrusu bir büyük koalisyon. Bütün siyasi akımların temsilcileri o bütünün içinde. Bayar ve Menderes bile CHP milletvekili değil miydi?
Başbakan dün 1939 Erzincan depremini bile bugünün CHP’sini kötülemek amacıyla kullandı. Aşırı dozdur bu ve Kılıçdaroğlu’na mağdur avantajı sağlamış olmalıdır.
Dünkü atışmadan zihnimde iz bırakan sözler Kılıçdaroğlu’na aitti:
“Evet ben Dersimliyim. Dersimliyim, şimdi de CHP’nin genel başkanıyım. Yarın inşallah Başbakan olacağım.. Hiçbir Dersimli Sayın Başbakan gibi cumhuriyetle hesaplaşma peşinde değildir. Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz dönemdeyiz.”
Başbakan bugün Dersim’le ilgili yeni belgeler açıklayacağını söyledi.
Dileriz açıklamaları adalete olduğu kadar ülkenin bütünlüğüne de hizmet eder.
Bedel yarıya inmeli
Bedelli ve dövizli askerlik hakkı nihayet Meclis’e geldi.
450 bin dolayında kişiye hak doğuyor.
Yurtdışındakiler için belirlenen 10 bin Avro kalabilir ama içerdeki “bedel”in indirilmesinde büyük yarar var.
CHP lideri Kılıçdaroğlu dün tasarıyı eleştirirken “Garibanın çocuğu askere, varlıklının çocuğu 30 bin karşılığında al tezkere” diye konuştu.
Bu sözler büyük bir koroya dönüşmemeli.
Çünkü itiraz haklı olacaktır.
Yüksek bedel, bu hakkı kullananları kısıtlayacaktır. 30 bin lira ödeyerek 100 bin genç yararlanacağına, 15 bin liraya indirilen bedel sayesinde 200 bin kişi yararlansın.
Ödemeler, çoğu borçlanacak olan mükelleflerin hayatını karartmamalıdır.
Tasarıyı milletvekilleri Meclis’te bu gözle değerlendirmelidir.
Kızgın adamlar
Haberin Devamı

