Hâkim iyi yaptı!

Haberin Devamı

Gazeteci Hrant Dink’in bizden bekleyip de bulamadığı adaleti konuştuk dün bütün gün.

Yazılı basın ve TV’ler “neden başaramadık?” sorusuna cevap aradı.

VATAN’a samimi kanaatini açıklarken “Vicdanen ben de tatmin olmadım. Olayın arka planı aydınlatılamadı. Suikast birkaç gencin işleyebileceği bir cinayet değil. Ama örgütün varlığına dair de delil yok” diyen özel yetkili mahkemenin başkanı Rüstem Eryılmaz akşama kadar topa tutuldu.

“Vur abalıya” görevi için “nöbetçi bakan” yine Bülent Arınç’tı.

Arınç “Vicdanen ben de tatmin olmadım sözü bir mahkeme başkanına yakışacak söz değil. Hâkimler kararlarıyla konuşurlar yazdıkları kararın arkasında dururlar” dedi.

Doğru ama arkasında durmaya değer bir karar olmadığını bile bile sessiz kalmak daha iyi bir tercih midir?

Evet, suikastın tetikçisi ve azmettirici maşaları ile ilişkileri yazılan, bilinen emniyetçiler hakkında soruşturma açılamaması ve suikast öncesi ve sonrası sanıklardan biri ile görüşme yapan 5 telefon numarası tespit edildiği halde bu bilginin değerlendirilmemiş olması kabul edilemez ihmallerdir.

Ama kararının, herkesin beklediği adaletin karşılığı olmadığını itiraf ve ilân eden bir yargıç eksiğini gizleyerek görevini tam yapmış gibi davranan bir yargıçtan daha değerlidir.

14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Eryılmaz, itirafı ile Yargıtay’a yardımcı olmuştur. Kararın bozulması ihtimali bu sayede güçlenmiştir.

Hrant Dink suikastını örten esrarı ayrıntısına kadar çözmeye, beş yıldır süren uğursuz karanlığı yırtmaya mecburuz.

Aksi halde siyasi cinayetlerin utancı altında ezilmeye devam edeceğiz.

Bu yüzden hiçbir zaman çağdaş bir devletin, yaşam haklarına saygı duyulan vatandaşları olamayacağız.

Derin devlet postuna bürünmüş suç örgütleri Dink suikastında aşırı güven duygusunun pervasızlığıyla çok açıklar verdi. Bunlar kitap oldu.

Suikastlar dönemine son vermek için bu dava mükemmel bir fırsat sunuyor.

Suikast, toplumları korku ile yönetmenin yöntemidir. Ve topluma reva görülebilecek en ağır hakarettir.

Geleceğimizi güven altına alacak ve onurumuzu kurtaracak ibreti bu fırsattan çıkaramazsak, kendimize ve çocuklarımıza yazık ederiz!

Halktan koptular...

Milletvekilleri emekli maaşlarını 6 bin lira yaparak aylık toplam gelirlerini 18 bin liraya çıkardılar.

Keşke bu ülke daha zengin olsa da devlet daha fazlasını verebilse. Ama öyle değil.

Milletvekillerimiz buna rağmen dünyanın en yüksek maaşlarını alan parlamenterleri arasında ön sıraları işgal ediyorlar.

Yetmedi; geçen gün emekli aylıklarını yüzde 45 artırdılar.

Kimse mahrum kalmasın diye iki yıl milletvekilliği yapana emeklilik hakkı tanınıyor. Milletvekilinin emekliliği mi olur?

Parlamenterlik yapmak bir meslek midir ki emekliliği olsun?

Sonra niçin 6 bin lira?

Bu maaş zammı, parlamento ile halk arasında bir kopuş, bir yabancılaşma yaratmıştır.

İki yıllık bir savcı mail göndermiş.

“Elime milyarlık dosyalar, müebbet hapis gerektiren soruşturmalar geliyor ama aldığım para 2 bin 950 liradır” diyor.

İki yıllık parlamenterine ayda 18 bin lira maaş ödeyen bir devletin 2 yıllık savcısına 3 bin lira bile ödememesi, bu ülkeyi “Bal Tutanlar Cumhuriyeti” durumuna getirir.

Hak, adalet, sosyal devlet değerleri sıfıra iner, yerlerde sürünür. Ayıp değil mi?

DİĞER YENİ YAZILAR