Kurtuluş Savaşımız Meclis’le kazanıldı

9 Ağustos 2012

Acımasız ve uğursuz terör dünyanın en huzurlu coğrafyasına dün kan ve ateş düşürdü.Bilinen kalleşlik İzmir’in Foça ilçesi girişinde tekrarlandı. Uzaktan kumandalı bomba, askeri araç geçerken patlatıldı ve bir asker şehit oldu on bir asker yaralandı.Yaralıların Tıp Fakültesi Hastanesi’nde kan bekledikleri haberinin duyulmasından sonra yaşananlar, katil sürüsüne verilen en anlamlı cevap oldu.Üniversite Hastanesi, çağrıdan 20 dakika sonra “yeter, teşekkürler” anonsu yapmak zorunda kaldı. Bütün gruplardan kan stoku en üst seviyeye ulaşmıştı çünkü.Hakkâri’de giriştiği cüretli eylemlerin bedelini ağır biçimde ödemek zorunda kalan PKK’nın yurdun Batı sahilinde bir sayfiye kentini hedef seçmesi ne anlama geliyor?Bahçeşehir Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanı Ercan Çitlioğlu ile Hazar Strateji Enstitüsü Başkanı Mesut Ülker dünkü saldırıyı VATAN için yorumladılar.Göz göre göre geldiStrateji uzmanlarına göre PKK’nın bu eylemi, örgütün güç gösterisine değil zafiyet yaşadığına işaret ediyor.İki araştırma kuruluşu da örgütün yaz aylarında özellikle turistik merkezlerde eylem fırsatı arayacağını öngörmüştür.PKK böylelikle ülkenin her noktasında eylem koyma kabiliyetine sahip olduğu korkusunu yaymaya çalışıyor.Peki devlet, stratejik araştırma kuruluşlarının öngördüğü tehlikeyi fark etmedi mi?Yani terör örgütüne eylem alanını istihbarat eksikliği mi açtı?Bunu iddia etmek gerçekçi olmaz.Çünkü MİT’le PKK arasında Oslo’da yapılan müzakerelerin zabıtları bu ihtimali ortadan kaldırıyor.Son buluşmada PKK’yı temsil eden Sabri Ok “Bizim güçler Türkiye’nin her tarafında var. Karadeniz’de de var, Toroslar’da da var” deyince MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş bu durumdan devletin habersiz olmadığını anlatan cevabı veriyor:“Biliyoruz.. Metropolleri de doldurdunuz bu arada, patlayıcılarla doldurdunuz!”Meclis’in önderliğiTürkiye’nin bekasını her menfaatin önünde ve üstünde tutan birey ve kurumlar şu dönemde güçlerini birleştirmek zorundadırlar.Ama bakıyoruz, Meclis’i bu amaçla olağanüstü toplantıya çağırmak bile kavga gürültü sebebi oluyor.Başbakan çağrıyı samimi bulmadığını düşünerek köpürüyor.MHP lideri Bahçeli, öneriyi yapan CHP’nin bu tavrı ile Meclis’i PKK’ya muhatap yapmaya çalıştığını iddia ediyor.Bir avuç bölücü terörist koca devleti yıkamaz, bölemez.Ama uğraştırır. Bu kan ve ateş döneminin uzamasına sebep olur.Kurtuluş Savaşı bile, özgürce sorgulayan, en keskin eleştirileri yapabilen bir Meclis’in önderliğinde kazanılmadı mı?Sorun nerede, aramak lâzım.İstihbarat mı işlenmiyor; siyasi kararlılık mı eksik yoksa silâhlı mücadeleyi yapan gücün yapılanması mı yanlış veya yetersiz?..Meclis’i eleştiriye ve yeni fikirlere kapatmak demokrasi suçudur!

Devamını Oku

Teğmen olsanız ne yapardınız?

