Özensizlik

31 Temmuz 2012

Hükümet Sözcüsü Arınç, eleştirdiği yanlış bir tayinin sebebine “özensizlik” adını koydu.Tayin malûm; Türkiye’yi işkenceden AİHM’de mahkûm ettiren işkence ile suçlanmış bir polis amirinin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı’na getirilmesi...Arınç’a göre söz konusu polis amiri, işkence faili olduğu konusunda bir yargı kararı bulunmasa da, değil mi ki işkence yapmakla suçlanmış biridir; İstanbul’daki son görevine tayin edilmemeliydi.Tayin “burada bir eksiklik, özensizlik bulunduğunu” gösteriyor!Bu özensizlik telâfi edilecek mi, edilecekse nasıl bir çözüm bulunacak, bekleyip göreceğiz.Ama özensizlik sari bir hastalık gibi yayılıyor.Sabrını zorladığı Çankaya’ya kadar tırmandı.Düzeltirken yıkmakCumhurbaşkanı Gül’ü kurucusu olduğu partinin bir kısım yöneticisine kırgın ve kızgın hâle düşüren sebep de özensizlik.Gül’ün ikinci kez aday olmasını önleyen yasal düzenleme kırıcı bir “tedbir”di. Anayasa Mahkemesi iptal kararı ile Gül’ün yolunu açınca başlatılan entrika da yine parti odaklı oldu.Ve bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı Gül öfkesini, tehdit de içeren bir mesaj biçiminde Başdanışmanı’nın ağzından duyurmak zorunda kaldı.Özensizlik aynı tempoda sürüyor...Mesela AKP Grup Başkanvekili Elitaş “Sayın Başdanışman kendi fikirlerini ifade etmiş” dedi.Nereden biliyor; sordu mu?Bir Cumhurbaşkanı böyle bir Başdanışman’ı anında azleder. Siyaset kulislerinde kıyamet koparken sessiz kalmaz.Cumhurbaşkanı yalanlamadığına göre Başdanışman söyleneni yapmıştır!Aynı şekilde Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik... O da en azından Cumhurbaşkanlığı makamının hak ettiği özeni göstermekte yetersiz kalmıştır.Çelik, Cumhurbaşkanı Gül’e nasıl davranması gerektiğini buyurmuştur adeta.“Sayın Erdoğan aday olursa Gül’ün çıkıp ‘Ben de adayım’ diyeceğini zannetmiyorum.”Başta nezaket borcuÖzensizlik çıkmaz sokaktır. Hüseyin Çelik, Cumhurbaşkanı Gül’e izlemesini salık verdiği yol konusunda ikna edici olabilmek için 2007’de Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına Gül’ü aday gösterdiğini hatırlatarak bundan bir borç çıkarmıştır:“Gül aday olabilecekken bunu yapmazsa, Başbakan’ın 2007’deki jestine karşı jest olur.”Gül’ün önünde daha iki yıllık bir görev süresi var. Onu şimdiden “topal ördek” konumuna düşürecek oyunlar, yorumlar yapmak en azından özensizliktir.Cumhurbaşkanlığı koltuğu, zirvedeki iki siyasetçinin sırayla paylaşacakları bir tahteravalli değildir.Jest olarak ikram edilecek bir makam da değildir.Kaldı ki Çelik, Abdullah Gül’ün borcunu 2003’te ödediğini söyleyen biri çıkarsa cevap bulmakta zora düşebilir.Çünkü 2002 seçimine yasaklı olduğu için Erdoğan girememiş, Siirt’te icat edilen bir ara seçimle milletvekili seçilmişti.O zaman AKP hükümetinin Başbakanı Abdullah Gül’dü ve Gül derhal yerini Tayyip Erdoğan’a devretti.Kimsenin kimseye koltuk borcu yok.Ama herkesin nezaket borcu var.

