CHP tüzük kurultayına ilerliyor. Siyasetin zebanileri de harıl harıl yolu mayınlıyor...Deniz Baykal’ın genel başkanlıktan istifa etmesine sebep olan kaset skandalı ile ilgili soruşturmanın özel yetkili savcıya devredildiği haberi, epey heyecan yarattı ama pek de şaşırtıcı olmadı.Özel yetkili savcının eylül ayı ortasından beri kaset olayı arkasında “yasa dışı örgüt” bulunup bulunmadığını araştırdığı anlaşılıyor.Görünüşte Deniz Baykal’a yönelik bir komplo vardır ama özel yetkili savcılığa göre hedef daha iddialıdır.Yasa dışı bir örgüt CHP’yi yeniden dizayn etmek için bu komploya başvurmuştur!Parti içi muhalefet tüzük kurultayı arifesinde “büyük ikramiye” kazanmanın sevincini yaşıyor olabilir.Zaten Baykal’ı çekilmeye mecbur eden skandal sonrasında Baykal’la beraber sahneyi terk etmeye mecbur kalan bazı kişiler, kaset skandalının “Amerikan projesi” olduğunu iddia ederek bugünlere yatırım yapmışlardı.Yakında CHP dosyasıŞimdi merak uyandıran soru, iktidarın CHP içindeki muhalefete destek verip vermeyeceğidir.AKP kurmayları böyle bir fırsatı değerlendirmekten uzak duramayacağına göre hangi aletler kullanılacak?Baykal’ın kaseti ile ilgili soruşturmanın bilişim savcısından alınıp özel yetkili savcıya teslim edilmesi “küçük kıyamet” ihbarı yapan bir işaret fişeği sayılabilir.Nitekim CHP lideri Kılıçdaroğlu dün CNNTürk’e yaptığı açıklamada iktidarın yargıyı kullanmak isteyeceğinden endişe duyduğunu gizlememiştir. İşte:“Önümüzdeki günlerde özel yetkili savcı CHP ile ilgili bir dosya çıkaracaktır. Ortalık birbirine girecektir. Bu böyle olacak. Hayali isimler, gizli tanıklar...”Kılıçdaroğlu bu konuda Başbakan’a da güvenmediğini belli etmiştir.Skandal patlak verdiğinde Başbakan’ın “her şeyi açığa çıkarması için MİT’e talimat verdiğini” söylediğini ama sözünü tutmadığını iddia etti.CHP liderine göre MİT Başbakan’dan talimat almamış, bu konuda soruşturma da yapmamıştır.CHP Kurultayı’na giden yolda özel yetkili savcılığın “ortalığın birbirine girmesine sebep” olacak bir harekette bulunacağından endişe eden Kılıçdaroğlu bir bilgiye mi dayanıyor yoksa tahminde mi bulunuyor?Kurultay uyanır mı?Özel yetkili savcının bile bile bir komplonun parçası olması uç bir ihtimaldir.Ama değil mi ki yargının bu özel yetkili kesiminde gizli tanıklar ve imzasız ihbar mektupları ciddiye alınıyor, bunlardan hareketle insanlar suçlanıyor, tutuklanıyor yıllarca ne suç işlediklerini bilmeden özgürlüklerinden oluyor; Kılıçdaroğlu’nun tedirginliği haksız değildir.Bu zeminde kimsenin kimseye görevini öğretme, bildirme hakkı yoktur.Ama asıl sorumluluğun kurultayı oluşturan delegasyonda olduğunu söylemek lâzım.Parti içi muhalefet anlaşılır ve saygıya değer bir şeydir. Ama tüzük kurultayı parti içi iktidar çekişmesinin zemini haline getirilmemeli, ısıtılıp ortaya getirilen skandal üstünden yeni lideri yıpratmanın kurnazlığına başvurulmamalıdır.Herkes bilmeli ki CHP’li siyasetçilere yetse bile “ana muhalefet” sonsuza kadar korunabilen bir unvan değildir.Üç, bilemediğiniz dört seçimde iktidara gelmeyi başaramayan bir ana muhalefet partisi düşmeye, yerini kaybetmeye, terk etmeye mahkûmdur.Kurultay delegeleri son şansları kullandıklarını bilmelidir!
