Hukuk ve guguk

16 Ocak 2012

Cumhurbaşkanı devleti temsil eder. Diyeceği “devletin sözü” olacağından danışır, emin olur, öyle der.Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un Yüce Divan’da yargılanması gerektiği konusundaki sözlerine böyle bakmak gerekirdi.Ama içinden çıktığı iktidar partisinde bile onu çürütmeye çalışan kişiler var.Özel yetkili mahkemelerden yararlanmak bir sebep olabilir ama bu uğurda hukuku kırıp dökmek, 89 yıllık devlet geleneğine yakışmıyor.Bu satırları yazdığım sırada Emekli Orgeneral İlker Başbuğ’u tutuklayan hâkime “Kararı gözden geçirmesi” için yapılan başvuruya ret cevabı verildiği haberi geldi.Terör örgütü kurmak ve hükümet darbesine teşebbüs suçlamasıyla Silivri Cezaevi’ne kapatılan Başbuğ’la ilgili kararının yerinde olduğunu düşünen hâkim, itirazı 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.Cumhurbaşkanı yanında Barolar Birliği ve büyük barolar, yargılama adresi olarak Yüce Divan’ı gösterdikleri halde, özel yetkili mahkemelerden vazgeçemeyen çevrelerin niyetleri şüphe davet etmiyor mu?Bunu bilemeyiz ama VATAN’ın Yargıtay Onursal Başkanı ve Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Sami Selçuk’la yaptığı röportaj hukukun gerçeğini görmeye samimi istek gösterenler için değerli bir katkıdır.Selçuk “Konu son derece açıktır” diyor.Anlamayanlara bir daha anlatıyor:Anayasa’nın 145’inci maddesi, anayasal düzene karşı suçlara adliye mahkemelerinin bakacağını belirtmiştir.148’inci madde ise genelkurmay başkanı ile kuvvet komutanlarının “görevleriyle ilgili suçlarından dolayı” Yüce Divan’da yargılanacağını hükme bağlamıştır.Sami Selçuk bu iki maddenin birlikte gözetilmesi gerektiğini, genel hüküm olan 145’in geri çekilip özel hüküm olan 148’in uygulanacağını söylüyor.Son söz olarak yargılanacak kişinin Genelkurmay Başkanı olduğunu belirtiyor ve...“Kesin olan husus, eylemin görevden doğduğudur. Öyleyse yargılama yetkisi Yüce Divan’ındır. Bu kesin!”Tabii kesin olan bir şey daha var:Türkiye her gün hukuktan uzaklaşıyor.Yargının bir an önce siyasetin tasallutundan kurtarılması lâzım!Tuhaf rastlantı19 Mayıs kutlamalarına statları yasaklayan karar sanılandan daha büyük tepki çekmiş olmalı..Yoksa Cumhurbaşkanlığı açıklama yapma zahmetine girmezdi.Gül’ün talimatı ile Cumhurbaşkanlığı Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı ve çeşitli bakanlıklardan gelen üst düzey temsilcilerin katılımı ile bir toplantı yapılmış ve -nedense- milli bayramlar konuşulmuş.Orada karar verilmiş ki 23 Nisan, 19 Mayıs ve 30 Ağustos “daha çok ithaf edilen kitlelerce” (yani çocuklar, gençler ve askerler tarafından) kutlansın, Cumhuriyet Bayramı için ise “daha geniş kitlelerin katılımıyla daha görkemli törenler” düzenlensin.Şimdi dikkat!Çankaya’daki bu toplantı 11 Ocak’ta yapılmış.Milli Eğitim Bakanlığı’nın 19 Mayıs’ı söndürme tebliği de aynı tarihte gönderilmiş.Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıktı?Yani Milli Eğitim, Çankaya’da alınan kararı böyle mi yorumladı?Ve yangından mal kaçırır gibi kararı aynı gün tebliğ haline koydu?Yoksa... Milli Eğitim Bakanı Dinçer’i korumak ve kurtarmak için hazırda bekleyen yasaklama tebliğine Çankaya’dan icazet mi tezgâhlandı?Cumhurbaşkanı Gül, toplantı emrederken böyle bir hedefe ulaşmayı düşünmüş olamaz. Olamaz ama sonuç bu şüpheyi davet ediyor.Şimdi asıl bunun için bir açıklama gerek!