Devamını Oku

Gül’ün tercümesi

30 Temmuz 2012

VATAN’ın dünkü manşeti, hardallı bir konuyu vakitsiz bir şekilde gündeme getirdi.Aslında akla gelen gündeme de gelmeli.Ertelemek pek çok meselenin aceleye getirilmiş çözümler yüzünden daha karmaşık hâle gelmesinden başka işe yaramıyor.Cumhurbaşkanı Gül’ün 2014’te ikinci kez aday olmaması için getirilen tahdidi Anayasa Mahkemesi iptal ederek ilk sürprizi yapmıştı.Bu “nahoş karar” teselli yorumları ile dengelendi.“Problem olmaz; Tayyip Erdoğan’ın adayım dediği yerde Abdullah Gül adaylıkta ısrar etmez” dendi.Ama Cumhurbaşkanı’nın Başdanışmanı Ahmet Sever’in VATAN yazarı Ruşen Çakır’a yaptığı açıklama, Cumhurbaşkanlığı seçiminin sanılanın aksine beklenmedik bir rekabete konu olacağının işaretini verdi.Ahmet Sever “.. Pekalâ aday olabilir; niye olmasın” dedi.Gönül koyduğu nedenlerAdaylar arasındaki özel hukukun demokratik geleneklere üstün tutulduğu durumlar hariç iki kez seçilme imkânının tanındığı yerde Cumhurbaşkanları mutlaka bu hakkı kullanırlar.Çünkü ikinci hakkın kullanılmaması yetersizliğin itiraf edilmesi anlamına gelir.Veya emanetçi konumuna girer.Hiçbir Cumhurbaşkanı böyle bir onur sorunu yaşamak istemez.Şimdi Abdullah Gül’ün ikinci kez adaylığını koyacağından emin olabilir miyiz?Başdanışman Sever, Cumhurbaşkanı’na danışmadan, bu açıklamayı yapmış olamaz.Buna rağmen Sever’in sözleri, Gül’ün ikinci kez seçime gireceğinin garantisi değildir.Gül geri dönülmez bir karara varmış olsaydı bunu kendisi açıklamak isterdi.Halbuki haberi Başdanışmanı duyurmuştur. Ve adaylığı sadece “gerçekleşmesi mümkün bir ihtimal” olarak ifade etmiş, Cumhurbaşkanı adayı olmak için geçerli kabul edilebilecek sebepler saymamış, onlar yerine gönül koyduğu bazı sebepleri sıralamıştır.Sebepleri haksız değildir.Kurucusu olduğu partinin oluşturduğu Millet Meclisi çoğunluğu, ikinci kez aday olmasını önlemek için ona yasak koydu çünkü.Sonra o yasağı kaldıran Anayasa Mahkemesi kararını eleştirdi, kötüledi.Bu sorun kolay çözülürGül’ün şu an sanki tek görevi, Çankaya’yı Başbakan Erdoğan’a devredeceği günü beklemektir.Önümüzde iki yıl var. “Topal ördek” durumu pek çok demokraside yaşanıyor ama bu kadar uzun sürelisi yok.Yani Gül’ün alınganlığı yersiz değildir.Şimdi bu açıklamayı hangi niyete yorumlayacağız?AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik doğru söylüyor:“Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olduğunda Abdullah Gül ‘Ben de adayım’ demez.”Bize kalırsa Abdullah Gül, önünde iki yıllık hizmet süresi bulunan bir Cumhurbaşkanı olarak, içinden çıktığı partinin üyelerini kendisine karşı saygıda kusur etmemeye çağırmış, etkili olabilmek için biraz müeyyide göstermek istemiştir.“Terbiyenizi takının yoksa...”Cumhurbaşkanı Gül’ün Ahmet Sever’in ağzından yaptığı çıkışın tercümesi budur!

Devamını Oku

Boş paket!

