Eksik ama evet!

1 Mart 2012

Yargıya yönelik güvensizlik duygusunu giderecek her adım makbuldür, hayırlıdır.Hâkim ve savcıların terfilerinde uygulanacağı bildirilen yeni kriterler ümit veren adımlardır.Aslında biz, hukukun üstünlüğüne dayalı bir Avrupa toplumu gibi yaşamanın garantisine sahibiz.Mesela bir meselede milli yasamız ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadı çelişiyorsa, savcılarımız, hâkimlerimiz yerel mevzuatı değil AİHM içtihatlarını temel alarak karar oluşturmak zorundadır.Anayasamıza göre bu bir tercih değil mecburiyettir!Yeni kriterler, yanlış kararlar nedeniyle Türkiye’nin AİHM’de mahkûm olmasına sebep olan savcı ve hâkimlerin terfilerini olumsuz etkileyecektir.Bu durum ister istemez tarafsız bir yargının oluşmasına ve adalete dönük güven duygusunun ayağa kalkmasına yardım edecektir.Yargıtay’dan geçiyorsa...Burada hatıra şu soru geliyor:Adaletsizlik yakınmalarının tümü AİHM içtihatlarını dikkate almayan mahkemelerle mi ilgili? Şüpheli...“Yerel mahkemelerin hâkimleri, savcıları AİHM içtihatlarını okumuyor” yakınmaları sorunun tek sebebi değil çünkü.Eğer bu yanlış kararlar Yargıtay’dan geçebiliyorsa, demek ki Avrupa uygulaması temyiz aşamasında da devreye giremiyor.Demek ki yüksek mahkemenin yargıçları da AİHM’nin yol gösterici ışığından yararlanmıyor. Onlar da içtihatları okumuyorlar...Sonra iktidar baskısı... Yaşanan tecrübeler şunu öğretti:Siyasi iktidar, elindeki aşırı güç birikimini yargıyı yönlendirmek amacında kullanmaktan vazgeçmediği sürece hiçbir tedbir tarafsız ve adil bir yargı düzenine ülkeyi kavuşturamaz.İşlerini doğru ve düzgün yaptıkları için harcınmış, savrulmuş, işinden edilmiş hâkimler ve savcılar bu gerçeğin tanığı ve kanıtıdır.İktidar yargıdan elini çekmediği sürece adaletten hayır bekleyemezsiniz.Önce iktidar istemeli...Deniz Feneri savcıları suç işledikleri için mi; hayır işlerini doğru yaptıkları için mahkemeye verildiler.Özel yetkili mahkemenin hâkimi, AİHM içtihatlarını görmediği için mi sürüldü? Hayır tam tersine “tutukluluk ceza değildir, istisnadır” diyen AİHM’yi dinlediği için cezalandırıldı!Devletin temeli olmaya lâyık sağlamlıkta bir adalete kavuşmanın birinci şartı, bunu herkesten önce siyasi iktidarın istemesidir.Bu yazıyı yazarken Müjdat Gezen’in başından geçen olayın haberi geldi.Halkın zekâ düzeyini alaya alan Aziz Nesin’in bir sözünü AKP’nin seçim zaferini hicvederken kullandığı için başı derde giren Müjdat Gezen, Bursa’da gençlere anlatmış:“15 AKP milletvekili bana dava açtı ‘Bize aptal dedi’ diye. Ama davayı ben kazandım. Sonra aynı davayı Başbakan bana açtı. Bu kez de o kazandı. Öyle çifte standart yok. Direkt bir standart var. O da oraya, ona çalışıyor!”Eşitlik saygı görmüyorsa hiçbir kriter adaleti ayağa kaldıramaz.***İleri demokrasi pahalı!Meclis konuşmalarında hakaret ettiği iddiasıyla Başbakan CHP lideri aleyhine 100 bin liralık tazminat davası açmıştı, biliyorsunuz.Kesmemiş olmalı ki, daha önceki salı konuşmaları için de dün beş dava daha açtı.Davalık konuşmaların maliyeti bu suretle 150 bin liraya ulaştı.Demek ki siyaset yapmak her babayiğidin harcı değil artık.Burası ileri demokrasi. Hele eleştiri yapacaksanız...Paranız kadar konuşacaksınız!

Devamını Oku

Frenler boşaldı!

