Başbuğ AKP’deki koalisyonu böldü

Haberin Devamı

Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un tetiklediği dinamikler “her şerden bir hayır doğar” sözünü hatırlatıyor.

İlker Başbuğ’la ilgili tutuklama kararına karşı toplum vicdanında yükselen isyan duygusundan en çok AKP etkilendi.

Başbakan’ın tutuklu yargılamaya taraftar olmadığına dair sözleri ve Başbuğ’un tutuksuz yargılanmasına yönelik arzu taşıdığını belli etmesi, pek çok bakanı bir anda adalet ve özgürlük savunucusu haline getirdi.

Neyle suçlandıklarını dahi bilmeden yıllardır modern zindanlarda çile dolduran insanların vebali onların omuzlarında değilmiş gibi feryat ediyorlar.

Ama en başarılıları yine Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç.

Çok dokunaklı şeyler söyledi:

“Milletvekilinin yeri parlamentodur. İçerdeyken seçilmiş olması, derhal tahliye edilmesini gerektirir. Bunun lâmı, cimi yok!

“Kimsenin cezaevine atılması ve uzun süre içerde kalması bizi memnun etmez. Şahsi hürriyeti bir gün bağlayıcı ceza bile en büyük işkencedir!”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, en yaygın eziyet konusu olan uzun tutukluluk sorununa çare getirmeye yetiyor.

Yani bu sorunu çözmek için yasa üretmek, mutlak bir zorunluluk değil.

Bu duruma ve Başbakan’ın açığa vurduğu arzuya rağmen özel yetkili savcılar ve mahkemeler neden hâlâ önlerine geleni içeri atıyorlar?

Acaba iktidar, sahnenin önünde başka perdenin arkasında başka şey mi istiyor?

Tavşana kaç, tazıya tut taktiği, Ankara siyasetinin en sevimsiz müştereğidir çünkü.

Bir ihtimal şu:

İktidar, Başbuğ nedeniyle köpüren toplumsal tepkiden zarar göreceğini anladığı için manevra yapmaya mecbur kalmıştır. Gerçekten tutuklama rejiminde biraz yumuşama hedeflenmiş olabilir.

Veya yumuşama arzusu sergileyip “Gördünüz işte; mahkemeler bildiğini okuyor, çünkü yargı bağımsız” diyerek uygulamayı sürdürmek de bir seçenektir.

Ama daha görünür ihtimal, AKP içindeki koalisyonun Başbuğ depremi nedeniyle çatlaması, ayrışmaya başlamasıdır.

Cemaat dayanışmasından beslenenler taviz verilmesinden yana görünmüyor ama liderlik, intikamcı ısrarın doğuracağı hasardan korkuyor.

AKP içindeki ayrışmayı kötüye yormamak gerekir.

Liderlik dış muhalefetten etkilenmiyor.

Parti içi muhalefetin etkinleşmesi, partiye belki biraz demokratik kimlik kazandırabilir.

Neyi kutluyoruz?

Çalışan Gazeteciler Günü için Başbakan’ın yayınladığı mesaja ne dersiniz?

Özellikle şu değerlendirmeye:

“Günümüz Türkiyesi’nde medyanın geçmiş dönemlere kıyasla daha özgür ve de çok sesli hale gelmesinde, hükümetimizin öncülük ettiği demokratikleşme ve şeffaflaşma politikaları da kilit rol oynamıştır.”

Hiç güleceğim yoktu; çok yaşasın!

İktidar sahiplerinin beyaz yalanlarına kendilerinin inanmamasını tavsiye ederiz.

Çünkü Türkiye’de söylendiği gibi özgür ve çok sesli bir medya bulunmuyor.

Bu yüzden halk haber alma hakkını tam kullanamadığı gibi iktidar da demokrasinin şikâyet, eleştiri ve önerme kaynaklarından yararlanamıyor.

Dünkü Financial Times gazetesi Başbakan Erdoğan’ın “otoriter bir rejime doğru sürüklendiğini” öne sürdü.

Ana muhalefet liderinin yargıya yönelik eleştirileri nedeniyle takibata uğradığını ve yüze yakın gazetecinin cezaevinde tutulduğunu yazdı.

Anlayacağınız, kutlama mesajı yerine geçmiş olsun mesajı daha anlamlı olurdu!

DİĞER YENİ YAZILAR