28 Temmuz 2012

Eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ ile CHP milletvekilleri Haberal ve Balbay’ı mahkeme bırakmadı!Üçüncü yargı paketinin uyandırdığı beklentiyi öfke ve hayal kırıklığına dönüştüren mahkeme kararı oybirliğiyle çıktı.“Kuvvetli suç şüphesi” mevcutmuş ve adli kontrol tedbiri yetersiz kalırmış!Kamu vicdanı kanıyor.Karar mahkemenin duvarlarında yankılanırken sanıklarla yakınlarının uğradıkları yıkım insanın içini acıtan görüntüler yarattı.Dünyaca ünlü hekim Prof. Haberal, kutsal kitabı referans vererek “Adalet Allah’ın emridir” diye bağırıyor, hakimlere dönerek “Suçum ne” diye soruyordu.Sözler uçtu gittiÜçüncü yargı paketi sözde uzun tutukluluğun adaletsizliğine çözüm getirecekti.TBMM Başkanı Cemil Çiçek uyardı: “Yargıçlarımızın çıkardığımız yasaların ruhunu iyi anlamaları lâzım.”Adalet Bakanı Ergin “Kişi güvenliği ve özgürlüğünün daha güçlü teminata bağlanması amaçlanıyor” dedi.HSYK 1. Daire Başkanvekili İbrahim Okur mahkemeleri engizisyona, Silivri’yi zindana çeviren tutuklamalara karşı yapılan paket daha projeyken görüşünü açıkça söylemişti:“Ben olsam tahliye kararı verirdim..”Bu kararı vermek şimdi daha kolaydı. Ama sanki görünmeyen bir güç mahkemeleri siyasi bir bakış açısına kilitlemiştir.Kanun koyucu ne yaparsa yapsın sonuç değişmiyor. Hele bu son kararlar?.. Kimse hukukun adalet ürettiğini söyleyemez.Devletin temeli ne?İntikam yargılaması sürecektir. Dava politik bir bilek güreşine dönüşmüştür.Mahkeme, kanun koyucu ile çatışmak pahasına aykırı karar vermiştir. Çünkü Başbakan böyle ters bir uygulamanın kendisini memnun edeceğini belli etmiştir.Tutukluluk rejimini doğru yola koyma şansı en azından bu dava için zora girmiştir artık.Tutuklu olarak yattıkları süre 5 yıla dayanan sanıklar var.Tahliye taleplerine verdiği ret kararı, bir sonraki ay mahkemenin elini bağlayacaktır.Beş yıllık davada, bir ay sonra ne değişecek de tahliye şartları doğacak?Yargı bağımsızlığını zedeleyen suçlar çok acılar çektirecek, çok mağdurlar yaratacak görünüyor.“Adalet mülkün temelidir” özdeyişi inşallah abartıdır. Doğruysa yanarız!Sakın unutmayınDemokratik toplumu hızla bozan hastalık “güç bende” duygusuna kapılmaktır.Maalesef polis de, siyasetçi zümresi de bu hastalığa çok çabuk yakalanıyor.Son örneği Hatay Dörtyol’da yaşadık.Bir AKP milletvekilinin oğlu ile iki polis arasında cereyan eden tatsız bir olay, onur kırıcı bir uygulamaya dönüşünce kıyamet koptu.Bereket haber, otosansür engelini aşıp medyada hak ettiği yeri aldı da gücünü kötüye kullananlar en azından utanılacak bir duruma düştüler.Tabii asıl müeyyide, gücünü kötüye kullanan milletvekiline sandıkta ceza kesmektir.Dörtyollular inşallah seçime kadar unutmazlar!

Devamını Oku

Benzersiz teşhis sahnesi

27 Temmuz 2012

Polisler şüpheli konumunda duvar dibine sıralanmış, şikâyetçi vatandaş teşhis yapıyor!Birinci sayfadaki resmi görünce kim bilir kaç kişinin yüreği yağ bağlamıştır...Çünkü polisin halkla ilişkiler bağlamında medyaya yansıyan görüntüsü hoş değildir.Bu yüzden kafalarda oluşan imaja göre karakollar genellikle müşteki girenlerin suçlu çıkabildiği, horlandığı, hatta dayak yediği, bu yetmiyor gibi bir de “görevli memura mukavemet ve hakaret”le suçlanarak mahkemeye gönderildiği yerlerdir.“Allah beterinden korusun” dedirten olaylar da hatırlıyoruz.İzmir’de polislerden karakolda yediği dayak görüntüleri ortaya çıkan Fevziye Cengiz kolay unutulur mu?Aynı şekilde geçen ay İstanbul’da bir yakınını hastaneye götürürken polisle yol önceliği yüzünden tartışan Ahmet Koca’nın başına gelenler “polis devleti” denilen rejimlere taş çıkartacak bir zulüm örneği değil miydi?Dayak atan 11 polis serbest bırakılırken komalık olan vatandaş hakkında 6,5 yıla kadar hapis istemi ile dava açılmıştır.Keşke “polis devletinden söz edenler iftira ediyor” demeye yarayacak bir hikâye olsaydı birinci sayfadaki resmin arkasında.Yok maalesef. Polisin taraf olduğu olaylarda sade vatandaş haklı çıkmaz bizde. O resim Hatay Dörtyol Emniyet Müdürlüğü’nde çekildi.Orada polise “vatandaş muamelesi” yapıldı ama nasıl?Türkiye’de ilişkileri hak hukuk değil güç faktörü düzenliyor. Gücü gücü yetene...Dörtyol’daki olay, yetkilerin kötüye kullanılmasındaki aşırılığı ortaya koymakla kalmıyor, siyasetin her alandaki belirleyiciliğini de kanıtlıyor.Emniyet Müdürlüğü’nde polisleri şüpheli sıfatıyla duvar dibine hangi güç dizdi?Emniyet’in kantinini AKP Gençlik Kolları üyesi Ömer Uzun işletiyor. O bir polisle tartıştı. O sırada “seni sürdüreceğim” diye tehdit etti ve AKP Milletvekili Türkoğlu’nun oğlu Kaan’ı yardıma çağırdı.Komiser Yardımcısı Murat Emer müdahaleye tepki gösterince tartışma çıktı. O arada Ömer Uzun ile Kaan Türkoğlu dövüldüklerini iddia ederek şikâyetçi oldular.Ve savcılığın talimatı ile Emniyet’te bu benzersiz teşhis sahnesi yaşandı.Bu ibretli sahne, iki tarafı da özeleştiriye mecbur eder mi acaba? Keşke...Biraz daha az konuşsalar olmaz mı?Türkiye bir dış başarıya bu kadar mı hasretti?Dışişleri Bakanı Davutoğlu “Suriye’nin geleceğini belirleyen en temel aktör şu anda Türkiye’dir” dedi dün.Başbakan Erdoğan Londra’da sivil giyimli bir komutan edasıyla konuştu:“Halep’de rejim, tanklarıyla helikopterleriyle saldırı hazırlığı içinde.. Temennim odur ki rejim burada da gereken cevabı inşallah Suriye’nin öz evlâtlarından alsın!”İç savaşın götürdüğü Esad yarın unutulacak ama acılar hep hatırlanacak. Yaşanacak olan kötülükler hep iç savaştan bilinecek.Ve taraf olanlardan...Düşmanımız mı az da arıyoruz?Siyasetçiler komşunun zihnine düşmanlık kazıyarak ne kazanacaklarını umuyorlar? Daha az konuşsak artık!

