Kartepe olayı nedeniyle Cumartesi sabahına endişeler içinde uyandık.
Teröre alışılmıyor.
Deniz otobüsünü kaçıran terörist dışında ölü olmaması “ucuz atlattık“ dedirtebilir.
Ama terörist de olsa ölen bir insandır; o bile kayıp değil mi?
Kartepe deniz otobüsünde 18 yolcu, 4 mürettebat ve 2 stajyer denizcinin 11 saat süren macerası, aslında teröre karşı savunmada ve tehdide karşı korunmada kazandığımız gelişmeyi ortaya koyan bir başarı hikâyesidir.
Çünkü deniz otobüsünün kaçırıldığı haberinin alınmasından başlayarak yürütülen hazırlıklar ve onu izleyen operasyon, aksiyon filmlerini aratmayacak bir düzen ve tempoda ilerlemiştir.
Yolcuların kimlik bilgilerine internet tabanından ulaşılmış, eylemcinin sahte kimlik kullanan PKK’nın Kocaeli Gençlik Sorumlusu olduğu belirlenmiş, yorma ve yıpratma seansı uygulanmış, teröristin A-4 patlayıcı taşıdığının anlaşılması üzerine, duruma özel operasyon modeli için düğmeye basılmıştır.
“Özel durum” teröristin öleceğini fark etmeden öldürülmesini gerektiriyor.
Aksi halde son nefesini vermeden bombayı patlatıp gemiyi havaya uçurabilir.
Teröristin başında 3, vücudunda 3 kurşun bulunmasının sebebi budur.
Keşke masum insanların canına yönelik böyle tehditler yaratılmasa da böyle operasyonlara hiç ihtiyaç doğmasa..
Ama yazık ki bölücü terör örgütü, kanla beslenen bir canavar gibi şartların barış içinde çözümler üretmeye elverişli bir zeminde geliştiğine bakmadan, bu şansı sabote etmekten vazgeçmiyor.
Bu eylemler, kazanacağına inanan bir iddiayı hissettiriyor mu? Hayır.
Son zamanlardaki terör olaylarının çoğu umutsuz intihar eylemlerine benziyor.
PKK’nın isteyeceği, terör sayesinde elde edeceği bir şey yok. Zaten verilmesi gereken haklar verilmiş, istenebilecek olanlar da mecliste, Anayasa yaparken tartışılacaktır.
Yapılan çaresizlik eylemleridir ve terör için terördür.
Adana’da 3 ve 6 yaşında iki çocuklu Kürt kökenli ailenin evini molotof kokteyli atarak yakanlar da maske giydirilmiş biraz daha büyük Kürt çocuklar.
Böyle bir acımasızlık cehennemden başka neyi hak edebilir?
PKK, terörün kendine özgü ölçülerinde bile yozlaşmış, çürümüş, sonu görünmüş bir cinayet örgütüdür.
Canavarların can çekişmesi tehlikeli olur.
O nedenle böyle beklenmedik olaylara hazırlıklı olmak zorundayız.
Halktaki uyanış ve teröre karşı uzmanlaşma katillere pes ettirecektir!
Başkan; isteme, yap!
Van depreminin en önemli yararı İstanbul’u uyandırmak oldu.
Baksanıza Belediye Başkanı Topbaş çağrı üstüne çağrı yapıyor.
“Mahalleler, siteler, apartmanlar anlaşıp gelsinler, riskli binaları yeniden yapalım” diye adeta yalvarıyor.
Buna da şükretmek lâzım. Çünkü Van felâketini yaşamasaydık beklenen depremin İstanbul’da yaratacağı tahribat Belediye Başkanı’nın aklına gelmeyecekti.
Vebalini hatırlamış olması yine de kazançtır.
Ama unutmasın ki sorumluluğu bitmiyor.
“Ben uyarı görevimi yaptım” deyip deprem gündemini sümen altına sürmesin.
Görevi, risk taşıyan yapıların sahiplerine “anlaşın gelin” diye seslenmek değil istemeseler bile onları o çürük binalardan çıkarmaktır.
Hastanelerin, okulların, yurt ve kamu binaları ile köprülerin, viyadüklerin yıkılmayacaklarını garanti etmektir.
İktidar akıl öğretme yeri değildir; icraat yapma yeridir!
Terör çaresiz!
Haberin Devamı