Parlamentolar da yanlış yapabilirler ve çağdaş hukuk pişmanlık kapısını onlar için hep aralık bırakır.Fransa parlamentosu 2001 yılında “Fransa 1915 Ermeni soykırımını resmen tanımaktadır” diyen kanunu kabul etti.Önceki gün de Ermeni soykırımını inkâr edenleri para ve hapis cezasına mahkûm eden teklifi kanunlaştırdı.Bu iki eylemi de kendi Anayasası’na ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu bile bile gerçekleştirdi.Yani Fransız parlamentosu tarih yazarak ondan bir suç ve suçlu çıkarıp bunun üstünde fikir ve şüphe üretmeye ceza yaptırımı getirmek suretiyle yetkilerini aşmış Anayasa’yı çiğnemiştir.Soykırımın inkârını cezalandırırken fikir ve ifade özgürlüğü gibi temel hakları da ihlâl etmiştir.Eğer uygarlığın beşiği olma iddiasını hak ediyorsa Avrupa böyle bir yüz karası ile uzun süre yaşayamaz.Şimdi beklenen, bu utancı silecek hamle için 60 parlamenterin bir araya gelmesi ve yasayı Anayasa Mahkemesi’ne götürmesidir.2001’deki soykırım kanunu da Anayasa’ya aykırı idi ama onun için 60 kahraman çıkmamıştı.Şimdi çıkar mı?Senato inkâr yasasını 86’ya karşı 127 oyla kabul etti. Yani Anayasa’ya aykırılığı hemen herkesçe kabul edilen bu ayıplı yasayı Anayasa Mahkemesi’ne götürmeye yetecek sayıda parlamenter fazlasıyla mevcuttur.Onların önündeki engel, seçimler arifesinde Ermeni seçmenlerin nefretine hedef olmaktır. Siyasetçilere böyle zamanlarda ahlâk değerleri değil seçim kaygıları kılavuzluk eder.O nedenle yasaya “hayır” deme erdemini gösteren senatörlerden iptal davası açmayı göze alacak 60 kişi çıkarmak kolay olmayacaktır.Ama bu başarılacak olursa, inkâr yasası ile birlikte onun dayandığı 2001 tarihli kanun da iptal edilecektir.Başbakan Erdoğan işte bu şansı riske sokmamak için dün çok kontrollü konuştu.Çoğumuz Başbakan’dan, Davos’taki “van minüt” protestosu dozunda bir tepki patlaması bekliyordu.Ama o, ret oyu kullanan senatörler üstünde milliyetçi bir hassasiyet yaratmamak tedbiri olarak ölçülü olmaya çalıştı ve “Umudumuzu kaybetmedik; sabrediyoruz” dedi.Doğru yol bizce de budur.Sarkozy’yi, insan haklarına karşı suç işlemiş bir siyasetçi olarak savunma mecburiyetine düşürmekten daha etkili bir yaptırım bulunamaz!Neden 4 kat fazla?Uludere’de 34 vatandaşımız, nedeni ve sorumluları hâlâ açıklanmamış bir talihsizliğe kurban gitti.Kurbanların ailelerine tazminat ödenmesi kararı vardı ama miktar belli değildi.Dün Başbakan rakamı açıkladı.Terör tazminatı ile yetinmedi hükümet. Başbakan “Her bir kardeşimiz için yasal 23 bin 150 lirayı gönderdik” dedi, “Buna ek olarak Başbakanlık hesaplarından yine her kardeşimiz için 100 bin TL’yi valilik emrine tahsis ettik..”Yani toplamı 123 bin 150 lira oluyor.Başbakan’ın dediği gibi hiçbir para yitirilenleri geri getirmez.Ama yasal miktarın dört kat fazlasını ödemenin yine de bir izahı olmalı.Devlet kusurunu mu kabul ediyor bu cömertlikle?Olayın üstünden bir ay geçti, “istihbarat nereden gelmişti?” sorusunun cevabı hâlâ verilmedi.“Elimizde bulunuyor” denilen Heron görüntülerinden ne çıktı; o da cevapsız kaldı.CHP Milletvekili Tanrıkulu, bu görüntülerin talep edildiği halde savcılığa verilmediğini iddia ediyor.Ödemeler, açıklanması gereken gerçekleri örtmemelidir.Aksi halde tazminat olmaz sus payı olur!