Devamını Oku

Mezhep gözlüğü

27 Temmuz 2012

Suriye yaz gününde çığı hatırlatıyor. Kartopu hızlanarak iniyor, önüne çıkan her şeyi yutuyor...Kamışlı, Suriye Kürtlerinin başkent saydığı bir yerdir.Başbakan’ın televizyonda “Kamışlı Kürtlerin eline geçerse seyirci kalmayız” dediği gecenin sabahı, denetimini Kürtlerin ele geçirdikleri bir Kamışlı’ya uyandık.Ne olacak bu durumda?Başbakan dün Londra’ya giderken aynı minval üzre kırmızı çizgilerimizi sayıp dökmeye devam ediyordu:“Bizim bu işe müsamahayla bakmamız mümkün değil. Bütün tedbirler alınmaktadır. Gerek silahlı kuvvetlerimiz gerek diğer ilgili birimlerimiz çalışmalarını sürdürüyor.”PKK ve Suriye uzantısı PYD’nin Türkiye’ye terör saldırısına kalkışması hâlinde müdahale etmenin bizim için “en tabii hak” olacağını söylemek, acaba gerekli bir uyarı mıydı?Hayır çünkü Kürtlerin şu andaki birinci amacı, Kuzey Suriye’de piyango gibi kazanılmış Kuzey kuşağında egemenliklerini pekiştirmektir.Böyle bir süreçte Türkiye’nin düşmanlığını çekmek kadar aptalca bir hareket olamaz.Bu gerçek Barzani için de geçerlidir. Dün Başbakan yakında Dışişleri Bakanı’nı Barzani’ye göndereceğini söylüyordu.Barzani “Suriye’den Kürt gençlerini Kuzey Irak’a getirip eğitim verdik, şimdi onları geri gönderiyoruz” demişti ya; Başbakan bu ifadeyi çok çirkin bulduğunu belirtti.Oysa Barzani’nin Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na ne diyeceğini tahmin etmek zor değildir:“Kuzey Suriye’deki boşluğu PKK’ya bırakmamanın tedbirini alıyorum” diyecektir.Gerçekten de Kürtlerin çıkan fırsatları değerlendirmeyi başarmak için PKK’dan tamamiyle soyutlanmak mecburiyetini fark etmiş olabilecekleri ihtimaline şans tanımak iyi olabilir.Başbakan’ın ses tonu nedeniyle Türkiye baştan beri tehdit eden bir rolde görünüyor. Erdoğan dün “Suriye’de bölünme de etnik çatışma da istemiyoruz” dedi.“Tahrik oyununa gelmeyeceğimizi” söyledi.Bu yüreğimizi biraz ferahlatır ama Başbakan’ın olaylara mezhep gözlüğü ile bakması yanlış ve risklidir. Çünkü bu gözlüğü takan yanlış yapar.Yanlış kavgalara süreklenmeyelim!Kuzu’ya hodri meydanÖnümüzdeki ay yeni anayasa çalışmaları hızlanacak.Tabii iktidar “Başkanlık” sistemi konusunda kamuoyunun aklını çelmek için elinden geleni yapacak. Prof. Burhan Kuzu kim bilir ne numaralar planlıyor?Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker’den bir mektup aldım.Mektup “1994 yılında Başkanlık Sistemini programına almış ilk ve tek partinin genel başkanıyım” diye başlıyor.Başkanlık sisteminin iyi ama uygulayacak olanın güvenilir olmadığını söylüyor.Tayyip Erdoğan’ın kendisini halk adına denetleyecek bir yasama organı oluşmasına izin vermeyeceğini, dolayısiyle sistemin Başkanlık sistemi olmayacağını savunuyor.Ve istediği yer ve zamanda konuyu Burhan Kuzu ile tartışmaya hazır olduğunu bildiriyor. Elçiye zeval olmazmış!..

