Başkanlığa hayır!

22 Temmuz 2012

Herkesin sloganı “demokrasi ve istikrar”. İstikrarın tarifi ve önemi konusunda bir ihtilâf yok ama demokrasi?..Demokrasi konusunda rivayet muhtelif.Herkes onu kendi çıkarına göre tarif ediyor.AKP’nin, Başkanlık önerisini önümüzdeki ay Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunacağı açıklandı.CHP’nin komisyondaki temsilcisi Prof. Dr. Süheyl Batum acele tepki gösterdi:“Boş yere getirmesinler, kesinlikle karşıyız!”CHP itiraz ediyor diye AKP’nin Başkanlık sisteminden vazgeçmeyeceğini adı gibi biliyor Süheyl Batum.Ona göre Tayyip Erdoğan, Özal ve Demirel gibi Çankaya’ya çıkarak partinin kontrolünü yitirmek niyetinde değildir.Partili cumhurbaşkanı olabilmek için şartları sonuna kadar zorlayacaktır.Başkanlık lobisi, demokrasi ve istikrarla cazibe yaratmaya çalışıyor.Prof. Batum ise başkanlığın demokratik bir sistem olmadığını, Komisyon’un bunun aksine ikna edilemeyeceğini söylüyor.Türkiye’nin bu kadar köklü bir sistem değişikliğini göze alması için ne sebep var?İktidar sözcüleri sebep sayarken suçlarını ele veriyorlar.Mesela Başbakan Yardımcısı Bozdağ son demeçlerinden birinde parlamenter sistemi kötülerken “Sistemin kapıları, pencereleri açık; her türlü hukuk ve ahlâk dışı operasyona müsait” dedi.Yasama, yürütme ve yargı erklerinin bağımsız olmadığını, tümünü iktidar çoğunluğunun kontrol ettiğini söyledi.Bozdağ şunu unutuyor:Sözünü ettiği hukuksuzluk ve ahlâksızlıklar parlamenter sistemin değil, gücü elinde tutan iktidarın eserleridir.On yılda parlamenter sistemi bu hale getiren iktidar, emin olmak gerekir ki başkanlık sisteminin olanaklarını ele geçirdiğinde bugünleri aratacaktır.Çünkü o zaman demokratik denetimi iyiden iyiye boşlayacaktır. Kimse başkanlık sisteminin tek doğru örneği ABD’deki düzenin Türkiye’ye getirileceğini söylemesin.AKP’nin demokrasi ile arası iyi değil.Bu eksiğini mazur göstermek isterken dayandığı tek neden, istikrarın sunduğu avantajlardır.Ama iktidar partisi bu konuda kendine çok yakın bir anayasa hocası olan Prof. Özbudun’u bile ikna edemiyor.Ergun Özbudun, sistem değişikliği için bir sebep görmediğini söylemektedir:“Siyasi istikrar istiyorsak olabileceği kadar var. Ekonomik istikrar da var. Mevcut sistem bunları sağlıyor.”Havada kumar olmazGrev yasağına karşı eylem yaptılar diye 300’e yakın THY çalışanı işten çıkarılmıştı.Bunların 45’i teknik personeldi. Sendika, o yetişmiş personelin yerine, yüksek ücretlerle 8 yabancı personel getirildiğini duyurdu.Hak arayan insanlara zulüm yapılmıştır. İşten atma kararları gözden geçirilmelidir. Ramazan duyguları belki yardımcı olur.Gelen 8 yabancı, 45 Türk teknisyenin yerini doldurur mu; bu da düşünülmeli.Bakım zaafiyeti havacılıkta insan hayatı ile kumar oynamaktır.Bu sorun çözülene kadar THY yöneticileri, hiç yere ayak basmamalı, sürekli uçmalıdır.Kendi hayatları söz konusu olursa belki daha doğru karar verirler!

