Hortum ve hortumlama deyimleri bir zamanlar hayatımızın parçası haline gelmişti.Kamu ile iş yapanların kurdukları ahlâk yoksunu ilişki köprüleri, siyasetçi ve bürokrasi desteğinde servet transferleri yaratıyordu.Ahlâk çöktükçe siyaset kirleniyor, iktidar partiler için devlet kasasından eş, dost, yandaş zengin etmenin aracı haline geliyordu.2002 yılında Kamu İhale Kanunu ve ona bağlı Kamu İhale Kurulu (KİK) devreye sokuldu.O adımın doğurduğu umut ve heyecanı hatırlıyorum.Ve şimdi, tüyü bitmedik yetimin hakkını haramzadeye yedirmemek, devletin parasını hırsız müteahhitlerin tasalludundan korumak amacıyla AB normlarına göre kurulan KİK’in içinde yüzdüğü rüşvet rezaletine bakıp üzülüyorum.Polis biliyorsunuz, kamu ihalelerine fesat karıştırıldığı ve ihale alamayan firmalar lehine rüşvet karşılığı lehte raporlar düzenlendiği iddiasıyla önce uzun bir soruşturma ve izleme yaptı, şimdi de operasyon yürütüyor.Halen 12 tutuklu var; kaça varacağı da belli değil.Ama olayın hangi amaca hizmet ettiği sorusu, soruşturmanın dedektiflik hikâyesi kadar heyecanlı olmasa bile ondan daha önemlidir.Amaç öldürmek mi?Bu soruşturma ve operasyon KİK’i ahlâksızlıktan temizleyip tekrar etkin hale getirmek için mi yapılıyor yoksa bu rüşvet ve hırsızlıklar “KİK’le olmuyor” iddiasını inandırıcı kılmak amacıyla mı teşhir ediliyor?KİK bağımsız bir denetim kurumu olarak kuruldu. AKP bağımsız kurumları ve denetlenmeyi sevmiyor. On yılda KİK mevzuatı 50’den çok değişikliğe uğradı.Çünkü müteahhitler adamına göre değil kamu yararına çalışan rekabet üstünlüğüne göre seçiliyordu.Tabii iyi olan yöntem budur ama devlet parasının gittiği yeri kontrol etmek isteyen iktidarlar bundan hoşlanmıyor.On yılda getirilen istisnalar KİK’i bitirdi. Etkinlik ve kapsama alanı bakımından iyice incelip zayıflayan KİK “kikirik”e döndü.Kurum on aydan beri başsızdır, vekâletle yürütülüyor.Bu, kamu alımlarında şeffaflığın sağlayacağı yararları ihmal eden bir tutumdur.Devletin devasa yatırım projelerini bir bir saymaya gerek yok, sadece eğitimde FATİH Projesi kapsamında yapılacak alımların çapı bile KİK gibi bir denetim kurumunun gerekliliğini savunmaya yeter.Mayın döşemek gibiSanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün tablet bilgisayarlar ve akıllı tahtalarla yüzünü gösteren FATİH Projesi kapsamında 4 yılda 7-8 milyar dolarlık harcama yapılacağını açıkladı.Sadece bu projenin namusu ve selâmeti bile KİK’in güvenilir bir etkinliğe kavuşturulması ihtiyacını dayatıyor.Peki iktidar bunu mu istiyor? Hayır..FATİH Projesi kapsamında yapılacak yatırım ve harcamaları KİK denetiminden çıkarma hazırlığı var.Müteahhidi istediği gibi seçme hakkını iktidara veren hüküm, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaran yasa teklifinin içine yerleştirildi.Başbakan’ın bu işten haberi olmuş mudur?Hükümetten gelmediği, yani tasarı olmadığı için Başbakan görmeden Meclis Başkanlığı’na verilmiş olabilir mi?Dileriz öyledir...Kamu ihalelerindeki denetimi zayıflatan ve devletin parasını eş dost partidaşa yönlendiren oldubittilerin başta avantaj gibi görünse bile sonuçta iktidarlara yıkım getirdiğini unutmamak lâzım.Eğer iktidar ileride kendi ayağı altında patlayan mayınlardan zarar görecek olursa “bunları kim yerleştirdi” diye kimsenin günahını almasın!
