Oynamayın!

9 Aralık 2011

Camcı dükkânına giren filin yarattığı hasar, şike yasasından doğan tahribatın yanında hafif kalır...Geçen günler, çözüme değil olayın kördüğüm hâlini almasına katkıda bulunuyor.Bir yanda abartılmış şike cezalarını dengeli hale getirmek amacıyla yapılan bir yasa var.Diğer yanda ise şike suçlamaları ile ilgili soruşturmanın ürünü olan bir dava ve ona temel olan iddianame...Doğrusu şu ki, bunların birbirlerinden bağımsız yürümesi lâzım.Ama yargının müzminleşmiş hastalıkları burada kendini gösteriyor.Masumiyeti şüpheli rastlantılar birbirini izlemeye devam ediyor:Cumhurbaşkanı Gül’ün şike yasasını veto ettiği gün özel yetkili savcılığın şike iddianamesi mahkemeye gönderilmişti.Tam bir hafta sonra (dün) veto edilen yasayı üç parti (AKP, CHP, MHP) Resmi Gazete’de yayınlatmak üzere Çankaya’ya aynen iade etmek üzere Meclis’te ele almaya karar vermişlerdi ki mahkemenin iddianameyi oybirliği ile kabul ettiği açıklandı.Dava resmen açılmıştır.Ama önümüzde eski yasanın öngördüğü ağır cezalara göre düzenlenmiş bir iddianame bulunduğu halde mahkeme cezaların hafifletildiği yeni yasayı uygulayacak.Meclise mesaj mı?Yasanın değişebileceği belliydi. Savcılık iddianameyi mahkemeye sunmak için bir süre bekleyebilirdi. Beklemedi.Aynı şekilde mahkeme de gelişmelerin yönüne bakarak iddianameyi kabul etmekte acele etmez, sahip olduğu kanuni süreyi kullanabilirdi.Çünkü cezaları hafifleten yasanın Meclis’ten geçirileceği gün iddianamedeki suç isnatlarının ortalığa saçılması, Meclis iradesi üstünde baskı oluşturma kastı olarak değerlendirilebilirdi.Nitekim öyle oldu.Belki de istenen buydu.Sanki yargı, milletvekillerine “Cezalarını hafifletmek için çırpındığınız adamların marifetlerini okuyun, öğrenin de ona göre davranın” demek istemiştir.Gülen cemaatinin bile adının karıştığı bir çorba var önümüzde.Aynı zamanda politikleşmiş bir yargı..Yargı burada satranç tahtasındaki bir taş değil, adetâ oyunu oynayan taraflardan biridir.İktidar siyasetçileri, spor, yargı ve medya çevresi olarak işi yüzümüze gözümüze bulaştırdığımız kesin görünüyor.Gelecek günler, keşke düğümün çözülmesine yarasa. Ama öyle olmayacaktır.Büyük balık aşkıBundan sonra yargının ve federasyon kurullarının bulacakları suçlular birbirini tutmayacak, haksızlıkların ve tatsızlıkların sonu gelmeyecektir.İddianame iki bölüm halinde 401 sayfa tutuyor. Sayılan suçların yarısı doğruysa çoğumuz Cumhurbaşkanı Gül gibi futboldan soğuyacaktır.İşte bu noktada bağışlanmaz bir eksiğimiz ortaya çıkıyor. Sanki bin yıllık devlet geleneğine sahip bir toplum değiliz.Adalet cihazı ve kolluk güçlerinin “büyük balık” avlamak hayaline kapıldığı, müdahale edilmesi gereken olaylara müdahale etmeyip izlemeye aldığı ve buradan örgütlü suça ulaşmak istediği anlaşılıyor.Ceza vermeye kurgulanmış devletle koruyucu devlet arasındaki farktır bu.Şike suçtur ve bunun cezası vardır.Bu suçu işleyen kişiyi mümkün iken yakalamamak, onun başka bağlantılarını bulmak niyetiyle bile olsa pusuya yatmak, sorumlu ve ahlâklı bir davranış değildir.Şikeci eğilimleri özendirecek, cesaretlendirecek yerde suçu işledikleri an yakalayıp cezalandırmak esas olmalıdır.Bundan sonra futbol oynayalım; futbolla oynamayalım!