Ermeni soykırımı iddialarının inkârını cezalandıran yasa teklifi Fransa Senatosu’ndan geçti.Paris’i adalet ve özgürlük değerlerinin beşiği yapan gelenek ağır bir darbe yemiş onurlu bir geçmişe kara leke sürülmüştür.Çünkü sokaktaki adam tam ayırdında değil ama bilen şunu biliyor ki Fransız siyasetçileri 500 bin Ermeni oyundan daha büyük payı koparma yarışı yaparken anayasayı, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni çiğnemişlerdir.Fransa’da devlet adamı nitelikleri ile saygı gören hukukçular ve siyasetçiler son birkaç günde parlamentonun mahkeme kararına dayanmayan soykırım yasası çıkaramayacağı görüşünde birleşmişlerdir.Hukuk ihlâlinin bununla da sınırlı kalmadığı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin düşünce ve ifade özgürlükleri yanında bilimsel araştırma özgürlüğünün de ihlâl edildiği Senato Kanunlar Komisyonu tarafından açık bir oy farkı ile (9’a karşı 23) karara bağlanmıştır.Sarkozy ve Ermenistan yönetiminin ortak zaferi olarak değerlendirilip kutlanacak bir başarı yoktur ortada.Zavallı duruma düşen...Sonuçta işbirliği yapan iki yönetimin açık bir itirafı söz konusudur.Getirilen yasa, Ermeni soykırımı üstünde şüphe uyandıran soru sorulmasını bile “inkâr suçu” sayıp cezalandıracaktır.Bu yasak bilim zeminlerini dahi tehdidin dışında bırakmamaktadır.Bir iddianın savunulmasında bundan daha haksız, daha zavallı, daha acımasız ve utanmaz bir zorlama olabilir mi?Dün açıklandı ki, inkâr yasasına “Hayır” demeyi düşünen senatörlere oylamaya katılmamaları için bildirimde bulunulmuş.“Tek dişi kalmış canavar”ın o dişi de düşmüş bulunuyor!..Soykırımı iddiacıları, 2015 yaklaşırken siyaset yoluyla kazandıkları mevzileri kaybetme korkusuna kapılmışlardır.Yasanın Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmesi ihtimalini hiçe sayarak hedefe yürümeleri, tarih araştırmalarından çıkacak sonuçların iddialarını çürüteceği endişesini ciddi olarak hissetmeye başlamalarındandır.Türkiye’nin tarih araştırmaları için arşivlerini açtığını ilân etmesinden sonra Ermeni tarafında beliren tedirginlik, bu önerinin uluslararası zeminlerde destek görmeye başlamasından da besleniyor.Öfke baldan tatlı amaSon örnek mi?.. İnkâr yasasının Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu belirterek Senato Kanunlar Komisyonu’nun itirazına ilham oluşturan görüşün sahibi eski Adalet Bakanı Robert Badinter de aynı yolu önermektedir.Badinter, Fransa parlamentosunu bir tarih mahkemesi haline getirmenin maskaralığına bulaşmak yerine Fransa’nın girişimi ile UNESCO öncülüğünde tarihçilerin oluşturacağı uluslararası bir komisyonun hakemliğine başvurulması yolunu gösteriyor.Dün TV’lerde görüş açıklayan bilim adamları ve ağırlıklı siyasetçiler Ankara’nın yeni yaptırımları belirlerken soğukkanlı olmasını ve acele etmemesini tavsiye ediyorlardı. Çok haklıdırlar.Fransa hukukunun ve Avrupa hukukunun bu insan hakları sorununu çözme fırsatının önünü tıkamaktan sakınmalıyız.Bizim taraftan yükselecek tepkiler, sokaktaki Fransızları kışkırtmak için pusuda bekleyen Türkiye düşmanı güçlere ulusal onur üstüne istismarda bulunma fırsatı vermemelidir.Hukuk ve bilim bizim silâhlarımız olmalı!