Devamını Oku

Moral ve adalet

20 Temmuz 2012

Yolun sonu Şam sokaklarında göründü. Artık uzatmalar oynanıyor.Diplomasinin belleğinde bir söz vardır:“Orta Doğu’da Suriye olmadan barış olamaz!”Bu ülkeyi vahşet zaptetmiş durumda. Yangının yayılması ihtimali yüksektir.Üç senaryodan bahsediliyor. Birincisi bölünme..Esad ve kurmayları yakında Şam’ı terk edip Akdeniz kıyısında Lazkiye’yi merkez alan bir Alevi bölgesi oluşturabilir.İngiliz medyası rejimin böyle bir mecburiyet doğacağı ihtimaline karşı zaten hazırlığını yapmış olduğunu yazıyor.İkinci ihtimal mezhepler temelinde Bosna’dakine benzer bir federasyon çözümü.. Ailesine güvenli bir çıkış yolu sunacağı için Esad’ın son tahlilde bu çözümü kurtuluş sayacağını tahmin etmek zor değildir.Üçüncü ihtimale gelince...Bölge barışı için en riskli son, Lübnan’ın yaşadığına benzer bir iç savaştır.Başkan Obama’nın siyasi takvimi, seçime kadar Amerika’yı pasif konumda tutuyor.Eğer cehennem ateşi harlanırsa ABD seyirci kalabilir mi?Aktif hâle gelme gereği doğduğunda Rus ve Çin vetolarını aşamayacağını anlarsa bir NATO misyonu organize edebilir mi?Uluslararası toplumu telâşa getirmekte başarısı denenmiş yöntemlerin tekrar piyasaya sürüldüğü görülüyor.Esad’ın elinde kimyasal silâh depoları varmış; Allah korusun sonunun geldiğini anladığı anda öldürücü gazları kullanırmış.Ele geçirmeleri halinde Hizbullah veya El Kaide de kullanırmış...Bu tehlikenin önüne geçmek için Suriye’ye oyunun sonuna doğru 75 bin dolayında asker sokmak gerekirmiş!Saddam’ın tasfiye edilmesine onay sağlayan bu yalanın şimdi Suriye’de işe yaradığını görürsek çok şaşar mıyız? Şaşmayız..O nedenle her ihtimale karşı hazır hâle gelmek zorundayız. Türkiye askeri bakımdan en güçlü olmaya mecbur bulunduğu bir kriz ortamında zayıf düşürülmüştür.The Economist dergisi, Türkiye’de 300’ü aşkın subayın tutuklu olduğunu hatırlatarak bir askeri uzmanın “Soruşturmalar salvosu ordunun morali üzerinde yıkıcı etki yapıyor” dediğini yazdı.Morali yükseltmek için adaleti hızlandırmak gerekiyor!Başarının sırrıBütün küçük kentlere varlıklarını duyurmak için Bartın ve Kilis’in başarılarını temenni ederiz.Lisans Yerleştirme Sınavı’na 2 milyon genç girdi. Dün açıklanan sonuçlara göre en başarılı iller Bartın ve Kilis oldu.Kilis matematik-fen ve Türkçe-matematik Bartın ise Türkçe-sosyal alanında en yüksek ortalamayı tutturdular.Bu kentlerin idarecilerini, eğitimcilerini ve harikalar yaratan anne ve babalarını kutluyoruz. Doğru önderler bulduğu zaman Türk halkının en zor disiplinleri bile başarabileceğini ispatlayarak örnek oldukları için ayrıca teşekkür ediyoruz.Bu başarının hikâyesini bugünkü VATAN’da okuyacaksınız.Umarız doğurganlığı teşvik eden yöneticilerimiz de okurlar.Ve başarının kalabalığı artırarak değil, insan kalitesini yükselterek yakalandığını görürler...

Devamını Oku

Rusya değişmez!