Devamını Oku

Zirve iyi olur...

14 Ocak 2012

“Birileri bu ortamı soğutarak toparlamalı. Bu da Cumhurbaşkanı Gül’e, liderlere, âkil adamlara düşer.”Doğrudur. Siyaset yangın yerine dönmüş durumda. Kimse diyalog ve uzlaşma zemini oluşmasına yardım etmiyor.Bütün konuşmalar incitici, yıkıcı ve abartılı.Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün yazının başına koyduğum sözleri ciddiye alınmalıdır.İktidar ve muhalefet liderleri, birbirlerinin dediklerini “içinde yararlı bir şey var mı” merakıyla dinlemiyorlar, ağzının payını vermeye yarayacak bir açık vermiş mi; sadece ona bakıyorlar.CHP lideri Kılıçdaroğlu hakkındaki dokunulmazlık fezlekesi üstünde süren tartışma da öyle.Hatırlamaya çalışalım; fezleke hangi nedenden kaynaklandı?Tutuklu iken seçilen milletvekillerini özel yetkili mahkemelerin serbest bırakmamakta inat etmesinden...Söz konusu olan hukukun, siyaset ve yargı tarafından katlidir. Silivri’yi ziyaret ettikten sonra bastıramadığı isyan duygusu Kılıçdaroğlu’nu konuşturmuştur.Samimi bir çözüm arayışı, adaletin kanayan yarasını çoktan iyi eder, bu olay belki hiç yaşanmayabilirdi.Kılıçdaroğlu önceki gün tekrar hatırlattı:Meclis Başkanı Cemil Çiçek’le yaptıkları bir görüşme sırasında eski AİHM yargıcı olan CHP Milletvekili Rıza Türmen “Bu konuyla ilgili birçok AİHM kararı var. Onları tercüme edip size verelim” demiş.Çünkü bu yapılırsa tutukluluğun evrensel hukukta ceza değil tedbir olduğu AİHM kararlarında görülecek, Türk yargısında yaşanan ters uygulamalar ve haksızlıklar, yeni bir yasa çıkarmaya gerek doğmadan düzelecektir.Yani bu kadar basit.Ama öneriyi dinleyen Meclis Başkanı Çiçek daha önce Adalet Bakanlığı yapmanın tecrübesi ile şu karşılığı vermiş:“AİHM kararlarını bizim yargıçlarımız okumuyor!”Tutuklama rejiminin yanlışlığından kaynaklanan acılar, zararlar, aile faciaları orta yerde dururken ve yeni kurbanlar bu girdapta kaybolmaya devam ederken böyle mazeret olabilir mi?Emekli Orgeneral Özkök’ün çağrısına Cumhurbaşkanı Gül kulak vermeli, Çankaya’da toplayacağı liderleri, acil çözüm bekleyen sorunlar konusunda işbirliği yapmaya ikna etmelidir.Tutukluluk konusundaki rezalete son vermek için bile birleşemeyen partilerden kim doğru dürüst bir anayasa yapmalarını bekleyebilir?Mükemmel adamRauf Denktaş, sevgisi, inancı ve inatçı mücadelesi ile dolu dolu bir hayat yaşadı.KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı oldu.Ama son saatlerinde, bilinç altından yansıyan sözleri, Rum liderlere seslenmeleri, KKTC’nin bağımsız bir cumhuriyet olduğu konusundaki vurguları, ebediyete göç ederken rahat olmadığını, bazı endişeler taşıdığını düşündürüyor.Gerçekten büyük bir kahramandı.Cesur yüreği tek üstünlüğü değildi.Kendi halkı için güvence, hasımları için korkutucu olan bir akıl, derin bir bilgi ve tecrübe birikimine sahipti.Son saatlerinde eşi için “Sevemez kimse seni benim sevdiğim kadar“ şarkısını mırıldanması, onun aynı zamanda mükemmel bir eş, renkli, çok yönlü, tam donanımlı bir insan olduğunu da gösteriyor.Ona Allah’tan rahmet diliyoruz.Geride kalanlara duamız şu olur:Allah Kıbrıs Türkü’nü yeni bir Denktaş aramaya mecbur etmesin.Çünkü onun gibi adanmış mükemmel adamlar kolay çıkmıyor.

