İstenmiyorsun!

28 Aralık 2011

Vatan ve Milliyet gazeteleri ortaklarının mahkemelik anlaşmazlığıyla ilgili haberlere objektif bir açıklama getirmek zorunluluk halini aldı.VATAN’ın yönetici kadrosu adına okurlarımızı bilgilendirmek istiyorum.Bilindiği gibi Vatan ve Milliyet gazetelerini Demirören ve Karacan ailelerinin yüzde 50’şer payla kurdukları DK Gazetecilik A.Ş. satın almıştı.Sözleşmeye göre Karacan ailesine ait İki Numara Radyo ve Televizyon Yayınları AŞ’nin yarısı Demirören Grubu tarafından 20 milyon dolara satın alınacaktı. Çünkü bu şirketin değerinin 40 milyon dolar olduğu öne sürülmüştü. Ancak sonra belgeleri gizlenen şirketin borca batık olduğu ortaya çıktı.Karacanlar 20 Temmuz’dan beri yoklar. Ve çalışanlar olarak varlıklarını biz sadece parasal sorunlara çözüm arayışlarının önünü tıkayan muhalefetleri sayesinde hissediyoruz.DK Gazetecilik için yaptıkları sermaye taahhütlerini yerine getirecekleri tarih olan 21 Temmuz’dan bir gün önce de yönetim kurulundan istifa ederek ortadan kaybolmuşlardır.Suçlarken itiraf ettiKaracanlar’ın önceki gün yaptıkları açıklamada sözünü ettikleri suçlamalar, yani “çift imza gerektiren şirkette sadece Demirörenler’in imzasıyla para alışverişleri, yönetim kurulu onayı olmadan yapılan borçlandırmalar” gerçekte Karacan tarafının suç ve kusurlarının itirafıdır.Karacan tarafı yükümlülüklerini yerine getirmiş olsaydı hiçbir aksaklık doğmazdı.Karacanlar’ın iddiaları Demirören tarafının suçlarını değil, aslında onların gazeteler için yaptıkları fedakârlığı anlatıyor. Çünkü Karacan’ın suç saydığı bu ödemeler yapılmasa gazetelerin yayın hayatı belki daha ciddi tehlike yaşıyor olacaktı.Karacan ailesinin son açıklamasında “Karacan Grubu Demirören’den Milliyet ve Vatan gazetelerini, yatırdıkları parayı kuruşuna kadar iade ederek satın almaya hazırdır” ifadesi yer alıyor.Karacan’ın bu güce sahip bulunmadığını biliyoruz. Herkes biliyor. Karacanlar’a ait şirketin merkezi gösterilen beş metrelik han odası bu meydan okumanın sahteliğine kanıttır.Çarpıtmada rekor...Karacan açıklamasında yer alan “Bu gazeteler ve çalışanlarının geleceği ile daha fazla oynamayın” çağrısına gelince... Gerçeğin bu kadar çarpıtılmasına seyirci kalınamaz. Böyle bir çağrıya tanıklığımızı hiçe sayarak Demirören tarafının muhatap edilmesi, fütursuzluğun şahikası ve gerçeklerin ters yüz edilmesidir.Yarattığı yönetim boşluğu ve çıkardığı sürekli engeller yüzünden gazetelerin ve çalışanlarının geleceği ile oynama vebali baştan beri Karacan tarafının omuzlarındadır.Çalışanlar olarak bu gerçeği en yakından biz biliyoruz ve anlaşmazlığı kovuşturan mahkemenin de bir an önce bu gerçekleri görmesini, gazeteleri ve çalışanlarını esenliğe çıkaracak kararı bir an önce vermesini bekliyoruz.Yaşadığımız beş aylık tecrübe, kayyumla gazete yönetilemeyeceğini ve Karacanlar’ın olanakları ile bu gazetelerin yaşatılamayacağını öğretmiştir.Karacanlar ayrıca, bu uyuşmazlık sürecindeki tutumları nedeniyle uğradıkları güven kaybını görmeli, istenmediklerini bilmeli, uzlaşma olanaklarını bu zeminde aramalıdır.Gazetelerin ve çalışanların çıkarı, Karacan’ın artık yolun üstünden çekilmesidir.Daha fazla zaman kaybettirmenin, sebep olan herkese, oyun kurucusundan alet olanına kadar herkese büyük vebali vardır!