Dananın kuyruğu kopuyor. Ermeni soykırımı iddialarının inkârını suç sayan yasa teklifi yarın Fransa Senatosu’nda oylanacak.Avrupa kentlerinden 500 dolayında otobüs dün on binlerce Türk’ü Paris’e taşıdı.Türk ve Fransız bayrakları taşıyan kalabalık Cumhurbaşkanı Sarkozy’yi protesto ederken ifade özgürlüğüne getirilmek istenen yasağa “hayır” diyen pankartlar taşıdılar.Soykırımı inkâr edenlere “bir yıl hapis ve 45 bin euro para cezası” öngören yasa teklifini Meclis 22 Aralık’ta kabul etmişti.Artık her şey yarın Senato’da yapılacak oylamanın sonucuna bağlı.“Önümüzdeki seçimi düşünen siyasetçi tipi” ile “gelecek kuşakları düşünen devlet adamı türü” arasındaki sayı farkı belirleyici olacak.Ümit veren kararDört gün önce Senato Kanunlar Komisyonu’nda alınan karar, oya tapan siyasetçi tipleri için cesaret kırıcı olmuştur ama bu onları durdurmayacaktır.Komisyonda yasa teklifinin incelemeye bile alınmaması hakkında verilen önergenin 9’a karşı 23 oyla kabul edilmesi yine de önemlidir.Çünkü Kanunlar Komisyonu’nda kabul edilen önerge, inkâr yasasının oylanmasından önce tartışmaya açılacağı için, senatörler hukuka ve ahlâki değerlere bağlılık konusunda istemedikleri bir sınav vereceklerdir.Kanunlar Komisyonu üyelerini etkileyen güçlü uyarılar geçen hafta itibarlı Le Monde gazetesinde yayımlandı.Fransa’nın eski Adalet Bakanı, eski Anayasa Mahkemesi Başkanı ve 17 yıldır Avrupa Tahkim Mahkemesi Başkanı olan hukukçu, akademisyen, yazar Robert Badinter Meclis’in Anayasa’ya göre soykırım kararı alma yetkisinin bulunmadığını yazdı.Mahkeme kararı şart“Fransa’da Yahudi soykırımıyla ilgili yasal hüküm var.Çünkü Nazilerin yaptığı soykırım, Fransız hakimlerin de katıldığı uluslararası Nürnberg Savaş Mahkemesi’nce mahkûm edilmiştir.Ermeni soykırımı için böyle bir mahkeme kararı yoktur. Ve Fransız Meclisi, soykırım kararının şartı olan bir uluslararası mahkeme hükmünün eksiğini, kendi yapacağı bir yasa ile tamamlayamaz.”Tanınmış Fransız hukukçu, buna rağmen teklif Senato’dan geçerse ne olabilir; ona da cevap getiriyor:Öyle bir durumda Ermeni baskı gruplarının “evdeki bulgurdan da olma” riski doğacaktır.Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin, inkâr yasası ile birlikte onun dayandığı 2001 tarihli soykırım yasasını da iptal etmesi ihtimali ortaya çıkacaktır.Fransa Senatosu’nun düşünce ve ifade özgürlüğüne kasteden bir cinayete göz göre göre ve bir avuç oy için alet olmayacağını, tarih mahkemesi kurmak gibi bir maskaralıkla tarihini kirletmeyeceğini düşünmek istiyoruz.*****Aynaya kızmayalımCHP lideri Kılıçdaroğlu “Ben anketlere güvenmiyorum” dedi dün.Böyle düşünmekten hemen vazgeçmeli.Anket, belirsiz büyüklükleri rakam ve oran olarak netleştiren bir ölçme tekniğidir.Ankete güvenmeyen bir lider, yenilgiyi baştan kabullenmiş kişidir.Hafızanızı zorlayın; bütün liderler işler iyi giderken anketlere inanırlar, başarısızlık baş gösterince kötülemeye başlarlar.Benim tecrübeme göre, kamuoyu araştırmalarına güvensizlik, seçime kadar rahat etmek isteyen yetersiz liderlerin sığınağıdır.Anketlere güvenmeyen liderler gidiyor ama anketler hep devam ediyor.Kılıçdaroğlu, anketlerle barışık bir lider olmaya bakmalıdır.Aksi halde her geçen gün kayıptır!
