Türkiye bölgesel güç olarak Müslüman toplumları sürüklendikleri kan ve ateş denizinden çıkarmaya çalışıyor.Bu kolay bir iş değil.Meselâ Mısır halkının Mübarek’ten kurtularak amacına ulaştığı sanılmıştı. Oysa Tahrir Meydanı dün Arap Baharı’nın en kanlı günlerinden birine sahne oldu; 35 kişi öldü.Karmaşadan yararlanan topluluklar otorite oluşsun istemiyor.Türkiye ise “din kardeşi” saydığı toplumları bir demokratik otoriteye kavuşturmak için uğraşıyor.Dün İstanbul’da Türk Diyaneti’nin ev sahipliğinde “Afrika Kıtası Müslüman Ülke ve Toplulukları Dini Liderler Zirvesi” yapıldı.Ankara, adres seçtiği toplumlara, din zeminini kullanarak ulaşmaya çalışıyor.“Sen de gideceksin”Başbakan dün dini liderler üstünden Esad’a etkileyici mesajlar gönderdi:“Aynı kıbleye dönen, Allah’a ve onun peygamberine inanan insanların bu şekilde öldürülmesini kabul etmemiz mümkün değil. Eğer lider olarak kendine güveniyorsan sandıkları açarsın. O sandıklar seni iktidara getiriyorsa iktidar olursun, ülkeyi yönetirsin. Ama tanklarla toplarla iktidar bir yere kadar. Gün gelecek sen de gideceksin. Çünkü o koltuklar baki değil!”Bu mesajın Suriye diktatörü tarafından alınıp gereğinin yerine getirileceğinden Başbakan Erdoğan ne kadar emin olabilir?Unutmamak gerekir ki ülkenin ana muhalefet partisi AKP’nin başkalarına demokrasi dersi vermesini şaşırtıcı buluyor.Oyuna gelme riskiCHP Grup Başkanvekili Tarhan Türkiye’de “yaşama hakkı ile adil yargılanma hakkının ayaklar altında olduğu bir dönem” yaşadığımızı söylüyordu dün.İktidarın akıl verme iddiasına lâyık olacak kaliteye sahip bir demokrasi kurup işletmesi tabii ki idealdir. Ekonomik ve siyasal alanda kazandığı gücü uluslararası ihtilâflara taraf olarak kullanmak istemesi de yanlış değildir.Yanlış olan hesap hatası yaparak maceraya atılmaktır.Sormak lâzım; Afganistan ile Irak’a kendi askeri ile müdahale eden ABD acaba sonraki operasyonlarında başkalarını, bu arada bizi mi kullanmak istiyor?Oyuna geliyor olabilir miyiz?Bölgesel güç olmak, Türkiye’ye taraf olmadığı ihtilâflara karışması mecburiyetini yüklemez.Hatta belki eskisinden daha özenle böyle belâlardan uzak durmasını gerektirir.İşte dün “Kafkaslar Emirliği” adlı bir Çeçen grubunun intikam tehdidine hedef olduk.Örgüt lideri, İstanbul’da iki ay önce üç Çeçen’i öldüren Rus ajanların Türk istihbaratından kolaylık gördüklerini, bunun cevapsız kalmayacağını söyledi.İntikam hevesine kapılmış bir Esat, elindeki PKK kozu nedeniyle Türkiye’nin güvenliğine ayrılıkçı Çeçen gruplarından çok daha ağır zararlar verebilir.Türkiye Suriye sorununda silâhlı taraf olmamalı;Dersim gibi “cambaza bak” oyunları ile toplumun dikkati dağıtılmamalı;Ülke yabancı ajanların av sahası durumuna düşmemeli!
