Şiddet Nevruz ruhuna ihanet

20 Mart 2012

Bugün sözde bayram. Nefret üstüne, şiddet ve korku yaratmaya dönük bayram olur mu?Meydanları dolduracak olan Kürt kökenli vatandaşlar bir gün gelecek, uğradıkları istismarın uğursuz amaçlarını fark edecekler, kendilerini isyana kışkırtan ırkçılara isyan edeceklerdir.Nevruz ruhuna ihanet eden eli kanlı terör baronlarını karanlık niyetleri ile orta yerde sipsivri bırakacaklardır.Bu hayalin hemen bu Nevruz’da, bugün gerçekleşeceğini umamayız. Ama çok uzak olmayan bir gelecekte bu uyanışı yaşayacağız.İhtiyacımız olan şey cesaret ve basirettir.Halka karşı terör uygulayan zalimler siyaseti çarpıtıyorlar. Bunların derdi kitleleri politik amaçlarla harekete geçirmek, nefret duygusu ile başkalaştırmaktır.Oysa bölgemizde Kürtler dört ülkeye dağılmış olarak yaşıyor ve insanlık onuruna sahip tek yaşamı Türkiye’de buluyor.Devlet onları yerlerinde mutlu etmek için her şeyi vermeye çalışıyor, göç ettikleri kentler onları sevgiyle bağrına basıyor.Sonra karanlıkta saklanan inkârcı ihanet, korkutarak veya kandırarak ayağa kaldırdığı kitleleri yakıp yıkmak için tahrik ediyor, kullanıyor.Kürtler misafir veya sığıntı değil, bu ülkenin asli sahibi, birinci sınıf vatandaşıdır.İnsan teşekkürünü böyle mi gösterir?Pazar günü İstanbul’da 14’ü metrobüs 39 otobüsü, 42 otobüs durağını, üst geçitlerin korkuluk camlarını, onlarca iş yerini tahrip edenler aynı nankörlüğü bugün de tekrarlayabilir.Onları birilerinin uyandırması lâzım.BDP milletvekilleri kendilerini oyları ile seçen bu kitleyi korumak için terör örgütü ile karşı karşıya gelmeyi göze almaya mecbur olduklarını anlamalıdırlar.Kürt kökenli vatandaşlar, terör örgütünün tutsağıdır. Onları Kürt kökenli milletvekilleri kurtarabilir ama onlar da tutsak.Nevruz ruhuna yakışmayan bu zincirleri kırmak için kim ne zaman, ne yapacak; artık karar vermek, harekete geçmek lâzım!***Halil öğretmen uyardı ama... Eğitim önemli iştir; bizim yaptığımız gibi değiştirilmez.Konsensus’un anketi halkın yüzde 45,9’unun teklifi onayladığını, 40,8’inin karşı olduğunu gösteriyor.Üniversite bitirenlerde “olmaz” diyenler yüzde 53’e çıkıyor, destek 36,6’ya iniyor.Yani bilgi düzeyi yüksek kesime gidildikçe iktidarın yanlışı daha net ortaya çıkıyor.Dün bu konudaki en ilginç haber, 25 dakikada 21 maddeyi geçiren komisyonun AKP’li başkanı Nabi Avcı’ya Eskişehir Maarif Koleji öğretmeni Halil Arık’ın yazdığı mektuptu:“9-10 yaşında çocukları mesleki eğitime yönlendirip piyasaya çocuk köleler salmayı amaçlayan bu ihanet sistemi, parlamentodan geçip yasalaşırsa Bay Nabi Avcı’yı da Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı kadar sorumlu tutacağım.”Meclis Başkanı Çiçek’in dünkü temasları Komisyon Başkanı Avcı’nın öğretmeninden gelen uyarıların değerini artıracak mı?Pek ümit yok. Çünkü Başbakan komisyondaki kör dövüşünün getirdiği sonucu “zafer” saymış ve sebep olanları kutlamıştı.Aferin almak için ne yapmak gerektiğini öğrenen iktidar milletvekilleri haftaya kim bilir ne marifetler gösterecekler!