8 Ağustos 2012

Terörle mücadelenin başarıyla yürüdüğü dönemlerin efsane komutanı Osman Pamukoğlu’nu dinliyorum...Birkaç kanalda Başbakan, iftar vaktinin huzurlu ve mutlu ortamına pek uygun olmayan ifadelerle ana muhalefeti ve kendisi gibi düşünmeyen herkesi yerin dibine batırırken emekli general Pamukoğlu Haber Türk kanalında tecrübelerinden süzülmüş gerçekleri anlatıyor, iktidara ufuk açacak tespitler yapıyor, önerilerde bulunuyordu.Bazı gerçeklerin fark edilmek için parlatılmaya ihtiyacı yoktur. Sorunların öncelikle iyi tanımlanmaları gerekir.Emekli general Pamukoğlu bunları dirayetle yaptı.İşte bende iz bırakan birkaç değerlendirme:Subaylara özel harekât“Terörle mücadele büyük fedakârlık ister. Subaylara özel bir harekâttır. 2-3 aylık asker çocuklarla olmaz.”“20 bin genç çocukla bu iş yapılır. Dağların ve ormanların içinde kışla seçeceğiz. Onlara her şeyi öğreteceğiz. 20 bin kişiyi 4 gruba ayırıp başlarına genç generaller vereceğiz.”Barzani’nin dostluğuna güvenilemeyeceğini, Malatya’ya füze radarı konulduktan sonra İran’ın PKK’yı desteklemesine şaşmamak gerektiğini anlatan Pamukoğlu, PKK’nın büyük kentleri cephane ve silâh deposuna çevirdiğini Oslo’da hükümet temsilcilerinin terör örgütü temsilcilerinin yüzüne söylediklerini hatırlatarak önümüzdeki dönemin zorluklarına hazırlıklı olmak gerektiğini belirtmeye çalıştı.Bitmedi... Pamukoğlu’nun not edilmesi gereken başka bir tespiti de, şu dönemde bedelli askerlik olanağının sağlanmasıdır. Bedelli, psikolojik olarak askeri yakmıştır!Eski komutan bu yanlışa bir de “genel af” gibi bir yanlışın eklenmemesi gerektiğini belirterek bazı çevrelerin tüylerini diken diken edecek uyarısını yaptı:Şimdi değilse ne zaman?“Özellikle Hakkâri ve Şırnak bölgesinde Olağanüstü Hâl zamanı gelmiştir. Daha ne bekleniyor?”Emekli General Pamukoğlu’nun sözlerini yorumlamaktan son anda vazgeçtim. Beni böyle bir tercihte bulunmaya internetteki VATAN sitesinde okuduğum bir okur yorumu ikna etti. Çünkü meselenin ruhu o yorumda kendini belli ediyor. Empati ancak bu kadar yerinde kullanılır:“Bir general teğmenlikten başlayıp hayatının önemli bir kısmını dağlarda geçirirken bunlar bir çırpıda adamları sudan sebep ve çakma delillerle hapse attılar. Yetmedi, tüm kariyerlerini bitirip emekli ettiler. Siz bunları gören bir teğmen olsanız ne yapardınız?”İktidar bu soruya kafa yormalıdır!İçerdiği haklılığa saygı duymalı, intikam ihtirasına son vermeli, kahraman yürekleri kırgın ve mahzun etmemelidir.

Devamını Oku

PKK budur işte!

