Kirli baykuş

19 Aralık 2011

Adalet ve özgürlük değerleri ile yücelmiş Fransız Meclisi’ni iki gün sonra göreceğiz...Bakalım geçmişine lâyık bir duruş mu sergileyecek yoksa siyasi sahtekârlığın çamuruna mı yuvarlanacak?Şu anda bir avuç Türk bilim adamı, siyasetçi ve iş adamı, utandıracak bir karar almaktan vazgeçirmek için Fransız siyasetçileri ikna etmeye çalışıyor.Fransa Meclisi 2001 yılında soykırım iddiasını kabul etti. Daha sonra inkârına ceza yaptırımı getiren yasayı çıkarmaya çalıştı.Şimdiye kadar bilim namusu ahlâksızlığın önünü kesmeyi başardı.Ama bu defa Sarkozy 250 bin Ermeni oyunu her halükârda istiyor. Ve seçime de altı ay kaldığı için Ermenilere verdiği sözden dönüp bunu unutturması kolay değil.Adaletin, bilimin, namusun tecavüz tehlikesine bu kadar yakın ve açık olduğu bir dönem pek az yaşanmıştır.Teklif 2006 yılında Meclis’e geldiğinde Fransız tarihçilerin itirazı çok güçlü çıkmıştı. Sarkozy o zaman İçişleri Bakanı idi ve tarihin tarihçilere bırakılması fikrini o da savunuyordu.Ermenistan’a gitti sapıttı!Şimdi onun kılavuzluğundaki Fransız Meclisi, hem tarihçilerin hem de hâkimlerin işini üstlenecek, böylelikle mirasçısı olduğu değerlere ihanet suçu işleyecektir.Çünkü “soykırım olmadı” diyenleri mahkûm etmek sadece ifade özgürlüğünü katletmek değil, bilimsel araştırmaların da önünü tıkamak demektir.Böyle bir suçu, ancak gerçeği istemeyenler karanlıkta iş çevirenler işleyebilir.Sarkozy burada duramaz; önerim şu...Ermenistan’ın ilk Başbakanı Kaçaznuni’nin 1923’te Bükreş’te toplanan Taşnak konferansında yaptığı konuşmayı araştırmacı Mehmet Perinçek, Rusya’daki devlet arşivlerinde bulup çıkardı.Kaçaznuni özetle şunu diyor:“İtilaf devletleri bizi hep Anadolu’da bir Ermenistan hayaliyle kandırdı. Bu boş hayale kapılarak Taşnak çeteleri kurup 7 cephede savaşan Osmanlı ordularına silâh ve mühimmat götüren birliklere saldırdık. Sonuçta İtilaf devletleri sözlerini tutmadılar. Biz de Osmanlı’ya ihanetimizin bedelini tehcirle ödedik!”Bu rapor kitap oldu, çevrildi ve Fransızca olarak da basıldı.Sarkozy hazır elini kirletmişken bu kitabı ve bundan sonra çıkacak benzerlerini yakıp yok edebilir. Yoldan çıkmıştır nasılsa.Faşistliğin azı çoğu olmaz. Faşist faşisttir!Çankaya ile dansMuhalefet partileri, Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmasında maden buldu!Başbakan Erdoğan’ın “Süre 7 yıl” açıklamasından sonra bütün partiler iktidar karşısında tek vücut oldular.Sürenin 5 yıl olmasını, Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından 2012’de seçilmesini istiyorlar.Hangi tezin daha doğru olduğunu aramak boşuna zahmettir.Hiçbiri sağlam bir temele oturmuyor.Başbakan 5 de diyebilirdi.Nitekim kararını açıklamakta bu kadar geç kalmasının nedeni “Ne olur ne olmaz” tedbiri değil mi?Hiç şüpheniz olması ki 5 demiş olsaydı muhalefet büyük bir ihtimalle Gül’ün Çankaya’da 7 yıl oturması gerektiğini savunuyor olacaktı.Peki şimdi ne olacak?Muhalefet yargıya güvenmeyeceği için hukuk değil siyaset yolunu zorlayacak, Cumhurbaşkanı’nın meşruiyeti üstünde sürekli şüphe ve tartışma üretecektir.Hedef, makamın haysiyetine zarar verilmesine razı olmayacağı tahmin edilen Abdullah Gül’ü istifaya zorlamak olacaktır.Ama dikkat... Mağdur yaratma kabiliyeti yüksek olan bu silâh geri teper mi; kullanıcıları iyi hesap yapmalı!