Uzun bir aradan sonra Ankara’da halkın karşısına çıkan Başbakan Erdoğan’ın eski formunu yakaladığı görülüyor.Yine iddialı, eleştiri almayı sevmeyen, muhalefeti küçümseyen, medyaya tehditkâr ve genel olarak devlet gücünden destekli korkutuculuğunu sözünde ve sesinde açığa vurmaktan sakınmayan haliyle bildiğimiz alıştığımız Recep Tayyip Erdoğan...Başbakan, mahkemenin Hrant Dink kararı etrafında kopan kıyamette AKP iktidarına haksızlık yapıldığını düşünüyor.Belli ki bu davaya medyanın gösterdiği hassasiyetten memnun değildir.Dün Ankara’da şöyle dedi:“Kimse sanki yargılamayı hükümet yapıyor gibi faturayı hükümete kesme gayretine girmemeli. Dink davasında dosya kapanmamıştır. Temyiz aşamasında umuyorum ki yargı şüpheleri giderecek adımları atacaktır.”Başbakan, özel yetkili mahkemelerin sebep olduğu ve olacağı “adalet acıları”nın vebalini taşımaya itiraz edemez.Önceki gün İzmir Barosu, özel yetkili mahkemelerin kanuni dayanağının bulunmadığını ve “hükümete bağlı” çalıştığını öne süren bir açıklama yayınladı.Anayasamızın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “kanunla kurulma” şartına rağmen bu mahkemelerin hükümet etkisinde olan HSYK’nın kararı ile kurulduğunu öne sürerek ağır ihlâl suçu işlendiğini savundu.Başbakan’ın borcu olduDink’le ilgili mahkeme kararının medyada yarattığı eleştirel fırtına, adaletsizliği teşhir ederek adalete yardımcı olmuştur. Bundan dolayı Başbakan medyaya teşekkür etmeli.Katillerin 32 saatte yakalandığını söylüyor ama rahatsızlık başka nedene dayanıyor.Tetikçilerin arkasında kimler var; herkes onları istiyor. Adaletin gidip o çoğunun adresi belli kişileri karanlıktan çekip aydınlığa çıkarmasını istiyor.Medya sayesinde, yargıdan beklenenler ortaya dökülmüş, kamuoyunda yankı bulmuştur. Başbakan bu sebeple davaya müdahil olmaya mecbur kalmıştır.Dün “Dink suikastı Ankara’nın dehlizlerinde kaybolmaz” dedi.Bu söz bir tahmin sayılamaz; Başbakan söylemiştir, o nedenle senet muamelesi görecek, taahhüt yerine geçecektir.Medyanın olayı sahiplenmesi, hayırlı bir geleceğin kapısını açmıştır.AKP’nin vatan sevgisiBaşbakan’ın üstünde durduğu bir mesele de 19 Mayıs’ın statlarda kutlanmasına son veren yönetmeliğe gösterilen tepkilerdi.Erdoğan “Ağız dolusu hakaretlerle yükleniyorlar. Kusura bakmasınlar; 19 Mayıs’la veya milli bayramlarla ilgili yönergeyi bizden önceki yönetimler yapmışlar. Biz sadece aslına uygun şekilde uygulanması için harekete geçtik” diye konuştu.Muhalefeti “Vatan sevgisini sizden öğrenecek değiliz” diye payladı ama görüldüğü gibi yeni kutlama düzenine sahip çıkmak kendisinin de içinden gelmedi.Bir kusur varsa onu önceki yönetimlerde aramak gerektiğini söylemesi, yeni yönetmeliğin savunulur yanı olmadığının itirafı değil midir?Ulusal bayramlar kıvançların paylaşıldığı milletin ortak değerler etrafında buluşup kaynaştığı onur günleridir.Ortak değerlerimizi zayıflatmaya değil çoğaltıp güçlendirmeye muhtaç olduğumuz bir dönemden geçiyoruz.AKP iktidarı geçmiş yönetimlerin kötü mirasının üstüne atlayacak yerde “vatan sevgisi”ni kendisi nasıl öğretmek istiyor, onu söylesin.Yaratıcılığını göstersin!