8 Ağustos 2012

Kürt sorununun çözüm şartlarını Kürtlerin oluşturması lâzım. Yoksa bu kısır döngü bitmeyecek!Çözüm konuşarak olacaksa ki başka yolu yoktur- ilk iş olarak şiddet yanlılarını tasfiye etmek gerekiyor.Derebeyi düzeninin muhafızlığını yapan PKK’nın her dediğine bölge halkı boyun eğmeye devam ettikçe acılar bitmeyecektir.Mehmetçik’in kahramanlığı Kürt vatandaşların kurtulmasına yetmiyor. Mehmetçik’in fedakârlığına Kürt halkı da kendi fedakârlığını eklemek zorundadır.Bölücü inkâr politikalarının toplumu nereye götüreceği bellidir. Kürt kökenli aydınlar halkı aydınlatmalı, bölge halkı da terör örgütüne karşı bağımsız ve özgür olmanın birlikte karşı koyma cesareti göstermekle mümkün olacağını görmelidirler.Bu bölgede Kürtler birçok ülkede yaşıyor. Ama insanlık onuruna sahip tek yaşamı Türkiye’de buluyor.Hakların gelişmesine kapı açan her adımın, her umudun PKK tarafından tahrip edilmesi rastlantı mı?Hayır çünkü PKK Kürt halkını feodaliteye tutsak yaşatmak için kurulmuş bir melânet örgütüdür!Halkın temsilcilerini demokratik seçimlerle belirlediği bir toplumda terörün, teröristin bahanesi olamaz.Demokrasi bir değerse Kürt aydınları onu savunmak için gerektiğinde bedel ödemeye hazır olmalıdır.PKK’nın Şemdinli’nin BDP’li Belediye Başkanı ve belediye meclisi üyelerine, çatışma bölgesinde canlı kalkan olmaları yönünde baskı yaptığı haberleri geliyor.Terör örgütü kırsalda sıkışmıştır. Kayıp sayısı 150’ye vardığı söylenen örgüt, askerle aralarına BDP tarafından canlı kalkan yapılmadığı takdirde sivil halka saldıracağı tehdidinde bulunmuştur.Kürt aydınları bu alçakça tehdidi geri püskürtmelidirler.Terörün merhameti ile yaşamaya razı olanlar, çocuklarını ve geleceklerini terör örgütüne feda etmenin onursuzluğunda ziyan olmaya mahkûmdurlar!Samimiyet nerede?Başbakan’ın TV söyleşisi sırasında eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ için söyledikleri hâlâ kulaklarımızda çınlıyor.“İlker Paşamıza yapılan benzetmeleri (terörist) doğru bulmuyorum. Bir örgüt mensubuymuş gibi yaklaşımları çirkin buluyorum. Tutuklu yargılanmasını bile doğru bulmuyorum.”Bu sözleri, yargının kontrolünü elinde tuttuğuna neredeyse herkesin emin olduğu Başbakan söylüyor.Bu görüşleri 6 Ocak’tan beri tutuklu olarak hapiste yatan eski Genelkurmay Başkanı için ifade ediyor.Bir hukuk cinayeti Başbakan’ın ağzından itiraf ediliyor.İlker Başbuğ “Samimi değerlendirmelerinden dolayı Sayın Başbakan’a çok teşekkür ederim” dedi.Hapiste olmanın bir askere bile inanmadığı şeyleri söylettiğini görüyoruz burada.Söyledikleri, samimi düşüncelerini yansıtıyor olsa Başbakan ne yapar eder Başbuğ’un tutuklanmasına, haydi tutuklandı; yedi ay hapis yatmasına imkân vermezdi.Kimse “bağımsız yargı” masalı anlatmasın.Türkiye’de samimiyet eksiği salgın hastalık boyutundadır.Allah vere de mahkeme “bağımsız yargı” ispatı uğruna Başbakan’a rağmen Başbuğ’u bırakmamakta ısrar etmesin!

Devamını Oku

Meclis toplansın!