Başbakan Erdoğan’ın Time dergisine kapak olması nedeniyle tanık olduğumuz rekabetçi atışmalar eğlenceli geçiyor.Çünkü en azından kimseye zararı yok.İktidar yanlıları liderlerinin küresel itibara sahip bir yayının kapağında yer alması nedeniyle mutlu oldular.Muhalif kesimi de Başbakan’ı “Time gözü” ile değerlendirmeye zorlayacak bu vesile, kimseye zarar vermez.Derginin 28 Kasım tarihli sayısında yer alacak değerlendirme Erdoğan’ın Arap dünyasında nam saldığını, baskıcı rejimlere karşı ayaklanan Müslüman toplumların kendi ülkelerinde görmek istedikleri lider tipi olduğunu, çünkü onun bir toplumun dini köklerinden kopmadan çağı yakalayabileceğini kanıtladığını anlatıyor.Otokratik huylar...Başbakan Erdoğan’ı “yılın adamı” seçiminde aday listesine sokan başarılar bunlardan ibaret değil.Onun ayrıca siyasetin içinde olan orduyu dizginlediği, ulusal geliri üç kat arttırdığı ve Türkiye’nin Batılı duruşunda dikkate değer bir sapma yaratmadığı belirtiliyor.Kusurları hiç görülmemiş mi peki? Görülmüş ve şöyle ifade edilmiş:“Erdoğan’ın zaman zaman otokratik (tek adam) huylar sergilediği, politik rakiplerine saygısızlık edip muhaliflerini hapse attığı ve medyanın gözünü korkuttuğu doğru. Ama destekçilerine göre bu kusurları başarılarının yanında önemsiz..”Time’ın değerlendirmesi artıları ile eksileri ile bir bütündür. Yani mantık, artıların çoğaltılıp eksilerin giderilmesi yönünde çaba göstermeyi emrediyor.Çünkü dikkat!..Bu eksiler, demokrasiyi içselleştirmiş bir toplumda hiç bir lidere Tayyip Erdoğan’ın sahip olduğu güç ve şöhreti elde etmesine izin vermez.Amerikan gözüOrada dikta hevesi gösteren politik rakiplerini hapse atmaya kalkan bir siyasetçi ekonomik ve diplomatik mucizeler bile yaratmış olsa yerinde duramaz.Daha doğrusu o başarıları sağlamaya vakit bulamaz.Peki Time niçin Erdoğan’ın zaaflarını hak ettiği kadar önemsemiyor?Çünkü o bir Amerikan dergisidir. Olaylara ABD çıkarları açısından bakmaya alışmıştır.Çünkü Erdoğan’ın övgüye lâyık bulunan başarıları, Amerika’nın Ortadoğu siyasetinde Türkiye’ye biçtiği rolü taşımasına, oynamasına fazlasıyla yetiyor.Türkiye’de her şeyin mükemmel olması gerekmiyor.Amerika’nın bölgede başaramayacağı görevleri üstlenme gücüne sahip bir Türkiye ve o gücü etkin olarak kullanacak bir lider ABD’yi mutlu etmeye yeter.“Ülkede özgürlük ve adalet biraz eksik oluversin. İstikrar için belki daha bile iyi olur!”Time kapağı bizi ne üzsün ne havalara uçursun.Ama düşündürsün.Fransızların “Bon pour l’Orient” diye bir sözü var;“Doğu için iyidir” anlamına gelir.Tayyip Erdoğan için yapılan artılar ve eksiler hesabından “Türkler için iyidir, yeterlidir” anlamı çıkıyor.Başbakan da, halk olarak biz de razı olmamalıyız!