Devamını Oku

Çiçek çok bekler

27 Aralık 2011

Daha demokrat, daha özgür bir Türkiye ülküsü, yeni anayasanın hareket noktasıdır.Ama “Ne ekersen onu biçersin” demişler.Eğer ruhlar özgürlük ve demokrasi ile beslenmiyorsa hayalini kurduğumuz cenneti yaratamayız. Neye lâyıksak oraya varırız.Bir TV mülâkatında Meclis Başkanı Cemil Çiçek’e hatırlatıldı:“Birçokları kanuni takibata uğramaktan korkuyoruz gerekçesiyle görüş açıklamıyor!”Bu doğrudur; üniversitelerden bile sadece biri taslak gönderdi.Bu durum yeni YÖK düzeninin üniversiteleri ne kadar zavallı bir duruma getirdiğini gösteriyor.Korku dağları bekliyor.TBMM Başkanı, kimsenin korku duymasına gerek olmadığını anlatırken şunları söyledi:“Bize gelen görüşleri ‘hukuka aykırıdır’ diye savcılığa vermiyoruz!”Çağdaş Gazeteciler Derneği son KCK operasyonu ile tutuklu gazeteci sayısının 99’a ulaştığını öne sürdü.Açıklama, meslek adına yapılan cesur bir özeleştiriydi ve özetle şöyle deniyordu:“Gazetelerin, televizyonların, ajansların baskı karşısında sindiğini gördükçe mesleğimizden utanıyoruz. Peki ya siz gazete yöneticileri, anchorman’ler, editörler, yazarlar; arkadaşlarınız bir bir götürülürken yüzünüz kızarmıyor mu? Bu suskunluğun bir gün gelip sizi de vuracağını hâlâ görmüyor musunuz? Utanmıyor musunuz?”İyi bir anayasayı özgür düşünceli, korkutulmamış insanlar yapabilir. Medyası özgür olmayan bir ülke, “toplumsal mukavele” tarifine uyacak bir anayasa yapamaz..Türkiye’ye maalesef polis devletinin boğucu havası çöktü.İçişleri Bakanı Şahin’i dinleyenler nefes darlığının sebebini anlayabilir.Bakan, resim yaparak, şiir veya makale yazarak terör propagandası yapanların bulunduğunu öne sürerek şöyle devam ediyor:“Terörle mücadele edenle mücadele ediliyor. Arka bahçe İstanbul’dur, İzmir’dir, Viyana’dır, Londra’dır, Washington’dur. Üniversitede kürsüdür, dernektir, sivil toplum kuruluşudur. Oraya da sızmışlardır. Bakmışsınız kültür, eğitim derneği, bakarsınız ‘think tank’ kuruluşu...”Türkiye’deki güvenlik siyaseti de, polisin acımasızlığı ve özel yetkili mahkemelerin cezacı inadı da ilhamını Bakan Şahin’in seslendirdiği bu kuruntulardan alıyor.Adalet ve özgürlük havası, yeni anayasadan önce gelmeli ülkeye. Bu kasvet, ancak böyle dağılır, cesaret öyle uyanır.Yoksa TBMM Başkanı Cemil Çiçek taslak gelecek diye daha çoook bekler!Doğru çözüm veto!Milletvekili aylığının 19 bin liraya çıkması halkta büyük tepki uyandırdı.Tabii siyasi sömürü malzemesi de çıktı.İktidar bu arada muhalif medya bırakmama çabalarının meyvelerini topladı!“Kıyak maaş” yasası Meclis’ten 217 oyla geçti. Bu oyların 216’sı AKP’ye aitti. Dışardan tek oy CHP’li Toptaş’tan geldi.Ama dünkü yandaş gazeteler, yapılan aç gözlülüğü CHP’ye yamıyorlardı.Mesela Yeni Şafak’ın manşeti “CHP kıyak imzayı attı kayboldu” diyordu.CHP medyadaki bu adaletsiz güç dağılımı ile seçime gitmeye nasıl razı olacak, düzeltmek için ne yapacak, merak ediyorum.Tabii bugünün konusu kıyak maaş yasasını mahkûm etmektir.CHP Anayasa Mahkemesi’ne gidecekmiş. Çok risklidir.Doğru çözüm Çankaya’dan vetodur!Cumhurbaşkanı’nın adalete ve demokrasiye inancı varsa, hile ile geçirilmiş bu yasayı veto eder.Milletvekilleri gözümüzün içine baka baka bu paraya ne kadar muhtaç olduklarını anlatsınlar, dinleyelim!