Devamını Oku

Adalet çığlığı

8 Aralık 2011

Adalet, çığlıklar halinde talep edilen bir özlem haline geldi. Çünkü çağrılar karşılık bulmuyor.Türkiye’de dün en doğru sözü Kılıçdaroğlu söyledi.“Özel yetkili mahkemeler kalkmadığı sürece bu ülkeye demokrasi gelmez” dedi.Düşmana niçin taarruz edilmediğini soran komutana topçu subayı “Efendim birinci sebep barut bitti..” diye başlamış.Komutan “yeter” demiş, gerisini dinlememiş.Barut bittikten sonra konuşacak ne kalır?Bütçe görüşmeleri sırasında CHP lideri Kılıçdaroğlu barutun bittiğine vurgu yapmak için yargının siyasallaşması sorununa özel bir ağırlık verdi.Öteki ülke meselelerini değinme sayılacak sözlerle değerlendirirken hukuk ve adalet sorunlarını bir davacı gibi Meclis kürsüsüne getirdi.CHP lideri İzmir mitinginde Yargıtay’a seçilen yeni üyeleri militan, yüksek yargıyı da iktidarın arka bahçesi diye nitelemiş, bunun üzerine HSYK Başkanı yargı camiası olarak Kılıçdaroğlu’dan özür dilemesini beklediklerini ifade etmişti.Özür gerekiyor ama...Kemal Kılıçdaroğlu kendisinden özür bekleyen yargıçlara seslendi önce:“Dünyanın hangi ülkesinde parasız eğitim istiyoruz dediği için üniversite öğrencileri 19 ay hapis yatar?Dünyanın hangi ülkesinde bir milletvekili hakkında hükümeti eleştirdiği için fezleke hazırlanır?Bana bir örnek göstersinler; basılmamış kitap hakkında yasak getirilsin.Bana o yargıçlar söylesinler; aranan bir insan hâkime gelecek de kaçacak diye tutuklanacak.Böyle bir anlayış olabilir mi; Çin’den daha fazla gazeteci bizde tutuklu...”CHP lideri HSYK’yı da, iktidarı hoşnut edecek şekilde hareket etmeyen hâkim ve savcılara ceza uyguladığı ve sürgün ettiği için eleştirirken “yargının militanlaştığı”na dair iddiasına delil olacak örnekler sıraladı.Özel yetkili mahkemelerin “güçlünün hukuku”nu temsil eden “operasyon mahkemeleri” olduğunu iddia ederek “Asıl onlar benden ve adalet isteyen herkesten özür dilemek zorundadır” dedi.Anlamlı sessizlikHiçbir iktidar grubu, ana muhalefet liderinden gelen böylesine zehir zemberek eleştirileri sükûnet içinde dinlemeye katlanamaz.Dün bir istisna yaşandığını hissettim.AKP milletvekillerinin sabırlı dinleyici duruşları, umut verici bir işaret olabilir mi?.Adalet ve özgürlüğün gasbından dolayı suçlanmayı kimse istemez.İktidar milletvekili olmanın hiçbir avantajı böyle bir vebali taşımaya değmez.Görüntü, yargıdaki militanlaşmadan kaynaklanan fenalıkların AKP’nin Meclis grubunda azap oluşturmaya başladığını düşündürüyor.Lider kadro patlama olmasını beklemeden adalet talebini cevaplamalıdır.Futbolda şike suçlarına verilen cezaları ağır bularak Cumhurbaşkanı’nı harcamayı göze alabilen iktidar milletvekilleri, özel yetkili mahkemelerin yarattığı adalet faciaları karşısında uzun süre tepkisiz kalamaz.Bugüne kadar bile kalmamalıydı!Özel yetkili mahkemeler ve savcılar, en masum demokratik talepleri seslendiren insanları bile “örgüt üyesi” suçlaması ile zindana atıp orada unutuyor.Artık bitsin bu kitlesel işkence.Çünkü ülke bu gidişle yakın bir zamanda demokrasi ve adalet isteyen insanların özlemlerini birleştirdikleri büyük bir suç örgütü görünümünü alacak.Ayıp, yazık, günah değil mi?

Devamını Oku

Onsuz olmuyor!