Silâhlı Kuvvetler, güvenilir kurumlar listesindeki değişmeyen birinciliğini artık koruyamıyor.Son araştırmalarda ikinci veya üçüncü sırada yer buluyor.Bunun sebebi Ergenekon ve Balyoz gibi davalardır.Darbe suçlaması kanıtlanmış asker yok henüz ama yaratılan linç iklimi, halkın gözünde orduya güveni zedelemiştir.Geriye doğru tüm Genelkurmay Başkanları aklanmış olduğu halde onların emri altındaki personelin hükümet darbesi yapmaya çalıştığı nasıl iddia edilebilir?Tabii ki mümkün olduğunca geniş tabanlı bir şüpheli grubu yaratarak...Suçlanan muvazzaf ve emekli askerler bugüne kadar devlete ve hukuka saygılı bir duruş gösterdiler. Onurlarını korudular.Suç kişiseldir ama bu örnekte her iyi ve kötü hareket Silâhlı Kuvvetler’in erdemi veya kusuru olarak kuruma mal ediliyor.Askerler bu değerlendirmenin yüklediği sorumluluğu iyi taşıyor.Dünkü Sabah Gazetesi İnternet Andıcı sanıklarından Tümgeneral Mustafa Bakıcı’nın firarda olduğunu ve Rusya’ya kaçtığını yazıyordu.Eğer doğruysa Tümgeneral Bakıcı’nın yaptığı şeyin, savaşta cepheden kaçmaktan farkı yok.Bu haberi duyunca “Delil icat edene kadar tutup mahkemeye çıkarmayacaklardı. İyi etmiş kaçmış. İçeride öleceğine keşke Kozinoğlu da kaçsaydı” diyenler çıkacaktır, çıkmıştır.Ama bir general, kendini savunmakta yetersiz kalacağından çekinse bile kaçamaz, kaçmamalıdır.Çünkü TSK’ya vereceği zarar, göze alacağı kişisel risklerden daha ağır olacaktır.Gerçekten kaçtı mı?Avukatı muhabirlerimize “Ben de ulaşamıyorum kendisine” dediğine göre kaçtı.Ama iyi düşünmeli ve hemen dönmelidir.Halk, isnat edilen “kaçma şüphesi”ni hiçbir tutuklu askere yakıştırmıyordu. Artık farklı değerlendirmeler olacaktır.Tümgeneral Bakıcı kaçtığı sürece yetiştiği ocağa ve adaleti vakarla bekleyen silâh arkadaşlarına zarar vereceğini unutmamalıdır!*****Cenneti öldürüyorlarBodrum-Güvercinlik’teki Pina Yarımadası’nın önce çam ormanı ateşe verildi.Bir yıl sonra 2008’de billur koyuna dolgu yapıldı.Doğa cinayetlerinin en vahşi iki türü burada işlendi!Amaç rant üretmekti.Otel yapılacaktı.Medya kamuoyunu ayağa kaldırdı ve cennet ağır yaralı olarak kurtarıldı.Turizm Bakanı devlet adına taahhütte bulundu:1. Yanan orman alanları ağaçlandırılacak;2. Doldurulan deniz molozdan temizlenecek.Hiçbiri olmadı..VATAN muhabirleri doğa katillerinin yeniden harekete geçtiklerini saptadı.Dün haberi verdik. Kıyamet kopacak sandık.Ama Vali de, Kaymakam da konuşmak istemediler.Bakan Ertuğrul Günay İtalya’daymış. “Gelince bakarız” filan demiş.Bu durum cürüm ve ölüm sessizliğidir.Şüphelenmek için ne gerekiyorsa, fazlasıyla var.Tek umut çadır kurarak Pina cennetini savunacak olan çevrecilerdir.Onlara destek verelim!