29 Şubat 2012

Her tartışmayı bilek güreşine çevirerek nereye varacağız?Hata yapıyoruz ve her meseleyi yeni kutuplaşmaların sebebi haline getiriyoruz.Eğitimle ilgili reform teklifine ilk anda iyimser bakmaya çalıştım. Eğitim ülkenin en önemli ve hassas meselesidir. Değişim talepleri ve arayışlar, uzlaşma olanaklarına kapıları açık tutmalı.Reform önermesi Meclis’e işte bu iyi niyetlerle hükümet tasarısı olarak sevk edilmemiş, iktidar milletvekillerinin teklifi olarak getirilmiş olmalı diye düşünmek istedim.Çünkü iktidar milletvekilleri, teklif üzerinde pazarlığa daha açık olabilirler ama Bakanlar Kurulu’ndan gelen bir tasarıyı savunmakta daha tutucu davranırlar, tavizkâr görünmek istemezler.İktidarla ilgili olumlu beklentilerimin çoğunda olduğu gibi bunda da yanıldığımı çabuk anladım.Başbakan ringe döner dönmez reformun eksiğini, yanlışını söyleyen kim varsa hepsini sıra dayağına çekti.Kızları 10-11 yaşında eve, erkek çocukları 11 yaşında çıraklığa göndereceğinden korkulan bu yasanın, çocukları Kur’an kursları yoluyla tarikatların avı haline getireceği ve imam hatiplerin kapatılan orta kısımlarını tekrar açacağı endişeleri, korku sebebiyle dikkatle seçilen sözcükler eşliğinde seslendirilir gibi oldu.TÜSİAD, din eğitimi konusuna girmediği halde Başbakan’dan en sert uyarıyı aldı.Sekiz yıllık kesintisiz eğitimin akıl hocalarından biri olmakla “suçladığı” TÜSİAD’a Başbakan “Acilen değişmesini, kör ideolojiden ve kalıplardan kurtulmasını tavsiye” etti!Başbakan Erdoğan’a göre “TÜSİAD’ın değil milletin arzusu olacak”tır!Daha önceki tecrübeler öğretti ki AKP’ye biat etmeyenler iktidarın millet tarifine ve milli irade hesabına girmiyor.Eğitim reformu teklifinin ilhamını veren kaynak İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği (ÖNDER) tabii ki millet tarifine TÜSİAD’tan daha fazla lâyık görülecektir.O nedenle Meclis’e giderek Milli Eğitim Alt Komisyonu’na karma eğitime son verilmesi, kız ve erkek öğrencilerin ayrı okullarda okutulması için öneride bulunan dini vakıf ve dernekler TÜSİAD’tan daha fazla millet sayıldığı için TÜSİAD gibi azarlanmayacaklardır.Eğitim, yazboz tahtası yapılmayacak, kine ve siyasi intikam duygularına feda edilmeyecek bir alandır.İktidar ülkenin geleceğini aceleye ve gürültüye getirmeye kalkmasın!Büyük davayı kazanmak...Fransa’da Anayasa Konseyi’nin aldığı karar “Niçin AB’ye girmekten vazgeçmemeliyiz?” sorusuna en anlamlı cevaptır.Anayasa Konseyi, Ermeni soykırımının inkârına para ve hapis cezası getiren yasa tasarısını, insan haklarına ve anayasaya aykırı bularak iptal etti.Aramızdaki fark bu işte..Fransa’yı bilenler bu iptal kararını bekliyorlardı. Orada hukukun üstünlüğüne ve erkler ayrılığı ilkesine dayalı bir rejim işliyor.Meclisi tarih mahkemesi gibi kullanmak, insanların inandıkları gerçeği ifade etmelerine yasak koymak, ceza getirmek, bilimsel araştırmanın önünü tıkamak faşist bir kafanın takıntılarıdır.Sarkozy bunları bile bile oy uğruna kumar oynadı.Oyu da oyunu da kaybetti. Hakarete uğradı.Ama sonuçta çağdaş değerlerle beraber Fransa kazandı.Sarkozy şimdi Anayasa Mahkemesi görevi yapan Konsey’e tehditler savurur, kininin davasını güderek onu ilk fırsatta darmadağın etmeye, üyelerini değiştirmeye kalkabilir mi?Fark burada.. Büyük davayı asıl bu farkı kapattığımız zaman kazanacağız!