19 Temmuz 2012

Suriye cehenneminde dün dramatik bir viraj dönüldü.Bir binaya yöneltilen intihar saldırısı sonucu Savunma Bakanı Davud Racha ve Esad’ın eniştesi Asef Şevket hayatını kaybetti.Bu saldırının, tırmanış gösteren iç savaş sürecini Esad rejimi aleyhine etkileyecek en yıkıcı darbe olduğu söyleniyor.Direnişçiler artık rejimin kalbine kadar girdiklerine göre bu durum ne ifade ediyor?Stratejistler bu noktada ayrılıyor. Bir kesim intihar saldırısını Şam’daki diktatörün sonunun geldiğine işaret sayarken karşı görüşte olanlar suikastların Esad’ın çekirdek kadrosundaki beraberliği pekiştireceğini söylüyor.Yani her halükârda iç savaşın ateşi daha yakıcı ve öldürücü olacak demektir.Barış ve istikrar ama nasıl?Esad’ın ordusu saldırıdan hemen sonra “üst kademeyi öldürerek” bir yere varmaya çalışanların hayal gördüklerini iddia etti.Birleşmiş Milletler’den yapılan açıklamada ise saldırının, harcanan barış çabalarına “trajik bir aciliyet” kattığı ifade edildi.Başbakan Erdoğan’ın Moskova’ya planlanmış ziyaretinin Şam’daki intihar saldırısı ile aynı güne denk gelmesi, beklenen etkiyi yapmadı Rus tarafı üstünde.Hortlayan soğuk savaşın zehirli ve tehditkâr dili, kurşun gibi ağır havası bölgemizden çıkarak dünyayı kuşatmaya başlamış bulunuyor.Tayyip Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olmanın sorumluluğunu hatırlamasına yardımı olur diye Rusya’ya gidip Putin’le buluştu.İki lider de barış ve istikrar amacında birleştiler sözde ama hedefe giden yollarda tamamiyle ayrıldılar.Türkiye iyiliği Suriye’yi Esad’tan kurtarmakta arıyor. Rusya ise Suriye’yi Orta Doğu’daki tek dost ve müttefiki olarak korumakta güvence gördüğü Esad’ı kaybetmemekte buluyor.Ateşe değen yanıyorRusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Başbakan Erdoğan Putin’le buluşmak üzere Kremlin’e daha ulaşmadan önce bu ziyaretin kaderini belirleyen açıklamayı yaptı:“Rusya, BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’de devrime desteğini ifade edebilecek bir karar alınmasına izin vermeyecektir” dedi.Rus cephesinin, böyle bir kabalığı Suriye’nin kendileri için ne kadar vazgeçilmez olduğunu göstermek amacıyla göze aldığı bellidir.Suriye kıyılarına yığılan Rus donanması, ABD Dışişleri Bakanı Clinton’ın Esad rejimine verdiği destek nedeniyle Rusya’nın cezalandırılması gerektiği yolundaki çağrısı, buna karşılık Lavrov’un bu çağrıyı “edepsizlik” sayması endişe yaratıyor.Fillerin tepiştiği bir alanda bizim rolümüzün yeniden tarif edilmesinin çok yararımıza olacağını düşündürüyor.Türkiye, Suriye iç savaşının süper güçler rekabetiyle boyutlandığı bir süreçte aktif taraf olma iddiasını yeniden gözden geçirmelidir.Bu yangın büyürse ateş bizi içine almamalı.Çünkü bu devrin savaşlarında galip taraf olmuyor. Ateşe değen yanıyor, tüm taraflar kaybediyor. Unutmamak lâzım...