Eski TBMM başkanlarından Cindoruk dün Silivri’deki mahkemede duruşma izledi.Sonra da önemli açıklamalar yaptı.Hüsamettin Cindoruk, devlet adamı nitelikleri siyasetçi kimliğinin üstüne çıkmış ender şahsiyetlerden biridir.Elli yıla ulaşan hukukçu birikimi vardır.Orada Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan’ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklularla konuşan, ardından İkinci Ergenekon Davası’nın duruşmasını izleyen Cindoruk giderken “Buradan üzüntü ile ayrılıyorum. Acıyla ayrılıyorum” dedi.Onu acıya garkeden sebep Silivri’deki özel yetkili mahkemeyi elli yıl önce avukatlık yaptığı Yassıada mahkemesine benzetmesidir.Yassıada mahkemesinin adalet iddiası bulunmuyordu. Mahkemenin başkanı bir duruşma sırasında “Sizi buraya tıkan irade böyle istiyor” diyerek mahkemenin adalet sağlama kaygısı bulunmadığını itiraf etmişti.Benzer bir itirafı Silivri mahkemelerinde duymadık. Ama böyle bir baskının varlığını içinde yaşayarak hissedenlerin şikâyetlerine saygı göstermek gerekiyor.Hapishane mahkemeÇünkü adil yargılanma hakkının ihlâli sayılacak aykırılıklar ısrarla görmezlikten gelinmiştir. Cindoruk’a göre burada adil yargılama yapılamaz.Çünkü doğal mahkeme değildir.Çünkü 27 Mayıs’tan sonra Türkiye, ara dönemlerde bile cezaevi içine kurulu mahkemeler görmedi.Hüsamettin Cindoruk, cezaevinde eski DGM benzeri bir mahkemenin kurulmuş olmasını büyük bir adli hata olarak görüyor ve hâkim ve savcılar için de haksızlık sayıyor.“Hâkimler ve savcıların bir cezaevinde yargılama yapmayı içlerine sindirmeleri zordur” diyor.Daha işin en başında, Silivri’den çıkacak kararların, adil yargılanma hakkından nasibini almadığı gerekçesiyle AİHM’den geri döneceğini söyleyen pek çok saygın hukukçuya kulak asılmadığını hatırlamakta yarar vardır.Peki çok geç kalmış olsak da bir telâfi çabası harcamak boşa zahmet mi olur?Neyleyim sarayı?Cindoruk AKP iktidarının güzel adalet sarayları yaptığını hatırlatarak şunu öneriyor:“Bu mahkemenin, o adalet saraylarından birinin içinde faaliyet göstermesi sağlanmalıdır!”Eski Meclis Başkanı’na göre Silivri’deki mahkeme kapatılmadıkça Türkiye’de yeni anayasa yapmanın bile hiçbir yararı, hiçbir etkisi olmayacaktır.Cindoruk’un önerisini gerçekleştirmek şüphe yok ki yeni adalet saraylarına ruh ve anlam kazandıracaktır.Evet, o sarayların içine adalet koymak lâzım. Bunun yolu da DGM’leri hortlatan uygulamadan vazgeçmek, özel yetkili mahkemeden doğal mahkemeye dönmektir.Silivri’yi yaratan sebep intikam almak mı, muhalifleri izole etmek mi; her neyse artık yetmeli, burada bitmeli, salt adalete dönmelidir.İktidar partisinin adı “Adalet”le başlıyor.AKP, adalet alanındaki anlayış ve uygulaması ile kendine hak etmediği bir kötü şöhret inşa ettiğini görmüyor mu?Birçok alandaki başarısını gölgeleyerek kendine de zarar verdiğini fark etmiyor mu?
