Anlaşıldı mı?

Haberin Devamı

Okuduğunu anlamayan insanlarla ve sebep oldukları zararlarla ilgili bir araştırma yapılsa Türkiye birinci çıkar!

Mesela eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, böyle bir milli felâketin kurbanıdır.

Bir haftadır Silivri’de yok yere yatmaktadır.

Hastalık galiba genlerimizden geliyor ve eğitim sistemimiz yüzünden azıyor.

Herkes bilir; iyi öğretmenler bir konuyu anlattıktan sonra “Var mı anlamayan?” diye sorarlar.

Elli kişilik sınıfta 3-5 kişi belki anlamıştır ama geri kalanların hiçbiri “anlamadım hocam” diye işaret edip öğretmenin bir kez daha anlatmasını sağlamaz.

Okuduğunu anlayan ve tabii hükümetten gelecek baskıları göğüsleyecek cesarete sahip savcılara ve yargıca denk gelseydi eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ teröristbaşı olmakla suçlanmayacak, bu nedenle bir haftadan beri Silivri Cezaevi’nde yatıyor olmayacaktı.

Çünkü Anayasa’nın yeniden düzenlenen 148’inci maddesine göre Genelkurmay Başkanı’nın “görev suçu” nedeniyle Yüce Divan’da yargılanacağını anlamak için hukukçu olmaya gerek bulunmuyor.

Okuma bilen bir orta akıl, Türk yargısını adalete karşı işlenen bu utanç verici suçun vebaline, ayıbına karşı korurdu.

Başbuğ’un avukatı dün tutukluluk kararının kaldırılması için başvuruda bulundu.

Anayasa’nın 148’nci maddesinde yer alan özel hüküm nedeniyle müvekkilinin Yüce Divan’da yargılanması gerektiğini belirterek özel yetkili mahkeme adına “görevsizlik” kararı verilmesini talep etti.

Yargı mercii bakımından bu kadar açık bir hükme rağmen bir haftadır kavga ediyoruz.

Ve bu bilgi, anlayış, basiret yoksunluğu sebebiyle bir eski Genelkurmay Başkanı’nı “terörist” suçlaması ile hapis tutuyoruz.

Adalet Bakanı önceki gün Başbakan’a sonra Cumhurbaşkanı’na gitti.

Sağladıkları anlaşılan mutabakatı dün Cumhurbaşkanı Gül açıkladı:

“Benim şahsi kanaatim Anayasa’daki özel maddenin daha geçerli olduğu yönünde; Yüce Divan olarak...”

Birikimine saygı duyduğum bir “hukuk hocası” geçen gün ilginç bir şey söyledi:

“Sorun Anayasamızda ve yasalarda değil. Eğitim sistemimizde, algılama alışkanlığımızda. Herhangi bir Batı toplumu, bizdeki yasalarla gül gibi yaşardı. Ama biz yapamıyoruz.”

Başbuğ dosyası, Başbakan’ın da onayını taşıdığı anlaşılan Yüce Divan adresine artık garanti gider mi dersiniz?

Gider ama yine de yüzde yüz emin olmayın!

19 Mayıs tehlikede

23 Nisan’la başladı, 30 Ağustos ve 29 Ekim’le devam etti.

Şimdi hedef 19 Mayıs.

Ulusal bayramları sıradanlaştırıp tasfiye etmeyi hedefleyen zihniyet son hamlesini yaptı.

Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara dışındaki illerde, statlarda yapılan şenliklerin kaldırıldığını milli eğitim müdürlüklerine yazı ile duyurdu.

Ulusal bayramları tasfiye etmeye dönük sinsi bir niyetin son yıllarda artık saklanma zahmetine bile katlanmadığını biliyoruz.

Ama bakanlık yine de zahmet etmiş, gerekçeler sıralamış:

Efendim, Mayıs ayı mevsim olarak soğuk bir zamana denk geldiği için çocuklar hasta oluyorlarmış;

Çocukların derslere ilgisi azalıyormuş;

Bazı öğrenci velilerinin okullarla ilişkileri bozuluyormuş...

Asıl sorun elbette Cumhuriyet ve Atatürk alerjisidir.

İktidar inkârcılara cesaret vererek ülkeye de kendine de kötülük yapıyor.

Bağımsızlığımızı ve özgürlüğümüzü borçlu olduğumuz o müstesna önderin birleştirici ışığından çocuklarımızı uzaklaştırmak suçtur.

Başbakan bu kararı geri aldırmalıdır!

DİĞER YENİ YAZILAR