Devamını Oku

Önümüze bakalım

28 Şubat 2012

Siyaseti geçmişin günahları üstüne kurulan kavgalarla yürütmek kime ne kazandırıyor?Bunu bilemeyiz ama halka mutsuzluk ve bıkkınlık vermeye başladı.Başbakan dünkü Meclis Grubu’nda“28 Şubat taşeronlarını tarih bin yıl geçse de affetmeyecek” dedi.“28 Şubat bin yıl sürecek” sözü ne kadar yanlışsa Başbakan’ın sözleri de o kadar yanlıştır!Türkiye bütün meselelerini halletti de28 Şubat’tan başka derdi mi kalmadı?Türkiye elbette geçmişteki hatalarından ders almalıdır. Ama seçim sandığında hesabını gördüğü yanlışları ve günahları rant umarak sömürme alışkanlığından vazgeçmelidir.Çünkü bu yüzden günceli konuşamıyor, geleceği planlayamıyoruz. İşte dün neredeyse bütün gün Başbakan da dahil 28 Şubat’ı konuştuk. Niye?Diyelim ki 15 yıl önce askeri vesayet denilen bir hayaletin etkisiyle bir operasyon yaşanmıştır.Bildiğimiz, gördüğümüz kadarı ile askeri vesayetin kaynağını oluşturan kesim, adaletten ve merhametten yoksun bir anlayışla tasfiye edilmiştir.“Kininin davacısı” olmaya bir yere kadar evet desek bile bunun sonu hiç gelmeyecek mi?Yoksa bu, mağduriyet üretmenin bahanesi mi?Yoksa yoksa oldu bittiler yaratmak yolunda halkı gafil avlamanın taktiği midir?Başbakan Erdoğan’ın dünkü konuşmasında 28 Şubat değerlendirmelerine “eğitim reformu” diye sunulan ucubeden daha fazla zaman vermesi, akla bu şüpheleri getiriyor.28 Şubat, tehlikede olduğuna inanılan laikliği korumak amacıyla MGK’nın hükümete tedbirler önerdiği tarihtir.Oysa zaman içinde laiklik karşıtı propagandanın zemini haline getirildi.Yaşayanlar biliyor, o günlerin Türkiye’sinde herkes bir askeri müdahaleden korkuyordu. Cumhurbaşkanı Demirel tecrübesi ve basireti ile gerici bir kalkışmanın demokrasiye zarar vermeden de önlenebileceğine karar vericileri ikna etmiş, o buhranlı dönem darbesiz aşılabilmiştir.Bedel ödeyen masumlar, mağdurlar olmuştur ama son hesapta ülke kazanmıştır.AKP Milletvekili, yazar Mehmet Metiner’in tanıklığı kanıttır:“Bizler o zaman kurtuluşun şeriatta olduğuna inanmıştık. Cihat hazırlıkları içindeydik. 28 Şubat bu gidişe dur dedi. Demokrasiyi kurtardı!”Tarihin çöplüğünde eşelenmek, yetsin artık!Böyle reform olmazBu sütunu izleyenler biliyor; eğitim düzenine serseri mayın gibi giren sözde reform önerisine en başta sahibine bakarak karşı çıktım.Sonra Sabancı Üniversitesi kurucu rektörü Prof. Terzioğlu’nun VATAN’a yaptığı açıklamaları okuduğumda ve dün CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu dinlerken gördüm ki onlar da itirazlarını aynı gerekçeye dayandırmışlar.Eğitim dünyasında sarsıntı, aydın çevrelerde şüphe ve korkular yaratan, her biri dörder yıldan oluşan üç kademeli eğitim önerisi Bakanlar Kurulu’ndan gelmiyor. Yani tasarı değil.Bazı AKP milletvekillerinin imzasıyla sunulmuş bir kanun teklifi. İktidar demek ki projeyi bilmiyor. Bilse bile başarısından emin olmadığı için sorumluluğunu üstlenmiyor.Bir iktidarın, çocukların ve ülkenin geleceği ile kumar oynamaya hakkı olabilir mi?Bu proje kızları 10 yaşında eve geri gönderecek, oğlanları 11 yaşında çırak yapacakmış... Bunları tartışmak zaman kaybıdır.Her şey dursun, doğru şekilde yeniden başlasın.Yani teklif tasarıya dönsün, bakanlar tek tek imzalarını koyup sorumluluğu üstlensin... Sonrası kolay!