Devamını Oku

Kargadan kılavuz!

19 Mart 2012

Siyasi liderliğin başarısı, peşinden sürüklediği insanlara doğru işler yaptırması ile ölçülür.Nevruz bayramını kutlamak bahanesiyle sokaklara dökülen ve şiddet rüzgârı estiren kalabalıklara baktığımız zaman şunu görüyoruz ki...Kürt hareketini yönettiğini zanneden kim varsa beş para etmez!Onların dar görüşlülüğü yüzünden güzelim bir bayram kıyamete dönüşmüş, cehennem ateşlerinde başta umutlar olmak üzere pek çok şey yakılmış, yıkılmıştır.Liderlikten nasipsiz Kürt seçkinlerin, meydanlara sürüklediği yüz binlerce vatandaşın güvenini kötüye kullanmak pahasına verdikleri mesaj, barış ve uzlaşı mesajı değildir.Kandırdıkları insanlara şiddet uygulatarak hem kin ve nefreti körüklüyorlar hem de büyük kitleye “Ayrılıkçı Kürtlerle müzakere yapılamaz” dedirtiyorlar.Aslında demokratik siyasetin gücü terörün şantajından daha etkili olabilmelidir. Kürt önderler Oslo zabıtlarının açığa çıkardığı ilerlemeyi önemli bulmuyorlar mı?Kazaya uğrayan mutabakatı tekrar ayağa kaldırmayı zahmete değer görmüyorlar mı?Oslo zabıtlarında toplantıya Başbakan’ın özel temsilci sıfatıyla katılan bugünün MİT Müsteşarı Fidan’ın açıklamaları önemlidir.Orada PKK’lı muhataplarına “Hükümetin çok ciddi niyeti var. Bu iyi niyeti Türkiye’deki reel şartların izin verdiği ölçüde hayata geçirmeye çalışıyor” diyor.Evet; KCK soruşturması sürecinde patlak veren MİT krizi bu gelişmenin üstünden tank gibi geçti.Basiretli önderlik sakatlanan çözümü tümden havaya uçurmak değil mümkün olanı kurtarmak olmalıydı.PKK’nın başı bunu yapmadı. BDP milletvekilleri de bu çirkin oyunda berbat rollerine razı oldular.Acaba Suriye’nin sürüklenmekte olduğu felâketin kendilerine daha büyük fırsatlar yaratacağı hayalini mi kuruyorlar?Türkiye’nin birinci sınıf vatandaşı olan Kürtleri, onun için mi devlete ve millete düşman hale getiriyorlar?***CHP’ye fırsat!Cumhurbaşkanını 5 yıl için halk seçecek, seçilen ikinci kez aday olabilecek.Gül hariç...Çünkü bu Anayasa değişikliğine bağlı yasa, Gül’ün 7 yıl görev yapmasını ama ikinci kez seçilmemesini hükme bağlıyor.Başbakan Erdoğan’a kırmızı halı serme hazırlığı...Muhalefet bu düzenlemenin haksızlık olduğunu, 5 yılı tamamlayan Gül’ün bu yıl ikinci kez seçime girip Cumhurbaşkanı olması gerektiğini savundu.Gül de onlara adeta cevap değil sipariş verdi:“CHP isterse Anayasa Mahkemesi’ne gider!”CHP kurmayları bir yarar görmedikleri için bugüne kadar başvuru yapmadılar.Şimdi yapabilirler.Çünkü “Konsensus” araştırması, Cumhurbaşkanlığı yarışında Gül’ün Tayyip Erdoğan’a karşı üç kat daha şanslı olduğunu ortaya çıkardı.Halk öfkeli Başbakan’ı tuttu ama demek ki öfkeli Cumhurbaşkanı istemiyor!CHP bugün yarın Anayasa Mahkemesi’ne gidebilir.

Devamını Oku

Bataklığa dikkat!