Devamını Oku

Gül’ün borcu

26 Aralık 2011

Demokrasiye inanç ve parlamentoya güven duygusu hiç bu kadar derin yara almamıştı.Sebep tabii ki milletvekillerinin aylıklarını 19 bin liraya çıkarma kurnazlıklarıdır.Millet Fransa’dan yediğimiz Ermeni kazığına köpürürken, milletvekillerinin bu toplumsal zayıflık anını maddi menfaatleri için kötüye kullanmalarıdır.“Bu ülkede demokrasi var mı” anlayacağız.Ortada bir yanlışlık olduğu kesin.Milletvekilleri, kamuoyu önünde zam istemekten utandıkları için “cambaza bak” hilesine başvurmuşlardır.Almaya çalıştıkları paranın ölçüsü ve savunulur yanı yoktur.Türkiye Avrupa’nın fert başına milli geliri en düşük ülkelerinden biridir. Önü alınamazsa Avrupa’nın en yüksek maaşlı parlamenterlerine sahip ülkesi olacaktır.Demokraside böyle dengesizlik olmaz!Milletin tepkisine sebep olan bu çirkin operasyon, Cumhurbaşkanı’ndan onay alarak kanunlaşmamalıdır.Zaten suçüstü yakalanma hâlinden sonra maaş zammının savunucusu kalmadı ortada. “Kıyak yasa” cami avlusuna terk edilen bebeğe benzesin istediler ama boşuna.Bebeğin anası da belli, babası da.Memurun, işçisinin, emeklinin maaşına yüzde 3 zammı yeterli gören hükümete itiraz etmemenin rüşveti, sus payı olabilir mi milletvekillerinin zammı?Abdullah Gül’ün yasayı veto edip etmediğine bakarak karar vereceğiz buna.Cumhurbaşkanı “Zammın gerekçesi millet önünde açıkça tartışılmadı. Bu eksiği gidermenize ve halkı ikna etmenize olanak sağlamak için geri gönderiyorum” demelidir.Veto Gül hesabına yalnız Anayasal bir hak değil ondan önce ahlâki bir borçtur.Başbakan Erdoğan da nahoş bir kazaya meydan vermemek için görüşünü açıklamalı ve ağırlığını koymalıdır.Aksi halde “ileri demokrasi” iddiasının içeriğine bakanlar, ileri gitmiş açgözlülük ve haksızlık dışında bir şey bulamayacaklardır!Doğrular - yanlışlarTerör örgütüne karşı yürütülen mücadelede başarılı sonuçlar elde edildiği haberleri geliyor.Bu elbet sevindiricidir.Ama fazla da büyütmemek gerekir. Çünkü TSK ve polis gücü ile 2000’li yılların başında PKK terörü neredeyse bitirilmişti.Son yıllarda açılım takıntısının yarattığı tereddütler ağır bedel ödetmiş, bu tecrübe “terör örgütü ile müzakere olmaz” gerçeğini nihayet bu iktidara da öğretmiştir.Eli kolu serbest bırakılan güvenlik güçleri işte yeniden başarılı sonuçlar alabiliyor.Bu mücadelenin siyaset ayağındaki çabalar terörle mücadelenin ciddi tutulması sebebiyle daha verimli olacaktır.Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay “yargı sisteminin hızlandırılmasını ve şiddet içermeyen her düşüncenin serbestçe ifade edilmesini” mümkün kılacak bir paket üstünde çalıştıklarını açıkladı.Doğru bir adımdır bu.Demokratik haklar gelişmeli ama bu mesajlar terör örgütünün varlığına bağlı bir taviz görüntüsü taşımamalıdır.Başbakan Yardımcısı Arınç’ın bütçe konuşmasındaki “Kürtlerin tüm haklarını vereceğiz” sözleri ölçüsüzlüktü.Arınç, PKK’ya son zamanlarda verdirilen kayıplara karşı ağrı kesici mi kullanıyor?Hayal uyandırma yanlışı tekrarlanmamalı.Terörle savaşın askeri ve siyasi boyutları birbirine karıştırılmamalıdır. PKK kayıp verdikçe Kürtlerin vaatlerle teselli edilmesine dayanan siyasetlerden uzak durulmalıdır.PKK’nın bitmesi değil bitmemesi hayret vericidir.Terör çağının son kalıntısı Türkiye’de hâlâ yaşıyorsa siyasetçilerin ayıbıdır.Terörün ipoteği yanlış yapmazsak yakında çözülecektir!