Devamını Oku

Beyin yıkamaya iki yıl yeter mi?

17 Aralık 2011

Eskiler “fuzuli işgal” derlerdi. Gül’ün Çankaya’daki süresi ile ilgili tartışmalar artık gündemi meşgul etmeyecek.Abdullah Gül, 7 yıl için Cumhurbaşkanı seçilmiş olduğuna göre 2014’e kadar Çankaya’da kalma hakkına zaten sahipti.Ama bizde hiçbir şeyin garantisi yoktur.. O nedenle, 7 yıl için seçilen Cumhurbaşkanı’nın 7 yıl görev yapabileceğinden düne kadar kimse emin değildi.Çünkü Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olma kararının ne tür bir takvime ihtiyaç duyuracağı meselesi, Gül’ün durumunu “teferruat” konumuna düşürmüştü.Fransa’ya Ermeni oyunu nedeniyle uyarılar gönderdiği dünkü basın toplantısında Başbakan Erdoğan, Gül’le ilgili soruyu da cevapladı. “Görüşümüz Cumhurbaşkanımızın görev süresinin 7 yıl olması istikametindedir” dedi.Ardından da bu konudaki kararın Cumhurbaşkanı seçiminin usul ve esaslarını belirleyecek olan yasada hüküm altına alınacağını belli etti.Başbakan’ın yeni yılın başında tamamlanacağını söylediği bu işlem tartışmayı tamamen bitirecek mi?Hayır. Çünkü Abdullah Gül’ün istifaya razı edilmesi koşulu ile Çankaya’nın her an boşaltılması imkânı mevcuttur.Yine de oluşan netlik, yeni imkânlarla beraber yeni yorumlar getirecektir.Önemli bir soru şu:Cumhurbaşkanı seçiminde kazanılan iki yılı iktidar nasıl değerlendirecek, hangi amaç için kullanacaktır?Hiç şüphe edilmesin ki başkanlık sistemine geçmek konusunda mevcut direnci kırmak, muhalefet eden çevreleri ikna etmek amacında kullanacaktır.Bu hedefi tutturmak çok zor. Çünkü AKP’nin kendi içinde dahi bütünlük yoktur. Siyasi muhalefeti ve kamuoyunun büyük kesimini ikna etmek de neredeyse imkânsız görünüyor.Ama bu zorluk Erdoğan’ı caydırmayacaktır.Özal’ın ve Demirel’in partilerini ve siyasi güçlerini Çankaya’ya çıkarak nasıl kaybettiklerini anlatan hikâyelerinin üçüncü kez Tayyip Erdoğan adı ile tekrarlanmaması için elinden geleni yapacaktır.Başarır veya başaramaz; ama başkanlık sistemini sonuna kadar zorlayacaktır.Gül’ün 7 yıllık hakkını teslim eden karar bunun işaretidir!Sevindiğimiz şeye bakınEnerji Bakanı Yıldız’ın, hükümeti protesto eden genci polislerden kurtarıp kürsüye çıkarması içimizi aydınlattı.Gerçek demokrasilerde sıradan sayılacak bir olay bu kadar hoşluk ve takdir yaratarak VATAN’ın manşetine kadar çıkmışsa, demek ki beklenmedik bir şey olmuş..Tabii ki beklenmedik bir olaydı.Protestocu öğrenci Nesimi Yiğit Eryılmaz başından geçeni şöyle anlattı:“Eyleme başlar başlamaz korumalar çullandı. Ağzımı burnumu kapattıkları için nefes almakta güçlük çekiyordum. Bir süre nefessiz kaldım.”Yaşamak için özgürlüğe muhtaç olanlar uzun bir zamandan beri kendilerini boğulacak gibi hissediyorlar. Olayın kahramanı “Eylemi tutuklu gazeteciler ve öğrenciler için yaptım. Aralarında liselilerin de olduğu 500 tutuklu öğrenci var“ diyor.Üniversiteli gencin tam nefessiz kaldığı anda Bakan Yıldız’ın polislere “durun” diye bağırması ve düşüncelerini söylesin diye onu kürsüye davet etmesi ve eleştirilerini dinlemesi mucizevi bir şans değil midir?Bu nedenle Enerji Bakanı Taner Yıldız’ı kutlayarak teşekkür ediyoruz önce.Sonra da böyle jestlerin sıradanlaştığı marifet sayılmadığı bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz.