Devamını Oku

Haydi Yeni CHP!

27 Şubat 2012

Partileri halktan koparan her türlü engelin yararından fazla zararı vardır.Meğer ki bu engel, güvenlik kaygılarıyla düşünülmüş olsun.İşte bu nedenle Kılıçdaroğlu’nun korumalarına yaptığı uyarı bence CHP olağanüstü kurultayında söylenmiş en önemli söz olmuştur:“Açın önümü; beni CHP’lilerden korumayın!”CHP yıllardan beri bırakın iktidar olmayı, ana muhalefet rolünü oynamayı bile doğru dürüst beceremeyen bir parti oldu.Onun yetersizliği yüzünden iktidardaki AKP gerilemek şöyle dursun her seçimde büyüdü, oyunu yüzde 34’ten yüzde 50 eşiğine çıkardı.İki yıl önce Deniz Baykal’ın çekilmek zorunda kalması ile partinin başına gelen Kemal Kılıçdaroğlu, kendisine bağlanan umutların tabanını genişletemedi.Parti lideri orkestra şefine benzer. Kılıçdar-oğlu “Yeni CHP” vaat etti ama orkestrayı kendisi kurmamıştı; bu mazerete sığındı.Hırçınlığın sebebi neydi?İki yıl itiş kakış arasında geçti.Üst üste yaşanan iki olağanüstü tüzük kurultayı ve önümüzdeki yaz yapılacak olağan kurultay şimdi, uyumlu bir ekip oluşturmak ve iki yıl sonraki yerel seçim ile Cumhurbaşkanı seçimine kadar tartışılmaz bir lider haline gelmek için Kılıçdaroğlu’nun kullanacağı şanslar olacaktır.Kılıçdaroğlu’nun bu fırsatları ziyan etmeye hakkı yoktur.Zaten parti içindeki muhalif cephenin hırçınlığı da bu mecburiyetten kaynaklanıyor.Şu anda parti bünyesi yenileniyor. Mahalle delegeleri neredeyse belirlendi. Delege seçimlerini ilçeler martta, iller nisan ayında tamamlayacaklar.Muhalifler, bu sürecin sonu olan haziran sonu, temmuz başı geldiğinde tasfiye olacaklarını görebildikleri için olağan seçimli kurultayın bugünkü delegelerle nisanda toplanması için çaba harcadılar.Ama pazar ve pazartesi günü yapılan tüzük kurultayları öyle bir formülün bile düşledikleri sonucu almaya yetmeyeceğini göstermiş bulunuyor.Kılıçdaroğlu’nun önü açılmıştır.Şimdi soru şu: Bu imkândan CHP’yi iktidara götürecek yolu açmanın becerisini gösterebilecek mi?Bir tecrübe, bir örnek...Doğru ekip kurmamış liderlerin hüsrandan başka bir yere varmadıkları unutulmamalıdır.Ne kadar enerjik, özverili, bilgili olursa olsun “iyi takım kuramamış liderler” başarılı olamıyor.Kılıçdaroğlu, adını dağa taşa yazdıran Ecevit’in yükselişine akıl ve tecrübe desteği veren beyinleri bir hatırlasın.Kendi takımını oluştururken AKP’nin halkla iletişim kuran kadrosunun sayı gücü ve kalitesini hesaba katarak hareket etsin.Kılıçdaroğlu’nun önü açıldı, artık bahanesi kalmadı. Kadın ve gençlik kotasının sağlayacağı dinamik, sahiden bir “Yeni CHP” yaratmak yolunda büyük imkândır.Sadece yakınan, sızlanan, suçlayan bir muhalefet üslubu eskisi, işe yaramıyor. CHP’nin yeni kimliği iyi tarif edilmekle beraber, eleştiriler alternatif çözümleri de artık getirmelidir.Tabii ki öncelik, demokrasinin, basın özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün önündeki engelleri kaldırmak olmalı.Kurultay konuşmasında rejimi “postmodern diktatörlük” diye tanımlayan Kılıçdaroğlu yerden göğe haklıdır.Hak ve özgürlük taleplerini kanun kılıfına sokulmuş hukuksuzluklarla bastıran iktidara karşı mücadelede CHP düne kadar yetersiz kaldı.“Medya korkuyor, görevini yapamıyor” bahanesi ömrünü doldurmuştur. Yaratıcılık ve cesaret sahibi bir ana muhalefet kimliği ve etkinliği üretmek Kılıçdaroğlu ile Yeni CHP’sinin borcudur.Ve son şanslarıdır!

