Başbuğ’un başına gelenler, bu ülkede hiç kimsenin yarınından emin olmaması gerektiğini akla getiriyor.Emekli genelkurmay başkanı, 12 saat süren bir işlemler dizisi sonunda Silivri’deki hapishaneye kapatıldı.İnternet andıcı davasının bazı sanıkları onu işaret ettikleri için Emekli Orgeneral İlker Başbuğ ifadeye davet edilmişti.Perşembe öğle saatlerinde başlayan sorgu, ağır bir suçlama eşliğinde komutanın mahkemeye sevkedilmesi yönünde gelişti.İki suçlama yöneltildi:1. Silâhlı terör örgütü kurmak ve yönetmek.2. Cebir ve şiddet kullanarak T.C. Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs..Hangi terör örgütü, hangi teşebbüs?Bazı sözler kurşundan daha delici, daha öldürücü olur.Eski Genelkurmay Başkanı çıkarıldığı mahkemede bu suçlamanın taşıdığı trajikomik çelişkiye işaret eden dokunaklı bir savunma yaptı:“Ben Genelkurmay Başkanı olarak TSK’nın komutanıyım ki bu TSK dünyanın sayılı en güçlü ordularından biridir. Böyle bir orduya komuta eden birisinin silâhlı terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlanmasına gerçekten trajikomik diyebiliriz.”Takdir milletindir...Sonra bütün yüksek görevlere bu iktidar döneminde getirildiğini hatırlatarak şu çelişkiye dikkat çekti:Devletin istihbarat olanakları var. Bunca yıl en yüksek sorumluluk mevkilerinde görev yapmayı sürdürmesi, Başbuğ’un üzerine atılan suçlarla ilişiğinin bulunmadığını gösterir.Eski Genelkurmay Başkanı, şerefi ile hizmet vermiş bir komutan olarak “Bu iddianın bu şekilde dile getirilmesi bile benim için en ağır cezadır. Bundan sonra ne ceza verilirse bu beni daha fazla üzmez” diye konuştu.Göğüslerini terörist kurşunlarına siper etmenin karşılığını terörle suçlanarak alma bahtsızlığına uğrayan başka bir ordu yoktur herhalde.İlker Başbuğ’un mahkeme çıkışı yaptığı kısa açıklama, umutsuz bir isyanın ifadesi oldu:“Türkiye Cumhuriyeti’nin 26’ncı Genelkurmay Başkanı terör örgütü kurmaktan ve yönetmekten tutuklandı. Takdir yüce Türk milletinindir!”Başbuğ, hükümete yönelik kara propaganda amacıyla kurulu internet siteleri nedeniyle suçlanıyor. O da kendi döneminde var olanların kapatıldığını, suçlama nedeni olan son dört sitenin de hiç aktif hale gelmediğini anlattı mahkemede.Memnuniyet vericiymiş!“Birkaç internet sitesi haberiyle hükümeti yıkmakla itham ediliyorsam bu acıdır. Benim böyle kötü bir amacım olsa 700 bin kişilik gücü elinde tutan bir komutan olarak bunu yapmanın başka yolları da olabilirdi.”Bu akla yatan savunmalar mahkemenin kararını değiştirmemiştir.Sanki sabahtan itibaren her şeyi tutuklanan bir Genelkurmay Başkanı’nın hapse atıldığını görmek isteyen bir güç kontrol ediyordu.Bu olayı Türkiye’de demokratikleşmenin memnuniyet verici bir göstergesi diye pazarlayanlar, adil ve bağımsız yargı düzenine sahip bulunmayan bir ülkede demokrasi olamayacağını unutan veya kasten saklayan insanlardır.Başbuğ’a yöneltilen terör ve darbe suçlamalarını kamu vicdanı haklı bulmayacaktır.Genelkurmay başkanının bile tutuklanması, ülkedeki adalet ve eşitliğin değil, herkese gözdağı vermek uğruna bir genelkurmay başkanının bile kolayca harcanabileceğinin delilidir.Gerekiyorsa yargılansın; ama niçin ille tutuklama?