17 Mart 2012

Dış politikamız “komşularla sıfır sorun” hedefinin ilân edildiği gün daha doğru bir yerdeydi.Özellikle son bir yılda Suriye’de yaşananlar insana “keşke zamanı geri sarsak da o güzel fırsatı tekrar kullanabilsek” dedirtiyor.Savaş riski vicdan, mantık tanımıyor.Mesela Suriye ile düştüğümüz düşman kardeşler durumu AKP iktidarının bölgede İran’ın nüfuzunu dengeleyecek bir Sünni blok oluşturma amacına bağlanıyor.The Economist dergisi bile “Türkiye’nin Esad muhalifi Sünniler ve özellikle Mısır’daki Müslüman Kardeşler’e desteği bunu açıklıyor” diye yazdı.Büyük haksızlıktır bu değerlendirme.Erdoğan hükümeti bir yıl öncesine kadar Esad yönetimi ile stratejik ortaklık düzeyinde yakınlık kurup vizeleri kaldırma ve hükümetler arası ortak toplantılar yapma kararını hayata geçirirken bizimkiler mi Sünni değildi, yoksa Esad yönetimi mi Şii-Alevi safa henüz geçmemişti?Şüphe yok ki Türkiye’nin Şam rejimine yönelik tavrını değiştiren sebep Esad’ın halkına çektirdiği eziyet ve katliamla terbiye etme ilkelliğine dayalı siyasetidir.Bizim oluşturacağımız siyaset, kuvvet kullanmaya mecbur kalmadan Suriye’deki kanı durdurmaktır.Böyle bir sonucun mutlaka Esad’ı tasfiye eden bir son olması da şart görülmemelidir.Suriye’deki kalkışma ikinci yılına girerken Esad halâ ayakta duruyorsa bunu doğru okumak gerekir.Esad konusunda bir hesap hatası yaptık mı; bunu soğukkanlılıkla irdelemeliyiz.Savaşın değil barışın sebebi olmalıyız.Amerika da NATO da müdahaleye isteksiz.Ankara, tek yanlı bir müdahalenin bizden asla gelmeyeceğini her fırsatta tekrarlamalıdır.Afganistan’da 12 askerimizi kaybettiğimiz helikopter kazası ilâhi bir uyarı gibi algılanmalıdır.Türk askeri oraya savaş amacıyla değil barış amacıyla gittiği halde yüreklerimiz acıyla doldu.Amerikan askeri bile Afganistan’dan çekiliyor. Dünkü Milliyet “Niye hâlâ oradayız?” diye soruyordu.Gaza gelmeyelim, aynı soruyu yarın öbür gün Suriye için sormayalım!Adalet duası gibi…“Türkiye gerçek anlamda bir hukuk devleti olmadıkça birinci sınıf ekonomi, birinci sınıf demokrasi olamaz.”“Hukuk devleti olmayan Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olması da hayal..”“Hapishanelerimizde 140 bin kişi var. Büyük bölümü tutuklular. Haklarında karar çıkmamış, ne olacağı belli değil. İnsanların hayatı kararıyor.”Bu gerçekçi tespitler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarından birine ait değil.Kabinenin en genç fakat en tecrübeli üyesi olan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan seslendirdi bu gerçekleri.Bu cesaretli çıkış, Türkiye’yi Avrupa’nın en kötüsü yapan insan hakları ve hukuk ihlâllerinin yarattığı taşma olabilir.Çünkü bilinçli bir siyasetçi, ortak sorumluluk nedeniyle bu haksızlıkların yalnız Adalet Bakanı’nı değil tüm bakanları bağlayacağını bilir.İfade özgürlüğünün diktatörlüklere yakışacak biçimde baskılanması, uzun süreli tutuklulukların ceza gibi uygulanması, terör suçu tarifinin makul hale getirilmesi…Bu hukuk dışı uygulamalar, baskı dönemlerinde görülebilecek büyüklükte mağdur kitleler yaratmıştır.Ali Babacan’ı zehir gibi konuşturan sebep yalnız vicdanının isyanı değildir.Sözlerini değerli kılan sebep, hükümetin gündeminde olan yargı reformu tasarılarının vaat ettiği umutlardır.