Devlet Denetleme Kurulu’nun Dink raporu, cesur bir iddianameye benziyor.Raporda kayda geçen ihmalleri, hataları ve yasal eksikleri okuyanların oluşturacağı bir halk mahkemesi kurulsa ne karar çıkacağını merak etmeye bile hacet yok.Jüri yüzde yüz “suçlu” kararı verecektir sanık sandalyesindeki devlet için!Cumhurbaşkanı Gül’ün talimatıyla yapılan gazeteci Hrant Dink suikastına ilişkin DDK incelemesinin raporu bazı bölümler sansür edilerek dün açıklandı.Ama karartmalar, yaşam hakkının korunamadığına ilişkin tespitin “devlet için yüz karası” niteliğini hafifletmiyor.Ağır hizmet kusuru...Kurul, Dink’e yönelik tehlikenin emniyet ve jandarma tarafından önceden öğrenilmiş olduğunu;Ama istihbarat birimlerinin Hrant Dink’i korumak amacıyla çalışma yapmadığını ve işbirliğine gitmediklerini;İdari makamların tehdidi bilmelerine rağmen önleyici tedbir almadıklarını belirlemiş ve kayda geçirmiştir.DDK sonuç olarak Anayasa’da ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ifadesini bulan yaşam hakkının korunması konusundaki yükümlülüğün yerine getirilmediğine ve “ağır bir kamu hizmet kusuru” oluştuğuna karar vermiştir.Peki bu ağır hizmet kusuruna sebep olan devlet organları ile devlet yetkililerini belirlemeye dönük çabalar hedefine ulaşmış mıdır?Hayır... DDK bunun sebep ve sonuçlarını da değerlendiriyor.Hem Dink suikastı bağlamında hem de geleceğe bakarak.Yargı el koyabilmeli...Kurul Hrant Dink suikastında bazı kamu görevlilerinin ihmal ve hatalarını tespit etmiştir.Ama kasıt var mı; işte bu sorunun mevcut memur soruşturma süreçleri içinde cevaplanamadığını ve bu şartlarda cevaplanamayacağını belirtiyor.Önerilen çözüm şu:Böyle durumlarda soruşturmaya yargı el koyabilmelidir!Çünkü Dink örneğinde kusur veya ihmali görülen kamu görevlilerinden hiçbiri amirleri izin vermediği için yargılanamamıştır.Yaşanan tecrübe kanıtlıyor ki, suçlanan memurları koruyan ayrıcalıklar çoğaldıkça vatandaşın yaşama hakkının korunmasında zaaflar da azalmıyor, artıyor.Kanun yapmakla hukuka bağlılığı birbirine karıştıran iktidar çoğunluğu, yeni bir kara mizah örneğinin hışmına uğramıştır.Cumhurbaşkanı Gül bir gün MİT mensuplarını Başbakan’ın kararına bağlı olarak yargıya karşı dokunulmaz kılan yasayı imzalayıp yürürlüğe soktu, ertesi gün memurları yargıdan kaçıran düzenin yaşama hakkını tehlikeye attığını belirten Hrant Dink raporuna onay verdi.Ne olacak şimdi?Koskoca devletin anlı şanlı yöneticilerine kusur bulacak veya “yaptığınız ayıptır” diyecek halimiz olamaz.Eskiden vardı bu özgürlük şimdi yok. Ancak “kader utansın” diyebiliriz.Bir de bu çelişkinin, Hrant Dink cinayetinin asıl sorumlularını yargıdan kaçıran düzeni sürdürmek amacıyla kullanılmaması için dua edebiliriz.Dualarınızı esirgemeyin!