Devamını Oku

Oya tapan ahlâksız!

16 Aralık 2011

Ermeni diasporası ve Fransa’nın hasis siyasetçileri, müzmin başağrısı nöbetlerimizin önde gelen sebepleridir.Fransa on yıl önce Ermeni iddialarını soykırım olarak kabul etti.Ardından soykırımı inkâr edenlere bir yıl hapis ve 45 bin euro para cezası öngören bir teklifi yasama sürecine soktu.Bu teşebbüs sağduyuya çarptı.Fransız Meclisi’ni ırkçı nefretin tuzağına düşmekten şu görüş korudu: “Parlamentoların rolü tarihi olayları değerlendirmek ve yasa çıkartarak ceza koymak değildir!”Gerçekten de soykırım suçlaması, kişilere yöneltilebilir ve bunun kararını da ancak uluslararası yetkili mahkemeler verebilir.Fransa soykırımı kabul ettiği 2001 yılında çiğnedi bu şartı. Sabıkalı meclisi şimdi Türk halkını ve devletini hedef alarak ceza yaptırımı getirecek!Fransa’nın güçlü aydın birikimi bugüne kadar defalarca bu çirkin oyunu son aşamada da olsa bozmayı başarmıştır.Ama bu defa sağduyunun sonuç almasına yetecek kadar zaman kalmayacak görünüyor.Meclisteki oylama 22 Aralık’ta.Bu ciddi bir zorluk...Daha önemlisi, genel seçime altı ay kaldı. Ermeni oylarına tamah eden bu çirkin oyun Ermenileri hayal kırıklığına sürükleme riskini göze alamaz.O nedenle ne kadar kozumuz varsa tümünü hemen kullanmakta yarar vardır.“Arşivleri açtık gelin, bakın” demenin çözümü tarihçilere bırakma önermelerinin hiç bir yararı olmaz Fransa’ya karşı.Oy uğruna adaletini yitirmiş ahlâksızlık durdurulamaz. Başbakan Erdoğan’ın Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’ye yaptığı akıllı uyarılar korkarız ki işe yaramayacaktır.Meclisi ile, hükümeti ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu iftiracı saldırıya tepki göstermelidir.Cezayir’deki katliamları sebebiyle Fransa bu hakareti daha fazla hak ediyor. Misilleme olarak aynı yasa TBMM’den çıkarılabilir.Fransa’da görevli diplomatlarımız, her fırsatta “soykırım olmadı” diye meydan okuyabilir. Bakalım ifade özgürlüğünü hoyratça çiğnemenin utancına ne kadar katlanacaklar?Siyasetçilerimiz yaratıcılıklarını kullansınlar.Sınır Fransa halkının onurudur.Adalet ve ahlâk sahibi insanlar az değildir bu ülkede; onlar kaybedilmemeli.Fransa hep var olacak ama Sarkozy geçicidir.İlk seçimde ırkçı nefreti ile beraber kuruyup düşecektir!İyi ki Japon değil!İngiliz Economist dergisi bizce yanılgıya düştü.Başbakan Erdoğan’ın rahatsızlığı sırasında doğan boşlukta yaşanan güç çekişmesi değerlendirilirken Bülent Arınç’a biraz fazla şans tanınmış.“Erdoğan’dan boşalacak koltuğu en çok isteyen isim olarak Arınç’ın konuşulduğu” yazılıyor.Eskiden belki ama artık olamaz.Arınç son zamanlarda iki önemli adım attı.Bir “Erdoğan’a biat etmediğini” söyledi;İki “Gül’ün veto ettiği Şike Yasası’nı bir daha Meclis’e getirmeye kimsenin cesaret edemeyeceğini” iddia etti.Sonra bütün bir gün boyu pişmanlığını dinledik TV ekranlarında.“Bunları söylemem bağışlanmaz bir hatadır” dedi.Şükretmeli ki Japonya’da doğmuş bir siyasetçi değil.O özrün ardından izleyeceğimiz görüntülere çok üzülürdük çünkü.Şimdi gülüyoruz çok şükür.Çünkü kimsenin burnu kanamadan yine olması gereken oluyor.Arınç Japon gibi kendini öldürmemiş, sadece iddiasını öldürmüştür!