Devamını Oku

Hayalet...

13 Ocak 2012

Bakanlığın 19 Mayıs kutlamalarını kısıtlayan yazısı çok haklı olarak üzüntü ve endişe yarattı.Çünkü milli bayramları tasfiye etmeyi düşleyen zihniyetin nereye varmak istediğini herkes biliyor.Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ statlardaki kutlamalara son veren kararla ilgili olarak “Kıymetli olan statlar değil 19 Mayıs’tır, 19 Mayıs’ta başlayan harekettir” dedi.Ne demek yani?Cumhuriyetin gelenekleri arasına giren Gençlik ve Spor Bayramı’nı bu karar geliştirecek, onurlandıracak mı?Hayır. Hamle, zaman içinde bayram özelliğini kaybettirme niyetinin ifadesidir.İktidarın lider kadrosu, Atatürk ve Cumhuriyet muhaliflerinin zavallı hayallerinden ve telkinlerinden etkilendikleri zaman ülkeye ve kendi partilerine ancak kötülük yapacaklarını sadece zarar vereceklerini çok iyi bilmelidirler.Bozulmanın sebebiAmerika’da çıkan itibarlı Foreign Policy dergisi “Türkiye’nin dizginleri Pensilvanya’daki gizli mollaların elinde mi?” diye sordu geçen gün.Yayınlanan analizde Türkiye’nin AKP iktidarı döneminde önemli mesafe katettiği, fakat son iki yılda baskı yönetimi altına girdiği öne sürüldü.İngiliz Economist de AKP’nin darbe korkusunu istismar ederek muhalefeti bastırdığını öne sürerken şu örneği verdi:“Uzun zamandır yürütülen Ergenekon soruşturmasında yüzlerce kişi tutuklandı ama tek mahkûmiyet kararı bile çıkmadı.”Demokrasinin geçirdiği dramatik değişim, ulusal bayramları sönükleştirme girişimi ile birleştiği zaman tehlikeli bir hayalet ayağa kalkıyor.Bu hayalet AKP’nin bir gizli gündemi bulunduğu şüphesidir.Şüphenin güncel hale gelmesini istemiyorsa Başbakan 19 Mayıs’ın geleneksel hale gelen kutlama biçimine son veren karara müdahale etmelidir.AKP, gençliğe bayramı lâyık görmeyen bir iktidar olarak tarihe geçmemelidir.Çünkü Türk gençliği önce geçmişi ile bu bayramı hak ediyor.Atatürk gençliğiMilli Mücadele’ye başlamanın ilhamını ve gücünü Atatürk gençlikten almıştır. Ülkenin bütün orduları dağıtılmış halde karanlığa gömülü olduğu 1918 yılında Mustafa Kemal, kendi el yazısı ile şu satırları yazmıştır:“Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa doğru yürümekteyiz. Bende bu imanı yaşatan kuvvet yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.”Ülkeyi yönetenler dikkatle ve sevgiyle bakarlarsa, o gençlerin çağdaş uzantılarını göreceklerdir.Onları onurlandırmak ve alttan gelen yeni kuşaklara aynı değerleri kazandırmak istiyorsa iktidar gençlerin bayramını ellerinden almaya kalkmamalıdır.***19 Mayıs soruları19 Mayıs’la ilgili bakanlık yazısının doğurduğu tepkiler dün internet nehrinde taşkınlara sebep oldu.Okurlar “Bayram tatillerinin çocuklardaki motivasyonu düşürdüğü” bahanesine sorularla karşılık veriyor:“Şeker ve Kurban bayramlarındaki uzun tatiller hem eğitimi, hem de çalışma hayatını etkiliyor. Acaba o tatilleri kaldırabilir misiniz?”“Statlarda şenliklere son verenler İstanbul’un fetih şenliklerinde Allah Allah nidalarıyla surlara doğru temsili taarruz gösterisinden vazgeçmeyi düşünecekler mi?”“19 Mayıs’ı kaldırma isteklerinin sebebini açıkça ve cesaretle söylemeyen insanların, tüm toplumu kucaklayan bir anayasa yapacağına nasıl güveneceğiz?”

Devamını Oku

Anlaşıldı mı?

