“Neresi ağrıyorsa insanın canı oradadır.” Gerçekçi bulur ve severim bu özdeyişi...
CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun yargıya bombardımanı yoğunlaşıyor.
Bakıyorum da hiçbir çevreden “Yeter, kabak tadı verdi” türü bir reaksiyon duyulmuyor.
Çünkü adalet ve özgürlük alanında artan havasızlık geniş bir kitleyi etkilemekte, haksızlığa yükselen itirazlar adalet ağrısı çekenlere biraz nefes aldırmakta, dayanma gücü ve ümit vermektedir.
Toplumu bir arada tutan güç, her haksızlığın önünde sonunda adil bir mahkemeden geri döneceği umududur.
Yargı siyasal iktidarın kontrolüne girdiğinden beri güven duygusu sürekli aşağı gidiyor.
CHP lideri dün bu güven erozyonunu yargının militanlaşmasına bağladı.
“Operasyon mahkemesi“ olarak nitelediği özel yetkili mahkemelerin eski DGM’den ve sıkıyönetim mahkemelerinden farkının olmadığını öne sürdü.
İktidarın otoriter politikalarından menfaat sağlayanlar dışında, içeride dışarıda hiç kimse Kılıçdaroğlu’nun teşhisine “yanlış, yanlı, haksız” diyemez.
Çünkü CHP lideri salt soyut eleştiri yapmıyor, nokta atışlar da yapıyor:
HSYK’nın Deniz Feneri savcılarını hangi nedenle görevden aldığını soruyor mesela.
Prof. Haberal, kendisini yargılayan hakimleri mahkûm ettirdi. Ama bu hakimler Haberal’ı yargılamaya devam ediyor.
Kılıçdaroğlu kan davasına dönüşen bir sürecin doğduğunu hatırlatarak HSYK’ya “Böyle bir yargıca nasıl güveneceksiniz?” diye soruyor.
HSYK, iktidarın istediği kararları üretmeye mecbur bir adalet cihazı yaratmak için “astığı astık, kestiği kestik” bir disiplin kurulu gibi çalıştığını saklayamıyor.
Polemik değil özeleştiri yapsınlar.
En gerçekçi aynayı, iki buçuk ay önce görevinden istifa eden 40 yaşındaki Yargıtay hakimi Celâl Çelik tutmuştu:
“Biat, blok oy uygulamaları, koltuk ve yaranma hesaplarının varlığı midelerimizi kaldırmıştır.”
HSYK Başkanı, muhalefet liderine lâf yetiştireceği yerde istifa eden Yargıtay hakiminin bu sözlerine cevap versin!
Koç gözü ile bakmak
Yetenek ve birikimi uluslararası ölçekte takdir gören Rahmi Koç gibi bir işadamı verebileceğinin azamisini veriyor mu acaba bu ülkeye?
Bu tabii ki biraz da ülkenin ve yöneticilerinin, gözleri önündeki bu değerin farkında olup olmadıklarına bağlı bir durum.
Eminim ki Batı demokrasilerinde hükümetler, devlet adamları, ülkenin gidişini onun gözünden görebilmek için kendi Rahmi Koç’ları ile düzenli olarak bir araya geliyorlardır.
Merak ediyorum, Başbakan Erdoğan bu imkândan yararlanmayı akıl edebiliyor mu?
Rahmi Koç’un otelcilerin toplantısında söylediklerini okurken saptadığım doğrular beni bu düşünceye sevk etti.
Ona göre, Avrupa’daki kriz önceki gibi teğet geçmeyecektir. Türkiye, ticaretinin yarıdan fazlasını yaptığı Avrupa’dan hak etse etmese etkilenecektir. Çare, sürüklenmek yerine olayların önünde hareket etmektir.
Türkiye’nin daha çok üretmeye, daha çok tasarrufa ihtiyacı var. Yanlış politikalar iki hedefe de zarar veriyor.
Ankara girişimciyi caydırıyor, yüksek vergiler ekonomiyi kayıt dışına itiyor, kaçakçılığı özendiriyor.
Rahmi Koç’un iki sözünü not ettim:
“Vergileri indirerek daha çok vergi toplamak mümkündür.”
“Demokrasinin ve hukukun daha çok yerine oturması lâzım.”
Ağrıyan yerimiz
Haberin Devamı