Devamını Oku

Boykot ihanettir!

25 Şubat 2012

CHP’de “iktidar” olmayı parti yönetimini ele geçirmek sanan muhterislerine iyi bir ders verilmeli bugün...Öyle bir ders ki yıllarca unutulmasın ve partinin geleceği için de bir sigorta olsun.CHP Türkiye’nin demokratik, laik hukuk devleti birikiminin güvencesidir.O zayıfladığı zaman Cumhuriyet de savunmasız kalıyor, zayıflıyor.CHP’nin tüzel kişiliğini oluşturan Kurultay delegelerinin tek tek her biri tarihi sorumluluklar taşıyor bugün.Siyaset adına, demokratik yarış uğruna ellerinden alınamayacak hak ve özgürlükleri vardır ama asla göze alamayacakları şeyler de vardır.Bunlardan biri, demokratik laik hukuk devleti başta olmak üzere Cumhuriyet ve değerlerinin sarsılmaz güvencesi olduğu duygusunu zaafa uğratmamaktır. Bu tarihi misyonu CHP maalesef bugün taşıyamıyor.CHP bugün rolüne ve sorumluluğuna sahip çıkan bir parti olsaydı, Cumhuriyet’in yüz akı eğitim devrimini tahrip etmeye AKP iktidarı cesaret edemezdi.CHP’deki iç kavgalar insana “kasap et derdinde, koyun can derdinde” özdeyişini hatırlatıyor.Atatürk ne derdi acaba?CHP’nin bugün tüzük kurultayı var. Muhalif diye adlandırılan kesimin itirazlarından ve önermelerinden büyük kısmı dikkate alınarak düzenlenen yeni tüzük, daha adil ve demokratik bir yarışın şartlarını yaratacaktır.Yapılanlar yine yeterli görülmeyebilir. Ama bunun tepkisi kurultayı boykot olamaz. Olmamalı.Yıllarca partiyi yöneten ve onu hiçbir zaman iktidar alternatifi durumuna yükseltemeyen sözde önderler, kurultay delegelerine “kurultayı boykot edin, bizimle Anıtkabir’e gelin” diye baskı yapıyorlar.Atatürk’ün onları utandıracak bir tepki verme şansına sahip bulunamaması gerçeğini fazla istismar etmiyorlar mı?Ama bilinmeli ki Atatürk böyle bir durumda ne diyecekse toplumsal izan ve vicdan aynını söylüyor:“Atatürk’ün manevi huzuruna, hangi başarınızın takdir edilmesini istemek için geliyorsunuz? Bırakın bu istismarı da partiyi ayağa kaldırmak için belki de son şansınız olan kurultaya gidin, görevinizi yapın!”Bu görev doğru yapılmadığı için CHP’nin başarısızlıkları hâlâ Atatürk’ün yenilgileri gibi gösteriliyor.CHP’nin yenilgileri yüzünden Atatürk’ün mirası olan değerler savunmasız kalıyor, zayıflıyor.İllallah dedirten huy!CHP’nin bir türlü kurtulamadığı iç kavgaları dün Zülfü Livaneli ile konuşuyorduk.Livaneli’nin büyük hayallerle girdiği siyasete tövbe etmesi için bir dönem CHP milletvekilliği yapması yetip artmıştı.Ona göre “gelenlerin değil, istifa ederek gitmek zorunda kalanların listesi” CHP’yi daha iyi anlatıyor.O listede Karabekir’den Menderes’e, İnönü’den Ecevit’e kimler yok?Bülent Ecevit’e “Gel başımıza geç, çalışma arkadaşlarını istediğin gibi seç” dediler. Ama öylesine illallah dedirtmişlerdi ki partiye “seçim zaferi” denilebilecek tek galibiyeti kazandıran lideri bile ikna edemediler.Çünkü yıpratıcı, yıkıcı hizip faaliyeti bu partide kötü bir huydur. Yönetimler değişir ama bu huy hiç değişmez.Livaneli bir Anadolu deyişini hatırlattı:“Kavgalı eve kız vermezler!”İçinde kavga eksik olmayan partiye de oy vermiyorlar işte. Millet kendi içinde huzur kuramayan bir partiye geleceğini ve ülkenin yönetimini niye emanet etsin?CHP’nin bugün, şunun bunun adamlığına değil partinin başarısına adanmış delegelere ihtiyacı var.Boykotun değil demokratik yarışın zamanıdır.