7 Aralık 2011

Şike yasası nedeniyle geçirmekte olduğu sarsıntı, AKP iktidarının dokuz yıllık geçmişine yakışmıyor!Irak’a asker gönderme talebinin Meclis’te geri çevrildiği 1 Mart 2003 tarihinden bu yana iktidar partisi hiç böylesi bir dağınıklık yaşamadı.Spora düzen getiren bir yasa yüzünden AKP’nin çatlama tehlikesi geçireceğini üç hafta önce biri söylese kim inanırdı?Ama işte böyle bir tehlike doğmuştur.Sebebi de tek adam otoritesinin bir sağlık sorunu nedeniyle ağırlığını kaybetmesidir.Yaşanan tecrübe Erdoğan’ın ne kadar başat bir rol oynadığını ortaya koyuyor.Bu tür bir yönetim anlayışını övmek mümkün değil. Ne çare ki AKP ayrıntı sayılacak kararların bile lider tarafından verildiği bir düzeni sürdürmeye mahkûmdur.Kanıt mı; işte lider bir ameliyat geçirmiş parti ve hükümet sıkıntıya düşmüştür.Şike yasasının Cumhurbaşkanı tarafından veto edilmesi ardından Başbakan Yardımcısı Arınç’ın başını çektiği bir grup, yasa Gül’ün gösterdiği doğrultuda düzeltilsin istiyor.Çoğunluk ise yasaya sahip çıkılması, Çankaya’yı imzaya zorlamak için hiçbir değişiklik yapmadan onaya gönderilmesi gerektiğini savunuyor.Başbakan Erdoğan’ın vetoyu geçersiz kılacak yolun izlenmesinden yana olduğu biliniyor. Büyük ihtimalle AKP grubu onun istediği gibi davranacak, yasanın önünü açacaktır. Ama kendisinin başında durmadığı bir oylamanın 1 Mart tezkeresinde yaşanan sürprizi tekrarlamayacağından kimse emin olamaz.Başbakan kendi tercihini Spor Bakanı Kılıç’ın ağzından dün “tebliğ” etti. Suat Kılıç’ın açıklamasında Cumhurbaşkanı’na da mesaj vardı:“Üç partiden gelen açıklamalara bakılırsa imzalarının arkasında durdukları anlaşılıyor. Bu durumda Sayın Cumhurbaşkanı’nın da farklı bir değerlendirmesinin olacağını sanmıyorum!”Yani vetolu yasa bugün komisyonda ele alınacak, bir-iki gün içinde genel kurula indirilip bütçe arasında oylanacaktır.Peki kabul edilerek geçmesinin garantisi var mı? Hayır, sadece cevapsız sorular var:CHP ve MHP’nin oyları iktidar partisinde çatlama olursa fireyi telâfi etmeye yeter mi?Bunu bekleyip göreceğiz.Doktor ne diyor?Ülkenin sağlığı ile Başbakan’ın sağlığı ne kadar çok birbirine bağlı imiş...Erdoğan’ın ameliyat geçirdiği günden bu yana Ankara’da adeta hayat durdu.Bakanlar Kurulu toplantıları bile yapılmıyor.Siyaset dilini yutmuş; renksiz, durağan.Çünkü tüm faaliyetin motoru Başbakan Erdoğan’dır. O da başkasınca temsil edilemez başkasına devredilemez gücü ve yetkileriyle evinde nekahet geçirmektedir.Hayatın normal temposuna ne zaman kavuşacağını bilmek zorunda olanlar, en başta siyasetçiler, gazeteciler, iş adamları, bankacılar tahmin yapmak için Başbakan’ın, yabancı konukları kabulü nedeniyle çekilip servis edilen resimlerine büyüteçle bakıyorlar.“Bak bak, resimde gülüyor; bu iyi. Ama zayıflamış mı sanki biraz?”Ameliyattan bu yana 13 gün geçti.Doktor elinden çıkmış bir sağlık raporu hâlâ yayınlanmadı.Karanlıkta kuruntu ve dedikodu ürer.Unutmayalım; seçim yapılan her memleket demokrasi değildir.Demokraside halkın bilme, öğrenme hakkına saygı vardır!

Devamını Oku

Top yuvarlaktır!