Hayatı keşke idealistler yönetse ama değil gerçekçiler yönetiyor.Gerçekçi olanlar, MİT Müsteşarı ile dört arkadaşını yargının elinden kurtaran kanunu Cumhurbaşkanı Gül’ün hemen onaylayacağını iyi biliyorlardı.Çünkü Abdullah Gül, AKP söz konusu olduğunda tarafsızlık yeminine bağlı kalamayacağını defalarca göstermiş bir Cumhurbaşkanıdır.İdealistler -yoksa romantikler mi desek- kuvvetli bir gerekçe bulunduğu için bu yasanın Şike Yasası gibi Çankaya’dan geri döneceği konusunda ümit beslediler.Çünkü Cumhurbaşkanı Gül iki ay önce geri gönderme gerekçelerinden birinde şu tespiti yapmıştı: “... halen yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında bulunan kişilere yönelik özel bir düzenleme olduğu...”Bu veto gerekçesi bir yorum değildir, Anayasa’nın 138’inci maddesi hükmüne dayanıyor.O madde şunu diyor:“Görülmekte olan bir dava hakkında Yasa Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.”Eğer Şike Yasası’nda bu Anayasa hükmünün ihlâli hukuk devletini deprem ölçeği ile 6 kuvvetinde sarsmışsa emin olun MİT Müsteşarı ve arkadaşları için çıkarılan kişiye özel yasa ile 9 kuvvetinde deprem etkisi yaratılmıştır.Anayasa ve hukuk devleti yerle bir edilmiştir.Şüphelilerden MİT Müsteşarı hakkındaki talimat, öteki 4 MİT mensubu için mahkemeden çıkmış yakalama kararları beklerken Meclis sabah ezanına kadar Anayasa’yı çiğneyerek “kurtarma kanunu” yapmıştır.Haberi alır almaz İstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan’ın Cumhurbaşkanı Gül’e Şike Yasası’ndaki vetosunu hatırlatan ve aynı tavrı Fidan Yasası için de tekrarlamasını öneren bir mektubu elekronik posta ile gönderdiğini biliyorum.Ama herhalde Abdullah Gül bu mektubu da, hemen onay verdiği yasayı da okumadı.Allah bilir, okursa altına imza atmak istemeyeceğinden korktu!Kuzu mu kurt mu?Prof. Burhan Kuzu’yu öğrencisi olup sınıfta izlemek eğlenceli olabilir ama yönettiği bir ülkede yaşamak?..Allah korusun!Son TV mülâkatında sanki şu dersi verdi:“Toplumu kontrol altında tutmanın en etkili yolu onu korkutmaktır.”Dünyadaki Gladio yapılanmalarını incelemiş.İtalya’da 7 bin 600 Rusya’da 17 bin kişinin hapse atılmış olduğunu anlattı.Hepsinde Gladio’nun tüccar ayağı, basın ayağı, asker ayağı ve siyasi ayağı bulunduğunu belirterek şunu sordu:“Siyasi ayak hepsinde eksiksiz var da acaba bizde niye yok?”Hocam, geldiğinizden beri arıyorsunuz, belki gerçekten yoktur! Olamaz mı?Hayır, bunu kabul etmedi “Bizde de mutlaka vardır“ diye ısrar etti.Bu vehimden yola çıkarak da özel yetkili mahkemelerin gerekliliğini savundu.Yol arkadaşlarını hukukun üstünlüğü ülküsüne inandırması ona daha çok yakışırdı.Hukuksuzluğa hukuk kılıfı dikmek Anayasa hocasına yakışmıyor!