Devamını Oku

Utanç verici

15 Aralık 2011

Yargının gücünü muhalifleri terbiye etmek için kullanmak AKP iktidarının en ağır günahıdır.Özel yetkili mahkemeler kaldıkça bu ülkede demokrasiden söz edilemeyeceğini iddia edenler, gerçeği ifade ediyorlar.CHP’nin uzun tutukluluk süreleriyle ilgili yakınmalara çare getiren yasa teklifi, aslında yapıcı bir muhalefet eylemidir.Ama yardım isteyen bir iktidar yok ki...Sürmesi istenen düzen, siyasi muhaliflerin hüküm giymeden, tutuklu olarak cezaevlerinde kapalı kalmasıdır.İktidarın bu düzeni sürdürmeye yönelik bahaneleri, acıklı komedi tuluatını hatırlatıyor. Neymiş; tutukluluk sürelerinin kısalmasından N. Ç. tecavüzcüleri ile benzeri tacizciler yararlanırmış!.Geçen yıl bugünlerde tutukluluk sürelerini sınırlayan yasanın yürürlüğünü 6 ay uzatmadığı için sürüyle caniyi, bu arada domuz bağı ile öldürdükleri 170 masum insanı mezar evlerde betona gömen canavarları sokağa salan zihniyet pişmanlık mı yaşıyor, yoksa popülist hilelerle halkı uyutmaya mı uğraşıyor?Hukuk insanlığın evrimini yansıtır.Türkiye’ye özgü hukuk yapamayız.İşte bakın, Almanya Türkiye’nin Bedrettin Dalan’la ilgili iade talebini reddetti.Alman makamları “cezanın ağırlaştırılmış müebbet hapis olması nedeniyle iade talebinin reddedildiğini” bildirdiler.Eskiden idamlıklar kaçtığında vermezlerdi, şimdi idam yerine getirdiğimiz ağırlaştırılmış müebbete aynı muameleyi yapıyorlar.Sıkıntı yasalardan doğmuyor. Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk VATAN’a açıkça söyledi. “Sorun yasalarda değil uygulamada ve hukuku doğru algılamada” dedi.AİHM’nin kanun yerine geçmesi gereken içtihatları uygulanıyor olsa özel yetkili mahkemelerin varlığına rağmen bugün yaşanan adalet faciaları yaşanmazdı.Bedrettin Dalan’ı Almanya’dan istemek zorunda kalmazdık.İçeri atılanları kurtarmak için cezaları indiren yeni bir şike yasası çıkarmaya bile mecbur olmazdık.Bu çağda, hukuk ve adalet nedeniyle eleştirilmekten daha ağır utanç olamaz.En kötü eleştirileri maalesef hak ediyoruz!Büyümenin kalitesiOrtalama vatandaş fark etmiyor ama ekonomiden iyi haberler gelmeye devam ediyor.İşsizliğin de eylül ayında 2.5 puanlık bir azalışla yüzde 8,8’e gerilediği açıklandı.Yüzde 9 büyüme gösteren bir ekonomide elbet işsizlik azalacaktır.Burada önemsenecek ayrıntı, sigortalı işçi arttı mı; arttıysa ne kadar?Avrupa’nın kriz nöbetleri geçirdiği bir dönemde Türkiye’nin yüksek hızda büyümeye devam etmesi şanstır. Bu şansı iyi kullanmanın şartı rakamların kalitesine bakmak, o kaliteleri yükseltmektir.Bir de övünmekte ölçüyü kaçırmamak...Cari açık sorunu, enflasyonun tekrar uyanmaya başlaması ve kısa vadeli dış borçların yüksekliği, kahırdan öldürmese de düşündürmelidir.Evet Türkiye büyüyor.Öylesine ki freni tutmuyor.Dünyanın 16’ncı büyük ekonomisi olmak tabii ki övünme hakkı veriyor.Ama “sefil” diye aşağıladığımız Avrupa’da Almanya bizden 7 kat, Fransa 4, İngiltere ve İtalya hâlâ 3 kat daha büyüktür; unutmayalım.İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde ülkemiz 92’nci sırada.16’ncı büyük olmak güzel ama kalite diplerde. Kaymağı hâlâ azınlık yiyor.Yargı adaleti yanında sosyal adaletten yana da sorunluyuz anlayacağınız.İyi haberlerin keyfini çıkaralım ama gereksiz uçmanın tehlikesini unutmayalım!