Eğitim düzenini bu çapta değiştiren bir adımın sorumlusu sarı çizmeli Mehmet Ağa olmamalı...İktidar zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarmaya hazırlanıyor.Böyle bir hedef ancak övülmeye lâyıktır.Peki o zaman bu değişiklik önerisini niçin Milli Eğitim Bakanlığı sahiplenmiyor?Teklifi AKP grup yöneticilerinin imzası ile Meclis’e götürmenin arkasında bir hesap mı var?Ne yazık ki şüphelenmek için yeterli sebep mevcuttur.Teklifte zorunlu eğitim, dört yıllık dönemlerden oluşan üç aşamayı kapsıyor. Projenin en can alıcı noktası, öğrencilere dördüncü sınıftan sonra mesleki eğitime yönelme imkânı tanıması.Yani meslek eğitimine ve asıl himaye edilen imam hatip okullarına çocuklar 9-10 yaşındayken başlayacaklar. Oysa bugün 8 yıllık eğitimi tamamlayanlar (14 yaşında) gidebiliyor.Bazı AKP yetkilileri “28 Şubat kalıntıları temizleniyor diyebilirsiniz” yorumunu yapmışlar.Bu yorum, gelecek hafta meclise sevkedilecek olan yasa teklifinin bir “intikam operasyonu” olacağını düşündürüyor.Çünkü 28 Şubat’ta çocuklar din eğitimini taşıyabilecek düşünme yeteneğini 11-12 yaşında kazanmış olamayacakları gerçeğinden hareketle imam hatiplere girişleri 8 yıllık eğitimi tamamlama şartına bağlandı. Grup teklifi AKP oyları ile yasalaşırsa çocuklar din eğitimine 28 Şubat öncesini bile aratacak derecede erken 8-9 yaşında başlayacaklardır.Eğitim gibi bir uzmanlık alanında her kararın bilim süzgecinden geçmesi gerekir. Asıl amacı imam hatipleri kollamak olduğu açık olan bu hamlenin belli ki bilimsellikle ilgisi yoktur.Amaç din istismarı yoluyla oy avcılığı yapmak, dini eğitimi laik eğitim aleyhine genişletmektir...Öyle veya böyle, hükümet sorumluluğu üstlenmelidir.Aksine hareket etmek sorumluluğundan korktuğu bir maceraya bu ülkenin çocuklarını mahkûm etmektir!***Adaleti görelimHayat halkı gerilim türü dizi filmlerin içinde yaşamaya mahkûm etmiş sanki..Günler nefes nefese. Konu biraz durağanlaşınca hemen yeni bir film başlıyor.Halkın canını sıkan bir sorun uzadığı zaman da “çivi çiviyi söker” anlayışı ile yeni şok yaratılıyor.12 Eylül darbesini yapan beşliden hayatta kalan ikisi (Evren - Şahinkaya) hakkında açılan dava ve eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un “internet andıcı” davası bağlamında ifadeye çağırılması, acaba gerçekten Uludere üstüne üşüşen karanlık soruları unutturmak kastı mı taşıyordu?Böyle olduğunu düşünenler az değil. Sonra...Gerçekleşen bir darbenin (12 Eylül) davasında iki general var ama tutuklu yok.Silivri’deki mahkemelerde ise darbe yapmadıkları halde darbecilikle suçlanan, her meslekten yüzlerce tutuklu bulunuyor.İnsanlar soruyor:Olmamış darbeden iki yüzü aşkın insan tutuklanmışsa olmuş darbeden en az iki bin tutuklama gerekmez miydi?Adaleti görelim artık. Mahkemeler uzadıkça ciddiyeti kayboluyor!