MİT Müsteşarı Fidan ile beş MİT mensubunu savcıya ifade vermekten kurtaracak yasa için Meclis 12.5 saat çalıştı, çatıştı.Muhalefetin engelleme çabaları yeterli olmadı ve iktidar çoğunluğu yine istediğini aldı.Buna “siyasetin meşru zeminlerde bulduğu çözüm” diyecekler ama kendimizi aldatmayalım.Hiçbir demokratik hukuk devletinde suçlanan kamu görevlilerini savcıdan kaçırmak için kanun yapılmaz.Ülke yöneticilerinin, icra ettikleri her işlem ve eylemi savunabilecek durumda olmaları gerekir.Yaşadığımız MİT krizi hukuka meydan okuyan açık bir ihlâldir. Suç oluşturduğu iddia edilen eylemler soruşturma konusu yapıldıktan sonra sorumlular yararına kılıf üretilmiştir.Ama mızrak çuvala sığmıyor.Oslo’da PKK ile pazarlık masasına oturan devlet görevlileri niye savcının sormak istediği soruları cevaplamaktan kaçıyor?Ayıptır; haklarındaki yakalama emirleri hepsinin yeri yurdu bilindiği halde günlerden beri icra edilemiyor. Türkiye’nin kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlı bir hukuk devleti olduğuna şimdi kim inanır?MİT yöneticileri yargının çağrısına uymuş olsalardı, yaptıkları işin doğruluğuna inandıklarını da göstermiş olurlardı.Halbuki şu anda uyanan izlenim nedir?Savcının şüphelerini yerinde gördükleri için ifadeye gitmemiş, hükümetin kurtarıcı tedbirini saklanarak beklemeyi tercih etmişlerdir.Görevi veren iktidar da sorumluluğun kendilerine uzanacağından endişe duyarak jet hızıyla bir kurtarma yasası imal etmiştir!Siyasi muhalefet, özel görevler için seçilmiş kamu görevlilerini yargıya hesap vermekten koruyacak olan bu yasanın Başbakan’a çete kurma imkânı tanıyacağından korkuyor.Cumhurbaşkanı Gül onay verdiği takdirde CHP Anayasa Mahkemesi’ne iptal davası açacaktır.Ağaç tepesinde kalan kediyi itfaiye merdiveni ile indirme operasyonunu andıran bu kurtarma işlemi, Anayasa Mahkemesi’nden döner mi?Keşke dönse ama beklemeyin..AKP iktidarı Anayasa Mahkemesi’nin yapısını bugünler için değiştirdi!Ne oluyor, bilelim!Eskiden olsa medyada kıyametin sebebi olacak bir yolsuzluk haberi günlerden beri küçük bir rüzgâr bile estirmiyor.Oysa Kamu İhale Kurumu’na polis operasyon yapmış, ilk tespitlerde çapının 1 milyar lira dolayında olduğu tahmin edilen yolsuzluklar belirlemiştir.İhaleye fesat karıştırmaktan ve rüşvetten 23 kişi gözaltına alındığı gibi aranan ve henüz yakalanmayan iş adamları da var.Soruşturma ilerledikçe yolsuzluk konusu paranın katlanacağı bekleniyor.Bu haberlerin duyurulması lâzım. Yandaş medyanın suskunluğu avantaj sayılmamalıdır.Çünkü sorumluluk elbette iktidara aittir.Uzmanlar, on yıl önce AB normlarına uygun ilkeler taşıyan Kamu İhale Kanunu’nun AKP döneminde tam 18 kere değiştirildiğini ihalelerdeki şeffaflığı ortadan kaldıran değişikliklere paralel olarak yolsuzluğun da arttığını belirtiyorlar.Rüşvet ve yolsuzluk, toplumsal ilişkileri ve siyaseti zehirleyen ölümcül bir mikroptur.Soyulan bir toplum huzur bulamaz.Çünkü öyle bir düzende siyasi mücadelenin kırmızı çizgileri kalmaz.İktidar olmak, suyun başını tutmak için her şey göze alınır. İktidarı kaybetmemek için de her şey yapılır.Kamu İhale Kurumu’nda yapılan operasyon hakkında hükümet halka bilgi vermelidir.İhale yasasında hırsızların fink attığı karanlık noktaların aydınlatılması da daha fazla ihmal edilmemelidir.