Devamını Oku

Tek yol başarmak

17 Temmuz 2012

CHP Kurultayı’nın teması Demokrasi ve Değişim idi.Partide değişim Kılıçdaroğlu’nun gelişinden sonra başlamış, dünkü kurultay ile hedefine ulaşma imkânını artık elde etmiştir.Değişimin demokrasi boyutundaki bir önemli tezahürü parti meclisinde kadın ve gençlik kotası uygulamasıdır.Aynı şekilde tabanın temsilcileri olan delegelerin kuklalıktan çıkarak özgür iradeleri ile seçim yapmalarına olanak tanıyan çarşaf liste uygulaması...İzleyenlerin büyük bir çoğunluğu Kılıçdaroğlu’nun tarihe geçecek, değişimin kıymetini ihbar edecek nitelikte bir konuşma yapmadığını, hatta haftalık grup konuşmalarından çok farklı bir şey söylemediğini düşünüyorlar.Bilmiyoruz; belki bu avantajdır.Yumuşak güç her zaman şamatacı hayalcilikten iyidir.Halkın nabzı nasıl atıyor?Ayrıca Kılıçdaroğlu partinin başına geçtiğinden beri herkes değişimden bahsediyor. Seçmen tabanına ne ifade ettiğini ölçmek lâzım bunun.Metropoll Araştırma Şirketi’nin son araştırması dikkate değer bir tablo sergiliyor:“Bu pazar bir seçim olsa” epeydir yüzde 50’nin altına inmeyen AKP yüzde 46,5 oy alacaktır.Onu CHP yüzde 21,2; MHP yüzde 12,1 ve BDP yüzde 4,9 ile izleyeceklerdir.İktidar partisinin ilk kez gördüğü bu gerileme, gerçeği arayacak olursak çok geç bile kalmıştır.AKP’nin ekonomi alanındaki istikrar yaratma başarısı bir yana gözden düşmesine sebep olacak başarısızlıkları da vardır ve çoğalmaktadır.Mesela toplumsal vicdan adaletten yana kanamakta, dış politikamız ciddi savaş riskleri üretmektedir.Güney ve Güneydoğu komşularımızı bir Şii kuşatmasının işbirliğine yönelten sebepleri AKP iktidarı hangi akla hizmet için verdi; kimse akıl sır erdirememektedir.Halkı nasıl inandıracak?Önce bağımsız medya susturuldu. Sonra laik kurumlar ve ilkeler saldırıya uğradı, düşürüldü.CHP gibi bir ana muhalefet partisine en çok ihtiyaç duyulacak zamanlardır. Tüm güncel sorunların ilâcı istenirse CHP’de bulunabilir.Ama bakıyoruz CHP’nin oyları da AKP kadar gerilemiş.Demek ki CHP tehlikelere dikkat çekerek toplumu uyandıramamış, paralel olarak çarelerin kendisinde olduğuna toplumu ikna etmek yolunda bir mesafe katedememiş.Kılıçdaroğlu bir hizipten gelerek tırmanmadı lider koltuğuna. Onu zamanın mecburiyetleri getirdi.Hiçbir gruba borcu yoktur. Tek kaygısı ülkenin barış içinde kalkınmasına katkıda bulunacak bir başarıyı partisine kazandırmaktır.Türkiye’nin ekonomik kalkınmışlık bakımından dünyanın ilk 20’si içinde bulunduğu halde insani gelişmişlikler açısından çok gerilerde sürükleniyor olması, sosyal demokrat bir iktidara duyulan ihtiyacın kanıtıdır.Bu ihtiyacı toplumda özlem haline getirme görevi CHP’ye ve Kemal Kılıçdaroğlu’na düşmektedir.Başarısızlık için hiçbir bahane kalmamıştır.

Devamını Oku

CHP’ye başarılar...

16 Temmuz 2012

Demokrasilerde bir ülkenin umudu, iktidarın başarıları kadar muhalefetin potansiyeli ile orantılıdır.CHP’nin bugün yapılacak kurultayı, işte bu nedenle sadece ana muhalefet partisini ilgilendiren bir olay değildir.CHP’deki değişim, genç bir parti olan AKP’nin yükseliş dönemine denk geldi. İktidar partisinin bu sırada ciddi bir muhalefetle karşılaşmaması kendisine belki rahatlık verdi ama sorunlar da getirdi.Kendine güven duygusunun şişmesi AKP’ye son seçimden bu yana yanlış işler yaptırıyor.Dış politika başarısızdır. Laik rejimin güvenceleri bu dönemde sürekli ve sistematik kayıplar veriyor.Kurucu kimliği ile CHP’nin bu kurultaydan halkın kolay anlayacağı hedefler belirleyerek ve yeni bir ruh ve heyecan kazanarak çıkması gerekiyor.Kibir katsayısı yüksek bir duruş, ne kadrolarda, ne dehedeflerde söz konusu asla olmamalıdır.“CHP ne yapmalı?” sorusunun en pratik cevabı bellidir:“Düne kadar ne yaptıysa tersini yapmalıdır.”CHP’nin yürüttüğü siyaset modeli, “müebbet muhalefet” kimliğine mahkzm bir parti olduğunu düşündürüyor.İcraat yapmak için hamleye hazır, heyecan duyan bir parti görüntüsü vermiyor. Öneriler eleştirilerin ağırlığı altında kayboluyor.Mesela Kılıçdaroğlu son olarak Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na lâyık biri olmadığını iddia etti.Onun toplumu ayrıştıran, kendisiyle barışık olmayan, insani ilişkilerinde son derece kırıcı biri olarak bu görevi yürütemeyeceğini savundu.Böyle bir değerlendirmenin, AKP’nin sahip olduğu yüzde 50 oyda başat rol oynayan Tayyip Erdoğan için yapılıp söylenmesi, en azından doğru bir siyaset yaklaşımı değildir.Kullana kullana iyice eskiyen “Yeni CHP” kimliğini kurtaracak tercih, ancak Kılıçdaroğlu’nun kendi Cumhurbaşkanı adaylarını ilân etmesi olurdu.Kılıçdaroğlu bu kurultayda yüzde yüz kendi takımını kuracaktır. Artık kadro mazereti kalmamıştır.Projeleri inandırıcı, söyledikleri anlaşılır olmalıdır. Ne olmadıklarını değil ne olduklarını ve ne yapacaklarını söylesinler!Londra’daki temaslarından dönüşte arkadaşlarına “İngiltere’de pek çok önemli şahsiyetin bile CHP’yi özel sektör ve Avrupa Birliği karşıtı” bildiğini aktararak şaşkınlığını ifade ettiği söylenir.Hiç şaşırmasın. Türkiye’de de durum çok farklı değil.O nedenle başarılı bir kurultay bütün ülke için hayırlı olacaktır.CHP’ye başarılar diliyoruz...Ne yapılmak isteniyor?Kürt sorununu çözmeyi istemek, doğru bir yol haritasında uzlaşma sağlanamıyorsa hiçbir anlam ifade etmez.Önce şuna karar vermek gerek:Müzakere terör örgütü ile mi, siyaset kurumları ile mi yapılacak?Kim ne derse desin, Diyarbakır’da miting yapmak isteyen BDP milletvekillerine reva görülen muameleyi anlamak ve iyi niyet aramak mümkün değildir.İktidar BDP’yi terör örgütünün uzantısı olarak suçladığı sürece kendini de sınırlıyor. Siyasi muhatap bırakmıyor.Acaba iktidar yöneticileri, BDP’yi PKK ile özdeş göstererek Güneydoğu’daki bütün BDP oylarının kendisine akacağını mı zannediyor?Böyle düşünenin aklına şaşmak gerekir!