6 Ağustos 2012

Teröre karşı verilen mücadeleyi “düşük yoğunluklu savaş” diye adlandırdığımız günleri unutmadık.O günleri arayacak durumlara düşeceğimizi kim tahmin ederdi? Bölücü teröre karşı yürütülen siyasetinin büyük bir başarısızlık olduğunu kimse inkâr edemez.Dünyanın en güçlü iki üç ordusundan biridir TSK; ama bir avuç eşkıyayı, kurtarılmış bölge oldu bittisi yaratmak istedikleri vatan topraklarından söküp atmak mesele oluyor.Onlarca anne kuzusunun hayatı sönüyor.Cumhurbaşkanı Gül, terör örgütünün Ramazan ayında pervasızca bir plan içine girdiğini söyledi.İçişleri Bakanı Şahin bölücü örgütün 2012’yi milât yılı seçtiğini öne sürdü.Parti sözcüsü Ömer Çelik, son saldırıların PKK’nın değil Esad’ın işi olduğunu iddia etti.Her kafadan bir ses çıkıyor. Kimsenin dediği, ötekine bir şey eklemiyor. Biraz tutarlılık arayan, Türkiye’nin bu konuda bir devlet politikasına sahip olduğundan bile emin olamaz.Barzani’den dost olur mu?Ankara, kimin dost, kimin düşman olduğunu bile doğru ayırt ediyor mu, şüphelidir.Kuzey Irak’taki Kürt bölgesel yönetiminin başkanı Barzani dün PKK’nın Hakkari’de düzenlediği saldırıları kınayarak barış görüşmelerinin önünü açmak için iki tarafa da ateşkes çağrısı yaptıklarını söylemiş...Bu çağrı yetmiş milyonluk Türkiye’ye hakarettir. Oysa Ankara, TC Devleti ile PKK terör örgütünü eşit sayan Barzani’yi, şimdiye kadar hiçbir iyiliğini görmediği, ondan her fırsatta en azından hakaret gördüğü halde dost saymakta inat etmektedir.Bu yalpalama sürdürülemez. Millet Meclisi ülkenin kaderine el koymalı, yapılan hataları saptamalı, tecrübelerin ışığı altında bir ulusal politikanın tayin edilmesini talep etmelidir.Böyle bir politikaya katkıda bulunmalıdır.BDP’den sonra CHP de TBMM’nin olağanüstü toplantıya çağırılması amacıyla karar oluşturdu.Olağanüstü Meclis birleşimi için 24 ve 25 Temmuz günleri bu sütunda üst üste iki çağrı yaptığım için BDP ve CHP’nin taleplerini desteklemem tabiidir.İktidar kibir ve kompleksten arınmalı, her fikre açık olmalıdır. Bunu yaparken terörü bundan on yıl önce neredeyse sıfır noktasında devraldığını, hangi uçlar arasında yalpalayarak sorunu nereye getirdiğini insafla, samimiyetle itiraf etmelidir.Bir vahim durum daha..Dün ve bugün VATAN’da Mine Şenocaklı’ya terör uzmanı Dr. Nihat Ali Özcan’ın anlattıkları, ulusal bir terör politikası oluşturmaya duyduğumuz kesin ihtiyacı açıkça ortaya koyuyor.Dr. Özcan’a göre “PKK çeşit çeşit eylemler yaparken orduyu 12 ayda sadece üç-dört operasyona çağırıp part-time terörle mücadele yapamazsınız.”Biz bunu yaptığımız için başarısız oluyoruz.Acil çözüm bekleyen bir vahim durum daha var:Üç gün önce başka bir tanınmış terör uzmanı olan Prof. Ümit Özdağ işaret etmişti; dün de Dr. Özcan aynı sorunun varlığını tekrarladı.“Asker de polis de risk almıyor. Normalde kahramanlık yaparak, risk alarak gideceğe yere gitmiyor, bekliyor” dedi.Hükümet milletle, milletin meclisi ile bir an önce buluşmalıdır..

Devamını Oku

Ayıp cevaplar

4 Ağustos 2012

Resmi bir Amerikan raporu, PKK’nın Güneydoğu’da bir Kürt devleti kurmak istediğini yazıyor.Tespite göre terör örgütünün 4-5 bin kadar silâhlı adamı bulunmakta, bunların yarıdan fazlası (3 bin - 3 bin 500) Kuzey Irak’ta barınmaktadır.Dün Meclis Başkanı Cemil Çiçek “Yedi düvelle savaşıyoruz. Kan ve ateş çemberi içindeyiz” diye konuşuyordu.Oysa PKK dışında bir tehdit yaşamıyoruz.Beş bin PKK’lının her biri ateş olsa yine Şemdinli’de iki haftadır yaşanan rezaleti açıklamaya yetmez.Bir avuç eşkıyanın, ikinci büyük NATO ordusu karşısında bu kadar uzun direnmesini izah etmek kolay değildir.Aslında akılla çelişen başka bir durum daha var:Türkiye’deki Kürt muhalefet için iç ve dış şartlarda yeni imkânlar doğdu.Kuzey Irak’tan sonra Kuzey Suriye’de yeni mevziler kazanan Kürtler, hayallerine yürümek için Türkiye başta hiçbir bölge ülkesini tedirgin etmemeliydi.Ortak aklın ürünü!Ankara defaatle şunu söylemiştir:“Kürtlere değil, teröre karşıyız.”Ama yaşam dersi kendini tekrarladı: Kürtler için iyi olan şey, PKK için iyi değildir! Çünkü istikrar ve barış PKK’nın sağlığını bozuyor.Şemdinli’de yaşanan felâketi bu gerçekte aramalıyız.Sorumlular bir sürü lâf geveliyor. CHP Milletvekili Hüseyin Aygün, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun “Ne olduğunu biliyorum ama söylemem“ dediğini hatırlatıyor.Sahi biliyorsa neden söylemiyor?Yoksa utanıyor mu?AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik de Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu eleştirenlerin yanlış yaptığını belirterek dış politikamızın bir kişiye mal edilemeyeceğini, çünkü “ortak aklın ürünü” olduğunu söylemiş.Bir yıl içinde komşularla sıfır sorun cennetinden, hepsiyle kanlı bıçaklı duruma gelme cinnetine sürüklendik.Gerçekten de tek kişinin başarabileceği bir başarısızlık değil bu durum!Kahramanlar nerede?Belli ki PKK, Suriye’deki uzantısı PYD’nin Kamışlı ve bazı merkezlerde yarattığı oldubittilerden etkilenmiştir. Geçmişte vur-kaç yaparken bu defa vurduktan sonra kalma, tutunma stratejisini seçmiştir.Donanımlı bir orduya karşı bunu nasıl başarıyor?“Asker, yöre halkını kendine kalkan yapan PKK’nın oyununa gelmiyor, masum insanlar zarar görmesin diye sabır ve fedakârlık gösteriyor” diyorlar ama ne kadar?21. Yüzyıl Enstitüsü Başkanı ve terör uzmanı Prof. Ümit Özdağ dün verdiği demeçte farklı bir sebep açıklıyor:“Artık kimse kahraman filan olmak istemiyor. PKK Şimdinli’de bu kadar direniyorsa nedeni, sahadaki hiçbir subayın risk almamasıdır.”Savaşan askerin morali bir numaralı mesele.O ve Güneydoğu’da hayalini kurduğu devletin öncü nüvelerini oluşturmaya çalışan terör örgütüne hatalarımızla müttefikler kazandırma halleri ciddi olarak ele alınmalıdır.Her yanlış duvardan çekilen bir tuğla olsaydı duvar şimdiye çökerdi.Boşlukları doldurmazsak yine çöker!