Devamını Oku

İntikam çocukları

24 Şubat 2012

Zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarmak bahanesiyle Meclis’e sunulan kanun teklifi gerginlik yarattı.Teklif sahiden de gerekçesinde savunduğu yararlı amaçları, doğru hedefleri vaat ediyor mu?Çok şüphelidir.. Bir yandaş gazetenin manşeti gerçeği itiraf ediyordu dün:Yapılan, imam hatiplerin orta kısımlarını kapatan 28 Şubat’tan rövanş almaktır!Dolayısıyla bu yasa teklifi, intikam operasyonlarının zaaflarıyla sakatlanmış bir projedir.Projeye en etkili itirazı patronlar kulübü olan TÜSİAD seslendirdi.Bilirsiniz; Başbakan iktidarın taraf olduğu meselelerde TÜSİAD’ın “tarafsız” kalmasını bile affetmiyor.Tehlike ciddidirReferandum öncesi “bitaraf olan bertaraf olur” diye üstü kapalı tehditte bulunması unutulmadı.Sanayi Bakanı Nihat Ergün dün o olaydan esinlenerek olmalı “TÜSİAD bazı çekingenliklerini üzerinden atmış görünüyor” diyordu.Çok normal değil mi?İktidar TÜSİAD’ın bu çıkışını ceza verilmesi gereken bir cüret olarak değil, kendisi için de yararlı olacak zorunlu bir uyarı olarak değerlendirmelidir.Demek ki TÜSİAD eğitim reformu diye sunulan bu projeyi, “bertaraf olma” korkusunu bile ikinci plana iten bir tehlike saymış ve gözünü karartmıştır.Bu çok doğaldır. Çünkü TÜSİAD’la beraber pek çok sivil toplum kuruluşunun dile getirdiği sakıncalar, toplumun geleceği için sorumluluk duyan ve taşıyan herkesin itiraz hakkını kullanmasını gerektirecek önemdedir.Neresi reform?Zaten teklifin hükümet tasarısı olmaması, bir kısım milletvekili tarafından imzalanan teklif niteliği taşıması pek çok şüpheci sorunun cevabını veriyor.Uzmanların okuduğu gibi4 yıl dilimlerle üç parçaya bölünmüş yeni düzende zorunlu eğitim fiili anlamda4 yıla inecek, kızlar açık eğitim bahanesiyle eve kapanacak, erkek çocuklar da 10 yaşında çırak yapılacaktır.Çocukları tarikatların, cemaatlerin çekim alanına savurmak nasıl bir eğitim reformudur?Kızlar türbana küçük yaşta girsinler, imam hatiplerin orta kısımları eskisinden de yaygın bir yaşam alanı bularak geri gelsin diye bu yanlışları göze alanlara sormak lâzım; Değer mi?Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en başarılı projesi eğitim devrimidir.Kanun teklifine konu olan hareket bir reform sayılamaz. Ona olsa olsa “karşı devrim” teşebbüsü denilebilir.Çünkü bu ideolojik proje eğitim birliğini yıkıp din eğitimini, korunan alternatif bir yol olarak hayata geçirme hayaline dayanıyor.Eğitim bir toplumun geleceğidir. Bir reform önerilecekse sorumluluğunu Milli Eğitim Bakanlığı almalıdır.Şu anda yetkisiz insanların önerdiği bir sözde eğitim reformuna Milli Eğitim Bakanlığı’nın destek verdiğini gözlüyoruz.Adeta bir kukla tiyatrosu izliyoruz.Eğitimi daha fazla ciddiye alan bir Milli Eğitim Bakanlığı’nı hak etmiyor muyuz?

Devamını Oku

Söylenmemiş olsun!