12 Ocak 2012

Okuduğunu anlamayan insanlarla ve sebep oldukları zararlarla ilgili bir araştırma yapılsa Türkiye birinci çıkar!Mesela eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, böyle bir milli felâketin kurbanıdır.Bir haftadır Silivri’de yok yere yatmaktadır.Hastalık galiba genlerimizden geliyor ve eğitim sistemimiz yüzünden azıyor.Herkes bilir; iyi öğretmenler bir konuyu anlattıktan sonra “Var mı anlamayan?” diye sorarlar.Elli kişilik sınıfta 3-5 kişi belki anlamıştır ama geri kalanların hiçbiri “anlamadım hocam” diye işaret edip öğretmenin bir kez daha anlatmasını sağlamaz.Okuduğunu anlayan ve tabii hükümetten gelecek baskıları göğüsleyecek cesarete sahip savcılara ve yargıca denk gelseydi eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ teröristbaşı olmakla suçlanmayacak, bu nedenle bir haftadan beri Silivri Cezaevi’nde yatıyor olmayacaktı.Çünkü Anayasa’nın yeniden düzenlenen 148’inci maddesine göre Genelkurmay Başkanı’nın “görev suçu” nedeniyle Yüce Divan’da yargılanacağını anlamak için hukukçu olmaya gerek bulunmuyor.Okuma bilen bir orta akıl, Türk yargısını adalete karşı işlenen bu utanç verici suçun vebaline, ayıbına karşı korurdu.Başbuğ’un avukatı dün tutukluluk kararının kaldırılması için başvuruda bulundu.Anayasa’nın 148’nci maddesinde yer alan özel hüküm nedeniyle müvekkilinin Yüce Divan’da yargılanması gerektiğini belirterek özel yetkili mahkeme adına “görevsizlik” kararı verilmesini talep etti.Yargı mercii bakımından bu kadar açık bir hükme rağmen bir haftadır kavga ediyoruz.Ve bu bilgi, anlayış, basiret yoksunluğu sebebiyle bir eski Genelkurmay Başkanı’nı “terörist” suçlaması ile hapis tutuyoruz.Adalet Bakanı önceki gün Başbakan’a sonra Cumhurbaşkanı’na gitti.Sağladıkları anlaşılan mutabakatı dün Cumhurbaşkanı Gül açıkladı:“Benim şahsi kanaatim Anayasa’daki özel maddenin daha geçerli olduğu yönünde; Yüce Divan olarak...”Birikimine saygı duyduğum bir “hukuk hocası” geçen gün ilginç bir şey söyledi:“Sorun Anayasamızda ve yasalarda değil. Eğitim sistemimizde, algılama alışkanlığımızda. Herhangi bir Batı toplumu, bizdeki yasalarla gül gibi yaşardı. Ama biz yapamıyoruz.”Başbuğ dosyası, Başbakan’ın da onayını taşıdığı anlaşılan Yüce Divan adresine artık garanti gider mi dersiniz?Gider ama yine de yüzde yüz emin olmayın!19 Mayıs tehlikede23 Nisan’la başladı, 30 Ağustos ve 29 Ekim’le devam etti.Şimdi hedef 19 Mayıs.Ulusal bayramları sıradanlaştırıp tasfiye etmeyi hedefleyen zihniyet son hamlesini yaptı.Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara dışındaki illerde, statlarda yapılan şenliklerin kaldırıldığını milli eğitim müdürlüklerine yazı ile duyurdu.Ulusal bayramları tasfiye etmeye dönük sinsi bir niyetin son yıllarda artık saklanma zahmetine bile katlanmadığını biliyoruz.Ama bakanlık yine de zahmet etmiş, gerekçeler sıralamış:Efendim, Mayıs ayı mevsim olarak soğuk bir zamana denk geldiği için çocuklar hasta oluyorlarmış;Çocukların derslere ilgisi azalıyormuş;Bazı öğrenci velilerinin okullarla ilişkileri bozuluyormuş...Asıl sorun elbette Cumhuriyet ve Atatürk alerjisidir.İktidar inkârcılara cesaret vererek ülkeye de kendine de kötülük yapıyor.Bağımsızlığımızı ve özgürlüğümüzü borçlu olduğumuz o müstesna önderin birleştirici ışığından çocuklarımızı uzaklaştırmak suçtur.Başbakan bu kararı geri aldırmalıdır!