Bunaltıcı günler yaşıyoruz. Ama sıkıntı sorunlardan ziyade bunları tartışma biçimimizden kaynaklanıyor.İktidar sözcüleri, liderden başlayarak her gün konuşuyor. Yandaş medya manşetleri ile köşelerinden bu koroya destek veriyor.Müthiş bir uyum içinde kimi müjdeliyor, kimi eleştiriyor, kimi suçluyor ve tehdit ediyor.Uğultunun toplum yaşamında yarattığı sonuç, sebebini çoğumuzun anlayamadığı bir bağımlılık, gerginlik, güvensizliktir.AKP iktidarı bugüne kadar bu stratejiden yarar sağlamıştır ama Uludere faciasından sonra yaşadıklarımız, sanki iktidara tarzını değiştirmesi için ihtar veriyor!Çünkü çok yakın bir gelecekte halk, huzur özleminin bu yönetim anlayışı ile asla gerçekleşmeyeceğinden emin olmaya başlayacaktır.İktidar önderleri halkta “Oh diyeceğimiz günler gelmeyecek mi?” isyanı patlak vermeden tedbirlerini almalıdır!İlker Başbuğ’a tuzakDün başkentte başdöndürücü bir Uludere trafiği yaşandı. Bir gün önce parti gruplarında sarfedilen tehdit ve hakaret sözcükleri ülkenin havasını zehirlediği için bu geliş gidişler haliyle hayra yorulmadı.Gün, Cumhurbaşkanı’nın Başbakan’ı kabulü ile başladı. Sonra Genelkurmay Başkanı Çankaya’ya çıktı. Toplantı sürerken MİT Müsteşarı dâhil oldu.Orada neler oluyor merakı yükselirken bir haber daha geldi: Kuvvet komutanları Başbakan Yardımcısı Arınç’la buluşmuşlardı.Bu sırada iktidar destekçisi Yeni Şafak’ın haberi internet sitelerinde tık rekoru kırıyordu.Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ internet andıcı soruşturması kapsamında bugün şüpheli sıfatıyla ifade vermeye gidecek.Yeni Şafak’a göre Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Kıvrıkoğlu ile Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Güner, “İlker Başbuğ tutuklanacak olursa istifa ederiz” diye rest çekmişlerdi.Bu önemde bir haber, kaynak göstermeden verilmemeli. Çünkü yargıyı etkileme, yönlendirme ihtimali vardır. Neden?..En başta Başbakan...İktidar, askeri vesayete son verdiği fiyakasına gölge düşsün istemez.Şimdi İlker Başbuğ’un tutuklanacağı yoksa bile “İki komutanın tehdidi işe yaradı” dedirtmemek gerektiği bahanesi ile baskılar başlayacaktır.TSK ile kavgalı çevrelerin, yargı üstündeki etkileme güçlerini, tutukluluk kararı çıkmasından yana kullanacaklarını tahmin etmek zor olmasa gerektir.Gerginlik siyaseti, her kötülüğe zemin yaratıyor. Katılımcı çözümlerin yolunu tıkamak dışında halka, dinamit üstünde oturuyor olmanın huzursuzluğunu yaşatıyor.Fark etmeden biriktirdiğimiz bu duygunun bir gün patlayacağından korkmak lâzım.Uludere gibi bir facia üstünde bile konuşma imkânı kalmamış bir siyaset düzeni acele kendini düzeltmelidir.En başta da Başbakan korku üretme siyasetinden vazgeçmelidir!***Bu ayıp Gül’e ait!Atatürk Kurumu’nun yeni üyesi Mümtazer Türköne “Atatürkçü olmayı kendime hakaret sayarım” demiş bir TV söyleşisinde.Yaptığı saygısızlık ve nankörlük sebebiyle en ağır hakareti kendi kendine yaptığının farkında değildir.Ama asıl kötülüğü Atatürk’e ve onu seven millete karşı, bu tayin sebebiyle Cumhurbaşkanı Gül yapmıştır. Büyük yanlışını acaba o ne zaman fark edecek?Ve bu bağışlanmaz hatasını düzeltmek için bir şey yapabilecek mi?Türköne’nin saygısızlıkları sonuna kadar Cumhurbaşkanı Gül’ün defterine yazılacaktır!