Devamını Oku

Tayyip bey bilir!

14 Aralık 2011

Cumhurbaşkanı seçimi ne zaman olacak? Kesin bir cevabı yok !CHP ve MHP muhalefeti “Anayasa değişikliği ile süre 5 yıla indi” diyor.İktidar sözcüleri “Yedi yıl için seçildi, seçim 2014’te” diye itiraz ediyor.Hukuk ve siyaset mantığına AKP’nin dediği daha yakın ama ne önemi var?Başbakan Erdoğan’ın takvimi ne diyorsa doğru tarih odur!Her ihtimale hazır olmak uğruna bunca zamandır Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu bile yapılamadı.Çünkü Erdoğan Köşk’ü hemen mi ister yoksa Başkanlık sistemini kabul ettirmek için zaman lâzım olur diye 2014 daha uygun mu gelecektir; cevapları verilememiştir hâlâ.Yüksek Seçim Kurulu bile tarih soran parlamenterlere “Biz nerden bilelim” demeye gelecek komik cevaplar gönderiyor. Erken öten horozun ibretli hikâyesi onları kontrol ediyor.Çünkü her şey olabilir.. Abdullah Gül Meclis tarafından 7 yıl için seçildi. Süresini 5 yıla indirmek, Anayasa hocası Prof. Erdoğan Teziç’e göre “azil” işlemi olur ki hukuk mantığı kabul etmez bunu.Kabul etmez de sistem tepki mi gösterir?Yargı “öyle şey olmaz” deyip bozar mı?İhtimal çok zayıf. Çünkü yüksek yargının artık Başbakan Erdoğan’ın tercihlerine karar ve hukuki gerekçe üretmek gibi bir görevi bulunuyor.İyisi mi Cumhurbaşkanlığı Seçimi Kanunu’nun daha fazla gecikmesini önlemek için herkes elinden geleni yapmalı.Anayasa, Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinin 60 gün olduğunu yazıyor.Gelişmiş bir demokraside bu süre muhtar seçmeye belki yeter ama devlet başkanı seçmeye yetmez.Adaylıkların belirlenmesi, adayların tanınması, geçmişlerinin araştırılması için yeterli zamanı tanımak önemlidir.Cumhurbaşkanını halkın seçtiği ülkelerde bu böyle.. Amerika’da 5-6 ay, Fransa’da 7-8 ay önce başlıyor.İktidarın verdiği kararsız görüntüler, seçimi aceleye getirme oyunu ise yapılan ayıptır.Cumhurbaşkanı seçimi AKP’nin iç işi değildir çünkü. Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi, adil ve dürüst bir başlangıç yaratmalı.“İleri Demokrasi”yi sözde değil özde yaşayalım biraz da!Bütün birincilikler...Time dergisinin anketinde Başbakan Erdoğan açık ara birinci çıktı ama dergi onu “yılın kişisi” seçmedi.Orta Doğu’daki halk muhalefetinin Amerika ve Avrupa’ya sıçrayarak küresel politikaları yeniden şekillendirdiğine dayanan Time editörleri protestocuları tahta oturttu.Tayyip Erdoğan’ın futbolcu Messi’ye 50 bin fark atarak topladığı 122 bin 932 oy boşa mı gitti?Hayır; bu sayede Türkiye’ninEkonomik alanda elde ettiği başarı, Arap olmamasına rağmen Arap âleminde en takdir edilen lider görüldüğü değerlendirmeleri Tayyip Erdoğan hesabına övgü olarak dünyada yankılandı.Ama bu eşsiz tecrübe, Başbakan Erdoğan’ı sevenler kadar sevmeyenlerin de uç noktalarda bulunduğunu öğretti bize.Çünkü 180 bin 564 kişi de Erdoğan’ın “yılın adamı” olmasını önleyecek yönde oy kullandı. “En popüler kişi” listesinde de “en az popüler kişi” sıralamasında da aynı şahsiyetin açık arayla birinci çıkması çok ender görülecek bir durumdur.Bu rakamların sahibi bir çatışmanın varlığını temsil ediyor demektir.Bu kadar büyük bir sevgi ve takdir, bu kadar büyük bir karşıtlığı nasıl üretti?Sebebini aramakta ülke için de, Başbakan için de hayır vardır.