Devamını Oku

Başbuğ AKP’deki koalisyonu böldü

11 Ocak 2012

Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un tetiklediği dinamikler “her şerden bir hayır doğar” sözünü hatırlatıyor.İlker Başbuğ’la ilgili tutuklama kararına karşı toplum vicdanında yükselen isyan duygusundan en çok AKP etkilendi.Başbakan’ın tutuklu yargılamaya taraftar olmadığına dair sözleri ve Başbuğ’un tutuksuz yargılanmasına yönelik arzu taşıdığını belli etmesi, pek çok bakanı bir anda adalet ve özgürlük savunucusu haline getirdi.Neyle suçlandıklarını dahi bilmeden yıllardır modern zindanlarda çile dolduran insanların vebali onların omuzlarında değilmiş gibi feryat ediyorlar.Ama en başarılıları yine Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç.Çok dokunaklı şeyler söyledi:“Milletvekilinin yeri parlamentodur. İçerdeyken seçilmiş olması, derhal tahliye edilmesini gerektirir. Bunun lâmı, cimi yok!“Kimsenin cezaevine atılması ve uzun süre içerde kalması bizi memnun etmez. Şahsi hürriyeti bir gün bağlayıcı ceza bile en büyük işkencedir!”Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, en yaygın eziyet konusu olan uzun tutukluluk sorununa çare getirmeye yetiyor.Yani bu sorunu çözmek için yasa üretmek, mutlak bir zorunluluk değil.Bu duruma ve Başbakan’ın açığa vurduğu arzuya rağmen özel yetkili savcılar ve mahkemeler neden hâlâ önlerine geleni içeri atıyorlar?Acaba iktidar, sahnenin önünde başka perdenin arkasında başka şey mi istiyor?Tavşana kaç, tazıya tut taktiği, Ankara siyasetinin en sevimsiz müştereğidir çünkü. Bir ihtimal şu:İktidar, Başbuğ nedeniyle köpüren toplumsal tepkiden zarar göreceğini anladığı için manevra yapmaya mecbur kalmıştır. Gerçekten tutuklama rejiminde biraz yumuşama hedeflenmiş olabilir.Veya yumuşama arzusu sergileyip “Gördünüz işte; mahkemeler bildiğini okuyor, çünkü yargı bağımsız” diyerek uygulamayı sürdürmek de bir seçenektir.Ama daha görünür ihtimal, AKP içindeki koalisyonun Başbuğ depremi nedeniyle çatlaması, ayrışmaya başlamasıdır.Cemaat dayanışmasından beslenenler taviz verilmesinden yana görünmüyor ama liderlik, intikamcı ısrarın doğuracağı hasardan korkuyor.AKP içindeki ayrışmayı kötüye yormamak gerekir.Liderlik dış muhalefetten etkilenmiyor.Parti içi muhalefetin etkinleşmesi, partiye belki biraz demokratik kimlik kazandırabilir.Neyi kutluyoruz?Çalışan Gazeteciler Günü için Başbakan’ın yayınladığı mesaja ne dersiniz?Özellikle şu değerlendirmeye:“Günümüz Türkiyesi’nde medyanın geçmiş dönemlere kıyasla daha özgür ve de çok sesli hale gelmesinde, hükümetimizin öncülük ettiği demokratikleşme ve şeffaflaşma politikaları da kilit rol oynamıştır.”Hiç güleceğim yoktu; çok yaşasın!İktidar sahiplerinin beyaz yalanlarına kendilerinin inanmamasını tavsiye ederiz. Çünkü Türkiye’de söylendiği gibi özgür ve çok sesli bir medya bulunmuyor.Bu yüzden halk haber alma hakkını tam kullanamadığı gibi iktidar da demokrasinin şikâyet, eleştiri ve önerme kaynaklarından yararlanamıyor.Dünkü Financial Times gazetesi Başbakan Erdoğan’ın “otoriter bir rejime doğru sürüklendiğini” öne sürdü.Ana muhalefet liderinin yargıya yönelik eleştirileri nedeniyle takibata uğradığını ve yüze yakın gazetecinin cezaevinde tutulduğunu yazdı.Anlayacağınız, kutlama mesajı yerine geçmiş olsun mesajı daha anlamlı olurdu!