Kürt sorununun barışçıl çözümü yolunda neredeyse tek umut BDP’nin tarihi sorumluluğunu üstlenmesidir.Bu elbette özveri ve cesaret istiyor.PKK ile yürütülen gizli görüşmelerin deşifre edilmesine üzülen çok ama Oslo bizce “hayırlı bir kaza” sayılmalıdır.Çünkü varlığı iddia edilen mutabakat Osmanlı’yı tasfiye eden Sevr’in küçük boyda bir hortlağına benziyor.Böyle bir mutabakatı aslında hiçbir Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yapmaz. Çünkü TBMM’den geçiremeyeceğini, yüzde 75 oyla gelmiş olsa bile millete kabul ettiremeyeceğini hepsi bilir.Oslo’da devlet adına terör örgütü temsilcileri ile masaya oturanların bonkörlüklerini anlamaya çalışmak gerçekten çok zor.Belli ki iki taraf da birbirlerini hayallerle uyutmakta karşılıklı menfaat görmüşler.Yoksa bölgesel özerklikten Öcalan’a özgürlük ve PKK’nın silâhlı teröristlerine yeni statü konusuna kadar alınacak verilecek sözlerin kâğıt üstünde kalmaya mahkûm olduğunu terör örgütü yöneticileri de çok iyi bilirler.Bilmedikleri, daha doğrusu inkâr ettikleri şudur:Kürtler bu bölgede, insanlık onuruna sahip tek yaşamı Türkiye’de buluyorlar.Öteki ülkelerde aşağılanıyor, acı çekiyorlar. Bu iddianın kanıtı ve politik ifadesi demokrasidir, temsil hakkıdır.Kürtler sadece BDP ile değil, tüm partilerdeki temsilcileri ile devlet ve belediye yönetimlerine katılıyorlar.BDP milletvekillerinin her fırsatta Kürt kökenli vatandaşları sokağa ve isyana çağırması “vatana ihanet” demesek bile “demokrasiye ihanet”tir.Demokrasi ikna rejimidir.BDP’de siyaset yapanlar silâhlı terör örgütü PKK çığırtkanlığından vazgeçmeli, terör örgütünün gölgesinden güneşe çıkmalıdırlar.Tarih BDP’ye PKK’nın uydusu değil onun en tehlikeli düşmanı olma sorumluluğunu yüklüyor.BDP milletvekilleri Öcalan’ın ve bölücü örgütün vekilleri gibi değil, terörden çeken bölge halkının vekili gibi davranmayı öğrenmelidirler!*** Sızma komutan, nereye kadar yükselir? Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ “Ergenekon’un TSK’ya sızmış en üst düzey yöneticisi” imiş!İddianame Başbuğ’u böyle tanımlıyor.Orduya yandan, aradan sızılamaz. Sızma sadece girişte denenebilir.Orduya subay veya general olarak, birlik komutanı olarak sızamazsınız.İlker Başbuğ’u 14-15 yaşında askeri liseye örgütün soktuğuna dair bir kanıt varsa ne âlâ, yoksa bu iddia temelden yoksun olacaktır.Savcıya sormak lâzım; Başbuğ yüzbaşı iken mi, askeri akademide okurken mi, ordu veya kuvvet komutanı iken mi Ergenekoncu oldu?Ve TSK’ya hangi rütbede ne şekilde sızdı?Özel yetkili savcıların zorluğu bu galiba:Suçlu yaratmak kolay da suç yakıştırmak her zaman kolay olmuyor.Başbuğ’da da sıkıntıya düşmüşler!*** Ayıp ve insaftan yoksun eğitim... Dün internette dolaşan resimli bir haber vardı:Resimde İstanbul Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin dört kız öğrencisi Atatürk büstü ile oynayıp sözüm ona alay ediyorlardı. Haberi sonra Sözcü’de de gördüm. Üzüldüm.Sanırım “dindar bir nesil” yetiştirme hayali kuran Başbakan da üzüntü duymuştur.Bu eylem suç oluşturur mu şüpheli ama ayıp olduğu kesindir.Din eğitimi alan bu kız çocuklarının ayıp duygusundan yoksun yetişmeleri elbette dinimizin eksiği, kusuru olamaz.Olsa olsa eğitimin yetersizliği, kalitesizliği olabilir.Belli ki Atatürk kötü tanıtılmış okulda. Bu “tarihten iyi yetişmiyorlar” diye açıklanamaz.Dinen de iyi yetişmediklerinin göstergesidir.İnsaf, dinin yarısı değil mi?