Devamını Oku

Kediye ciğer!

24 Aralık 2011

Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, Atatürk’ün mirasıdır. Hedefleri de vasiyeti...Kuruluş kanunlarında bu kurumların görevi “Atatürkçü düşünceyi, Atatürk ilke ve inkılâplarını, Türk kültürünü, Türk tarihini ve Türk dilini bilimsel yoldan araştırmak, tanıtmak, yaymak ve yayınlar yapmak“ diye sayılıyor.Ama daha açık ifadeleri Atatürk’ün kendi sözlerinde bulmak mümkündür:“Cumhuriyetçilik ve sosyal devrim, laiklik ve yenilik severlik, Türk’ün öz malı ve özelliği haline geldiğini görmek benim için büyük bahtiyarlık olacaktır.”“Biz büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Birçok eski müesseseleri yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak lâzımdır.”“Mesut inkılâbımızın aleyhinde fikir ve his taşıyanları aydınlatıp doğru yolu göstermek münevverlere düşen milli vazifenin en mühimi ve birincisidir.”Gül iki hata yaptıBu kuruma yapılan atamalardan sonra şüpheye düşenlere hak vermek gerekir. Cumhurbaşkanı geçen hafta kurumun danışma ve yönetim kurullarına bu görevi yerine getirmeye, birikimleri değilse bile eğilimleri, daha doğrusu saplantıları müsaade etmeyecek kişiler atadı.Hata yaptı ve eleştirileri hak etti:1. Kuruluş yasası cumhurbaşkanlarını kurumun koruyucu başkanı sayıyor.Büyük çoğunluğu muhafazakâr eğilimlere sahip, iktidar destekçisi gazetede yazarlık yapan kişileri, Atatürk hakkında iyi ve doğru düşünceler beslemediklerini bile bile bu kurumun üst yönetimine atamak, koruyucu değil tahripkâr bir niyetin yansımasıdır.2. Anayasamız Cumhurbaşkanı’ndan tarafsız olmasını istiyor. Abdullah Gül Atatürk’ün mirası olan bir kurumun yönetici seçiminde bile partici gibi davranmıştır.Atatürk’ün mirası olan kuruma Atatürk’le sorunu olan, ona karşı çıkışlar yapmanın ucuz kahramanlığına tamah eden kişileri yönetici yapmak, yeni Atatürk düşmanları üretmenin teşvik ve tahrikinden başka ne işe yarar?Hele bunlardan konuşmayı çok seven biri (eski Ülkü Ocakları yöneticisi, sonra Çiller’in danışmanı, ardından AKP milletvekili adayı, Zaman gazetesi yazarı) Mümtazer Türköne, bu tayinle kediye ciğer teslim edildiğinden korkanları daha da korkutan şeyler söylüyor uzatılan her mikrofona:Bu nasıl sevmek?..Neymiş; Atatürkçülük tam bir bağnazlık, yobazlık ve çağdaşlığa kapalılık şeklinde yayılıyormuş..Atatürkçülük aslında Türköne’nin sözünü ettiği ilkellik ve yozlukların sebebi değil çaresidir. Bu tarif onu anlamak istemeyenlerin iftirasıdır.Bülent Arınç bile iki ay önce Üsküp’teki bir konferansta onun hakkını verdi:“Atatürk, değişime açık, millet iradesine dayanan, tam bağımsız bir cumhuriyet vizyonuna da sahiptir. O hem geleceği gören hem mücadeleci, hem de devrimci özellikleri ile milleti ve devleti için tarihin akışını değiştirmiştir.”Mümtazer Türköne “Atatürk’ü severim ama” anlamına gelen parantezler açıp, çağa damgasını vurmuş devrim ve ilkeleri kötülüyor.Atatürk sahte sevgisini kullanarak kurnazlık yapıyor. Bundan böyle kurumun fonlarını kendisi gibi düşünenlere mi yönlendirecek?Atatürk bunu bile görüp uyarmıştır halkını:“Bana muhalif olanlara bir şey demem; olsunlar. Fakat muhalif oldukları halde beni seven halka karşı kendilerini benimle beraber gibi göstermeye kalkışmaları... Hayır, böyle ikiyüzlülüğe tahammül edemem.”Bu tayinler yanlıştan ötedir. Tahrip ve tahrik edicidir. Keşke geri alınsa. Hatadan dönmek erdemdir!