23 Şubat 2012

Başbakan’ın AKP’li gençlere yaptığı “Kininin davacısı ol” çağrısı üstünden günler geçti.Söz zamanla uçar ama bazıları derine işler.Okurlardan yansıyan tepkiler, kindar bir gençlik yaratma özlemini seslendiren o sözlerin toplumda her gün biraz daha büyüyen endişelere, öfke ve korkuya sebep olduğunu gösteriyor.Necip Fazıl Kısakürek’in “Gençliğe Hitabe” adlı yazısından alıntı olan o sözler, CHP’den de haklı olarak tepki almıştır.Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni yasaklama önerisi ardında saklanan niyetin, başka bir Gençliğe Hitabe’yi ikame etmek olduğunu söylemek aşırılığa kaçmış bir kuruntu olur.Ama her durumda barışa, kardeşliğe, özetle hayra yormak kolay değildir.Başbakan Cumhuriyet’in mağdur ettiği dindarlar temeli üstüne kuruyor söylem ve söylevlerini.Bir VATAN okuru “Kininizin davacısı olun sözü Cumhuriyet tarihinin en vahşi söylemidir” diye yazdı. Haksız değildir.Çünkü insanlar isteseler bile doğru ve iyi bir mesaj çıkaramıyorlar bu sözden.Tarih teşekkür beklerBaşbakan hangi kinden bahsediyor?Kahire’de diktatörü deviren Mısırlılara seslenirken laikliğin erdemine kefil olmadı mı?“Türkiye’de laik bir devlet var ama onu dindar bir Başbakan yönetiyor” diye övünmedi mi?Demokratik laik hukuk devletine minnet ve şükran duyması gereken dindarların en başında özellikle ve öncelikle Başbakan Erdoğan’ın yer tutması gerekmez mi?On yıl önce, partinin başkanı olduğu halde seçime girip milletvekili seçilememişti.Çünkü o ünlü “minareler süngümüz” şiirini okumuş, halkı kin ve nefret duyguları ile bölmeye teşebbüs suçundan hapse girmiş ve seçilme yeterliliğini kaybetmişti.O güvenmediği yargı önünü açtı. Sırf o milletvekili seçilip hükümetin başına geçsin diye Siirt seçimi iptal edildi ve yeniden yapıldı.AKP hakkındaki kapatma davasında mahkeme, partinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna hükmetti. “CHP’nin kalesi” denilen Anayasa Mahkemesi’nin eline AKP’yi kapatma fırsatı geçmişti.Ama o günün mahkemesi bunu yapmadı. Para cezasına dayanan bir ihtarla kapattı olayı.Benzer bir fırsatı bugün ele geçirse AKP ne şekilde kullanırdı?Dinle kin birleşmez!Siyaset bizde at gözlüğü ile yapılıyor. Dar görüşlülük oy tabanını genişletme ihtirasına tutsak siyasetçileri çelişkilere düşürüyor.Dindar insan kindar olamaz. Çünkü kin, alaşımı zehirler. Sonuçta radikal İslâm çıkar.Tayyip Erdoğan’ın istediği herhalde böyle bir sonuç değildir.Başbakan’ın bu talihsiz sözü siyaset gündeminin üstünde asılı kalmaya devam etmemelidir.Başbakan bir şekilde “Kininizin davacısı olun” sözünü geri almalı, bu özgüveni göstermelidir.Konuşmalarını yazan ekibin hazırladığı metinleri inceleyip düzeltmeye yeterli zaman bulmakta bazen zorluğa düşebilir.Bu kontrolü onun gözü ile yapacak güvenilir birini bu işe memur etmelidir.Türkiye’nin hoşgörü, diyalog, barış ve kardeşliğe ihtiyacı var.Kin davası gütmek gaflettir.Toplumu bölerek büyük parçayı kendi safına çekmek siyasetçi için başarı değildir.Kin, devlet adamının rant alanı olamaz. Çünkü öyle bir yanlış geleceğe kurulan tuzaktır.Devlet adamı vizyon belirlerken ve güç talep ederken ölümlü olduğunu unutmamak ve şu soruyu kendine mutlaka sormak zorundadır:İstediğim güç beni olmasa bile benden sonra gelecekleri acaba yoldan çıkarır mı?

Devamını Oku

Son söz adaletin!