Keşke bu kriz hiç çıkmasaydı.Devletin kirli çamaşırları orta yere dökülmese elbet daha iyi olurdu.Ama hayatı geri sararak yeniden oynamak imkânına sahip olmadığımızı bilerek hareket etmek zorundayız.İktidarın MİT’i kullanarak PKK ile yürüttüğü müzakereler gizli kalmalıydı. Yanlış olan bu gizli faaliyet değil, gizliliğin ihlâl edilmesi olmuştur.Şimdi o ihlâl nedeniyle toplumun zihninde oluşmuş sorular “devlet sırrı” bahanesiyle cevapsız bırakılamaz.Özel Yetkili Savcı Sarıkaya kamu adına görev yaptı. KCK’yi soruştururken elde ettiği bilgi ve belgelere bakarak suç oluşturduğundan şüphe ettiği eylem ve işlemler hakkında sorular sormak istedi.MİT ve PKK arasında oluşturulduğu iddia edilen Oslo Mutabakat Taslağı ve protokoller üzerine gidilmesi gereken tehlikeler ve aydınlatılması gereken karanlık noktalar saklıyordu. Meselâ...Olmayacak şeyler listesi“Türkiyeliliği esas alan yeni anayasa, demokratik özerklik sağlanması;Kürt kimliğinin yeni anayasaya girmesi, Kürtçenin ikinci resmi dil kabul edilmesi;Öcalan’ın ev hapsine alınması, ardından toplumsal ve siyasal yaşama katılması;Silâhsızlandırıldıktan sonra gerillanın demokratik çözüm içinde varlığını koruyacak bir yapıya kavuşması!”Bu bilgilerin doğru olup olmadığını aramak ve doğru ise hesabını sormak isteyen Özel Yetkili Savcı Sarıkaya’ya işten el çektirildi ama onun sorgulamak istediği MİT mensupları için Meclis’te iktidar partisi tarafından harıl harıl kurtarma yasası hazırlanıyor.Ülkenin büyük patronlarının örgütü olan TÜSİAD, yaşanan şeyin hukukun gücü değil gücün hukukunu dayatmak olduğunu belirtiyor ve devlet içindeki kavgayı dehşetle ve artan güvensizlik duygusu ile izlediklerini ilân etmek zorunda kalıyor.“Bitaraf” olmanın dahi “bertaraf” olma riski taşıdığını bile bile...Devlet son krizle bir kavşağa gelmiştir.Gizlilik çözülürken MİT’in terör örgütü içine ajanlar yerleştirdiği açığa çıkmış, çözüm amaçlı görüşmelerin ihtiyacı olan güven zemini ağır hasara uğramıştır.Bundan sonra toplumun nefretini hak eden terör saldırıları, ajan kullanan MİT’in üstüne yıkılacaktır.Aydınlığa gelir misiniz?Artık dramatik bir tarz değişikliğine gitmenin zamanıdır.Savcı Sarıkaya’nın MİT mensuplarına sormak istediği soruları kimseyi beklemeden hükümet cevaplamalı, KÜRT sorununa şimdiye kadar karanlıkta aranan çözümler demokrasinin aydınlığına çıkarılmalıdır.AKP on yıldır gizlilikle çözemedi sorunu.Ya Kürt ayrılıkçıların veya birliğe inanan halkın kandırıldığı oyalama siyasetleri güdüldü.Demokratik yolu denemenin birinci koşulu iktidarın çözüm arayışında işbirliği yapacağı muhatabı değiştirmesidir.“Terörle müzakere olmaz” dersini defalarca aldık.BDP dururken PKK’yı muhatap almak da zaten büyük hata idi.Başımıza gelen kriz musibetini, demokrasi içinde çözüm arayışına yönelerek hayra çevirme şansı önümüze çıkmıştır.Şimdiye kadar üretilen boş hayaller, sadece çözüm yollarını tıkamış, maliyeti yükseltmiştir.Artık görmek gerekiyor:Oslo’da varıldığı iddia edilen mutabakatı mezarından Atatürk çıksa o bile hayata geçiremez!
TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner, devlet içindeki erkler kavgasını dehşet içinde izlediklerini söyledi.Bu tespit, MİT ekseninde yaşadığımız krizi aşmak amacıyla başvurulan tedbirler karşısında iş adamlarının duydukları endişeyi belirliyor.TÜSİAD hukuk ve demokrasi konularında ortaya çıkan sapmaları erken görüp siyaseti ve toplumu erken uyarma yeteneği gelişmiş bir kuruluştur.AKP iktidarı döneminde bu geleneğinden hayli uzaklaşmış, iktidarla sürtüşmenin maliyeti ağırlaştığı için sessizlik dönemi yaşamıştır.TÜSİAD “Demokrasi hukuksuz olmaz. En önemli referans hukuk devleti ve adalete duyulan güvendir” diye bağırıyorsa, erkler arasındaki kavga onun gözünde kabul edilemez boyutta vahamet kazanmış demektir.Ve iş adamları için riskler, suskunluğun sağlayacağı menfaati unutturacak boyuta yaklaşmış demektir.Gerçekten de ülke hukuk devletinin geleceği bakımından bunalımlı bir dönem yaşıyor.“Soruşturma durmaz”“Güçlülerin hukuku değil, hukukun gücü” sloganı ile üçüncü kez iktidar yetkisi alan AKP yargı reformu görüntüsü altında hukuk devletini tahrip etti.Şairin dediği gibi bu dönemde “Kanun diye, kanun diye kanun tepelendi!”Şu anda siyaset tüm uzuvları ile iktidar sorumluları ile bir kısım bürokratı yargı denetiminden kaçırmaya dönük çabaları yasal formüle bağlamaya uğraşıyor.Hedef özel yetkili savcı tarafından sorguya çağrılan MİT Müsteşarı ile dört MİT mensubunu yargıya vermemektir.Bunu “Başbakan’ın izin şartı”na bağlayarak çözmeye çalışacaklar.Başbakan izin vermezse savcı soru soramayacak, yargı denetimi işlemeyecek, Başbakan hukuk alanının dışında ve üstünde yetkilere sahip kılınacaktır.Bunun doğuracağı yanlışlar hatırlatılıyor.“Yeni JİTEM’ler, yeni Yeşil’ler yaratır” deniyor ama işe yaramıyor.Dün CHP lideri Kılıçdaroğlu “Bu devletin çeteleşmesi demektir” diye konuştu ama yine sinek vızıltısı muamelesi gördü.Ceza hukukçusu Prof. Ersan Şen düşünülen düzenlemenin MİT Müsteşarı ile arkadaşlarını kurtaramayacağını, çünkü haklarında yürütülen soruşturmayı durdurmayacağını savundu.Yeni dokunulmazlarİstanbul Barosu eski Başkanı Turgut Kazan da aynı görüşte. O fazladan kurtarma yasası konusunda Meclis’te yapılacak görüşmelerin Anayasa’yı ihlâl suçu oluşturacağını söylüyor.Ortada yürüyen bir soruşturma var ve Anayasa’nın 138/3 maddesi şunu diyor:“Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunulamaz.”Türk halkı yıllardan beri milletvekili dokunulmazlığının kaldırılacağı vaadinin gerçekleşmesini bekliyor.İktidar önderleri “Bu yargıya güvenilmez” bahanesiyle toplumu oyaladılar.Yargıyı kontrol altına aldıktan sonra da sözlerini tutmaya yanaşmadılar.Şimdi üstüne bir de “Başbakan’ın özel görevler için seçeceği kişilere dokunulmazlık” getirilecektir!Hukukun üstünlüğüne dayalı toplumların hiçbirinde mevcut olmayan Özel Yetkili Mahkemelerden kurtulmayı hayal eden ve kurtuluşun tek çıkış yolu olarak görenler şimdi “Özel Yetkili Görevliler” ucubesine toslayacaklardır.İktidar gücünü adil kullanmalıdır.Ezici sayı üstünlüğü hukuka zarar vermemelidir.Napolyon “Bütün devletler hazımsızlıktan ölür” demişti!