6 Aralık 2011

Yıllar önce çok bilinen bir slogan vardı: “Ne sağcıyız ne solcu, futbolcuyuz futbolcu...”Partiler, futbolun büyük şemsiyesi altında birleştiler ve o sloganı beklenmedik biçimde hayata geçirdiler.Sonra Cumhurbaşkanı Gül ile Başbakan Erdoğan’ın kaptanlıklarını yaptıkları iki takıma ayrıldılar.Erdoğan’ın takımı şike cezalarını hafifleterek içeridekileri kurtaracak düzenlemeler getiren yeni bir yasa yaparak ilk golü attı.Abdullah Gül de yasayı veto ederek takımı adına durumu eşitledi: 1-1Şimdi uzatmalar oynanıyor.Yasayı hayata geçirmeye çalışanların maçı kazanacakları ihtimali şu anda daha yüksek görünüyor.Çünkü dün iktidar partisi de, iki muhalefet partisi de, veto yiyen yasayı hiç değiştirmeden geri göndererek Cumhurbaşkanı’nı savunmasız bırakacaklarını ve yasayı Gül’e rağmen yürürlüğe sokacaklarını belli ettiler.Gül’ün penaltıyı kurtarma imkânı var mı?Zor ama yine de unutmamak lâzım:Top yuvarlaktır.Ve siyasetçiler de pek köşeli değiller!İktidar milletvekillerinin Çankaya’ya karşı muhalefetle oluşturduğu güç birliği ve AKP’nin bu nedenle uyandıracağı şüpheleri göze alma hâli, siyaset kazanlarının fokur fokur kaynamaya başlamasına sebep oldu.Başbakan’ın ameliyat yorgunluğunu atmaya çalışırken yarattığı boşluğun getirdikleri onun Cumhurbaşkanı seçilerek partinin başından ayrılması halinde tanık olacağımız sürprizlerin fragmanı gibiydi.Bülent Arınç “Tayyip Erdoğan’a da biat etmedim” deyiverdi durduk yerde.Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar “Allah’ın sayesinde milletvekili oldum” diye peşinden geldi.Bu sözlerin muhatabı önemli bir ameliyatın nekahet dönemini geçiriyor; doğru olsa bile söylemenin zamanı mı?İnternet’te dün yoğunlaşan yorumların büyük çoğunluğu “AKP’de bir şeyler oluyor” vurgusunu yapıyordu.Bu tahmin miydi yoksa beklenti mi; bize kalırsa beklentidir, dilektir büyük ölçüde.Çünkü Erdoğan’ın asabi liderliği sayesinde sağladığı disiplinden sıkılan ve değişiklik özlemi çeken bir kitle bulunuyor.Başbakan’ın yarattığı sessizlik, hayal kurmaya ve fantezi yapmaya özgürlük alanı açmıştır. Abartmamak lâzım..Partilerin şike konusunda gerçekleştirdikleri işbirliğini, güzel bir alışkanlık olarak yeni Anayasa sürecine taşımalarını dileriz!Fiyakayı bırakın!Enflasyon için rahmetli Özal “dokuz canlı canavar” derdi. Yıllar sonra işte yine kıpırdamaya başladı.Yılın ilk 11 ayında enflasyonun 9,82’ye yükselmesi, yıllık bazda çift haneli rakamlarla tekrar yüz yüze geleceğimiz ihtimalini ortaya çıkarıyor.Paramızın değer kaybı yıllardan beri yüzde 10’un üstüne çıkmıyordu. Bu bir başlangıç olmamalıdır.İktidarın haklı olarak övündüğü enflasyona direnme başarısı tehlikeye girerse yazık olur.Bu büyü kaybolduğu takdirde morallerin ve dengelerin de bozulacağı unutulmamalı.Enflasyon sosyal adaletin en acımasız düşmanıdır. Fakir fukaranın rızkına musallat olmuş bir parazit gibidir, her türlü haksızlığın maşasıdır.Hükümet fiyakayı bırakıp gerçekçi tedbirlere yönelmelidir.Çünkü hezimet ağırlığında bir başarısızlık duruyor önümüzde.Hedef yüzde 5,5 denmiş ama 11 aylık gerçekleşme yüzde 9,48 olmuş.Yüzde yüze yakın bir sapma var...Ekonomi takımı, yitirdiği güven ve itibarı geri almanın çaresini mutlaka bulmalıdır!

Devamını Oku

Kopamayız!