Devamını Oku

Artık gecikmesin

4 Ağustos 2012

Eski Genelkurmay Başkanı Özkök dün de tarihi olaylara ışık tutan açıklamalar yaptı.Ergenekon duruşmasında soruları cevaplayan emekli komutan, Türkiye’yi Irak savaşının dışında tutan TBMM kararının perde arkasını şu ifadelerle açıkladı:“Wolfowitz (tezkerenin geçmesi için) hükümete benim baskı yapmamı istedi. Ancak ben baskı yapmadım.”Dokuz yıl önce Kuzey Irak’ın Süleymaniye kentinde Amerikan paraşütçülerinin, 11 Türk askerini niçin derdest ederek başlarına çuval geçirdikleri sorusuna bu açıklama cevap veriyor.ABD Başkanı Obama’yı Başbakan Erdoğan’la telefon görüşmesi yaparken gösteren beyzbol sopalı fotoğraf, Suriye konusunda sürüklendiğimiz aşırılıklar konusunda da bazı ipuçları veriyor.Büyük devletlerle dostuğun sınırlarını tayin konusunda değerli bir tecrübedir; unutulmaz inşallah...Özkök, muhtıranın öznesini de dün açıkladı:Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman...Fakat bunu yaparken Yalman’a suç atfetmemeye özen göstererek “Ordu komutanlarının katıldığı toplantıda (muhtıra) Aytaç Yalman tarafından bir teklif olarak değil bir hareket tarzı olarak ifade edildi” dedi.Daha önemli ne iş?Tabii Balyoz ve seminer de soruldu. Komutan, plan tatbikatları ve seminerlerin hükümet tarafından da onaylanan milli strateji belgesi emri olduğunu, uygulanması gerektiğini belirterek söze başladı.İki yılda bir yapılan bu önemli toplantıya “o sırada yoğun olduğu için” katılamadığını öne sürerek şöyle devam etti:“Bu seminer icra edilmiş fakat en tehlikeli senaryonun amacını biraz aştığı siyasi kişiler ve siyasi olaylar gerçekmiş gibi oynandığı duyumları kulağıma geldi.”Keşke biri sorsaydı: Senaryonun tehlikeli bölümleri seminerden önce mi sonra mı kulağınıza geldi?Acaba Özkök, durumu önceden öğrendiği için mi seminere gitmekten vazgeçti?Çünkü plan semineri bir Genelkurmay Başkanı’nın “başka işim çıktı” bahanesiyle ihmal edebileceği bir etkinlik değildir.Onun iş yoğunluğu dediği boyutta olsa o seminerin yapılmaması gerekirdi. Çünkü diğer bütün komutanlar da seminerde değil karargâhta olurlardı.Komutanın kendini sakınan ifadesi Balyoz davasına yönelik bir tedirginlik taşıdığı şüphesini davet ediyor.Haklı çıkmadı mı?Silivri mahkemesi baştan beri seçilmiş tanıklar ve çoğu üretilmiş deliller sayesinde hep suçlananlar aleyhine bir yolda ilerledi.Eski Genelkurmay Başkanı’nın silâh arkadaşlarını savunan ifadeleri adalet adına değerini bulmalıdır.Diyorlar ki “Özkök, askeri müdahale ile ilgili delilleri işleme koymakta ihmal göstermiştir; bunu yapmamalı idi.”Hayır; komutan olarak belgeleri olayları değerlendirmiş, sonuçta “bunlardan bir şey çıkmayacağı” öngörmüş, ona göre davranmıştır.Sonuçta da haklı çıkmıştır. Çünkü ne darbe olmuş, ne muhtıra verilmiştir.Adalet büyük düşünmelidir.Savaş bulutlarının ufkumuzu kapladığı bir dönemde Türkiye’yi intikam uğruna yaralı bir Silâhlı Kuvvetler elinde bırakmak ağır vebaldir!