Başbakan ciddi bir hastalık geçirdi. İnançlı insanlar böyle durumlardan ilâhi mesajlar çıkarırlar.Bunu düşünerek, bir buçuk ay sonra yapacağı ilk grup konuşmasında birçok gazeteye “Dönüşü muhteşem oldu” başlığı attıracak bir değişim sergileyeceğini ummuştum. Yanıldım.Dünkü Erdoğan, “yeni bir başlangıç” yapmayı düşünmedi, adeta bıraktığı yerden devam etti.Sayesinde siyaset dünyamızda tansiyon yeniden tavan yaptı.Çözüm ve uzlaşmaya altyapı oluşturacak tartışmalar yerine tehdit ve hakaret içeren bağırışmalar dinledik.Dün bu sütundaki yazının başlığı, 2012’nin Güneydoğu’da derebeyi düzeni ile mücadele yılı olarak değerlendirilmesini öneriyordu.VATAN internet sitesinin vefalı ve yaratıcı yorumcularından Selçuk Tınaz feodaliteden söz açıldığında insanların eski Yeşilçam filmlerindeki gibi kamçılı, çizmeli toprak ağası görmeyi beklediğini anlatarak şöyle devam ediyor:“Halbuki onlar şimdi son model arabalarla başkent sokaklarında geziyor demokrasiyi ortadan kaldıran etnik temsil taklidiyle hepimizi enayi yerine koyarak pahalı elbiseler içinde Meclis’e gelip kendi maaşlarına zam yapma yetkisiyle milletvekili sıralarına oturuyor, her fırsat ve bahaneyle devlete meydan okuyorlar!”Dün Meclis’te grup toplantıları günüydü.Liderler avaz avaz sövdüler, saydılar. Ama çözüme yardımcı olacak hiçbir şey duyulmadı. Başbakan Erdoğan, kimsenin eline su dökemeyeceği kadar baskındı.Otuz beş genç vatandaşın ölümü ile sonuçlanan Uludere faciasından hareketle yapacağı soğukkanlı bir tahlili, muhalefetin katkılarına açık bir önlem ve öneri paketi ile bütünleştirerek getirse daha iyi olmaz mıydı?Özellikle BDP’yi hedef alarak ateş püskürmesi, bu partinin yöneticilerine “silâhlı efendileriniz ipinizi gevşetmediği sürece tuvalete bile gidemezsiniz” demesi onları “iblisin yolunda yürüyenler” sınıfına sokması, hiç kuşkusuz yaratıcı ve çözüm üretici bir liderlik değildir.Başbakan, muhalefeti bastırmak, medyada önceliği kaptırmamak uğruna bu taktiğe başvuruyor olabilir. Ama unutulmasın ki bu zihniyet yüzünden sorun her defasında daha çözümsüz hâl alarak karşımıza çıkıyor.Dün önemli bir fırsat günü idi.Ama siyasetçilerin mesaisi, feodalizmi ameliyat masasına yatırma fırsatının bir kez daha ziyan edilmesi ile sonuçlandı. Yazık!Sürpriz baskınlarDanıştay cinayeti soruşturması bağlamında sürpriz baskınlar ve gözaltılar oldu dün.Olayın üstünden beş buçuk yıl geçmiş.Arama ve gözaltılara konu olan kamera kayıtları ile ilgili “silme işlemi yapılmış” raporu da neredeyse iki yaşına girmiş.Şimdi özel yetkili savcılık emri ile OYAK Güvenlik şirketine ait iş yerleri yanında genel müdürün evi de aranıyor.Operasyonun çapı bununla sınırlı değil. Güvenlik şirketinin bağlı olduğu çatı kuruluş OYAK’ın Genel Müdürü Coşkun Ulusoy’un ofisi de bu arada arandı.Kamera kayıtlarında silme yapıldığı baştan beri konuşulmuş, 2010 yılındaki TÜBİTAK raporu ile belgelenmişti.“Bunca zaman sonra bu baskınlar nereden çıktı?” sorusunu soranların şüphesini anlamak lâzım.Danıştay saldırısı dosyası Ergenekon davasına dâhil edildi.Ergenekon terbiye ve tasfiye edilmesi düşünülen muhaliflerin dolduruldukları bir çuvalsa eğer, Genel Müdür Coşkun Ulusoy ne kabahat işlemiş acaba?“28 Şubat bin yıl sürecek” diyenlerin tahmini tutmadı.Ergenekon kaç yıl sürecek bakalım?