Suriye’de Esad rejimini tehdit eden karmaşaya acaba gereğinden fazla mı taraf oluyoruz?Bu soruyu sormak gerekiyor.Sekiz ayda 3500 hayatı söndüren Esad güçleri dün ciddi bir darbe yedi. Şam yakınındaki bir askeri tesisi vuranların, muhalif askerlerin kurdukları “Özgür Suriye Ordusu” olduğu bildirildi.15 bin askeri bulunduğu öne sürülen isyancılar ordusuna Albay Riyad El Esad komuta ediyor ve itibarlı uluslararası ajansların hemen hepsi dünkü saldırıyı Albay Riyad El Esad’ın Türkiye’den yönettiğini haber verdi.Bu son olay Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Şam yönetimini hedef alan sert ifadeleri ile birleştiği zaman Türkiye Suriye ilişkilerinin son derece tehlikeli bir mecraya girdiği kolayca görülüyor.Ankara’da umarız hesaplar doğru yapılıyordur.Suriye’de istenen sonucun elde edilmesi Tunus, Mısır ve Libya’daki kadar kolay olmayacaktır.Çünkü oralarda asker ayaklanma sırasında mesafeli durdu, işin rengi belirginleşince ağırlığını halk tarafına koydu.Suriye’de durum farklı. Ordu ve istihbarat yönetimle iç içedir ve başta Şam ve birçok kent, seküler Baas gittiği takdirde kanlı bir intikam döneminin başlayacağı korkusu ile Esad rejimine adanmış haldedir.İsyan eden kentler Şam’dakileri şimdilik fazla korkutmuyor. Onları mukabil mitinglerde Esad’a destek vermek için meydanlara topluyor.Türkiye’nin bölgede aktif oyuncu olma hevesi bir amaca, bir hedefe dayanıyor mu ve karşılığını alacak mı?Komşu halkların zalim diktatörler elinde acı çekmesine itiraz faziletli bir harekettir; ama bu tepkiyi isyan edenleri sahiplenme çizgisine vardırmak doğru bir siyaset midir?Esad giderse Mısır ve Libya’dakinden farklı bir rejim gelmeyecek, burada da iktidarı Müslüman Kardeşler ele alacak. İdeolojisi demokrasi değil İslâm olan bu yeni coğrafyada Türkiye liderlik rolü oynayabilir mi?Suriye ile bozuşmak İran’la da bozuşmak demektir; göze alınabilir mi?Tuttuğumuz yolun doğruluğunu kontrol etmek için fazla sebep aramaya gerek yok:Amerika’nın takdirini son zamanlarda fazlasıyla kazanıyor olmamız yeter sebeptir!Grupta halledin!CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün Dersim İsyanı ve Seyid Rıza’nın öldürülmesi dolayısıyla Atatürk’e yönelik eleştirileri partiyi karıştırdı.Halûk Koç ve 11 milletvekilinin imzaladığı bildiri ile Genel Başkan ve yetkili organların büründükleri sessizlik eleştirildi.“Tavır koymalılar” çağrısı yapıldı.Akşam olmadan talep karşılandı: Yönetim Hüseyin Aygün’den savunma istedi.Bildiride şöyle deniyor:“Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü 1920-1940 arasındaki dondurulmuş bir zaman dilimine hapsederek o tarihteki dünya koşullarından soyutlayıp kimi kez hakarete vararak insafsızca eleştirenler kervanına içimizden birinin de katıldığını gördük..”Ne olacak şimdi? “Gelsin disiplin giyotini” lâflarını işitmeyelim yine.Türkiye’nin eksiği “partiler demokrasisi” ikliminden uzaklaşmaktır.Geçmişte partilerin Meclis grup toplantıları arama konferanslarına benzerdi. En ciddi sorunlar irdelenir, herkes aklına geleni korkmadan söyler, söylenenler de içeride kalırdı.O demokrasi platformları şimdi liderlerin monolog sahnesi haline geldi.Keşke Halûk Koç ve arkadaşları kelle isteyecek yerde meselenin kapıları kapalı bir grup toplantısında görüşülmesini talep etselerdi!