Devamını Oku

Helâl olmaz!

23 Aralık 2011

Türk siyasetçilerin üstün özelliği kıyak emeklilik golleri atmaktaki benzersiz ustalığıdır.Hemen her yasama döneminin bir “karanlık aralığında” Tevfik Fikret’in “Han-ı Yağma” şiirini hatırlatırlar millete:Yiyin efendiler, bu han-ı iştiha sizin;Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!Türkiye önceki akşam saatlerinde Fransa Ulusal Meclisi’nin kabul ettiği küfür gibi yasanın öfkesiyle köpürürken bizim meclis masum bir yasa üstünde müzakereler yürütüyordu.Sonra dört parti grubunun uzlaştığı bir önerge ortaya çıktı. Önerge milletvekillerinin emekli aylıklarını Cumhurbaşkanı’nın ödeneği ile ilişkili hale getiriyordu.Böylelikle iki yıl milletvekilliği yapanlar emeklilik hakkı kazandıkları gibi emeklilik aylığı bir katından fazla artarak 7 bin 750 liraya çıkıyordu.Maaşlar şu anda 11 bin 250 lira olduğuna göre milletvekillerimizin aylık gelirini toplamda 19 bin liraya yükselten bu operasyon millete nasıl açıklanacaktı?Dünyada benzeri yokİş sona yaklaşırken parti yöneticileri işledikleri ahlâki suçun altında ezilmeye başlamış olmalılar ki, üç muhalefet partisi başta destek verdikleri halde teklifin tümü oylanırken ret safına geçtiler.TBMM üyelerini dünyanın en yüksek aylık alan milletvekilleri yapan teklif 216 AKP ve 1 CHP milletvekilinin oyu ile yasalaştı.Millet, Sarkozy’nin attığı Ermeni kazığı yüzünden sinir krizleri geçirirken;Meclis Televizyonu’nun yayında olmadığı bir saat bu iş için seçilerek;İlgisiz bir tasarıya “kıyak tokadı” yerleştirilerek Meclis tarihimizin en ayıplı operasyonu tamamlandı.Dün sabah Ankara’daki gazeteciler cüzdanlarını çaldırmış dar gelirli memur psikolojisi içinde uyandı. Ama soru soracak kişileri ara ki bulasın!Meclis kıyak emekliliği kotarıp 3 Ocak’a kadar sürecek tatile girdiği için sadece TBMM Başkanı Cemil Çiçek’i bulabildiler.O da bu iyileştirmeye ne kadar ihtiyaçları olduğunu filan anlattı. Dünya parlamentolarını da dikkate aldıklarını söyledi.Ama Google’da kısa bir gezinti yapan, bu bilginin gerçeği yansıtmadığını görebilir.Bu zamlar sus payı mı?Mesela Norveç.. Kişi başına gelirin 98 bin dolar olduğu bu ülkede milletvekili aylığı 7 bin 500 dolardır.İsveç’te kişi başına gelir 65 bin dolarken parlamenter aylığı 4 bin 200 dolardır.İngiltere.. Kişi başına gelir 46 bin dolar parlamenter maaşı 6 bin 200 dolardır.İspanya’da kişi başına gelir 37 bin dolar milletvekili aylığı 3 bin 800 dolar.Milli geliri Türkiye’ye yakın Polonya’da (kişi başına gelir 14 bin dolar) parlamenter aylığı 1.893 dolar.Yeni düzenleme ile Türk parlamenterin aylığı 19 bin liraya yükseldiğine göre bunun karşılığı 10 bin dolardır.Kişi başına gelirin 98 bin dolar olduğu Norveç’te bile parlamenter bu parayı almıyor.Ulusça hakarete uğradığımız karanlık bir gecede, hileli bir yöntemle adeta yangından mal kaçıran dört parti, bu yasayı hemen şimdi, ikinci bir Büyük Koalisyon yaparak geri almanın, iptal etmenin çaresini bulmalıdırlar.Ortada büyük bir ayıp var.Hükümetin işçi ve memur aylıklarına yüzde 3 zam önermesini sendikalar bile dilleri tutulmuş gibi izliyor.Milletvekillerine yapılan ölçüsüz zamlar “sus payı” mıdır?Unutulmasın; kamuoyu önünde savunulamayan bir zam meşru olamaz.Mecliste örgütlü suç yöntemi ile artırılan maaşları millet helâl etmez!