Gazeteci Hrant Dink’in bizden bekleyip de bulamadığı adaleti konuştuk dün bütün gün.Yazılı basın ve TV’ler “neden başaramadık?” sorusuna cevap aradı.VATAN’a samimi kanaatini açıklarken “Vicdanen ben de tatmin olmadım. Olayın arka planı aydınlatılamadı. Suikast birkaç gencin işleyebileceği bir cinayet değil. Ama örgütün varlığına dair de delil yok” diyen özel yetkili mahkemenin başkanı Rüstem Eryılmaz akşama kadar topa tutuldu.“Vur abalıya” görevi için “nöbetçi bakan” yine Bülent Arınç’tı.Arınç “Vicdanen ben de tatmin olmadım sözü bir mahkeme başkanına yakışacak söz değil. Hâkimler kararlarıyla konuşurlar yazdıkları kararın arkasında dururlar” dedi.Doğru ama arkasında durmaya değer bir karar olmadığını bile bile sessiz kalmak daha iyi bir tercih midir?Evet, suikastın tetikçisi ve azmettirici maşaları ile ilişkileri yazılan, bilinen emniyetçiler hakkında soruşturma açılamaması ve suikast öncesi ve sonrası sanıklardan biri ile görüşme yapan 5 telefon numarası tespit edildiği halde bu bilginin değerlendirilmemiş olması kabul edilemez ihmallerdir.Ama kararının, herkesin beklediği adaletin karşılığı olmadığını itiraf ve ilân eden bir yargıç eksiğini gizleyerek görevini tam yapmış gibi davranan bir yargıçtan daha değerlidir.14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Eryılmaz, itirafı ile Yargıtay’a yardımcı olmuştur. Kararın bozulması ihtimali bu sayede güçlenmiştir.Hrant Dink suikastını örten esrarı ayrıntısına kadar çözmeye, beş yıldır süren uğursuz karanlığı yırtmaya mecburuz.Aksi halde siyasi cinayetlerin utancı altında ezilmeye devam edeceğiz.Bu yüzden hiçbir zaman çağdaş bir devletin, yaşam haklarına saygı duyulan vatandaşları olamayacağız.Derin devlet postuna bürünmüş suç örgütleri Dink suikastında aşırı güven duygusunun pervasızlığıyla çok açıklar verdi. Bunlar kitap oldu.Suikastlar dönemine son vermek için bu dava mükemmel bir fırsat sunuyor.Suikast, toplumları korku ile yönetmenin yöntemidir. Ve topluma reva görülebilecek en ağır hakarettir.Geleceğimizi güven altına alacak ve onurumuzu kurtaracak ibreti bu fırsattan çıkaramazsak, kendimize ve çocuklarımıza yazık ederiz!Halktan koptular...Milletvekilleri emekli maaşlarını 6 bin lira yaparak aylık toplam gelirlerini 18 bin liraya çıkardılar.Keşke bu ülke daha zengin olsa da devlet daha fazlasını verebilse. Ama öyle değil.Milletvekillerimiz buna rağmen dünyanın en yüksek maaşlarını alan parlamenterleri arasında ön sıraları işgal ediyorlar.Yetmedi; geçen gün emekli aylıklarını yüzde 45 artırdılar.Kimse mahrum kalmasın diye iki yıl milletvekilliği yapana emeklilik hakkı tanınıyor. Milletvekilinin emekliliği mi olur?Parlamenterlik yapmak bir meslek midir ki emekliliği olsun?Sonra niçin 6 bin lira?Bu maaş zammı, parlamento ile halk arasında bir kopuş, bir yabancılaşma yaratmıştır.İki yıllık bir savcı mail göndermiş.“Elime milyarlık dosyalar, müebbet hapis gerektiren soruşturmalar geliyor ama aldığım para 2 bin 950 liradır” diyor.İki yıllık parlamenterine ayda 18 bin lira maaş ödeyen bir devletin 2 yıllık savcısına 3 bin lira bile ödememesi, bu ülkeyi “Bal Tutanlar Cumhuriyeti” durumuna getirir.Hak, adalet, sosyal devlet değerleri sıfıra iner, yerlerde sürünür. Ayıp değil mi?