Özgürlükle ilgili sorunları dert etmeyen bir çoğunluğun verdiği rahatlığı iktidar tepe tepe kullanıyor.Dün Ankara’da AİHM’nin aleyhimize verdiği kararların yarattığı sorunlara çözüm arayan bir konferans vardı.Başbakan Avrupa’nın terör karşısındaki samimiyetsiz tutumunu eleştirirken yerden göğe haklıydı. Ama “Hukuk sistemimizi geliştirip yeniliyoruz; yargı sistemimiz bağımsız olarak işliyor” derken gerçeği ifade etmiyordu.Aynı şekilde “Kararlılıkla demokratik dönüşüme devam edeceğiz” sözleri de hayatı değil sanki hayali seslendiriyordu.Çünkü dedikleri gerçek olsa MİT mensubu Kozinoğlu, mahkemeye çıkmadan 8 ay hapiste yatmaz, bir uzman hekimin yardımını alamadığı için ölmezdi.Onun dünkü cenaze töreni Başbakan’ı yalanlıyordu.Hukuka dayanmayan demokrasi olmaz. Türkiye 12 Eylül referandumunun getirdiği düzeni, yeni Anayasa yapmayı fırsat bilerek düzeltmediği takdirde her gün demokrasiden biraz daha uzaklaşacaktır.Dünkü konferansta Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Jagland açıkça belirtti: Türkiye’deki yasaların birçoğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uymuyor. AİHM’nin kararları bunu söylüyor!Demokrasinin jandarması yok.Her toplum neye lâyıksa onu yaşıyor.Demokrasi, yönetenler için zahmetli bir rejimdir. Yönetilenler hak ve özgürlüklerine sahip çıktıkça hayat onlar için zorlaşır. Türkiye hangi aşamada?CHP Milletvekili Kamer Genç’in AKP’li Meclis İdare Amiri Salim Uslu tarafından Meclis kürsüsünden ite kaka indirilişi aradığımız cevabı vermişti.Ama yetmedi. Ve Allah sanki vahameti kavramamıza yardım etmek istedi:Başbakan Erdoğan dün Kamer Genç’i indiren Salim Uslu’ya sahip çıktı.“Yanlış milletvekilinden geliyor. O da görevinin gereğini yapıyor” dedi.Buna şaşmamak lâzım.Başbakan aykırı sesleri sevmiyor.Mehmet Ali Şahin’in Meclis Başkanlığı yaptığı bir toplantıda CHP’li İsa Gök’ün kendisine lâf atması nedeniyle Şahin’i Başbakan’ın nasıl uyardığı hafızalardadır:“Sen mi susturacaksın, ben mi susturayım?”Meclis İdare Amiri Salim Uslu’nun zor kullanma yetkisini nereden ve kimden aldığını o olay açıklıyor.Allah beterinden korusun!İyisi profesyonellikVicdani retçilere sivil kamu hizmeti seçeneği getiren yasa ile bedelli askerlik kavgaları tarihe karışacak.“Vicdani ret”i Avrupa’da kabul etmeyen ülke bulunmuyor.Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu bu hakkı hayata geçirmek için Türkiye’ye yıl sonuna kadar süre tanıdı.Bu durumda bedelli askerlik son defa uygulanacak. Sonra askerlik yapmak istemeyenler para ödemek yerine uygun bir kamu hizmetini “vatani görev” olarak yapmakla yükümlü olacaklar.Okullarda veya hastanelerde olabilir, tarım veya orman hizmetlerinde olabilir.Yalnız uygulama, milyonları bulan işsizlere iş ve meslek kazandırma fırsatı olarak değerlendirileceği için, gençleri gerçekte öyle olmadıkları halde vicdani retçiler safına çekebilecektir.Uygulamanın sorun üretmemesini sağlayacak kestirme çözüm, profesyonel askerliktir. Bu geçişi en kısa zamanda gerçekleştirmek için ne lâzımsa yapılmalıdır.