5 Aralık 2011

Avrupa Birliği üyeliği hedefine inanç ve inatla bağlı olduğu duygusunu uyandırmak AKP’nin en büyük kozu olmuştur.AKP, İslâmcı köklerden gelmenin davet ettiği şüpheleri bu sayede aşmış ve merkez sağdaki yığınların güvenini kazanmıştır.İktidar partisi bu büyük avantajdan vazgeçme noktasına mı geldi?AB Türkiye için vazgeçilmez hedef olma özelliğini kayıp mı etti?New York Times gazetesinde bu soruları irdeleyen bir değerlendirme çıktı.Gazeteye göre 2014 yılında üyelik müzakereleri hâlâ çıkmazda ise Türkiye bu sevdadan vazgeçecektir. Zaten Avrupa’daki ekonomik krizin Ankara’da uyandırdığı aşırı özgüven etkisiyle Türkiye “giderek artan biçimde Batı yerine Doğu’ya” kaymaktadır.AB’nin Türkiye için taşıdığı görünür görünmez yararları en iyi bilen hükümet üyeleri bile AB’yi gözden çıkarmaya hazır duruşlar sergiliyor. Gazete “Türk yetkililer Erdoğan’ın Avrupa’dan uzaklaşarak Washington’u kucakladığını söylüyorlar” diye yazıyor.Tabii ki biz, AB içindeki Türkiye karşıtlarını etkilemek amacıyla böyle bir havanın yaratıldığını düşünmek istiyoruz.Aksi papaza kızıp oruç bozmak olur.Avrupa ile bağlarını koparmış bir Türkiye’nin Arap sokağında da cazibesini yitireceğini unutmamak gerekir.Daha önemlisi Türkiye’nin sürükleneceği bilinmezlikler...New York Times, Türk hükümetinin otoriter damarının, AB üyeliği ihtimalinin zayıflamasına bağlı olarak şimdiden kontrolsüz kabardığını yazıyor.Dikkat!.. AB’den boşalan yeri Amerika ve Arap dünyası dolduramaz.Çünkü ABD bu bölgede sadece “sadık dost” ister. Menfaatine hizmet eden rejimlerin demokrasi olup olmadığına bakmaz.Avrupa Birliği bu yönü ile demokratik gelişimimiz için sigortadır.AB’nin insan hakları ve demokrasi standartlarını denetleyen ve ihlâlleri teşhir eden gücü işler durumdayken bile özgürlükler ve adalet alanında yaşanan sıkıntılar boğucu olmaya başladı.AB’nin sağladığı güvenceyi riske sokamayız. AB’ye yönelik atıp tutmalar taktik düzeyde kalmalıdır. Fazlası zarardır. Milliyetçi tahriklerin sonu karanlıktır!Devlet adamı lâzımİddianamenin ayrıntıları henüz açıklanmadığı halde her şeyin tadı kaçtı.Bir sonraki sezonda üstü çizilecek kulüpler birkaç hafta içinde belli olduktan sonra, yani “gazozuna maçlar dönemi” başladığında en vazgeçilmez zevkimiz ne olacak?Federasyonun “Bu sezonun sonuna kadar ceza uygulanmayacak” sözü güvence değil.Gelecek sezon ceza göreceği belli takımların ve taraftarlarının yaşayacakları tedirginlik, her şeyi berbat edecektir.Olay baştan sona yanlış gelişti.Fenerbahçe yöneticilerinin başkanlarına sahip çıkma duyarlılığı, kişisel bir suçlamayı haksız olarak takıma bulaştırma havası yarattı.En büyük yanlışı belki Futbol Federasyonu’nun kararsızlığı doğurdu.Başta kararlılık gösterilse UEFA meseleye bu kadar yönlendirici bir etkinlik içinde müdahale edemezdi. Federasyon Başkanı savcıdan bilgi aldıktan sonra karar vermeliydi, veremedi, tren kaçtı.1985’teki Heysel faciasından sonra İngiltere Başbakanı Thatcher’ın gösterdiği kararlılık örnek alınabilirdi.Demir Lady İngiliz takımlarını 5 yıl uluslararası maçlardan menetti. UEFA dondu kaldı.Bize de şimdi risk alacak, cesaret gösterecek bir devlet adamı gerekiyor.Federasyon çözemez; olay onun boyunu aşıyor!

Devamını Oku

İyi ki idam yok!