Keskin bıçaklar devamlı kesiyor, biçiyor, bölüyor Güneydoğu coğrafyasında yaşayan halkı.Mezhep - tarikat zemininde bölüyor, aşiretlere bölüyor, her birinin başına şıh, ağa dikiyor. Böyle gelmiş ama böyle gitmeyeceği artık görülüyor.Derebeyi düzeni iyice çürüdüğü için dikişleri her yerinden atıyor. Doğan boşluğu terör örgütü hemen dolduruyor.Bombardımanda can veren 35 köylü için Gülyazı’ya giden Uludere Kaymakamı Naif Yavuz’un söyledikleri, etnik bölücülüğün siyaset oyuncağı olmaktan kurtarılması konusunda bir “son ihtar”dır.Kaymakam Yavuz “Bana saldıranlar dışarıdan gelen provokatörlerdir” dedi.Dün AKP’den BDP Milletvekili Hasip Kaplan’a yönelik olarak kışkırtıcı suçlaması yapıldı. Kaplan da cenazelerin çıktığı köylere giden bakanların, canlarını kendisine borçlu olduklarını iddia etti.O arada CHP lideri Kılıçdaroğlu Van’dan Uludere’ye gitmek için helikopter istedi. Önce verildi, sonra gelen bir emirle vazgeçildi.Devletin helikopterini ana muhalefet liderinden kim esirgedi?Fakirliğin gözü çıksınKan ve gözyaşı siyasi rant malzemesi olabiliyor ve bu sömürü kazanç getiriyorsa büyük bir arıza var demektir.Çoğu çocuk yaşta 35 köylü terörist oldukları zannedilerek F-16’lar tarafından öldürüldü.Oysa acı gerçek, şafakta ortaya çıktı.Ölen bu genç insanlar terörist değil kaçakçı idi ve 36 kişi olarak çıktıkları yolun sonunda, biri dışında tümü, hak etmedikleri bir kadere kurban gitmişlerdi.O kurtulan köylü Servet Encü idi ve gazetecilere şunu dedi:“Köye gelen devlet yetkilileri (bakanlar) benimle konuşmadılar!”Nedeni belli; Servet Encü’nün anlattıklarında kendi günahlarını dinleyeceklerini biliyorlardı:“Milletimizin burada geliri yok. Sırf 50 lira kazanmak için bu işi yapıyoruz. Fakirlikten dolayı kaçağa gidiyoruz.”Önümüzde kanlı bir kördüğüm duruyor. Hükümet bu uğursuz bilmeceyi çözmeli suçluları açığa çıkarmalıdır.Ama bu arada hiç aksamaya uğramadan sürmesi gereken işler var:Bölücü terör örgütü eylemlerini azalttı diye terörle savaşın dozu zayıflatılmayacak.Kürt sorunu ile ilgili siyasi ve hukuki arayışlar terörle savaştan bağımsız olarak sürecek.Mayınları temizleyin...Güneydoğu’daki gençlere, onurlu bir yaşamın önce umudunu, sonra hemen imkânlarını kazandırmak gerekiyor...İhmal ettiğimiz budur.PKK da bunu istemiyor. Çünkü derebeyi düzeninin çaresizliğinden besleniyor en çok.Dün Necati Doğru “Mayınlı araziler ne oldu?” diye soruyordu.Türkiye’nin Suriye sınırı boyunca 600 km uzunluğunda, üç Kıbrıs büyüklüğünde, kimyasallarla zehirlenmemiş, altın değerinde topraklar 615 bin mayından temizlenip doğanın cömertliğini sunmayı bekliyor.İki buçuk yıl önce Meclis’ten geçen bu konudaki yasa uygulanamadı. Derebeyleri bundan çok memnundur. PKK da öyle..O temizlik yirmi yıl önce gerçekleşse Uludere kurbanları büyük ihtimalle hayatta olacaklardı. Doğal ürünleri ile ünlenen çiftliklerin çalışanı, hatta belki ortağı olacaklardı.AKP iktidarı da ihmal etmeye devam ederse, on yıl sonra Uludere’dekine benzeyen acıklı hikâyeleri dinlemekten kurtulamayacağız.Bir VATAN okurunun önerdiği biçimde 2012 yılını “feodalizmle mücadele yılı” yapmalıyız!