Devamını Oku

Beklenen şahit

2 Ağustos 2012

Ergenekon davasını gören mahkeme nihayet “beklenen şahit” Hilmi Özkök’ü dinledi.Eski Genelkurmay Başkanı, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 65’i tutuklu 273 sanığın kaderini doğrudan etkileyecek açıklamalarda bulundu.Emekli komutan, mahkemenin ve silâh arkadaşlarının çelişen beklentilerini karşılama baskısı altında zor saatler geçirdi.Kimseyi suçlamamaya ama bildiklerini de saklamamaya özen gösterdi.“Sizden gerçekleri söylemenizi bekliyoruz” diyen Mahkeme Başkanı’na, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılının ağustosunda Genelkurmay Başkanı olduğunu hatırlatarak şu tespiti yaptı:“İktidardaki parti seçilince ben de dâhil olmak üzere Türk Silâhlı Kuvvetleri mensuplarında bir tedirginlik oluştu. ‘Acaba bir geriye dönüş olur mu, kötüye doğru gidiş olur mu?’ diye endişe ettik. Ben dâhil hepimiz tedirgin olduk. Bu konuları aramızda konuşmaya başladık. Askerlikte herkes görüşlerini özgürce dile getirir. Kimi zaman benim görüşlerimle astlarımın görüşleri arasında farklılıklar oldu. Bu çok normal.”Hasar yapan fırtınaMahkemenin merak ettiği konu, Özkök’e daha önce özel yetkili savcılar tarafından sorulmuştu. Duruşmada okundu.Özkök araya girerek “emrinizdeki kuvvet komutanlarından dönemin hükümetine muhtıra verilmesi yönünde telkin veya teklifte bulunan oldu mu?” sorusuna daha kapsamlı bir açıklama getirmek istedi:“Zaman zaman toplanır beyin fırtınası yaparız. Orada kişiler aniden aklına geleni söyler... Evet, orada öyle bir söz söylendi. Muhtemel hareket tarzlarından biriydi.”Komutan “muhtıra masaya geldi ama orada kaldı” demek istiyor.Hilmi Özkök muhtıra iddiasında gerçek payı bulunduğunu ama teklif oluşmadığını komutan olarak da uygulanmasına geçit vermediğini hatırlatarak suçun oluşmadığını anlatmaya çalıştı.Elbette Yakamoz ve Ayışığı da soruldu.Özkök bunlara ait sunumların 2004 baharında eline geçtiğini söyledi.Meşru yoldan gelmiş bir belge olmadığı ve bilgi kirliliği oluşturma kastı ile gönderildiğinden şüphe ettiği için hukuki işlem yapmadığını anlattı.Tutukluluk yetmedi mi?Peki yaptığını bugün de savunabilir mi?Özkök o Yakamoz ve Ayışığı sunumları için “Hâlâ üzerinde işlem yapılacak evrak olarak görmüyorum” dedi.Silivri’deki mahkeme, verilmemiş muhtıranın, yapılmamış darbenin davasını yürütüyor.Eski Genelkurmay Başkanı Özkök’ün dünkü açıklamaları, adaletin hüküm tesis etmek için ihtiyaç duyduğu gerçeklere yeni bir şey eklememiştir.Evet; beyin fırtınalarında “Ne olacak bu memleketin hâli?” sorusuna çevap ararken savrulanlar olmuştur ama Silâhlı Kuvvetler kendi içinde meşru çıkış yolunu bulmuş, millet iradesine başkaldırma yanlışına düşmemiştir.Türkiye’nin askeri müdahaleler geçmişini temelli kapatmak için etkili bir ibrete ihtiyacı var mı; olabilir.O nedenle dava sonuna kadar görülmeli ama 65 tutukluya ve ailelerine acı çektirmeden bu hedefe yürünmelidir.