Devamını Oku

Dehşet dengesi

13 Aralık 2011

CHP’ye Atatürk’ten miras İş Bankası hisseleri, iktidar partisinin yeniden hedefi oldu.Ekonomiden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Bülent Gedikli, CHP’nin İş Bankası’ndaki hisselerini ya Hazine’ye veya kayyuma devretmesi gerektiğini öne sürdü.Atatürk, bankadaki yüzde 28 hissesinin yönetimini CHP’ye bırakmış, buradan elde edilen gelirin Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’na verilmesini vasiyet etmişti.Yani birçok okumuş insanın dahi zannettiğinin aksine CHP İş Bankası’nın sahibi değildir. Her yıl bankanın sağladığı kârdan kasasına oluk gibi para aktığı sözleri de doğru değildir.Peki AKP’nin bu tartışmayı açmaktaki çıkarı ne?CHP 11 kişilik banka yönetim kuruluna 4 üye veriyor. AKP Genel Başkan Yardımcısı Gedikli, CHP’nin bu yöneticiler sayesinde bankanın kararlarını, örneğin reklâm fonlarını etkileme ve yönlendirme olanağı elde ettiğini öne sürdü dünkü basın toplantısında.Gedikli’ye göre CHP doğrudan bir gelir sağlamıyor ama “ticaretin tam göbeğinde” yer almanın avantajlarını kullanıyor.Bu, Anayasa’ya göre suçtur. Çünkü yasalarımıza göre partiler ticaret yapamaz.Kaldı mı öyle mahkemeler?CHP tahmin edilebileceği gibi suçlamaları kabul etmiyor. Söylenen şu:Banka yönetim kuruluna gönderilen üyelere verilen görev, Atatürk’ün vasiyetine saygı geleneğini sürdürmek, kararlarda objektif bankacılık normlarına uyulmasını gözetmektir.AKP’li Gedikli “Atatürk’ün vasiyetine saygılıyız” diyor ama CHP’nin İş Bankası’ndaki ortaklığından sağladığı menfaate seyirci kalmayacaklarını döne döne tekrarlıyor.Ne yapılabilir?Gedikli yeni Anayasa yapılırken çözüm bulunabileceği imasında bulundu.Bu mümkün mü?12 Eylül askeri yönetimi CHP’yi kapattığında ortaklık ilişkisi de fiilen son bulmuştu ama CHP tekrar açıldıktan sonra bankadaki Atatürk hisselerinin yönetimi mahkeme kararı ile yeniden CHP’ye geçmiştir.Aynı tarihin tekrar edeceğini umanlar varsa şu soruyu sorsunlar:“O mahkemeleri günümüz Türkiyesi’nde bulmak acaba mümkün olur mu?”Ergenekon mu; yok artık!Kavganın sertleşeceğini söyleyebiliriz.AKP’li Gedikli, CHP’nin İş Bankası Yönetim Kurulu’ndaki üyelerinden yararlanarak özellikle reklâm fonlarını etkilediğine dair duyumlar aldıkları iddiasından hareketle şuraya ulaşıyor:“Yazılıp çizilenlerden anlıyoruz ki bu işler finansal Ergenekon’a kadar da gidiyor yani!”Bu ölçüsüzlük, çürüme sürecine giren Ergenekon’u canlandırma çabası mıdır yoksa Deniz Feneri rezaletini dengeleyecek bir misilleme silâhı yaratabilmek için bulunduğu sanılan bir parlak fikir mi?Deniz Feneri yolsuzluğunu karanlıkta unutturmanın yolu, o davayı gündemde tutmakta kararlı görünen CHP’yi benzer büyüklükte bir rezalete bulaştırmaktır.Türkiye’nin en büyük özel sermayeli bankasını, ekonomimiz için taşıdığı önem ve değeri görmezlikten gelerek siyasi kavgaların kum torbası yapan bir iktidar acaba başka ne gibi bir amaç güdüyor olabilir?Bu kavga ülkenin ekonomik çıkarlarına zarar vermemeli, ahlâki değerlere bağlı kitleleri utandırmamalıdır.AKP Genel Başkan Yardımcısı Gedikli dün çoğu dedikodulardan üremiş şüpheler seslendirirken bir sürü soru sordu.O soruların cevaplarına on yıldır hükümet olan bir partinin ulaşmasında zorluk olamaz.Sorumluluklar ve değerler, “tencere dibin kara, seninki benden kara” mesajı vermek uğruna böyle harcanmamalı!