Devamını Oku

Deniz Feneri gibi olmasın

16 Mart 2012

Rahmetli Erbakan’ın büyük kızı Zeynep Erbakan, miras yüzünden ailesini mahkemeye verdi.Zeynep Erbakan, kardeşleri Elif Erbakan Altınöz ve Fatih Erbakan ile enişteleri Mehmet Altınöz’ün babalarına ait varlıkları aralarında paylaştıklarını iddia ediyor.Suçlamanın gerçek olup olmadığı yargı süreci sonunda belli olacaktır ama şimdiden belli olan ve düzeltilmesi gereken bir büyük yanlış var ki o da şu:Paylaşılan ve bugün iki kardeşle eniştenin mal varlığında görünen Boğaz’daki yalı, iki fabrika, Ankara’daki bina, bankada duran 10 milyon TL nakit başta da Zeynep Erbakan’ın “babasının malı” değildi.Büyük bölümü Milli Görüş hareketinin emektarı Oğuzhan Asiltürk’ün deyimi ile “cihat parası” idi.Necmettin Erbakan da seçmen tabanından toplanan bu paraların oluşturduğu varlığa “İslâm devleti hazinesi” anlamına gelen “Beytül mal” derdi.Kapatılan her Milli Görüş partisinin mallarına el konulduğu ve aynı yapılanmanın faturasını ödemekten bıktığı için Erbakan partiye ait malları üzerine alır bir kısmını da güvendiği yakınları üstünde tutardı.Yani önümüzdeki olay, aile içi bir ihtilâf değildir. Paylaşılamayan varlıkta, rahmetli Erbakan’ın affa uğrayan para cezası nedeniyle Hazine’nin ve bu varlığı bağışlarıyla oluşturan Milli Görüş destekçilerinin hakkı vardır.Herhalde bu paraları, Erbakan’ın çocukları zengin olsun diye vermediler.Milli Görüş partilerinin geçmişi, biraz dadin ve merhamet istismarı ile toplanmış büyük paraların buhar edildiği olayların tarihidir.Erbakan ailesi içindeki ihtilâfın irdelenmesi yalnız geçmişteki istismarlara ve utanç verici vurgun ve soygunlara ışık tutmayacak, gelecek için yararlı dersler de verecektir.Dini geleneklere dayanan yapıların en çürük yanı denetim boşluğudur. Erbakan’a saygısızlık yapmamak için hesaplar denetlenememiş, rahmetli Erbakan’ın ruhuna en büyük azabı verecek bir son yaratılmıştır.Yargı bu meselenin üstüne ciddiyetle gitmelidir.“Deniz Feneri”nden daha ciddiyetle!*****Denge aramak çok yanlış olurSiyasetçiler ayaküzeri konuşmalardan sakınmalılar.Başbakan dün cuma namazı çıkışı gazetecilere Sivas katliamı sanıklarından firardaki 5 kişi hakkında verilen zaman aşımı kararının sanki dava toptan zaman aşımına uğramış gibi gösterilmesini yanlış bulduğunu söyledi.Bunda haklıdır. Çünkü idam cezası kalktığı için ağırlaştırılmış müebbete hüküm giyen 33 kişi var içerde..Ama yine de Başbakan, yaptıklarının beş kaçağın yanına kâr kalmasını vicdanlarına kabul ettiremeyen insanların hassasiyetini hafife almamalıdır.Komünist örgütlere bağlı teröristlerden de zaman aşımından yararlanmış bunca insan bulunduğunu hatırlatması yerinde olmamış, yakışık almamıştır.Madımak katliamı, hiçbir denge arayışına konu olmayacak kadar vahim ve vahşi bir olaydır.Başbakan yaptığı bu tür konuşmaların toplum vicdanını tatmin edecek adaletin önünü keseceğinden endişe etmelidir.Sivas’taki zaman aşımı için Yargıtay’a bozma başvurusu yapıldı.Dileriz Yargıtay Başbakan’dan etkilenmez!