3 Aralık 2011

Büyük takımların maç kaybettikleri hafta sonlarını izleyen Pazartesi’ler üretimin ciddi şekilde gerilediği ölçülmüştü.Futbol halkımız için bu kadar önemlidir.Koyu taraftarın hayatı, takımının başarı durumuna göre aydınlanır veya kararır.İşte bu nedenle şike soruşturmasıyla ilgili iddianame ülke gündeminin bir numaralı meselesidir. Yargı organı da, siyaset kurumu da bu gerçeğin bilinci içinde davranmalıdır.Adalete ulaşmak uzamamalıdır.Lig maçlarının iddiasını, rengini ve rekabetini kaybetmesinin toplumsal moral açısından doğuracağı boşluğu hiçbir tedbir dolduramaz.Elbette Türkiye’de insanlar, şikeci oyunbazların aptal seyircileri durumuna düşmek istemezler. Herkes her maçın mertçe yapıldığından emin olmalıdır.Ama cezaları artırmak buna yetmiyor.İşte o mantıkla yapılan yasaya dayanarak iddianame yazan savcı, Fenerbahçe Başkanı Yıldırım için 132 yıla kadar hapis cezası istedi.Canavar sıfatına lâyık görülen katillerin bile 20 yıl yatmadığı bir ülkede yaşıyoruz.Şikeyle suçlanan bir kulüp başkanına bu cezayı talep etmek, insana ister istemez “iyi ki idam cezası kaldırılmış” dedirtiyor!Pusu kurmuş devlet hayaletiCezaları hafifleten yeni bir şike yasası yapmak, savunulabilir bir ihtiyaçtı.2006’da, şikesi kanıtlanan İtalya şampiyonu Juventus’tan kupa geri alındı, takım küme düşürüldü, yeni sezona (-30) puanla başlatıldı ama başkanına 2,5 yıl görevden men cezası verildi.Şike yapan yönetici bizde ömür boyu hak mahrumiyeti alsın ama hapiste ölmeye mahkûm etmenin adaleti yoktur.Cumhurbaşkanı Gül’ün yasayı veto etmesi kişiye özel af algısı yaratması açısından haklıdır ama cezaların caydırıcılığını yitirdiği eleştirisi pek yerinde değildir.Meclis yasayı ikinci kez ele aldığında cezaları aşırı artırma yanlışına düşmemelidir.Son dönemlerin hastalığı burada da kendini gösteriyor:31’i tutuklu 93 şüpheli, ağır hapis talepleri, tekrar tekrar işlenmiş suçlar, silâh, tehdit, her şey var.Bunu görünce vatandaşına pusu kurmuş bir devlet hayaleti canlanıyor kafalarda:Devlet ağlarını sermiş, avını bekliyor. Ama tuzağa düşeni hemen yakalamıyor, takibe alıp yeni suçlar işlemesi için izliyor.Yargı ve polis görevini “koruyucu” anlamda yapsaydı, iddianamenin saydığı suçların belki yarısı önlenir, işlenmezdi.Her sezon temiz başlangıç...Çeşitli konularda bol sanıklı, ağır cezalı “devrim mahkemeleri” görüntüleri yaşamak yaşatmak ayıp oluyor!400 sayfalık iddianamenin ayrıntısını öğrenmek için mahkemenin onayını beklemek zorundayız.Şimdiye kadar 40 dolayında şüpheli kamuoyu önüne çıktı. Ama iddianamede şüpheli sayısı 93.Yani 50 dolayında yeni sima ve yeni suç isnatları ile karşı karşıya geleceğiz. Yorum yapmak için beklemek gerekecek.Son uyarımız şudur:Kişisel suça kitlesel ceza tertip etmenin yanlışından sakınmaya çalışalım.Aynı şekilde, sonrası için federasyonun delil durumuna göre takımlara ceza tertip ederken kendini asıp kesmeye mecbur hissetmemesi önem taşıyor.Yönetici veya sporcu suç işler, cezasını da görür. Onların işlediği suçtan kulübün bir kazancı olmuşsa, o geri alınır, adalet yerini bulur, mesele kapanır.Böylelikle her yeni sezon, temiz bir başlangıç yaratır. Bizde niye olmasın?

Devamını Oku

Yakın şu feneri!