Devamını Oku

Başbakan değişir mi?

12 Aralık 2011

Cumhurbaşkanı ile iktidar partisi arasındaki çatışma ne anlama geliyor? Neden patladı, nereye varacak?Getirilen cevaplar çok çeşitli.Siyaset arenasında cirit atan bir cemaatten başlayıp “devletten beslenenler o kadar çoğaldı ki artık pasta herkese yetmiyor tasfiye zamanı geldi” diyenlere kadar onlarca etken, bir o kadar yorum izliyoruz.Ama şurası kesin ki şimdiye kadar tatmin edici bir açıklama duymadık.Nitekim MHP Genel Başkanı Bahçeli de dün VATAN’a şu şikâyeti seslendirdi:“Başbakan’ın sağlıkla alâkalı bir döneminde bu partiyi kurmuş şahsiyetler arasındaki gerginliğin gerçek sebebini anlamakta yetersiz kaldık!”Bahçeli, kırılma yaratan çatışmaya Gülen cemaatinden kaynaklanan karışmaların sebep olduğu iddiasına şüphe düzeyinde bile olsa katılıyor.Bilindiği gibi Fethullah Gülen’in sözcüsü gibi davranan Zaman yazarı Hüseyin Gülerce geçen hafta Cumhurbaşkanı vetosuna gösterilen olumsuz tavır nedeniyle AKP’ye tehditkâr bir uyarıda bulunmuştu:“AK Parti’de çok ciddi bir kırılma noktası görüyorum. AK Parti kendi ayağına sıkmayı bırak, kendi saldalyesine tekme vurmuş olur!”Muhalefet bile korktuOlayı Bahçeli haklı olarak önemsiyor:“Başbakan bunu nasıl içine sindirecek? Başbakan’a böyle bir uyarı yapma hakkına sahipler mi? ‘Başbakanlık makamı bir cemaatin vesayeti altında mıdır’ sorusu akla geliyor.”Klasik anlayışta, iktidarın başı derde girdiği oranda muhalefetin mutlu olması vardır.Ama Devlet Bahçeli öyle davranmıyor.Acaba bu farklılığı, gidişin yarattığı tehlikenin kendilerini dahi mutlu etmeyecek kadar kötü sonuçlar doğuracağını görmesinden olabilir mi?Korkarız ki sebep tamamiyle budur!Bahçeli, Başbakan’ın sağlığına bir an önce kavuşarak çatlamalara meydan vermemesini temenni ediyor.Çünkü bu meclisten başka bir hükümetin çıkmasını mümkün görmüyor.Geçirdiği önemli ameliyat ve izleyen nekahet dönemi Başbakan’a kendisi dâhil her şeyi, her türlü dış müdahaleden bağımsız olarak değerlendirmesi ve eksikleri, yanlışları görmesi için bulunmaz imkân verdi.İyi kullanırsa, kendisiyle hesaplaşma durumu ülkenin de şansı olabilir.Böyle örnek olamayızDış politikadan ekonomiye kadar, kibirle sakatlanmış bir övünme, böbürlenme dönemi yaşıyoruz. Yere basmak gerekiyor.Bu arada adalet ve özgürlük alanındaki inattan da vazgeçmek lâzım.Başbakan, Medeniyetler İttifakı Doha Forumu’na gönderdiği mesajda Orta Doğu liderlerine “Her türlü muhalif görüş ve harekete tahammülsüzlük gösteren diktatörler oldukça huzur ve istikrar sağlanamayacaktır” diye seslendi önceki gün.Başbakan “bu akılları vermeyi hak ediyor muyuz?” diye sormalıdır kendine.CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun TRT’deki söyleşisinde söylediği şu sözlerini de dürüstçe değerlendirmelidir.Kılıçdaroğlu “Uzun tutukluluk süresinden Cumhurbaşkanı, bakanlar hatta HSYK başkanı bile şikâyetçi. Neden çözülmez bu?” diye sorduğu soruya yine kendisi cevap verdi:“Bir kişi ikna edilemediği için. Kim o?.. Sayın Recep Tayyip Erdoğan. O ikna edilemediği sürece bu yasa parlamentodan geçmiyor. Korku imparatorluğu var!”Geçirdiği rahatsızlığın Başbakan’a yeni bir başlangıcın ilhamını vereceğini ve onu olumlu yönde mutlaka değiştireceğini düşünmek acaba hayalcilik mi olur?