Devamını Oku

Rezalet boşa gitti

15 Mart 2012

Sekiz yıllık kesintisiz eğitim düzenini değiştirme amaçlı yasa teklifi uğruna yaşadığımız kıyameti düşünün...28 Şubat’ın rövanşı diye, eğitim gibi hassas bir alan altüst edilmiş, şüphe ve endişe duymak için yeni sebepler yaratılmış, Meclis’te parlamenter geleneğin yüz karası çirkinlikler yaşanmıştır.Neymiş?.. Muhalefet gereksiz konuşmalarla komisyon çalışmalarını uzatıyormuş!Komisyon, bir uzmanlar zeminidir. Yasalar yaşamın gerçekleriyle burada bütünleşip olgunlaşır.Buradaki haklar, engelleme yapmak ve yasama sürecini geciktirmek için de kullanılabilir. Parlamenter gelenekte pek çok örneği vardır.Ama muhalefet milletvekillerinin komisyona girmesini imkânsız hale getirecek biçimde salonu zınga zınk doldurmaya örnek yoktur.İktidar grubunun göze aldığı çılgınca güç denemesinden etkilenenler, eğitim düzenini değiştiren teklifin 2-3 gün içinde TBMM genel kurulunda ele alınacağını bekledi.Ama salı günü Başbakan’ın grup konuşması, yeni bir sürpriz yarattı. Başbakan Erdoğan yasa önerisinin iki hafta sonra görüşüleceğini haber verdi.İktidarın iki hafta beklemeye sabrı varsa, komisyonun pazar günü işini tamamlaması için onca rezalet niçin göze alındı?İki haftalık zaman pekâlâ muhalefetin, yapacağı en uzun konuşmaları bile kaldıracak imkânı bahşediyordu.Anlaşılıyor ki acele işe şeytan karışmıştır.Ve iktidar grubu, teklifin kalan 20 maddesini 20 dakika içinde müzakere edip oylayarak sırtladığı sorumluluğun ayıbı ile baş başa kalmıştır.İktidar önderleri, önümüzdeki iki hafta Meclis’i yönetecek başkanvekillerinin CHP’li ve MHP’li olduğunu gördükleri için AKP’li başkana göre bir takvim yapmışlardır.Yanlışlar peş peşe geliyor.“İki yanlıştan bir doğru çıkmaz” gerçeği en yüksek düzeyde test ediliyor!Önce kafa değişmeliNedim Şener ve Ahmet Şık’ın tahliye kararları inanılmaz bir rahatlama yarattı toplumda.Bu tahliyeleri rövanşist bir dönemin kapanışına işaret sayanlar az değil.Aynı beklentileri, Şener ve Şık gibi bırakılmayı hak etmiş yüzlerce tutuklu, aileleriyle birlikte paylaşıyorlar.Bu tahminlerin doğru çıkmasını, beklentilerin gerçekleşmesini diliyoruz.Çünkü mağduriyetin asıl kaynağı ceza çektirme amaçlı tutuklamalardır çoğunlukla.Mahkemenin tahliye kararı verirken “suç vasfının değişmesi ihtimali”ne dayanması iyimser beklentiyi yükselten sebep olmuştur.Uzun tutuklulukla ilgili şikâyetleri giderecek reform tasarısının mahkemeyi etkilemiş olacağına inananlar da var.Evet, iyimser beklenti mantıklıdır ama gerçekçi değildir.Çünkü hayatımızın intikamcı sayfasını kapatma vaktinin gelip gelmediğine iktidar çoğunluğunun karar vermesi gerekiyor.Kanuna uyan ama hukuka aykırı tutuklamaların sebebi yasal boşluk değildir.AİHM içtihatları milli hukukumuza dâhildir. Onlara uyulmasını anayasamız emrediyor.Bırakın AİHM içtihatlarını, Anayasamızın 19. maddesini dikkatle okuyanlar bile özel yetkili mahkemelerin verdiği tutuklama kararlarının pek çoğunun hukuka aykırı olduğunu görebilir.Bu haksızlığı sonlandıracak şey yasa değiştirmekten önce kafaları değiştirmektir.Kininin davacısı olma dönemini kapatmaya artık inanarak, samimiyetle karar vermektir.Dileriz bu yönde bir değişimin zamanı gelmiştir!

Devamını Oku

Burada bitmez!