Yeni yılı ne yazık ki güle güle uğurlayamadık.Falcı olmaya gerek yok; bölücü terör yeni yılda da bizi en çok uğraştıran sorun olacak!Ama şurası da belli ki artık bu soruna yaklaşım tarzımızda köklü bir değişim gerekiyor.Şırnak Uludere’de hava bombardımanı ile öldürülen 35 genç vatandaşımızın kara talihini çeyrek yüzyıldır baş edemediğimiz terör yazdı.Bu insanları yaşatacak iş yok bu coğrafyada. Köylünün bir kesimi devletten maaşlı korucu, geri kalanların çoğu da “devletin bilgisi tahtında kaçakçı”.O uğursuz gece gökten ateş yağdı, öldüler.Bölücüler aksini iddia etse de bu talihsiz ölümlerin acısını tüm ulus yüreğinde hissetti.Ölüm dalışını yapan F-16’ları harekete geçiren sebep de terörün yaşattığı facialardı. Yani karakol baskınları ile kahpece pusuların tekrarlanacağı korkusu...Bu bilançoyu affettirecek bahane bulmak mümkün değildir. Ama facianın yarattığı sonuçlar hepimizi uyandırmalıdır.Kendimize gelmeliyiz.Kaymakam’a kim saldırdı?Dün taziye için Gülyazı köyüne giden Uludere Kaymakamı Naif Yavuz’un başına gelenler, tehlikenin vahim boyutlar kazandığını gösteriyor.Canını bazı köylülerin çabasıyla kurtaran Kaymakam’a vurulan yumruklar, atılan taşlar gerçekte devleti hedef almıştır.Sürekli hata yapılıyor. Kaymakam’ın gitmeden önce yeterli koruma tedbiri alındığından emin olması gerekmez miydi?Köyü sakinlerinden biri gazetecilere “Saldıranların hiçbiri buralı değil” demiş..Mümkündür; çünkü burası terör örgütüne boyun eğmemiş insanların yaşadığı bir köy.Bunu bile bile devlet, acısını paylaştığını göstermek borcu altında olduğu köyün sakinlerini niye yalnız bıraktı?Niye bölücü terör yandaşlarının oraya doluşmasına izin verdi?Kaymakam’a siper olan köylülerin kahramanlığı sayesinde kim bilir ne kadar büyük bir tehlikeyi atlatmış olduk.Devlet ‘buradayım’desinSiyasetçilerin ilk hedefi, bu bölgenin Türkiye Cumhuriyeti toprakları olduğu, Türk devletinin egemenlik alanında bulunduğu gerçeğini kararlılıkla göstermek ve hiç unutturmamaktır.PKK bir süreden beri otoritenin adresini değiştirmeye çalışıyor.Kamu görevlilerin çoğu, asker ve polis bile olsa “vatanında yaşamanın güven duygusunu ve huzurunu” duyamıyor oralarda.Siyasetçiler, yani “tek devlet, tek millet“ yemini etmiş insanlar nerede yanlış yaptıklarını düşünüp yeni bir yol bulmanın basiretini göstermelidirler.Bölücü ihanetin ve terör örgütünün taraf olduğu her durumda, halkın meclisinde temsil edilen partiler, seçim hesabı, oy hesabı yapmadan birleşmelidirler.Şu andaki görev önceliği hükümete aittir.Savaş kazasının sebepleri en kısa zamanda ortaya çıkarılmalı, sorumluları hesap vermeli ve benzer bir felâketin asla tekrarlanmayacağı duygusu millete verilmelidir.Hükümet içinde özür dileme ve tazminat ödeme meseleleri konuşuluyormuş.Lafı uzatmaya gerek yok, en kısa zamanda bu borç ödenmelidir.Ülkemize huzur, barış ve mutluluk getirmesi dileğiyle tüm okurlarımızın yeni yılını kutluyorum.