Devamını Oku

Başbuğ desteği

10 Ocak 2012

Salı günleri toplanan parti grupları parti liderlerinin söylevleri çerçevesinde ülke gündemini oluşturuyor.Millet de “unvan maçı” seyreder gibi dinliyor, izliyor bu konuşmaları.Büyük tecrübesi ile Başbakan Erdoğan hemen her hafta Kılıçdaroğlu’na baskın çıkıyor.Ama dün tersi oldu.Kılıçdaroğlu daha üstün göründü.Çünkü nasıl söylediklerinin değil ne söylediklerinin önem taşıdığı konuşmalardı.Türkiye’nin bir numaralı ihtiyacı adalet özlemi ve adil yargılanma hakkıdır.CHP liderinin gündeminde özgürlük ve adalet kavgası var. Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un tutuklanması, bu mücadeleye bir anda muazzam bir toplum desteği sağladı.İlker Başbuğ’un hapse atılmak üzere mahkemeden çıkarken yaptığı açıklama kulaklarımızda çınlamaya devam ediyor:“Türkiye Cumhuriyeti’nin 26’ncı Genelkurmay Başkanı, terör örgütü kurmak ve yönetmek suçundan tutuklanmıştır. Takdir yüce Türk Milleti’nindir!”Bu açıklamanın vicdanlarda açtığı yara Silivri mahkemelerinin temelinde göçük oluşturmuştur. Kanama sürdükçe hasar büyüyecektir.AKP’ye de yararı olurGerek bu olay, gerekse CHP liderinin yargılanmasını sağlamak amacıyla başlatılan dokunulmazlığının kaldırılması süreci, bir dönüm noktası olabilir.Kılıçdaroğlu’nun toplum vicdanından yükselen isyan duygusunu, Silivri’de yapılan haksızlıklara son vermek için güçlü bir şekilde kullanması aslında iktidarı da kendine çekidüzen vermesi konusunda uyandırabilir.CHP lideri, bir şiir okuduğu için seçilme hakkından yoksun bırakılan Tayyip Erdoğan’ın bugün basılmamış kitabın sansürcüsü olduğunu öne sürerken zehir gibi bir suçlamada bulundu:“Dünün mazlumu bugünün zalimi oldu!”Böyle bir kötü şöhret, AKP’nin hizmetler alanında elde ettiği başarıları siler süpürür, unutturur.Herhalde Başbakan da bu gerçeği görmüş olmalı ki önceki gün Başbuğ’un tutuklanmasını “isabetli yol” olarak görmediğini, arzusunun tutuksuz yargılama olduğunu belirtti.Ne kadar samimi olduğunu yakın günlerde göreceğiz.Ama asıl meselenin, tutuklama tedbirini ceza aracı olarak kullanma alışkanlığına kökten son vermek olduğunu bilmek gerekiyor.Tehlike böyle önlenmezBu ihmal edildiği takdirde ne olur?Özel yetkili savcıların ve mahkemelerin çağdaş hukuka meydan okuyan “inadına kararlar”ı zalimlik suçlamalarına davetiye çıkarır, onlara haklılık kazandırır.CHP liderinin dokunulmazlığını kaldırmak amacıyla başlatılan sürece iktidar asla destek olmamalı, samimiyetle göğüslemeye çalışmalıdır.Neden istiyorlar Kılıçdaroğlu’nu?Çünkü hapisteki iki CHP milletvekilini ziyaretinden sonra Kılıçdaroğlu kapıda şunları söylemişti:“Onlara yargıç demeyi içime sindiremiyorum. İktidara muhalif olmanın bedeli 21’inci yüzyılın Türkiyesi’nde Silivri’de toplama kampında olmaktır. Bu ayıbı ortadan kaldırmamız lâzım.”Başbakan fezleke önlerine geldiğinde, kendi yargı düzenlerini kurmadan önce yargıya ve yargıçlara neler söylediğini bir hatırlamalı, öyle karar vermelidir.Ama Başbakan’ın “olması gereken olmuştur” diyerek dokunulmazlığı kaldırma sürecine destek vermesi, endişeli bir soru yaratıyor.Bu sözler, iktidarın Kılıçdaroğlu’nu tehlike görmeye başladığına işaret sayılabilir mi?Mümkündür ama çare değildir.Dokunulmazlığını kaldırmak Kılıçdaroğlu tehlikesini önlemez, büyütür!