2 Aralık 2011

Eğer CHP’li Tarhan’ın tehşisi doğruysa acele icabına bakmak lâzım. Ne diyor?“İçinden Deniz Feneri geçen her şey iktidarı alerji yapıyor!”Medyadaki otosansür, Deniz Feneri dolandırıcılığı ile ilgili haberlerin kamuoyu önünde hak ettiği ölçüde irdelenmesine imkân tanımıyor.Oysa tüm bulgular, bu meselenin sonuna kadar deşilmesi ihtiyacını duyuruyor.Çünkü Almanya’daki Türklerin merhamet duygularını sömürerek toplanan paralarla işlendiği öne sürülen suçlar ve günahlar, imzasız ihbar mektuplarına veya gizli tanık ifadelerine dayanmıyor.Deniz Feneri e.V. davasına bakan ve orada yakalayıp yargıladığı “maşa”ları mahkûm eden Alman mahkemesinin kararına dayanıyor. O mahkeme asıl suçluların Türkiye’de olduklarını söyledi.Alman adaletinden gelen çağrı, hak ettiği ciddiyetle ele alındı mı; hayır.Uzun bir ipe un serme dönemi ardından soruşturma hız kazandı. Eski RTÜK Başkanı Akman ve iktidara yakın bazı kişilerin tutuklanmaları ardından görevli savcılar beklenmedik biçimde soruşturmadan alındılar.Savcılardan Mehmet Tamöz, Deniz Feneri şüphelilerinin sahibi veya ortağı oldukları şirketlerin İstanbul Belediyesi’nden aldıkları ihaleleri soruşturma görevini üstlendi.Ama çok geçmeden bu soruşturma da Savcı Tamöz’den geri alındı.Sanki görünmeyen eller, yolsuzluk barındıran karanlığa projektör tutulmasını önlemeye uğraşıyor. Millet merak ediyor:Bu arsızlık nereden cesaret alıyor?CHP olayı unutturmamak için İçişleri Bakanlığı döneminde Beşir Atalay’ın soruşturmaya müdahale ettiği, arama kararlarını şüphelilere sızdırdığı gerekçesiyle gensoru talebinde bulundu.Bu talep de “Beşir Atalay şu anda İçişleri Bakanı değil” diye geri çevrildi.Meclis’teki bütün AKP milletvekillerinin Deniz Feneri olayını unutturmaya çalışan etkili azınlığa boyun eğme mecburiyeti yoktur.Çünkü adaletin önünü kesme çabaları suçluları korur, hatta belki kurtarır ama iktidar partisi kurumsal olarak töhmet altında kalır.AKP milletvekillerinin sağladığı siyasi güçten Deniz Feneri zanlılarını yararlandırmak, hukuken ve ahlâken bağışlanmaz bir suçtur.İktidar mensupları Deniz Feneri’nden elbette rahatsız olmalı ama bu rahatsızlık devlet mekanizmasını, suçu örtmeye değil gerçekleri ortaya çıkarmaya zorlamalıdır!Süper CumhurbaşkanıTayyip Erdoğan’dan sonra AKP’nin başına kim geçsin?Cumhuriyet’ten Utku Çakırözer’in yazdığına göre yabancı bir kuruluş adına bu sorunun cevabı aranmış. Yazar araştırmayı yapan şirketi de, yaptıran yabancı kuruluşu da açıklamıyor.Bu nedenle sonuçları farklı okumak gerektiğini düşünüyorum.Lider adayları küçük farklarla sıralanıyor: Davutoğlu, Gül, Arınç, Babacan.Fakat can alıcı soru sona bırakılmış:“Erdoğan’dan başka biri lider olursa AKP’ye oy verir misiniz?”Bu soruya AKP seçmeninin yüzde 35,8’i “veririm” derken yüzde 46,8’i “vermem” demiş.Araştırmanın sokakta değil, siyaset mühendisliği bağlamında masa başında üretildiğinden şüphe etmek için yeteri kadar sebep var.Erdoğan sonrası için korku yaratılıyor: Eşit şansa sahip dört aday parçalanma riskidir.Erdoğan’sız AKP’nin yüzde 47 küçüleceği alârmını vermek ise radikal önlemin gecikmeden alınması için çağrıdır.Çözüm belli: Başbakanlık yetkileri ile Çankaya’ya çıkmış Süper Cumhurbaşkanı...Başkanlık sistemi tartışmalarına gömülmeye hazır olalım!

Devamını Oku

Haydi artık!