15 Mart 2012

Toplumsal düzeni korumanın ilk şartı nedir; iki yüz elli yıl önce Montesquieu cevabını vermiş.O sihirli sigorta adalettir.Daha doğrusu herkesin, önünde sonunda sığınacağı adil bir mahkeme bulunduğuna beslediği inançtır.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iyi ki var.Çünkü Strasbourg’taki bu mahkeme yalnız haksızlığa uğrayan bireyleri korumakla kalmıyor, onların vicdanlarında yarattığı güven duygusu ile toplumsal düzenimizin, iç güvenliğimizin de teminatı oluyor.AİHM kapısı olmasaydı kim bilir hangi haksızlıkları içimize sindirmenin ya da isyan ettiğimiz için devlet gücü tarafından ezilmenin bahtsızlığına uğrayacaktık?Bunu tahmin edebilmek için önceki gün Sivas katliamı davası son sanıklarının zaman aşımından kurtulmasına tepki gösteren bir avuç vatandaşa güvenlik güçlerinin reva gördükleri şiddeti hatırlamak yeterlidir.Polisimiz şiddeti adeta asayiş siyasetinin aleti olarak kullanıyor.On beş yıl önce yaşanan katliamın sanıklarından 79’u ağır cezalara mahkzm olmuş, fakat firar eden, daha doğrusu kaçmalarına resmi makamların göz yumduğu son beş kişi, zaman aşımı dolduğu gerekçesiyle kurtulmuşlardır.Cezasız asla kalmamalı...“İnsanlığa karşı suç” kavramına Madımak faciasından daha fazla uyan bir örnek bulunamaz.Türkiye zaman aşımını her geçen gün şiddeti artan bir öfkeyle aylardan beri tartışıyor. Mahkemenin verdiği karar iktidar temsilcilerinde bile tepki yaratmıştır.Bunu onlar medyayı kullanarak ifade edebiliyorlar. Sade vatandaş nasıl ifade edecek?Tabii ki protesto gösterisi yaparak.Siyasetçiler böyle durumlarda, halkı polisin copundan, gazından korumak için gösteri yapan grupların arasına katılmak zahmetini göze almazlar mı?Son Madımak katillerini kurtaran mahkeme kararına siyasi cenahtan en kuvvetli tepki, elbette yine AKP’den geldi.Başbakan Yardımcısı Arınç, Genel Başkan Yardımcısı Çelik, Kültür Bakanı Günay, Avupa Bakanı Bağış kamu vicdanının hassasiyetine hak veren açıklamalar yaptılar.Zaman aşımı süresinin son on senesi AKP’nin iktidar yıllarıdır. Bu yılları boş geçirenlerin tepkisi makbul olur mu?Elbette olmaz. İktidar bir yaratıcılık göstermeli ve vicdanları kanatan bu mahkeme kararı, AİHM’ye gitmeden önce Türkiye’de bozulmalı.Dini taassubun canavarlaştırdığı insanlar için hiçbir kurtuluş yolu bulunmadığı gösterilmeli!*****Para susturucu mu?Esenyurt’taki alışveriş merkezi inşaatında verdiğimiz 11 kayıp yüz karasıdır.Bu işçiler, kaldıkları naylon çadırlarda yanarak öldüler.Dün SGK’dan açıklama yapıldı: Ölenlerin ailelerine maaş bağlanmış. Nedir bu?Kan parası mı, sus payı mı?İş Müfettişleri Derneği’nin yaptığı açıklama, kurbanlarını onar onar alan iş kazalarının hiç durmayacağını düşündürüyor.Türkiye’nin sürekli şantiye alanı durumundaki Trakya Bölgesi’nde inşaatları denetleyen sadece 6 müfettiş bulunuyormuş.Bu rakam, bölgedeki inşaatların iş güvenliği bakımından hiç denetlenmediğinin kanıtıdır.İhmalin getirdiği faciaya “takdir-i ilâhi” dersin, kurbanın yakınına maaş bağlarsın iş biter.İhmal suçu kurbanla beraber mezara girer.“Kurcalamayalım; yoksa maaş gider” korkusu, geride kalanları terbiye eder.Ölen işçilere bağlanan aylıklarla İstanbul’un müfettiş mevcudu 6’dan 12’ye çıksaydı, acaba Esenyurt’taki kurban sayısı fark eder miydi?