Devamını Oku

İşaret fişekleri

15 Temmuz 2012

Yeni anayasayı hazırlayan komisyonun AKP’li üyeleri pek çalışkan görünüyor.Çalışma grubunun basın özgürlüğüne ilişkin önerileri doğru dürüst tartışılmadan din ve vicdan özgürlüğüne yönelik dudak uçuklatan önerileri geldi.Meclis Başkanı Cemil Çiçek, “Bugünkü Anayasa’dan geri gideceksek yenisini niye yapalım?” diyor akıllı ve tecrübeli bir devlet adamı olarak.Milliyet’teki açıklamasına bir resmi konulmuş; “Basın hürdür, sansür edilemez” yazan bir pankart taşıyor.Basının halini bilenler kim bilir ne kadar gülmüşlerdir!Çünkü Türkiye’de basın hür değildir ve bal gibi de sansür edilmektedir. Başbakan, siyasi dehasını ilk olarak bu alanda kanıtlamıştır!Bağımsız gazetecilik yapmanın maliyeti yazanlar için de, medya patronları için de sürekli artmaktadır.Yeni suç tanımlarıAma buna rağmen Türkiye’miz, hapisteki gazeteci sayısı bakımından dünya şampiyonudur.AKP’li üyelerin getirdikleri paket, basın özgürlüğünün sınırlanmasına izin verilen suç nevileri arasına, daha doğrusu mevcudun arasına “genel ahlâk” ile “savaş kışkırtıcılığı”nı da eklemiştir.Medyayı koruyan “Basın araçları suç aleti olduğu gerekçesiyle zapt ve müsadere edilemez” maddesi vardı Anayasa’da; o da kaldırılıyor.Komisyonun AKP kanadı, din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili önerilerini de sundu.İktidar basın özgürlüğü bakımından ne kadar kıskanç davranmışsa, laik demokratik cumhuriyete yönelik suçlar karşısında o kadar hoşgörülü bir anlayış benimsemiş…Mevcut Anayasa, bölünmez bütünlüğü ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmaya yönelik hak ve özgürlük tanımıyor. Ama öneri paketinde böyle bir tehlike öngörülmemiş, o nedenle sigorta konulmamış!Türbana ince hesapDini inanç ve özgürlüklerin, anayasal düzeni dini kurallara dayandırmaya yönelik kullanılamayacağı ilkesinin de yeni anayasada yer almasına lüzum görülmemiş..Mevcut Anayasa’da “din ve dince kutsal sayılan şeylerin siyasi ve kişisel amaçlarla istismar edilemeyeceği” hükmü var…AKP bunu da istemiyor. Ne istiyor?Mesela… “Kimse inancının gereklerini yerine getirmekten ya da getirmemekten dolayı kınanamaz, suçlanamaz ve farklı bir muameleye tabi tutulamaz” deniyor.Böylelikle türbana kamu kurumlarında da özgürlük kazandırılacağı hesaplanıyor.Eski Anayasa din ve ahlâk eğitim-öğretimini devletin gözetim ve denetimine emanet ediyor. AKP’nin yeni anayasa önerisinde bu da yok!Laik rejimin güvenceleri böyle yok edilirse Türkiye yeniden 28 Şubat döneminin kaosuna dönmez mi?Özgürlük aranırken anarşi davet edilmez mi?Meclis Başkanı Çiçek “Partilerin tek tek verdiği önergelerin madde metni olarak kaleme alınacağı diye bir şey yok” diyor.Doğru ama AKP’den gelen öneriler teyakkuz durumu yaratmalıdır. Komisyonda her parti eşit ama Meclis genel kurulunda öyle değil.Anayasaya son şeklini iktidar grubu vereceğine göre bu öneriler, çoğunluğun hangi niyet ve amaçla hareket edeceğini ihbar eden bir tehlike alârmıdır.Herkes bu gerçeği görerek kendini hazırlamalıdır.Ana muhalefet CHP bile kurultayını yeni anayasa için tarihi misyonunun kendisine yüklediği sorumluluğu düşünerek yapmalıdır.