Devamını Oku

Tatsız uyarı!

9 Ocak 2012

Hukukun üstünlüğünü kabul eden bir rejim ile hukuku siyasi güçle ikame eden bir rejim arasındaki fark nedir?Fark Türkiye’dir!Hukukun üstünlüğüne dayanan rejim krallık da olabilir. Ama oy gücünü hukukun yerine koyan bir iktidarın hüküm sürdüğü bir ülke demokrasi olamaz.Olsa olsa “melez rejim” olur.Anayasa’nın halkoyundan geçen bir değişiklik maddesinde şöyle yazıyor:“Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan’da yargılanırlar.”Ankara Barosu Başkanı Prof. Dr. Feyzioğlu’nun dediği gibi şu birkaç satırlık hükmü okuyan herkes, terör örgütü kurmak ve hükümet darbesi yapmaya teşebbüs etmekle suçlanan eski genelkurmay başkanı Başbuğ’un Yüce Divan sıfatıyla görev yapacak Anayasa Mahkemesi’nce yargılanacağını kolaylıkla anlayabilir.Bunun için hukukçu olmaya bile gerek yok.Ama görüyoruz ki siyaset ve hukuk çevreleri bu konuda bile anlaşamıyor.Güçler tek ele geçinceEskiden “abesle iştigal” diye adlandırılır bu kadar açık doğrulara muhalefet edenlere cevap bile verilmezdi. Bilinirdi ki siyasi çoğunluğa bir iddianın sırtını dayaması haklılığını kabul ettirmeye yetmiyor.Önünde sonunda adil bir mahkeme devreye girecek, hukukun dediği olacaktır.Şimdi öyle değil; yargının bağımsızlığını yitirmesi, mahkemelerin iktidar kontrolüne girmesi riskleri büyütüyor. Olmadık bahanelerin ciddiye alınmasına sebep olabiliyor.Nitekim eski genelkurmay başkanı Başbuğ’u ille de özel yetkili mahkemede yargılatmak ve tutuklanmasını sağlamak isteyenler, çocukça denebilecek bir bahaneyle süreci rayından çıkardılar.Anayasa’da komutanların “görevleriyle ilgili suçlardan dolayı” Yüce Divan’da yargılanacakları yazıyor ya; terör örgütü kurma ve darbeye teşebbüs suçlarının görevleriyle ilgili olmadığını, dolayısıyla Başbuğ’un özel yetkili savcılıkça soruşturulup özel yetkili mahkeme tarafından tutuklanıp yargılanmasının doğru bir seçim olduğunu savunuyorlar.Eski camlar bardak olduBarolar Birliği, İstanbul, Ankara gibi büyük barolar ve bağımsız hukukçuların büyük çoğunluğu aksi görüştedir.Şunu sormak lâzım:Görevin beraberinde getirdiği yetkilere sahip bulunmasa, herhangi bir komutanın atılı suçları işlemesine imkân, ihtimal olabilir mi?Başbakan ve bakanlar da yolsuzlukla suçlandıklarında Yüce Divan’da yargılanıyorlar. “Yolsuzluk yapmak bakanların, başbakanın görevleri arasında değildir; dolayısiyle onlar da özel yetkili mahkemeye verilmeli” denebilir mi?Çok açık ki görevden kaynaklanan yetkilerin kötüye kullanılması iddiası söz konusudur.Başbuğ’un tutukluluğuna itirazın ve yargılamanın Anayasa Mahkemesi’nce yapılması talebini içeren yetki itirazının bir an önce yapılıp mahkemece kabul edilmesi en akla yakın çözüm gibi duruyor.Ama yapısal sorun var. Doğru mahkeme bulunsa bile sonuçtan emin olamayız.TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üstün’ün yetkili mahkeme tartışmasına yönelik dünkü değerlendirmesi ümit verici değil:“Niye Anayasa Mahkemesi’ne gitme arzusundalar, anlamıyorum. Sanki Anayasa Mahkemesi’ne gidince farklı bir karar mı verecek?”Türçesi şudur: “Ümitlenmeyin; eski Anayasa Mahkemesi de yok artık!”

Devamını Oku

Bitti mi?