Devamını Oku

Salı düzenini değiştirmek...

13 Mart 2012

Bazı beceriler takdir edilmeyi hak etmezler. Bunlardan biri, gerçekleri tersine çevirmektir.Başbakan’ın güçlü bir ikna yeteneği var. Bu yetenek medyadaki baş edilmez hâkimiyetle birleştiği zaman karşı konulmaz oluyor.Dünkü grup konuşmasında Başbakan Erdoğan CHP’yi hedef alarak “Hangi dilden anlıyorsanız o dilden konuşacağız” diye bağırdı.Bu sözü duyanlar, Başbakan’ın asabiyetine de bakarak CHP’nin “şiddete ve zorbalığa dayanan bir muhalefet” yürüttüğünü düşünmüş olmalılardır.Başbakan da “hodri meydan” çektiğine göre, Allah memleketi korusun!Mesele eğitimle ilgili yasa teklifi bağlamında TBMM Milli Eğitim Komisyonu’nun sahne olduğu kaba kuvvet gösterileridir.İstenmeyen bir kararın önlenmesi veya en azından geciktirilmesi amacıyla uzun konuşmalar yapmak parlamenter gelenekte vardır.Yanlış olan bu tedbire başvurmak değil, kalabalığın fiziki gücünü muhalefeti susturmak amacıyla kullanmaktır.Bu ayıp pazar günü yaşanmıştır ama komisyon salonunu AKP milletvekilleri daha erken işgal ettikleri için içeri girmek isteyen CHP’liler mağdur olmuş, yasa teklifi de müzakere edilmeden 25 dakikada geçirilmiştir. Buna rağmen “CHP saldırdı, AKP mağdur oldu” propagandası yapılıyor.Dikkat edilecek olursa yasanın pek çok sakıncalar taşıyan içeriği bir türlü konuşulamıyor.Meclis’te direnmek yasayı durdurmayacağına göre CHP fırsatları, kendisine hak veren bir kamuoyu yaratmak için değerlendirmeye bakmalıdır.Mesela salı günleri yapılan Meclis Grubu toplantılarını Başbakan’ın konuştuğu saatin önüne almak CHP için denenmeye değer bir şans yaratabilir.Kılıçdaroğlu kürsüye daha geç çıkarak belki Başbakan’ı sıcağı sıcağına cevaplama imkânı buluyor bugün ama kendi gündemini oluşturamıyor, rakibin dayattığı gündeme esir oluyor.Hesap soran rolünde oynaması gerekirken her hafta hesaba çekilen durumuna düşüyor.Eğitim gibi ülkenin hayatî meseleleri de gürültüye gidiyor.Salı düzenini değiştirmek yararlı bir deneme olabilir!!Özel yetkililere...Adaletin perişanlığı ancak bu kadar açık anlatılır.Ceza hukuku profesörü Bahri Öztürk, AİHM’nin uygulamalarından yola çıkarak özel yetkili hâkim ve savcılara şunu söylemiş:“Tutuklama en son çare. Kollukla beraber delilden sanığa gideceksin. Şüpheliye delilleri topladıktan ve iddianame hazırladıktan sonra ‘gel’ diyeceksin. Bizde ne oluyor? Daha bir şey yokken yakalama, 5 ay sonra iddianame...”İşte bu yargı düzeninin mağdurlarından gazeteci Nedim Şener ile Ahmet Şık 375 gün süren esaretten sonra özgürlüklerine kavuştular.“Yargılanmaya devam edecekler..”Evet bu doğru ama zaten baştan beri daha fazlası istenmiyordu ki.Özel yetki kullanan hâkim ve savcılar, Nedim ile Ahmet’e neden kıyıldığını, niçin hayatlarından bir yılın çalındığını kendi kendilerine sormalıdırlar.Prof. Dr. Bahri Öztürk’ün gözüyle bakarak Nedim ile Ahmet kadar özgürlüğü hak eden, bir göz dağı yaratma döneminin mağduru olma şanssızlığına uğrayan pek çok insanın parmaklıklar arkasında adaleti beklediklerini hatırlamalıdırlar.Tutuklu gazetecilerin sebep olduğu travma Türkiye demokrasisini sakatlamıştır.Hepsi bırakılsa bile izleri, etkileri yıllarca sürecek.

