İyi düşündük mü?

Haberin Devamı

Suriye’de Esad rejimini tehdit eden karmaşaya acaba gereğinden fazla mı taraf oluyoruz?

Bu soruyu sormak gerekiyor.

Sekiz ayda 3500 hayatı söndüren Esad güçleri dün ciddi bir darbe yedi. Şam yakınındaki bir askeri tesisi vuranların, muhalif askerlerin kurdukları “Özgür Suriye Ordusu” olduğu bildirildi.

15 bin askeri bulunduğu öne sürülen isyancılar ordusuna Albay Riyad El Esad komuta ediyor ve itibarlı uluslararası ajansların hemen hepsi dünkü saldırıyı Albay Riyad El Esad’ın Türkiye’den yönettiğini haber verdi.

Bu son olay Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Şam yönetimini hedef alan sert ifadeleri ile birleştiği zaman Türkiye Suriye ilişkilerinin son derece tehlikeli bir mecraya girdiği kolayca görülüyor.

Ankara’da umarız hesaplar doğru yapılıyordur.

Suriye’de istenen sonucun elde edilmesi Tunus, Mısır ve Libya’daki kadar kolay olmayacaktır.

Çünkü oralarda asker ayaklanma sırasında mesafeli durdu, işin rengi belirginleşince ağırlığını halk tarafına koydu.

Suriye’de durum farklı. Ordu ve istihbarat yönetimle iç içedir ve başta Şam ve birçok kent, seküler Baas gittiği takdirde kanlı bir intikam döneminin başlayacağı korkusu ile Esad rejimine adanmış haldedir.

İsyan eden kentler Şam’dakileri şimdilik fazla korkutmuyor. Onları mukabil mitinglerde Esad’a destek vermek için meydanlara topluyor.

Türkiye’nin bölgede aktif oyuncu olma hevesi bir amaca, bir hedefe dayanıyor mu ve karşılığını alacak mı?

Komşu halkların zalim diktatörler elinde acı çekmesine itiraz faziletli bir harekettir; ama bu tepkiyi isyan edenleri sahiplenme çizgisine vardırmak doğru bir siyaset midir?

Esad giderse Mısır ve Libya’dakinden farklı bir rejim gelmeyecek, burada da iktidarı Müslüman Kardeşler ele alacak.

İdeolojisi demokrasi değil İslâm olan bu yeni coğrafyada Türkiye liderlik rolü oynayabilir mi?

Suriye ile bozuşmak İran’la da bozuşmak demektir; göze alınabilir mi?

Tuttuğumuz yolun doğruluğunu kontrol etmek için fazla sebep aramaya gerek yok:

Amerika’nın takdirini son zamanlarda fazlasıyla kazanıyor olmamız yeter sebeptir!

Grupta halledin!

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün Dersim İsyanı ve Seyid Rıza’nın öldürülmesi dolayısıyla Atatürk’e yönelik eleştirileri partiyi karıştırdı.

Halûk Koç ve 11 milletvekilinin imzaladığı bildiri ile Genel Başkan ve yetkili organların büründükleri sessizlik eleştirildi.

“Tavır koymalılar” çağrısı yapıldı.

Akşam olmadan talep karşılandı: Yönetim Hüseyin Aygün’den savunma istedi.

Bildiride şöyle deniyor:

“Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü 1920-1940 arasındaki dondurulmuş bir zaman dilimine hapsederek o tarihteki dünya koşullarından soyutlayıp kimi kez hakarete vararak insafsızca eleştirenler kervanına içimizden birinin de katıldığını gördük..”

Ne olacak şimdi? “Gelsin disiplin giyotini” lâflarını işitmeyelim yine.

Türkiye’nin eksiği “partiler demokrasisi” ikliminden uzaklaşmaktır.

Geçmişte partilerin Meclis grup toplantıları arama konferanslarına benzerdi.

En ciddi sorunlar irdelenir, herkes aklına geleni korkmadan söyler, söylenenler de içeride kalırdı.

O demokrasi platformları şimdi liderlerin monolog sahnesi haline geldi.

Keşke Halûk Koç ve arkadaşları kelle isteyecek yerde meselenin kapıları kapalı bir grup toplantısında görüşülmesini talep etselerdi!

DİĞER YENİ YAZILAR