Bölücü terörle mücadele alanında iktidar büyük yanlışlar yaparak çok zaman kaybetti.Fakat son gelişmeler bu tecrübeden ders alındığını düşündürüyor.Mesela iki Başbakan Yardımcısından Beşir Atalay yeni bir demokratikleşme paketi üstünde çalıştıklarını söylerken Bülent Arınç “Kürdüm diyen bir insanın eğitim, kültür, dil hakkı ne varsa vereceğiz” diye konuştu.Ama diğer yanda kar, kış demeden askeri birlikler ve özel kuvvetler, son zamanlarda görmeye alışık olmadığımız çapta etkili operasyonlar yapıyorlar.Oysa eskiden, hele terör örgütünün eylemlerini düşük seviyeye indirdiği dönemlerde asker kışlasına kapanır, operasyonlar dururdu.Şimdi siyaset ile silahlı mücadelenin birbirlerinden bağımsız olarak yürümeye başladığını görüyoruz.Bundan en çok Kürtçü faaliyetin siyasi temsilcisi olan BDP’nin memnun olması gerekir. Ama olmuyor.Mesela Leyla Zana iktidarı teşvik edip cesaretlendirecek yerde “Kürtler özerkliğin yeterli olmadığını düşünüyor” deyip referanduma gitmekten söz ediyor.Bu yaklaşım, Kürt siyasetçilerin asla tatmin edilemeyeceğini iddia edenlerin elini güçlendiriyor. Dedikleri şudur:“Verilen hiçbir şeyle yetinmedikleri için işte tırmana tırmana bağımsızlık talebinin eşiğine kadar geldiler!”BDP siyaseti PKK olmadan sürdürülemez. Güvenlik güçlerinin aldığı sonuçlar, birkaç ay daha böyle giderse örgütün çökeceğini gösteriyor.Üç gün önce Şırnak Uludere’de yaşanan faciayı devlete mal eden kışkırtmalar, tamamiyle terör operasyonlarının bitirilmesi amacına hizmet etmektedir.BDP Genel Başkanı Demirtaş olaydan hemen sonra bakın ne dedi:“Bir grup kaçakçının sınırı geçip kendi köylerine doğru hareket halindeyken askerlerce durdurulup yönlerinin değiştirildiği sonra da savaş uçakları tarafından bombalandığı bilgileri var.”Bir parti lideri bir dedikoduya dayanarak destekçilerini, masum insanlara zarar vereceklerini bile bile sokağa çağırır mı?Yaşanan bir savaş kazasıdır. Kıbrıs harekâtı sırasında da bir muhribimizi benzer bir büyük hata yüzünden bombalayıp batırmadık mı?Uludere’deki elem verici kazanın toplum üstündeki etkilerinden yararlanarak askerleri yeniden kışlalarına kapatmayı hayal eden oyunlara alet olmamak lâzım.Terörün şantajından kurtulma şansını bir kez daha ziyan etmeyelim!Asgari ücret ölçü olsunCumhurbaşkanı, halkın tepkisini dikkate alarak kıyak aylık yasasını veto etti.Bu tavrı övgüyü hak ediyor.Bilindiği gibi emekli milletvekili aylıkları Cumhurbaşkanı maaşının yüze 42’sine endekslenmiş, fakat Meclis’te gece yarısı verilen bir önerge ile oran 2020 yılına kadar yüzde 60 düzeyine yükseltilmişti.Bu hamle bize, insanları en yoksul, ama milletvekilleri en zengin Avrupa ülkesi olma tuhaflığını kazandıracaktı. Neyse...Meclis Gül’ün vetosuna saygı gösterecek. Yasadaki yüzde 42 ile yüzde 60 oranları arasında bir seçim yapılarak (büyük ihtimalle yüzde 50) sorun çözüme bağlanacak.Aslında Cumhurbaşkanı aylığı değil de keşke asgari ücret kıstas alınsa.Mesela “Milletvekili emekli aylığı asgari ücretin on katıdır” denilebilir.Milletvekilleri kayba uğramaz ama garibim asgari ücretli çok şey kazanır. Vekil aylığı asgari ücrete bağlı artacağı için bütün Meclis emekçi dostu olur.Asgari ücretin artması için lobi yaparken de “Kendim için istiyorsam namerdim” demenin rahatlığını da kazanırlar!
