Siyaseti geçmişin günahları üstüne kurulan kavgalarla yürütmek kime ne kazandırıyor?
Bunu bilemeyiz ama halka mutsuzluk ve bıkkınlık vermeye başladı.
Başbakan dünkü Meclis Grubu’nda
“28 Şubat taşeronlarını tarih bin yıl geçse de affetmeyecek” dedi.
“28 Şubat bin yıl sürecek” sözü ne kadar yanlışsa Başbakan’ın sözleri de o kadar yanlıştır!
Türkiye bütün meselelerini halletti de
28 Şubat’tan başka derdi mi kalmadı?
Türkiye elbette geçmişteki hatalarından ders almalıdır. Ama seçim sandığında hesabını gördüğü yanlışları ve günahları rant umarak sömürme alışkanlığından vazgeçmelidir.
Çünkü bu yüzden günceli konuşamıyor, geleceği planlayamıyoruz. İşte dün neredeyse bütün gün Başbakan da dahil 28 Şubat’ı konuştuk. Niye?
Diyelim ki 15 yıl önce askeri vesayet denilen bir hayaletin etkisiyle bir operasyon yaşanmıştır.
Bildiğimiz, gördüğümüz kadarı ile askeri vesayetin kaynağını oluşturan kesim, adaletten ve merhametten yoksun bir anlayışla tasfiye edilmiştir.
“Kininin davacısı” olmaya bir yere kadar evet desek bile bunun sonu hiç gelmeyecek mi?
Yoksa bu, mağduriyet üretmenin bahanesi mi?
Yoksa yoksa oldu bittiler yaratmak yolunda halkı gafil avlamanın taktiği midir?
Başbakan Erdoğan’ın dünkü konuşmasında 28 Şubat değerlendirmelerine “eğitim reformu” diye sunulan ucubeden daha fazla zaman vermesi, akla bu şüpheleri getiriyor.
28 Şubat, tehlikede olduğuna inanılan laikliği korumak amacıyla MGK’nın hükümete tedbirler önerdiği tarihtir.
Oysa zaman içinde laiklik karşıtı propagandanın zemini haline getirildi.
Yaşayanlar biliyor, o günlerin Türkiye’sinde herkes bir askeri müdahaleden korkuyordu. Cumhurbaşkanı Demirel tecrübesi ve basireti ile gerici bir kalkışmanın demokrasiye zarar vermeden de önlenebileceğine karar vericileri ikna etmiş, o buhranlı dönem darbesiz aşılabilmiştir.
Bedel ödeyen masumlar, mağdurlar olmuştur ama son hesapta ülke kazanmıştır.
AKP Milletvekili, yazar Mehmet Metiner’in tanıklığı kanıttır:
“Bizler o zaman kurtuluşun şeriatta olduğuna inanmıştık. Cihat hazırlıkları içindeydik. 28 Şubat bu gidişe dur dedi. Demokrasiyi kurtardı!”
Tarihin çöplüğünde eşelenmek, yetsin artık!
Böyle reform olmaz
Bu sütunu izleyenler biliyor; eğitim düzenine serseri mayın gibi giren sözde reform önerisine en başta sahibine bakarak karşı çıktım.
Sonra Sabancı Üniversitesi kurucu rektörü Prof. Terzioğlu’nun VATAN’a yaptığı açıklamaları okuduğumda ve dün CHP lideri Kılıçdaroğlu’nu dinlerken gördüm ki onlar da itirazlarını aynı gerekçeye dayandırmışlar.
Eğitim dünyasında sarsıntı, aydın çevrelerde şüphe ve korkular yaratan, her biri dörder yıldan oluşan üç kademeli eğitim önerisi Bakanlar Kurulu’ndan gelmiyor. Yani tasarı değil.
Bazı AKP milletvekillerinin imzasıyla sunulmuş bir kanun teklifi. İktidar demek ki projeyi bilmiyor. Bilse bile başarısından emin olmadığı için sorumluluğunu üstlenmiyor.
Bir iktidarın, çocukların ve ülkenin geleceği ile kumar oynamaya hakkı olabilir mi?
Bu proje kızları 10 yaşında eve geri gönderecek, oğlanları 11 yaşında çırak yapacakmış... Bunları tartışmak zaman kaybıdır.
Her şey dursun, doğru şekilde yeniden başlasın.
Yani teklif tasarıya dönsün, bakanlar tek tek imzalarını koyup sorumluluğu üstlensin... Sonrası kolay!
Önümüze bakalım
Haberin Devamı