Devamını Oku

Hangi taraf kurtuldu?

13 Temmuz 2012

HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş için kimse kötü bir şey söylemiyor.Ama bu durum, davet aldığı AKP’ye gitmesi hâlinde herkesin kazanacağı anlamına gelir mi?Gelmez.Bunu görmek için onun Başbakan tarafından AKP’ye hangi niyetle davet edildiğini anlamak gerekir.Numan Kurtulmuş’un 12’den saplanan ok gibi sözleri var.İktidar yöneticilerini “Harun gibi gelip Karun gibi olmak”la suçlamış “cipe binen türbanlı - durakta bekleyen türbanlı” tartışması açarak AKP’nin eş dost akraba kayıran eşitsiz bölüşüm politikasını yere vurmuştu.Yandaş kalemler bile bu iki söylemin muhafazakâr toplum kesimlerinde iktidar partisini sarsacak güçte etkiler barındırdığını yazdılar.Numan Kurtulmuş’un aldığı davette, sarsıcı gücünü etkisiz hâle getirme hesabı ağır basıyor olmalıdır.Kurtulmuş’u yakından tanıyanlar onun doğru bildiği şeyleri makam mevki uğruna savunmaktan vazgeçecek adam olmadığına söylüyorlar.AKP’ye “Gel de bizi düzelt” diye çağırılmayacağına göre, etkili bir muhalefet odağı sussun diye çağırılmış olması ihtimali az olmasa gerekir.“Hayırlı ve uğurlu olsun” dilekleri için Kurtulmuş’un dışarıdan eleştirdiği haksızlıklara ve yanlışlıklara içeride nasıl bakacağını bekleyip görmek lâzım.Bizim iyi dileklerimizi sunmamız Kurtulmuş’un şöhretine lâyık adımları, mesela Kamu İhale Yasası’nın hayata dönmesini, en azından üç yıldır savsaklanan Deniz Feneri dolandırıcılık davasının açılmasını bekleyecektir.Aksi hâlde bu transfer, susturucu takma operasyonu olarak algılanacaktır!Bu aflar insanlık suçudur!Türkiye’de siyasetçi kendini Tanrı yerine koyuyor. Allah’tan korkan hangi insan, son birkaç gün içinde tahliye edilen katliam hükümlülerini af yoluyla sokağa salma hakkını kendinde bulabilir? Bunlar devlet görevlilerini ve masum öğrencileri öldürmüşler. Çoğu seri katil durumunda. Milletvekillerinin bu kişilere özgürlüklerini vermesi ahlâki bir suçtur, insanlık suçudur. Bahçelievler katliamı hükümlülerinden sonra Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul ile CHP’nin Adana ve Kayseri İl Başkanları Ahmet Albay ve Mustafa Kulkuloğlu’nu öldürmekten hükümlü Muhsin Kehya da bırakıldı. Bu af, Meclis’ten daha önce çıkarılan affın yarsattığı eşitsizliği düzeltmek adına kanunlaştı. Yani bir yanlış başka bir yanlışla düzeltildi! Yerel bir TV’ye çıkan Muhsin Kehya, Başbakan’a “minnet borcu” bulunduğunu söyledikten sonra, işlediği suçların “günün şartlarının gerektirdiği mücadele icabı” olduğunu öne sürüp şöyle dedi: “Dolayısıyla herhangi bir pişmanlık falan da duymuyorum!” Düşünün bir seri katil, pişmanlığını bile yaşamadan halkın arasına salınmıştır. Bir hükümetin, bir parlamentonun, halkın can güvenliğini bu kadar hafife almaya hakkı olabilir mi?