Demokrasileri diktatörlüklere üstün kılan en önemli fark muhalefetin niteliği ve işlevidir.Muhalefet, demokratik iktidarların şansı ve avantajıdır.Onun rolü, iktidarın görmediklerini görüp kamuoyu önüne getirmektir.Akıllı iktidarlar bundan yararlanır. Çünkü muhalefet böylelikle, başarısızlığa uğramasını beklediği iktidarın elinde olmadan başarısına hizmet eder.Van ve Erciş’te günler geçtikçe sorunlar ağırlaşıyor, çaresizlik büyüyor.İktidar muhalefetin sesine kulak verse ve yapılan eleştirileri “düşmanlık” gibi algılamasaydı Başbakan Van’da bakanları ile yaptığı toplantıdan sonra basına açıklama yapma kararından vazgeçerek canı sıkılmış bir halde Ankara’ya dönmek zorunda kalmazdı.Eleştirel gözle bakanlar “gözünü çıkarırım” tehdidi ile susmak zorunda kalmasa sorunların bu boyuta ulaşmasını önleyebilirdi.Van’da hâlâ çadır, ekmek ve gıda sıkıntısı çekilmesine sebep olan aksaklıklar sürmezdi.Soğuğa bağlı hastalık ve ölümlerin ayıbı yaşanmazdı.TSK’ya “soğuk iklim çadırı” üreten fabrikaları Van için alârma geçirmek mutlaka birilerinin aklına gelirdi.Başbakan’ın, bakan ve bürokratlardan oluşan takımı ile yaptığı toplantıda “Siz bana sorunu tam anlatmamışsınız. Burada sorun çok daha ciddi. Kış şartlarında Van’daki sorunlara hemen çözüm bulmalıyız” dediği öne sürülüyor.Demokratik muhalefetin ve özgür medyanın adam gibi işlemesine imkân yaratılmış olsaydı, can sıkıcı gerçeklerle yüzleşmek için Başbakan’ın mutlaka Van’a gitmesi gerekmezdi.Muhalefeti sürekli horlayan, ne dediğini dinlemeyen ve medyanın sesini kesen iktidarların durumunu tanımlayan söz en azından gaflettir. Ve yaşadığımız da budur.Ama çok uzadı; uyanmak lâzım!Bu ölüm önlenebilirdiKâşif Kozinoğlu “Özel Kuvvetler Komutanlığı”nı kuran bordo bereli bir askerdi.Sonra “MİT’in kara kutusu” şöhretini hak edecek önemli görevler yaptı bu teşkilâtta.Sekiz ay önce “terör örgütü üyesi olmak ve devlete ait gizli belgeleri temin edip açıklamak” suçlaması ile tutuklandı.On gün sonra ilk duruşmasına çıkacağı mahkemenin bulunduğu cezaevi kompleksinde, kendini savunma imkânını bulamadan da öldü.Adalet Bakanlığı ölüm sebebinin “ağır spora bağlı kalp krizi” olduğunu açıkladı.Kâşif Kozinoğlu’nun sahip bulunduğu devlet sırları, ölümün pek çok çevrede şüphe ile karşılanmasına sebep oluyor.Burada da kaynak sorun sistem arızasıdır!CHP ağır bir hüküm verdi: “(...) devlete emanet edildiği söylenen bir kişi daha, kimleri ürküttüğü bilinmeyen tüm bildikleri ile ölüme gitmiş ya da gönderilmiştir!”Ana muhalefet, özel yetkili mahkemeler ile infaz evlerini “adaletin değil, sahte davaların merkezi” diye tarif etti.Aynı ölüm olayına iktidar yanlısı medya da “şüpheli ölüm” damgasını vurdu. Onlar da Kozinoğlu’nun Ergenekon’a zarar vermemesi için yok edildiğini ima ediyorlar.Kozinoğlu’nun “eksik müdahaleye kurban” gitmiş olması, gerçeğe en yakın ihtimal gibi duruyor. Çünkü kalp krizi geçiren tutuklu, 76 dakika boyu cezaevinde ve en yakın devlet hastanesinde uzman hekim yardımı alamamıştır.Silivri’de Mehmet Haberal’ı ziyaret eden CHP heyetinin üç ay önce saptayıp açıkladığı eksik dikkate alınsa büyük ihtimalle bu ölümün önüne geçilecekti.Yani sorun yine, muhalefeti hor gören, çok gören bir anlayışın sebep olduğu demokrasi arızasıdır!