Devamını Oku

Akıl ve iz’an...

1 Ağustos 2012

Duyduğu an insanda her şeyi bırakıp başka bir yere kaçma tepkisi uyandıran olaylar sık yaşanıyor.Bereket ki gönül yorgunluğu, kırgınlık ve kızgınlık tam sizi teslim alacakken başka bir haber imdadınıza yetişiyor.İçinizdeki ses “Otur yerinde” diyor;“Hâlâ ümit var, sabır göster, dayan...”Askeri casusluk davasında yargılanan Binbaşı Tamer Karslıoğlu hakkında, evindeki DVD’ler arasında çocuk ve hayvan pornosu çıkınca ikinci bir dava açılmıştı.O dava sonuçlandı. Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesi Yargıcı İbrahim Ekdemir, Binbaşı Karslıoğlu için verdiği beraat kararının gerekçesinde şu değerlendirmeyi yaptı:“Sanığı aşağılayıcı bir suçla suçlamak isteyen kötü niyetli kişi ya da kurumlar tarafından bu DVD’lerin diğer el konulmuş eşyalar arasına koyulmuş olabileceği...”Ankara’da hâkim varKötü niyetli kişilere direnmek nispeten kolaydır ama sizi kirletmek ve değersizleştirmek isteyen bir kurumsa, ne kadar şansınız olabilir?Bereket ki böyle hâkimler de var.Hâkim İbrahim Ekdemir, yalnız adaleti değil muhtemeldir ki onurlu bir adamın iftiraya uğramış bir babanın hayatını da kurtarmıştır.Çocuk ve hayvan pornosuna meraklı bir sapık şüphesi atfedilen kaç baba, böyle bir leke ile yaşamına devam etmeye dayanabilir?Hâkim Ekdemir, namus ve şeref cellâtlığının standart bir tasfiye işlemi hâline getirildiği bu ülkede, her şeye rağmen ümidimizi korumamız için sebepler bulunduğunu bize hatırlatmıştır.Ona ne kadar teşekkür etsek azdır.Eski insanlar şu deyimi sık kullanırlardı:“Akıl var, iz’an var...”Binbaşı Karslıoğlu’nu beraat ettiren karar elbette hukuktan ve bağımsız yargıdan ilham almıştır ama asıl yol gösterici ışık akıl ve anlayıştır, özellikle yargıçlarda gelişmiş olduğunu düşündüğümüz sezgidir.Paket neden işe yaramadı?Bu değerlerin bir gün imdatlarına yetişeceği ümidi ile Silivri’de çile dolduran kaç insan var şu anda?Hangi ciddi suçlama nedeniyle cezaevinde tutulduklarına, toplum vicdanının da cevap bulamadığı iki önemli “sanık” eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ ve dünyaca ünlü hekim, milletvekili Prof. Dr. Mehmet Haberal, kamuoyunu muhatap alan çağrılar yayınladılar dün.Onları yargılayan mahkeme de, Binbaşı Karslıoğlu’nu beraat ettiren Ankara hâkimi İbrahim Ekdemir’i uyaran şüphenin siyasi davaların çoğu için geçerli olabileceği ihtimalini dikkate alamaz mı?“İllâ da tutuklu” yargılananları korumak için yargı paketi çıktı. Bu paket Başbakan’ın deyimi ile “Biz devlet içinde devletiz” havasına girenleri etkisiz bırakmak amacına hizmet edecekti. İşe yaramadı.Başbuğ haklı olarak soruyor:Acaba tedbir olarak getirilen paket “Devlet içinde devletiz” diyenlerin gücünü ellerinden alamadı mı?Uzun tutuklulukların yarattığı haksızlık davaların özünü unutturmuştur.Adaletin tümünü kapsayacak bir “akıl ve iz’an” desteği gerekiyor!

Devamını Oku