Devamını Oku

Ağrıyan yerimiz

10 Aralık 2011

“Neresi ağrıyorsa insanın canı oradadır.” Gerçekçi bulur ve severim bu özdeyişi...CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun yargıya bombardımanı yoğunlaşıyor.Bakıyorum da hiçbir çevreden “Yeter, kabak tadı verdi” türü bir reaksiyon duyulmuyor.Çünkü adalet ve özgürlük alanında artan havasızlık geniş bir kitleyi etkilemekte, haksızlığa yükselen itirazlar adalet ağrısı çekenlere biraz nefes aldırmakta, dayanma gücü ve ümit vermektedir.Toplumu bir arada tutan güç, her haksızlığın önünde sonunda adil bir mahkemeden geri döneceği umududur.Yargı siyasal iktidarın kontrolüne girdiğinden beri güven duygusu sürekli aşağı gidiyor.CHP lideri dün bu güven erozyonunu yargının militanlaşmasına bağladı.“Operasyon mahkemesi“ olarak nitelediği özel yetkili mahkemelerin eski DGM’den ve sıkıyönetim mahkemelerinden farkının olmadığını öne sürdü.İktidarın otoriter politikalarından menfaat sağlayanlar dışında, içeride dışarıda hiç kimse Kılıçdaroğlu’nun teşhisine “yanlış, yanlı, haksız” diyemez.Çünkü CHP lideri salt soyut eleştiri yapmıyor, nokta atışlar da yapıyor:HSYK’nın Deniz Feneri savcılarını hangi nedenle görevden aldığını soruyor mesela.Prof. Haberal, kendisini yargılayan hakimleri mahkûm ettirdi. Ama bu hakimler Haberal’ı yargılamaya devam ediyor.Kılıçdaroğlu kan davasına dönüşen bir sürecin doğduğunu hatırlatarak HSYK’ya “Böyle bir yargıca nasıl güveneceksiniz?” diye soruyor.HSYK, iktidarın istediği kararları üretmeye mecbur bir adalet cihazı yaratmak için “astığı astık, kestiği kestik” bir disiplin kurulu gibi çalıştığını saklayamıyor.Polemik değil özeleştiri yapsınlar.En gerçekçi aynayı, iki buçuk ay önce görevinden istifa eden 40 yaşındaki Yargıtay hakimi Celâl Çelik tutmuştu:“Biat, blok oy uygulamaları, koltuk ve yaranma hesaplarının varlığı midelerimizi kaldırmıştır.”HSYK Başkanı, muhalefet liderine lâf yetiştireceği yerde istifa eden Yargıtay hakiminin bu sözlerine cevap versin!Koç gözü ile bakmakYetenek ve birikimi uluslararası ölçekte takdir gören Rahmi Koç gibi bir işadamı verebileceğinin azamisini veriyor mu acaba bu ülkeye?Bu tabii ki biraz da ülkenin ve yöneticilerinin, gözleri önündeki bu değerin farkında olup olmadıklarına bağlı bir durum.Eminim ki Batı demokrasilerinde hükümetler, devlet adamları, ülkenin gidişini onun gözünden görebilmek için kendi Rahmi Koç’ları ile düzenli olarak bir araya geliyorlardır.Merak ediyorum, Başbakan Erdoğan bu imkândan yararlanmayı akıl edebiliyor mu?Rahmi Koç’un otelcilerin toplantısında söylediklerini okurken saptadığım doğrular beni bu düşünceye sevk etti.Ona göre, Avrupa’daki kriz önceki gibi teğet geçmeyecektir. Türkiye, ticaretinin yarıdan fazlasını yaptığı Avrupa’dan hak etse etmese etkilenecektir. Çare, sürüklenmek yerine olayların önünde hareket etmektir.Türkiye’nin daha çok üretmeye, daha çok tasarrufa ihtiyacı var. Yanlış politikalar iki hedefe de zarar veriyor.Ankara girişimciyi caydırıyor, yüksek vergiler ekonomiyi kayıt dışına itiyor, kaçakçılığı özendiriyor.Rahmi Koç’un iki sözünü not ettim:“Vergileri indirerek daha çok vergi toplamak mümkündür.”“Demokrasinin ve hukukun daha çok yerine oturması lâzım.”

Devamını Oku