Tanrı kimseyi böyle bir durumda karar verme sorumluluğu altında bırakmasın!Genelkurmay’ın açıklamasını dikkatle okuyan herkes büyük ihtimalle aynı şekilde düşünmüştür...PKK son zamanlarda ağır kayıplar veriyor. Bir süredir örgütün misilleme için hazırlık yaptığı ve sınırın Irak tarafında Haftanin’e takviye gönderdiği istihbaratı alınıyor.Sınır birlikleri ikaz ediliyor asker teyakkuz durumuna geçiyor.Çarşamba günü saat 18.39’da Irak tarafından sınırımıza doğru bir grubun hareket halinde olduğu, insansız hava aracı görüntüleri ile belirleniyor.Yer, örgütün kontrol ettiği bölgede, ana kamplarından Haftanin’e yakın noktadır.Ve karar verme yerinde siz oturuyorsunuz.Elbette istihbarat raporları yanında yaşanan acı tecrübeleri de dikkate alacaksınız.İki ay önce PKK’nın Çukurca baskınını ve orada 24 şehit verdiğimizi unutamazsınız. Katil sürüsünün o baskında ağır silâhlar kullandığını ve silâhları yük hayvanları ile Irak’tan Türkiye’ye soktuğunu hesaba katmak zorundasınız.Ne yaparsınız?Karar vericiler, bu grubun üstüne savaş uçaklarını göndermişlerdir.Bir saate yakın süren bombalamada 35 kişi ölmüştür.Bu insanlar terörist miydi?İlk bilgiler terörist olmadıklarını, mazot kaçakçılığı ile geçimlerini sağlayan ailelerin çocukları olduklarını gösteriyor.Yoksulluğun ve işsizliğin yaygın olduğu bu bölgede hayvan sırtında mazot kaçakçılığı, güvenlik güçlerinin görmezlikten geldikleri bir devlet politikasıdır adeta.Havadan bombalama kararı verilirken bu gerçeğin hesaba katılmaması ciddi bir kusurdur.Suç, hata, kusur varsa bunları arayıp sorumlularını ortaya çıkarmak böyle olayların tekrar tekrar yaşanmasını istemiyorsak mecburiyettir.Ama ortada teröre karşı verilen bir savaş var ve savaşta bu tür kaza risklerini sıfıra indirmek mümkün olamıyor.Kalıcı çare ülkedeki bütün güçlerin terörü sonlandıracak çabalara destek vermesidir.Gerçek ortaya çıkmadan bölücü nefreti tahrik etmekten sakınmaktır.Bu gibi olayları, güvenlik güçlerinin terörle mücadele kabiliyetini zayıflatmak amacında kullanma yanlışından uzak durmaktır.Mazot kaçakçılığı yapmanın cezası ölüm değil. Ne yazık ki vatandaşlarımız terörün uğursuz yazgısına kurban olmuşlardır.Onlara Allah’tan rahmet ailelerine ve ulusumuza başsağlığı dileriz.***Göle maya çalma projesiGazeteleri üstünde kumar oynamaktan vazgeçmeleri için çağrı yapan Vatan ve Milliyet yazarlarına Karacanlar, gerçekleşmesi olanaksız bir hayal proje ile cevap verdiler.MNG Grubu ile ortaklık protokolü imzalamışlar!Hesapça Demirören grubu Milliyet ve Vatan’daki hisselerini MNG’ye devredecek! Neden ve nasıl?..MNG’nin olan biteni izledikten sonra yine de Karacanlar’la ortak olmayı göze aldığını bir an için düşünsek bile Demirörenler’i hisselerini MNG’ye satmaya kim nasıl razı edecek?Demirören Grubu bu gazeteleri yaşatarak büyütmek için aldı.Karacanlar’ın dün yayınladıkları açıklamada “Demirören Grubu Milliyet ve Vatan gazetelerinin satın alınması için 40 milyon TL ödemiştir. Bunun dışında işletme ihtiyacı olarak 14 milyon TL ödemiştir” diyor.Hemen iki satır altında ise “Demirören Grubu herhangi bir para ödememiştir” yazıyor.İnsan merak ediyor; Karacanlar süreci uzatıp çürüterek, bıktırarak, yıldırarak Demirörenler’i Milliyet ve Vatan’daki hisselerini satmaya mecbur etme hedefine kurgulanmış bir strateji mi izliyor?Görünen maalesef budur. Bu oyunların gazetelere vereceği yeni zararlar umurlarında değildir.Çünkü hedef, mümkün olabilen en yüksek feragat akçesini koparmaktır.Dönelim MNG ortaklığına...Karacanlar, Demirörenler’e ait hisselere müşteri arayacak yerde neden kendi paylarını satmayı düşünmüyorlar?