Devamını Oku

Adil mahkeme

12 Temmuz 2012

Seri katil konumunda olanlar dâhil 12 Eylül öncesinin cinayet hükümlüleri teker teker bırakılıyor.Üçüncü Yargı Paketi adalet getirecek diye beklerken şaşırtıcı bir manzara ortaya çıktı.Her biri katliam boyutunda cinayetlerden ömür boyu hapse hüküm giymiş kişilere fiilen af geldi.Mahkûm olmadıkları hâlde yıllardır hapiste tutulan ve bu yargı paketi ile tahliye edilecekleri söylenen milletvekilleri, gazeteciler, akademisyenler, askerler, parmaklıkların arkasında bu işe şaşıp kaldılar!Yedi TİP’li öğrencinin vahşice öldürüldüğü Bahçelievler katliamının iki hükümlüsünü tahliye eden Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ali Altınkaya’nın sözleri, dramatik gerçeği güzel anlatıyor:“Vicdanımız rahatsız olmaz mı, tabii ki rahatsız ama önümüze gelen kanunu uyguladık!”İşte Türkiye’nin ibretli realitesi:1. Adalet dağıtanlar vicdan azabı çekmelerine sebep olacak kararlar veriyor.2. Yargıçlara azap çektiren kanunları Meclis’teki siyasetçiler yapıyor.Kime niyet kime kısmetBahçelievler katliamı mahkûmlarını tahliye ettiği için vicdan azabı çeken ağır ceza mahkemesi başkanının Allah yardımcısı olsun.Çünkü mahkeme dün 12 Eylül öncesi Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul ile CHP’nin Kayseri ve Antalya il başkanlarının öldürülmeleri olaylarından hükümlü Muhsin Kehya’yı bırakan kararı da verdi.Son yargı paketi onlar için çıkmamıştı oysa. Başbakan, özel yetkili mahkemeleri çizmeyi aşmak ve devlet içinde devlet hâline gelmekle suçlarken uzun tutukluluğun yarattığı haksızlığın bitmesini istemişti.Ama niyet ve kısmet en azından şu anda örtüşmüş değildir.Silivri’deki tahliye talepleri gergin ve karamsar bir havada cevaplanmayı bekliyor.Yarın tahliye edileceği belli bir sanığın içeride tutulmaya devam etmesinin normal olarak bu kararı veren hâkimin de vicdanını sızlatması gerekir.O halde nedir bu çelişki?Mahkemeler reaksiyon gösteriyor olabilir mi acaba?Yargı, tutuklama rejimini şüpheliler lehine değiştiren hükümleri bağımsızlığına müdahale mi gördü?Bilmiyoruz. Ama şu bir gerçek ki, seri katiller bırakılırken tutuklu milletvekillerinin bekletilmesini ve dünkü Odatv davasında tahliye talep eden Soner Yalçın, Yalçın Küçük, Barış Terkoğlu, Barış Pehlivan ve Hanefi Avcı’ya ret cevabı verilmesini anlamak, vicdan taşıyan insanlar için kolay olmayacaktır.Katliam hükümlülerine sağlanan af tutukluluğu iki yılı, üç yılı aşmış yüzlerce kişiye yönelen haksızlığın vebalini ağırlaştırıyor.Yargı reformu adalet için yapılır. İktidar bu yolda ortaya çıkan tıkanıklıkları bir an önce gidermelidir.Aksi halde paket, katillere armağan konumuna düşecektir.Montesquieu’nün iki buçuk asır önceki sözlerini bir kez daha tekrarlayacağım:“Toplumda en büyük güven duygusunu her şeyin sonunda adil bir mahkemenin bulunabileceği inancı sağlar.”Bu duygu sürekli olarak aşınıyor. Çok geç kalmadan çare bulunsun!

Devamını Oku