Meclis bu hafta MİT’çileri özel yetkili savcının elinden kurtaran bir yasa yapmak için kafa yoracak.Kişiye özel yasa çıkarmış duruma düşmemek için, Başbakan tarafından dokunulmaz kılınan devlet görevlilerinin listesi uzatılacak görünüyor.Özel yetkili savcıların yetkilerini belirleyen CMK’nın 250 ve 251’inci maddeleri için değişiklik teklifi Meclis Adalet Komisyonu’na yarın sunulacak.Teklif MİT Müsteşarı, Genelkurmay Başkanı, kuvvet komutanları, Başbakanlık Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü gibi önemli görevler üstlenmiş kişiler hakkında soruşturma açılabilmesini Başbakan’ın izin vermesi şartına bağlıyor.CHP’den yükselen ilk itiraz, çatışmalı bir yasama haftası yaşayacağımızın işaretini verdi. CHP’li Muharrem İnce “Başbakan’ın istediği yetki Pargalı’da bile yok” dedi.Ayrıca Başbakan’ın iradesine verilmiş bu dokunulmazlık modelinin, kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetki olduğunu öne sürdü.Keşke AKP muhalefetin itirazını ciddi olarak tartışmaya razı olsa...Çünkü hukuk ve siyaset bilimi alanında uzman olmayanlar bile, bu düzenlemenin kuvvetler ayrılığı ilkesinden yargı aleyhine vahim bir sapma yaratacağını hemen görecektir.Yargının yürütme üstündeki denetim alanı daralacak, iktidar hesabına partizanca suç işleyen bürokratlara yargı uzanamayacaktır.Millet Meclisi, hukukun üstünlüğü idealini bir an bile unutmadan bu soruna çözüm aramalıdır.Türkiye son yıllarda bu kaygıdan koparılmış olarak yargı operasyonları yaptı ve ülke her gün adaletten, eşitlikten, haktan, hukuktan uzaklaştı.Sebebi özel yetkili mahkemelerdir.Doğal hâkim ve doğal mahkeme ilkesinden ve inancından beslenmeyen bir yargı çürümüş temele benzer, hiçbir tamir onu düzeltemez.Son Anayasa değişikliğine göre Genelkurmay Başkanı iken işlediği iddia edilen suç sebebiyle İlker Başbuğ’un Yüce Divan’da yargılanması gerekiyordu.Özel yetkili savcı, Anayasa’nın emredici hükmüne rağmen Başbuğ’u kimseye bırakmadı, sorgulayıp tutukladı.MİT Müsteşarı’nı korumak için yasa imal edenler, Başbuğ örneği ortada dururken yapacakları yasanın işe yarayacağından çok emin olmamalı.Hukukun üstünlüğünü egemen kılmanın tek yolu özel yetkili savcı ve mahkeme düzenine son vermektir..İntikam baldan tatlı demişler. Ama adaletin kılıcı bu tatmine alet edilmemelidir.İktidar hukuk üretirken menfaatini değil adaleti düşünmelidir!Savaş asla!..Başbakan’ın ve Dışişleri Bakanı’nın söylemleri Türkiye’nin Suriye’ye yürüyeceği şüphesini davet ediyor.Cumhuriyetin geleneksel dış politikasından kolay vazgeçilmeyeceğine inanmak istiyorum.Daha önce böyle davetlere, tahriklere hep aynı cevabı verirdik:“Siz savaş bitince gideceksiniz; biz komşu olarak sonsuza dek yüz yüze bakacağız.”Evet; Suriye’de kuşaktan kuşağa miras kalan bir kin ve intikam duygusunun muhatabı konumuna asla düşmemeliyiz.İran ve Rusya faktörlerinden fazla ülkeyi bölmek için devletin acze düşeceği günleri pusuda bekleyen iç düşmanları hesaba katmalıyız.Büyük kentleri PKK’nın patlayıcı ile doldurduğunu Oslo bantlarından öğrenmiştik. Bu tespit üst üste operasyonlarda doğrulandı.Dün Diyarbakır’da patlayıcı yüklü bir kamyon yakalandı.Türkiye, Esad’ı insanlığa davet etmek için askerden ve savaştan başka bir çare bulmalı!