Devamını Oku

Yeni anayasa için taktik provası mı?

12 Mart 2012

Anayasa değiştirecek çoğunluğa sahip bir iktidara hiç yakışmadı bu yapılanlar...Tahmin edebileceğimiz gibi şimdi AKP bu rezalette bile üste çıkmaya çalışacaktır.Ama iktidar sözcüleri kendilerini mağdur, muhalefeti suçlu ilân etmeden önce şu iki soruya dürüstçe cevap vermelidirler:1. Şimdiye kadar isteyip de çıkaramadığınız bir yasa olmadığı halde bu inat ve acele niye?2. Eğitimle ilgili teklif bir hafta geç yasalaşsa ne kaybedilirdi?Muhalefet haksız değil; TBMM’de önceki gün yaşananlar, gerçekten de “Demokrasi tarihimiz için kara bir leke” olmuştur.Bu acele neden?Yaşananlar hiçbir şey öğretmediyse, eğitimin din sömürüsü yapan siyasetçilere bırakılmayacak kadar önemli bir mesele olduğunu öğretmiştir.Pazar günü CHP lideri Kılıçdaroğlu İstanbul’da bir grup akademisyenin yasa teklifi üzerindeki görüşlerini dinledi.Biri Türkiye’nin 2023’te uzay mekiği fırlatma planı yaptığını, ama tartışılan yasa zemininde yetişen çocukların bunu başaramayacağını söyledi.Bir diğeri ise bu yasanın getireceği düzene teslim etmek zorunda olduğu çocukları bulunmadığı için kendini şanslı hissettiğini belirtti.Başbakan ve sorumluluğu paylaşan bakanları özel uzmanlık gerektiren bu meseleyi niçin bilenlerden yeteri kadar dinleyip öğrenmediler?Aceleleri neydi?Yalnız telâş ve acele sakatlamamıştır bu yasayı. Kaba kuvvetin en pervasızı uygulanmıştır. İç Tüzük ihlâli ile sınırlı kalmamıştır göze alınan zorbalık, yere düşen parlamenteri tekmeleme acımasızlığına varmıştır.Köprüler mi atılacakParlamenter kontrolünü böylesine kaybedemez.Hedef imam hatiplerin orta kısımlarını kapatan 28 Şubat’tan rövanş almak olsa bile bu niyet bu kadar açık bir meydan okuma biçiminde sergilenemez.Pazar günü 4+4+4 teklifinin müzakere edileceği Milli Eğitim Komisyonu’nu sabah erken kalkan AKP’liler işgal ederek muhalefet milletvekillerinin engelleme yapma ihtimalini önlemek istediler.Başardılar da.. Ama kazanılan sadece bir Pirus zaferi idi.Bu zorbalık, AKP’nin sayısal gücünü kullanmaktaki ölçüsüzlüğü diktatoryal bir çılgınlık çizgisine vardırabileceği endişelerini artıracaktır.Öyle bir gerçekleşmenin iktidarı mutlu eden sonuçlar üretmesi kesinlikle mümkün olamaz. AKP yönetimi, işlenen suçu fark edip affettirmeye çalışmalıdır.Bunun yolu muhalefete sabır göstermektir.Eğitim yasasında bile demokrasinin bu temel şartına saygı göstermeyen iktidar, yeni anayasa yapmanın uzlaşma ve işbirliği taleplerine nasıl razı olacaktır?Şimdi uyanan merak şudur:AKP acaba yeni anayasa sürecinde uygulayacağı taktikleri mi prova ediyor? Mümkündür.Çünkü bizimki kadar kutuplaşmış bir toplumda “Bu muhalefetle iş yapılmaz” diye köprüleri atmaktan kolay bir şey yoktur!

Devamını Oku