Devamını Oku

Sakin olalım

22 Aralık 2011

Fransa Ulusal Meclisi, saygınlığının ağır hasar görmesine sebep olacak büyük bir suç işledi.Başbakan Erdoğan’ın dediği gibi Fransız ihtilâlinin temeli olan özgürlük, eşitlik ve kardeşlik ilkeleri, oy peşinde koşan siyasetçilerin bencil ve aç gözlü saldırganlığı yüzünden ayaklar altında kaldı.Ermeni soykırımı iddiasının reddini hapis ve para cezası yaptırımına bağlayan teklifi yasalaştırmak, apaçık bir özgürlük ve insan hakları cinayeti idi.Çünkü bilimsel olarak kanıtlanmamış ve hiçbir mahkemenin hükmüne bağlanmamış “Ermeni soykırımı” üstünde şüphe ifade etmek bile Fransız Meclisi’nin dünkü kararından sonra artık suçtur, yasaktır.Türkiye arşivlerini açtı ama bu iddiaya taraf ülkelerin birçoğunda hâlâ gün yüzü görmemiş tarihi belgeler var.Bunlar bilim adamlarını bekliyor.Ama hayır; “soykırımın inkârını suç sayan yasa hiç değilse bilim adamlarını kapsamasın” diyen önerge de reddedilerek bilimsel araştırmaların dahi yolu kesildi.Bu kadar kolay mı?Avrupa demokrasisi için yüz karası olan bu “cinnet kararı” 577 üyeli Meclis’in sadece 55 parlamenter ile yaptığı toplantıda alındı. Ve 38 üyenin “evet” oyları ile yasalaştı.Yetmiş milyonluk bir ulusu, kabul etmediği bir suçtan mahkûm etmek bu kadar kolay mı olmalı?O 38 milletvekili Fransa Ulusal Meclisi’nin geçmişine ve gözümüzde yarattığımız yüceliğine zarar vermiş, adalet ve özgürlük gibi iki temel değeri oy uğruna harcayabildiğini göstererek suç işlemiştir.Böylesine tarihi bir birleşimde soykırım kanıtı olarak dönemin Osmanlı yöneticilerine atfedilen sahte belgeler ikna aracı olarak kullanılabilmiştir.Başbakan Erdoğan dün Fransa ile ilişkilerimizi donduran hükümet kararını açıklarken doğru bir tespit yaptı.Fransa’da seçimlere dört ay kaldı. Sarkozy’nin Ermeni seçmenlere dönük çabası bir çaresizlik eylemidir.Çünkü ırkçılık, ayrımcılık ve yabancı düşmanlığı üstünden siyaset yürütüyor.Türk düşmanlığı ve İslâm fobisi üstünden oy avcılığı yapıyor.Kazandırır mı? Hayır, tarih asıl ona acımayacaktır. Çünkü merhameti hiç hak etmiyor!Hedefleri yüzüncü yılBu talihsiz gidişi durdurma şansı tamamen tükendi mi?Çünkü Ermeni diasporası, tehcirin yüzüncü yılı olan 2015’e kadar soykırımı inkâr yasasını bütün AB üyesi ülkelerde geçerli hâle getirmeye çalışıyor.Bu durum Türkiye’nin yumurta kapıya dayandığında bağırıp çağırmak dışında planlı bir çalışma örgütlemek zorunda olduğunu düşündürüyor.Parlamentoları Ermeni taleplerinden etkilenmeye açık bütün ülkeleri “asarız, keseriz” diye tehdit ederek, zıtlaşma havasına girerek gidişi lehimize çeviremeyiz.Yürürlüğe girmesi için bu yasanın, seçim tatilinin başlayacağı 22 Şubat’a kadar Senato’da kabul edilmesi gerekiyor.Acaba Fransa ile ilişkileri aşırı germek, yasanın hasır altı edilmesine mi, yoksa tahrik etkisi ile ocak ayı bitmeden sonuçlandırılmasına mı hizmet eder?Herhalde doğru olan Fransa’yı kamuoyu üstünden etkilemeye çalışmak olmalı.Tavrımız vakar üstünde yükselmelidir.Tehdidi az ama bilgisi, belgesi yoğun bir kampanya, bugünden tezi yok planlanıp uygulanmalıdır.Bu kampanyayı yürütecek yabancı tarihçi takviyeli takımın 2015’e kadar çok işi olacak.