7 Ocak 2012

Beklenmedik bir olay karşısında gördüklerimize inanmama hali yaşarız hani; dünü öyle geçirdik.Düşüneni çok, konuşanı az bir Cumartesi...Toplumun nabzını ölçmek isteyenlere internet büyük kolaylık sağlıyor.Aracısız, doğrudan anlıyabiliyorsunuz halkın duygu ve düşüncelerini.Şu gerçeği tespit ettim:Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’a yöneltilen “terör örgütü kurmak ve yönetmek” suçlaması milleti yaralamıştır.İlker Başbuğ için kullanılan “terörist” suçlamasının iftira olduğuna kalıbını basacak on milyonlar vardır bu ülkede.O yığınlar arasındaki AKP’lilerin oranı da yüzde 50’nin altında değildir.Sade vatandaş bilmiyor :“Katalog suçlar” denilen bir liste var. Bu listeye giren eylemlerle suçlananlar hakkında öteki şartların yerine gelip gelmediğine bakılmaksızın tutuklama kararı verilebiliyor.Özel yetkili savcılık “terörist” suçlamasını bu kolaylıktan yararlanmak için yapıyor.Çünkü tutuklama yoluyla diz çöktürmekten vazgeçilemiyor!Ama Başbuğ örneğinde geri tepmiştir.“Yargının çivisi çıktı”Düşünceyi korku salarak sustursanız bile adaletin son savunma kalesi olan vicdanları zincire vuramazsınız.Halkın vicdanında İlker Başbuğ değil, onu tutuklayan irade mahkûm edilmiş durumdadır.Sözünü esirgemeyen bir hukukçu olan Askeri Yargıtay Onursal Üyesi Ali Fahir Kayacan dün VATAN’a acı bir değerlendirmede bulundu:“İstanbul’da 8 normal ağır ceza mahkemesi 9 da özel yetkili mahkeme var. Bu durum bile her şeyi gösteriyor. Özel yetkili mahkemeler özel suçlara bakılması için kuruldu. Sonuçta görüldü ki hükümete yönelik en küçük bir hareket özel yetkili mahkemelere çekiliyor. Yargının çivisi çıktı. Bana göre Türkiye’de yargı artık bitti!”“Adalet mülkün (devletin) temelidir” sözü doğruysa yandık demektir.Türkiye’de adı konmamış bir sıkıyönetim rejimi hüküm sürüyor.Cumhurbaşkanı Gül’ün sözlerini dün de Milli Savunma Bakanı Yılmaz tekrarladı. Efendim, “Kimse mahkeme kararı olmadan suçlu ilân edilemez”miş...“Masumiyet karinesi” denilen ilke öyle çok tekrarlandı ki çocuklar bile öğrendi. Ama bu tekrarların “sakinleştirici hap“ yerine kullanıldığı ve hiç işe yaramadığı hapishanelerin dolup taşmasından belli.Neden kimse salınmıyor?Türk ordusunun 60’ı muvazzaf, diğerleri emekli 140 general ve amirali, aylar ve yıllar var ki hapis cezası çekiyorlar.“Aksi ispat edilmediği için” hepsi sözde masumdur ama nedense hiçbirine özgürlüğü geri verilmiyor.Bu kural sivil tutuklular için de değişmiyor.Terör havasını estiren asıl sebep, özel yetkili mahkemelerin devrim mahkemelerini hatırlatan acımasızlık içinde hareket etmesidir.Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un tutuklanması, TSK’da yürütülen operasyonun sonu mudur?Askerden sonra “hesaba çekilecek” başka kişiler ve gruplar var mı?Kimse yarınla ilgili tahminde bulunamıyor.Korku olmasa insanlar belki tabloya bakıp eğlenecek bile.Ama korku ve güvensizlik buna engeldir.Düşünün; 700 bin kişilik bir ordunun en yüksek komutanını ve 60 muvazzaf general ve amiralini hapse atıyorsunuz.Bunların darbe yapmaya kalkıştığına karar veriyorsunuz ama onları kim, nasıl durdurmuş söyleyemiyorsunuz.Yoksa başarısızlığı mı cezalandırmak istiyorsunuz?!Unutmamalı; güçsüz adalet ve adaletsiz güç ikisi de birbirinden büyük felâketlerdir.

Devamını Oku