Haftanın en az 3 günü yargıdan kaynaklanan sorunlar üstüne yazmak zorunda kalıyoruz.Çünkü adalet alanında yaşadığımız tatminsizlik, toplumun derinleşen sıkıntısıdır.Dünkü gazeteler Hrant Dink suikastı davasına bakan mahkemenin kararına isyan ediyordu. Dramı en iyi VATAN özetlemişti:“Yasin Hayal azmettirmiş; Ogün Samast tetiği çekmiş; Büyük ağabey Erhan Tuncel suçsuzmuş; Arkalarında örgüt yokmuş!”Çok açık ki özel yetkili mahkemenin Dink suikastı ile ilgili kararını Yargıtay’dan önce halk jürisi bozmuştur.Çünkü pek az cinayetin suçluları ve azmettiricileri bu suikasttaki kadar “kabak gibi” ortadadır.Zaten iktidar sözcüleri bile toplumsal vicdanın azabını seslendiren koroya hemen katılmışlardır.Bir çocuk, tek başına!En iddialı çıkış AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik’ten gelmiştir.Çelik, mahkeme kararında “örgüt yok” denmesinin “organize bir örgütün varlığını daha da çıplaklaştırdığını” iddia etti.Zaten 17 yaşında bir çocuğun Karadeniz’den İstanbul’a tek başına gelip Agos gazetesinin önünde Hrant Dink’i eliyle koymuş gibi bulduğuna, öldürdükten sonra yardımsız kaybolduğuna inanmak için akıl sağlığından yoksun olmak gerekir.Nitekim İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan da tepkisini aynı yönde koydu:“Ücretsiz eğitim isteyen gençler örgüt üyesi sayılıp tutuklanırken vilâyet - emniyet - jandarma üçgeninde planlandığı apaçık anlaşılan Dink cinayetinin örgüt işi değil bir meczup işi sayılmasına hiç şaşırmayalım!”Benzersiz bir örnekEvet bu dava bitmemiştir.Dün bu beklentiyi destekleyen benzersiz bir örnek yaşandı:“Örgüt yok” diyen mahkemenin başkanı Rüstem Eryılmaz, verdikleri kararın kendi içlerine de sinmediğini belirten “itiraflar”da bulundu:“Bu davada herkesin merak ettiği arka plan aydınlatılamadı. Bu cinayet Yasin Hayal’in kafasından çıkmış bir fikir değil. Azmettiren birilerinin olması gerekir. Ama biz dosyadaki deliller çerçevesinde karar vermek zorundayız.”Bir hayalet var, besbelli.Adalet onu deşifre edememiş Yasin Hayal adındaki maşayı cezalandırmakla yetinmiştir.Mahkeme Başkanı, delil yok diye örgütten beraat verdiklerini ama bunun “örgüt yoktur” anlamına gelmediğini söylüyor.“Bu delillerle bu kadar“ diyor.Rahat değil, bu da belli. Kararın Yargıtay’dan dönmesini temenni ettiğini gizleyemiyor.Zaten bir yargıçtan asla beklenmeyecek çıkışı, kendisi için sorun doğuracak olsa da çaresizliğine halkın tanıklık etmesinde yarar gördüğünü düşündürüyor.Açıklamalar adeta Yargıtay’a “Bu dosya hakkında bozma kararı verin” çağrısıdır.Arzusunu VATAN’a demeç vererek halka mal etmek etmesi ise, toplumsal destekle talebinin ağırlığını artırma arayışıdır.Dosya geri dönmeliYargıtay, mahkeme başkanından gelen açık çağrıya olumlu karşılık vermeli ve kararı bozmalıdır.Suikastın arkasındaki resmi görevlileri deşifre eden kitap yazdığı için gazeteci Nedim Şener’e aslan kesilen ve onu hapse atan devlet güçleri, şimdi namus borçlarını ödeme sırasının tekrar kendilerine geleceğini hesap ederek hazırlıklarını yapmalıdırlar.Doğru; bu dava bitmemiştir.Dileriz “yeni başlıyor”dur!
Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un tahliye talebine ve Yüce Divan’da yargılanma isteğine ret cevabı verildi.Mahkeme heyeti kararı oybirliğiyle aldı.Halbuki Cumhurbaşkanı dahil yürütmenin en yetkili isimleri dahi emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un tutukluluğunu içlerine sindiremediklerini belli etmişler, Barolar Birliği büyük barolar ve saygın hukukçuların ağırlıklı bir kesimi yargılamanın Yüce Divan’da yapılması konusunda birleşmişlerdi.Kararı veren İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin karar metni, özel yetkili mahkemeler ve genel olarak yargı üstünde uzun zamandan beri süren olumsuz değerlendirmelere tepki izleri taşıyor.Mahkeme tahliye talebini reddederken “şüphelinin soruşturma aşamasındaki tutum ve davranışları dikkate alındığında” diyerek İlker Başbuğ’un tutuklandığı mahkemeden çıkarken yaptığı açıklamayı, uygunsuz bir protesto eylemi saydığını belli etmiştir.Başbuğ mahkeme çıkışı, “Türkiye Cumhuriyeti’nin 26’ncı Genelkurmay Başkanı terör örgütü kurmak ve yönetmekten tutuklandı. Takdir yüce Türk milletinindir“ diye açıklama yapmış, bu eylem çok dramatik bulunmuştu.Bizde “kesin” yok!Mahkeme tutukluluk kararının gerekçelerini güçlendirmeyi de ihmal etmemiştir.Eski Genelkurmay Başkanı’na “Kuvvetli suç şüphesi ile delillere etki etme ve karartma şüphesi“ atfetmekten sakınılmamıştır.Tahmin edileceği gibi, İlker Başbuğ için en kötü sürpriz mahkemenin Yüce Divan’la ilgili kararı olmuştur.Yargıtay Onursal Başkanı ve Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Sami Selçuk daha dün bu sütunda görüşünü iddia ile ortaya koyuyordu:“Kesin olan husus, eylemin görevden doğduğudur. Öyleyse yargılama yetkisi Yüce Divan’ındır. Bu kesin!”Görüldüğü gibi, Yargıtay Başkanlığı yapmış bir bilim adamı için dahi “kesin” yok bizim adaletimizde.Evet, Anayasa’nın 148’inci maddesi Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanlarının “görevleriyle ilgili suçlarından dolayı” Yüce Divan’da yargılanacaklarını hükme bağlamıştır ama özel yetkili mahkeme Başbuğ’a isnat edilen suçların “görevle ilgili olmadığı”na karar vermiştir.Tutukluluk uzayabilir“Suça konu olan karar ve eylemleri İlker Başbuğ Genelkurmay Başkanı olmasa gerçekleştiremezdi. Gücü olmaz, kimse dinlemezdi onu. Dolayısıyla, ortada görevin içerdiği yetkinin kötüye kullanılması basit gerçeği var” değerlendirmesi mahkeme heyetini etkilememiştir.Sonuçta anlaşılıyor ki Başbuğ’un önünde uzun zaman alacak bir yol var.“Zaman” deyince aklıma geldi.Zaman gazetesi yazarı ve Gülen cemaatinin sözcüsü Hüseyin Gülerce bir hafta önce Başbuğ’un tutukluluğunun uzayabileceğini ima etmişti köşesinde.Mahkemenin ret kararlarından sonra Gülerce’yi kutlamak mı, yoksa korkmak mı lâzım geldiğini düşünmeye başladım.Kalbimden ve aklımdan gelen dilek sağladığı “isabet”in tahmin gücüne dayanmasıdır. Aksi halde, en az yedi gün önce oluşmuş bir kararın varlığı söz konusu olur ki buna kimse adalet diyemez.Savunmanın değer taşımadığı bir yargı düzeni adalet duygusunu zedeler çünkü.Hukuk, adalet, yargı... Bunlar demokratik bir toplumun vazgeçilmezleridir.Yargıçlar da dahil herkes, bu değerlerin bir gün kendilerine de lâzım olabileceğini unutmamalıdır.