Gül’ün borcu

Haberin Devamı

Demokrasiye inanç ve parlamentoya güven duygusu hiç bu kadar derin yara almamıştı.

Sebep tabii ki milletvekillerinin aylıklarını 19 bin liraya çıkarma kurnazlıklarıdır.

Millet Fransa’dan yediğimiz Ermeni kazığına köpürürken, milletvekillerinin bu toplumsal zayıflık anını maddi menfaatleri için kötüye kullanmalarıdır.

“Bu ülkede demokrasi var mı” anlayacağız.

Ortada bir yanlışlık olduğu kesin.

Milletvekilleri, kamuoyu önünde zam istemekten utandıkları için “cambaza bak” hilesine başvurmuşlardır.

Almaya çalıştıkları paranın ölçüsü ve savunulur yanı yoktur.

Türkiye Avrupa’nın fert başına milli geliri en düşük ülkelerinden biridir. Önü alınamazsa Avrupa’nın en yüksek maaşlı parlamenterlerine sahip ülkesi olacaktır.

Demokraside böyle dengesizlik olmaz!

Milletin tepkisine sebep olan bu çirkin operasyon, Cumhurbaşkanı’ndan onay alarak kanunlaşmamalıdır.

Zaten suçüstü yakalanma hâlinden sonra maaş zammının savunucusu kalmadı ortada. “Kıyak yasa” cami avlusuna terk edilen bebeğe benzesin istediler ama boşuna.

Bebeğin anası da belli, babası da.

Memurun, işçisinin, emeklinin maaşına yüzde 3 zammı yeterli gören hükümete itiraz etmemenin rüşveti, sus payı olabilir mi milletvekillerinin zammı?

Abdullah Gül’ün yasayı veto edip etmediğine bakarak karar vereceğiz buna.

Cumhurbaşkanı “Zammın gerekçesi millet önünde açıkça tartışılmadı. Bu eksiği gidermenize ve halkı ikna etmenize olanak sağlamak için geri gönderiyorum” demelidir.

Veto Gül hesabına yalnız Anayasal bir hak değil ondan önce ahlâki bir borçtur.

Başbakan Erdoğan da nahoş bir kazaya meydan vermemek için görüşünü açıklamalı ve ağırlığını koymalıdır.

Aksi halde “ileri demokrasi” iddiasının içeriğine bakanlar, ileri gitmiş açgözlülük ve haksızlık dışında bir şey bulamayacaklardır!

Doğrular - yanlışlar

Terör örgütüne karşı yürütülen mücadelede başarılı sonuçlar elde edildiği haberleri geliyor.

Bu elbet sevindiricidir.

Ama fazla da büyütmemek gerekir. Çünkü TSK ve polis gücü ile 2000’li yılların başında PKK terörü neredeyse bitirilmişti.

Son yıllarda açılım takıntısının yarattığı tereddütler ağır bedel ödetmiş, bu tecrübe “terör örgütü ile müzakere olmaz” gerçeğini nihayet bu iktidara da öğretmiştir.

Eli kolu serbest bırakılan güvenlik güçleri işte yeniden başarılı sonuçlar alabiliyor.

Bu mücadelenin siyaset ayağındaki çabalar terörle mücadelenin ciddi tutulması sebebiyle daha verimli olacaktır.

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay “yargı sisteminin hızlandırılmasını ve şiddet içermeyen her düşüncenin serbestçe ifade edilmesini” mümkün kılacak bir paket üstünde çalıştıklarını açıkladı.

Doğru bir adımdır bu.

Demokratik haklar gelişmeli ama bu mesajlar terör örgütünün varlığına bağlı bir taviz görüntüsü taşımamalıdır.

Başbakan Yardımcısı Arınç’ın bütçe konuşmasındaki “Kürtlerin tüm haklarını vereceğiz” sözleri ölçüsüzlüktü.

Arınç, PKK’ya son zamanlarda verdirilen kayıplara karşı ağrı kesici mi kullanıyor?

Hayal uyandırma yanlışı tekrarlanmamalı.

Terörle savaşın askeri ve siyasi boyutları birbirine karıştırılmamalıdır. PKK kayıp verdikçe Kürtlerin vaatlerle teselli edilmesine dayanan siyasetlerden uzak durulmalıdır.

PKK’nın bitmesi değil bitmemesi hayret vericidir.

Terör çağının son kalıntısı Türkiye’de hâlâ yaşıyorsa siyasetçilerin ayıbıdır.

Terörün ipoteği yanlış yapmazsak yakında çözülecektir!

DİĞER YENİ YAZILAR