1 Aralık 2011

Adalet için yakaranlar, Türkiye’nin en büyük, en kalabalık korosunu oluşturuyor.İşin tuhaf yönü şu ki, Meclis’te ezici çoğunluğa sahip iktidar partisi önderleri bile adalet özlemini hiçbir komplekse katılmadan, “timsah gözyaşı” benzetmelerine aldırmadan yüksek sesle paylaşıyorlar.Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın şu sözleri unutulmadı:“Deniz Feneri sanıklarıyla ilgili tahliye kararının bütün davalarda yargılananlar için emsal teşkil ettiğine inanıyorum. Sebahat Tuncel isimli parlamentere tanınan imkânın (seçilince tutukluluğu sona erdirildi) bugün milletvekili seçilmiş Mustafa Balbay, Haberal ve Engin Alan’a uygulanmamasını benim vicdanım kabul etmiyor...”Arınç dün NTV’ye bu sözlerinin arkasında durduğunu anlatıyordu.AİHM Türk Yargıcı Işıl Karakaş’ın dedikleri de bir tespit değil, adalet sistemimiz için ağır bir suçlama, adeta yüz karasıdır.Yargıç Karakaş “yaşama hakkı, işkence ve kötü muamele, adil yargılanma hakkının ihlâli, mülkiyet hakkı ve ifade özgürlüğü” gibi konuların “Türkiye’nin en sorunlu alanları” olduğunu söyledi bir bilimsel toplantıda.Sözünü ettiği sorunlardan herhangi biri bir ülkede demokrasi bulunmadığını ispata yetecek sebeptir. Bu durumda biz cehennemdeyiz!Ana muhalefet olarak CHP’nin en güçlü yanı, çok sayıda nitelikli hukukçuya sahip bulunmasıdır.Dün NTV’de Arınç, öneri getirmeleri için CHP’ye çağrı yaparken bu partinin iki hukukçu parlamenteri olan Emine Ülker Tarhan ile Rıza Türmen “Acil Demokrasi Paketi” başlığını koydukları bir paketi kamuoyuna açıklıyorlardı.Paket seçim barajının yüzde 5’e indirilmesi, işkenceye dönüşen uzun tutukluluk sürelerinin indirilmesi, milletvekillerinin tutuksuz yargılanmaları dâhil, Türkiye’yi AİHM’de Avrupa’nın en adaletsiz ülkesi konumuna iten sebepleri ortadan kaldıran çözümler öneriyor.Muhalefetin iktidara ufuk açıcı çabalar harcadığı bir meclis, devletin kurucu kahramanlarını sabahtan akşama sövüp sayan ve ulusal birliğe zarar vermekten çekinmeyen zihniyetin doluştuğu bir meclisten bin kat iyidir.Türkiye’yi adaletten yana özürlü ve eksikli duruma düşüren sebepleri, iktidar çoğunluğunun geçmişe dönük öc alma duygusu üretti. İntikam duygusu çok can yaktı, çok ocakları dağıttı. Artık yürekler soğumalıdır.İktidar CHP’nin çabalarını takdir ederek özendirmeli, millet de Meclis’te kavga gürültü değil işbirliği manzaraları izlemeye başlamalıdır.***Bu da bir tecrübeydi, geçtiDün bazı internet sitelerinde VATAN çalışanlarına ücretlerinin ödenemediğine dair haberler çıktı.Baştan söyleyeyim; maaşlarımızı dün aldık!Sadece yarım günlük bir gecikme oldu. Onun nedeni de sık görülmeyecek bir aksaklıktı.Bildiğiniz gibi Milliyet ve VATAN gazetelerinin imtiyaz sahibi DK Gazetecilik’te ortaklar arasındaki anlaşmazlığı kovuşturan mahkeme gazetelere geçici kayyum atamıştı.Dünkü sorun, kayyumlardan birinin soyadındaki tape hatası sebebiyle doğdu. Bu hatanın mahkemeden düzeltilmesi ve imza sirkülerinin yenilenmesi yetişmeyebilir, maaş ödemeleri gecikebilirdi.Ama şimdiye kadar para trafiğinin tıkanma belirtisi gösterdiği her durumda yükümlülükleri üstlenen Demirören Grubu yine devreye girdi ve sorunu çözdü.Bu duyarlılık ve özveri nedeniyle çalışanlar olarak teşekkür ediyoruz.Olayın, ortaklar arasındaki ihtilâfa bakan mahkemeye adil bir karar oluşturma yolunda doğru mesajlar vereceğini de umuyoruz. Anlayacağınız gazete sahipliğinde liyakat konusunda dikkate değer bir tecrübe yaşadık.

Devamını Oku