Kartepe olayı nedeniyle Cumartesi sabahına endişeler içinde uyandık.Teröre alışılmıyor.Deniz otobüsünü kaçıran terörist dışında ölü olmaması “ucuz atlattık“ dedirtebilir.Ama terörist de olsa ölen bir insandır; o bile kayıp değil mi? Kartepe deniz otobüsünde 18 yolcu, 4 mürettebat ve 2 stajyer denizcinin 11 saat süren macerası, aslında teröre karşı savunmada ve tehdide karşı korunmada kazandığımız gelişmeyi ortaya koyan bir başarı hikâyesidir.Çünkü deniz otobüsünün kaçırıldığı haberinin alınmasından başlayarak yürütülen hazırlıklar ve onu izleyen operasyon, aksiyon filmlerini aratmayacak bir düzen ve tempoda ilerlemiştir.Yolcuların kimlik bilgilerine internet tabanından ulaşılmış, eylemcinin sahte kimlik kullanan PKK’nın Kocaeli Gençlik Sorumlusu olduğu belirlenmiş, yorma ve yıpratma seansı uygulanmış, teröristin A-4 patlayıcı taşıdığının anlaşılması üzerine, duruma özel operasyon modeli için düğmeye basılmıştır.“Özel durum” teröristin öleceğini fark etmeden öldürülmesini gerektiriyor.Aksi halde son nefesini vermeden bombayı patlatıp gemiyi havaya uçurabilir.Teröristin başında 3, vücudunda 3 kurşun bulunmasının sebebi budur.Keşke masum insanların canına yönelik böyle tehditler yaratılmasa da böyle operasyonlara hiç ihtiyaç doğmasa..Ama yazık ki bölücü terör örgütü, kanla beslenen bir canavar gibi şartların barış içinde çözümler üretmeye elverişli bir zeminde geliştiğine bakmadan, bu şansı sabote etmekten vazgeçmiyor.Bu eylemler, kazanacağına inanan bir iddiayı hissettiriyor mu? Hayır.Son zamanlardaki terör olaylarının çoğu umutsuz intihar eylemlerine benziyor.PKK’nın isteyeceği, terör sayesinde elde edeceği bir şey yok. Zaten verilmesi gereken haklar verilmiş, istenebilecek olanlar da mecliste, Anayasa yaparken tartışılacaktır.Yapılan çaresizlik eylemleridir ve terör için terördür.Adana’da 3 ve 6 yaşında iki çocuklu Kürt kökenli ailenin evini molotof kokteyli atarak yakanlar da maske giydirilmiş biraz daha büyük Kürt çocuklar.Böyle bir acımasızlık cehennemden başka neyi hak edebilir?PKK, terörün kendine özgü ölçülerinde bile yozlaşmış, çürümüş, sonu görünmüş bir cinayet örgütüdür.Canavarların can çekişmesi tehlikeli olur. O nedenle böyle beklenmedik olaylara hazırlıklı olmak zorundayız.Halktaki uyanış ve teröre karşı uzmanlaşma katillere pes ettirecektir!Başkan; isteme, yap!Van depreminin en önemli yararı İstanbul’u uyandırmak oldu.Baksanıza Belediye Başkanı Topbaş çağrı üstüne çağrı yapıyor.“Mahalleler, siteler, apartmanlar anlaşıp gelsinler, riskli binaları yeniden yapalım” diye adeta yalvarıyor.Buna da şükretmek lâzım. Çünkü Van felâketini yaşamasaydık beklenen depremin İstanbul’da yaratacağı tahribat Belediye Başkanı’nın aklına gelmeyecekti.Vebalini hatırlamış olması yine de kazançtır.Ama unutmasın ki sorumluluğu bitmiyor. “Ben uyarı görevimi yaptım” deyip deprem gündemini sümen altına sürmesin.Görevi, risk taşıyan yapıların sahiplerine “anlaşın gelin” diye seslenmek değil istemeseler bile onları o çürük binalardan çıkarmaktır.Hastanelerin, okulların, yurt ve kamu binaları ile köprülerin, viyadüklerin yıkılmayacaklarını garanti etmektir.İktidar akıl öğretme yeri değildir; icraat yapma yeridir!