Devamını Oku

Şantajın sonu!

21 Aralık 2011

Toplumların da bireyler gibi “inceldiği yerden kopsun yahu” diye isyan ettiği zamanlar olur.Mesela şantaj esareti altında yaşamaya mecbur tutulduğumuz anlar...Şantaja boyun eğmekten daha onur kırıcı pek az şey vardır ve bugün milletçe “koparsa kopsun” diyeceğimiz bir gün yaşayacağız.Günlerden beri Fransa Milli Meclisi’ni büyük bir insanlık ayıbından vazgeçirmeye uğraşıyoruz.Fransa 1915 olaylarını Ermeni soykırımı olarak zaten tanımıştı. Yetinmeyip “inkâr suçu işleyenlere” hapis ve para cezası getirmek istediler.Teklif Meclis’te kabul edildiği halde Sarkozy’nin partisi UMP, 2008’de girişimi Senato’da göğüslemeyi başardı.Sarkozy bugün Cumhurbaşkanı ama onurlu bir yenilgiyi kabullenecek asalete sahip değil maalesef... İlk şantaj denemesinde “Tarih yazmak parlamentoların işi değil” diyordu.Şimdi bu sözünü hatırlatacağından korktuğu için Türkiye Cumhurbaşkanı Gül’ün telefonuna çıkmıyor!Çünkü söyleyebileceği bir şey yok.Utanması kalmış demekErmenilerin soykırım iddiaları için temcit pilâvı gibi her fırsatta masaya sürdükleri “Mavi Kitap”ın İngiliz Savaş Propaganda Bürosu tarafından pompalanan yalan propagandanın bir parçası olduğunu tanınmış Amerikalı tarihçi Prof. Justin McCarthy belgeledi.Sarkozy’nin soykırım inkârına hapis ve para cezası getiren yasa teklifine karşı çıktığı 2008’den bu yana yeni belgeler de çıktı.Ve bunların pek çoğu “Osmanlı’ya ihanetimizin bedelini tehcirle ödedik” diyen ilk Ermenistan Başbakanı Kaçaznuni’nin Bükreş’te Taşnak Konferansı’na sunduğu rapor kadar değerlidir.Gül’e ne mazeret söylediler acaba?Kısaca “yok” mu dediler, “işi çıktı, yerinde değil” mi dediler, “toplantıda” mı dediler?Bu olay, Sarkozy’de yine de bir utanma duygusu kalmış olduğunu gösteriyor.İşe yarar mı dersiniz?Fransa Meclisi bugün ifade özgürlüğüne tecavüz edecek, orada da durmayıp bilimsel olarak sürmekte olan soykırım araştırmalarına bir despot gibi son noktayı koyacaktır.Yani Sarkozy’nin Fransa’sı tarih bilimcilerin “soykırım yok” tezine dönük araştırma haklarını katletmenin de cinayetini işleyecektir.Bu yasa uygulanamazİlk işaret Le Monde gazetesinin yaptığı anketten geldi.“Parlamentoların işi tarih yazmak değildir” diyen Fransızların oranı yüzde 67 çıktı.Irkçı küçük adam, yaklaşan seçimde sandığa gitmesi beklenen 250 bin dolayındaki Ermeni seçmenin oylarını eksiksiz alsa bile kaybetmekten kurtulamayacağını bu ankete bakarak görmüş, kendini boşuna rezil ettiğini anlamıştır umarız.Bu anket krizin adını koyması bakımından önemlidir.Sorun Fransa ve Fransız halkı değil, bir avuç oy uğruna her mukaddesine ihanet eden küçük siyasetçidir. Siyasetçi gidecek ama millet kalacaktır.Bugün çıkmasını beklediğimiz kanunu uygulamaya büyük ihtimalle hiçbir yargıç razı olmayacaktır. Çünkü aklı ve vicdanı olanlar ikna edilemez.Daha önce İsviçre böyle bir kanun çıkardı. Doğu Perinçek binlerce insanın önünde “soykırım yoktur” dediği için gözaltına alındı ama mahkemeye bile veremediler; takipsizlik kararı ile bırakıldı.Fransa’da da olacağı budur. Her şerde bir hayır arayanlara katılıyorum.Paris’te verilecek karar yüz karasıdır. Ama yıllardan beri bize karşı yürütülen soykırım şantajının da sonu olacaktır.Korkutacakları bir şeyleri kalmadı;Özgürüz artık!