22 Şubat 2012

Kanun yapmak marifet değil; marifet Anayasa’ya ve çağdaş hukuka uygun yasalar yapmaktır.Anayasa Mahkemesi bunun için var.Ana muhalefet partisi CHP, “Fidan Yasası”nı dün bu niteliklere sahip olmadığını düşündüğü için Anayasa Mahkemesi’ne götürdü.CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan’ın iddialı açıklamaları, iptal talebi gerekçelerinin kuvvetli olduğunu düşündürüyor.Tarhan önce Cumhurbaşkanı’nı hedef aldı.Anayasa’ya açıkça aykırı bir yasayı dört saatte onayladığı için Gül’ün meşruiyetini tartışılır hale soktuğunu öne sürdü ve MİT Yasası’nı değiştiren düzenlemenin Anayasa’nın yedi maddesine aykırı olduğunu savundu.CHP’ye göre bu yasa ile...Suç işleme riski olan kişiler, dokunulmazlık sağlanarak yargıdan kaçırılıyor;Kanunsuz emri yasaklayan 137’nci madde ve kamu görevinin sınırını çizen 128’nci madde çiğneniyor;Doğrudan bir kovuşturmanın önü kesiliyor.Meclis’ten jet hızıyla geçirilen bu kanun Özel Yetkili Savcı’nın MİT ile PKK arasında Oslo’da varıldığı iddia edilen mutabakatın gerçekliğini araştırma ve hesabını sorma imkânını -Başbakan izin vermediği sürece- ortadan kaldırmıştır.Sözü edilen Oslo mutabakat metinleri “unut gitsin” denilecek konular değildir.Mesela “demokratik özerklik” statüsü sağlanması;Kürt kimliğinin yeni anayasada yer alması;Kürtçe’nin ikinci resmi dil olarak tanınması;Öcalan’ın önce ev hapsine alınması, sonra toplumsal ve siyasal yaşama katılması;“Gerilla”nın toplumun öz savunma gücüne dönüştürülmesi gibi kabulü hayal bile edilemeyecek ifadeler bulunuyor.Bu yasa “böyle bir mutabakat gerçekten oluştu mu?” ve “kim, hangi yetkiyle yaptı?” sorularının cevaplanmasını önlüyor.Dolayısıyla ulusal güvenlik için riskler taşıyor.CHP’li Tarhan, Anayasa Mahkemesi’ni iktidar kontrolüne sokan değişikliklerin bu yasayı kurtaramayacağını iddia etti.Gazeteciler “Mahkeme başkanı Haşim Kılıç için reddi hâkim talebinde bulunacak mısınız?” diye sorduğunda buna gerek görmediklerini belirterek sebebini şu şekilde açıkladı:“O kadar tartışmasız aykırılıklar var ki tarafgir yargıçların bile gözden kaçıramayacağına eminim!”Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karar toplumda her gün büyüyen hukuk devleti özlemlerinin cevabını da verecek.İnsanlığa karşı suçBir ülkenin, bir toplumun kaderini, devletin adaleti belirler.İnsanlık suçu diye nitelenmeyi hak eden bir eylemin failleri ağır cezalara çarptırılmakla kalmamalı, aynı suçu işlemekten geride kalanları caydıracak ibreti de taşımalı.Sivas’ta 19 yıl önce yaşanan Madımak faciasından söz ediyorum.Oteli ateşe vererek 37 aydını öldüren canavarlardan 7 firarinin dosyaları ayrılmış durumda. Savcı 15 yıl olan zaman aşımı süresinin dolduğunu belirterek mahkemeden davanın düşürülmesini istemişti.Müşteki avukatları, işlenen suçun “insanlığa karşı suç” olduğunu, bu nedenle yerleşik zaman aşımı kurallarının burada uygulanamayacağını karara bağlaması için mahkemeden talepte bulundu.Madımak olayı halkı mezhep temelinde bölmeye yönelik bir ihanettir, insanlık suçudur.Ne sebeple olursa olsun böyle bir ihanete maşalık yapan kişilerin peşini bırakmak da “insanlığa karşı işlenmiş suç” sayılır.O canavarlar ve onları güdenler, adaletin öldükleri güne kadar peşlerinde olacağını bilmeli, hiç değilse o korkunun esareti altında ezilmelidirler!

Devamını Oku