Devamını Oku

Neden tutuklu?

20 Aralık 2011

Adaletin kestiği parmak acımazmış. Peki parmağınızı kesen sebep adaletsizlik olursa?..Türkiye’de adaletsizliğin doğurduğu acılar yaygın hâl alıyor.Öyle ki “Adalet mülkün (devletin) temeli” ise devletin ciddi bir tehlike ile karşı karşıya bulunduğunu söyleyebiliriz.Özel yetkili mahkemelerde, sıkıyönetim mahkemeleri ile DGM’lerin kötü anılarını tekrardan yaşıyoruz. Bu gidişin düzeleceğine dair ümitlerimiz hep boşa çıkıyor.Dün de öyle bir gündü.İki yıl önce Ümraniye’de bir basın açıklaması sonrası “örgüt üyesi” olmakla suçlanarak tutuklanan iki üniversite öğrencisi dün ümitle mahkemeye çıktı.Çünkü haklarında somut bir suç delili bulunamamış, taşıdıkları öne sürülen Molotofkokteyli şişeleri üstünde parmak izlerine rastlanmamış, suçlama tutanağını başka polisler yazmış, imzayı başka polisler atmıştı.Bu nedenle daha önceki duruşmada savcı Kasım İlimoğlu, iki yıldır hapiste olan üniversite öğrencileri Baran Nayır ile Ali Deniz Kılıç’ın tahliyelerini, yani tutuksuz yargılanmalarını talep etmişti.Suçlanan öğrenciler, aileleri, arkadaşları mahkemenin bu defa kendilerini serbest bırakacağını bekliyorlardı.Olmadı, mahkeme bırakmadı onları.Çünkü önceki duruşmada sanıkların tahliye edilmelerini talep eden savcı değişmişti.Yeni savcı, gençlerin tutukluluk hallerinin sürmesini talep etti.“Özel yetkili mahkemeler durdukça Türkiye’de demokrasinin varlığından söz edilemez” diyen siyasi muhalefetin uyarısını iktidar ciddiye almalıdır.Devletin yargı gücü eğer iktidar tarafından terbiye ve intikam aleti gibi kullanılırsa o sistem adalet değil zulüm üretir.Doğal olmayan mahkemeler de bunu yapıyor zaten!Adil paylaşalım..Asgari ücretin bin liraya çıkarılmasının hayalini bile kurmak olanaksız.Maliye Bakanı Şimşek böyle bir soruya “Belki Türkiye batmaz ama firmalar batar” cevabını verdi.Ekonomimizin düşman çatlatacak hızla büyüdüğü söyleniyor. Ülkemiz dünyanın 17’nci büyük ekonomisi ama insani gelişmişlik sıralamasında 112’de.Bu da gösteriyor ki sosyal devlet düzgün çalışmıyor, adaletini tesis edemiyor.Bunda emekçi haklarını savunmayı, yani varlık nedenlerini unutan sendikaların günahını inkâr edebilir miyiz? Hayır...Maliye Bakanı’nın 1000 liralık asgari ücrete gösterdiği tepkiyi sendikalar “saygı duruşu sessizliği” içinde dinleyip kabullendiler.Asgari Ücret Komisyonu bugün toplanacak.Asgari ücretle çalışan bekâr bir işçinin eline ayda 659 TL geçiyor.2012 Programı, önümüzdeki 6 ay için yüzde 3 oranında bir artış öngörüyor.Ederi 21 liradır. Bozdur bozdur harca!..Elbette ülkeyi yönetenler ücret belirlerken rekabet şartlarının dayattığı “makul”ü arayacaklardır.Ama hesap sosyal adalet ölçüleri açısından “makbul” de olmalı, değil mi?Yeni TBMM Teşkilât Kanunu’nun verdiği yetkiyle Meclis personelinin ücretlerine yapılan cömert zamları görünce insan şaşırıyor.Milletvekillerinin danışmanları ile sekreter ve şoförlerine getirilen aylık ücret artışı neredeyse 1000 TL.1000 lira nerede, 21 lira nerede?Suyun başında oturanların belli ki denge sorunları bulunuyor.“Meclis personeline bu zamları kimler verdiyse asgari ücreti de onlar belirlesin” diyemeyiz.Çünkü o zaman ülke batar.Peki ama bu adaletsizliğin maddi manevi tahribatına ülke ne kadar dayanır?

Devamını Oku