Devamını Oku

AKP’nin hüneri

26 Temmuz 2012

AKP on yıldır iktidarda. Bu kıdemde bir iktidar yıpranır. O da yıpranmıştır. Ama neden görünmüyor?Çünkü sürekli olarak halkın nabzını tutuyor ve icraatını anketlere bakarak planlıyor.Eğilimi ölçerek ya yeni hamle planlıyor veya kararı alınmış bir hamleden vazgeçiyor.Sabah’tan Yahya Bostan’ın haberine göre AKP’nin son MYK toplantısında yine geniş kapsamlı bir araştırmanın sunumu yapılmış. Ve icraatın etkileri, yansımaları ölçülmüş... Dikkate değer tespitler var:Mesela Başbakan Erdoğan Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen’e “dön çağrısı” yapmıştı ya;Araştırmaya katılanların yüzde 44,3’ü daveti olumlu karşılarken yüzde 35,7’si olumsuz bulmuş, geri kalan yüzde 20 görüş belirtmemiş..Bu yüzde 20 içindeki büyük kesimin cemaat karşıtı görünme korkusuyla olumsuz görüş açıklamadığını tahmin etmek zor değildir.Büyük koalisyonÖzel yetkili mahkemelerin kaldırılması kararına yüzde 34,4 destek verilirken olumsuz bulanlar yüzde 30,1 çıkmış. Yüzde 35,5 görüşünü söylememiş.Güncel bir soru: Suriye’deki iç savaş Türkiye’nin güvenliğini tehdit ediyor mu?Evet diyenler yüzde 57,3; Hayır diyenler yüzde 28,3.. Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın tahliyesi de halk jürisine sorulmuş. Tahliyeyi olumlu bulanlar yüzde 34,9; olumsuz karşılayanlar yüzde 35,2 (neredeyse eşit) çıkmış. Pek çoğunda fark edildiği gibi bu anketin ortaya koyduğu sonuçlar AKP tabanının bir büyük koalisyon oluşturduğunu gösteriyor.Taban salt muhafazakâr olsa sonuçlar böyle çıkmazdı. İktidar icraatını onaylayan sayılar ağır basardı.AKP destekçilerini ideolojik zeminde değil yaşamı kolaylaştıran ve ekonomik çıkar beklentilerini cevaplayan pratikte arayıp buluyor. Görünen odur.Çoğunluğu cezbeden icraat -TOKİ evlerinden, sağlıktaki olanaklara- yeni projelerle takviye edilirken tepki çeken adımlardan hemen vazgeçiliyor:Muhalefet ve medyaİşte kürtaj unutturuldu. “Ücretsiz eğitim” isteyen gençler hapse atıldı ama şimdi istek gerçekleşme yolunda.Aynı şekilde kıdem tazminatı dert açacak görünüyordu, dün Sanayi Bakanı “Kıdem tazminatı gündemimizde yok” deyiverdi.Köprü onarımı İstanbul’un hayatını kararttı. Birinin aklına geldi, hükümet komplekse kapılmadan ücretsiz geçiş kararı aldı.Toplumun nabzını ölçmek, iktidarı yanlıştan her zaman korumaz belki ama yanlışı görmesine mutlaka yardım eder.Sorumluluk bu noktada önem kazanıyor:Kitle partisi olmanın kurnazlığı ile başarıya ulaşıp ideolojik bir partinin oldu bittilerine heveslenmekten mutlaka sakınmak...Tehlikeye karşı kamuoyu güvencedir ama yeterli güvence olmayacağı dönemler gelebilir.Onu anladığımızda vakit geçmiş olabilir. Çoğunluğu ardında sürüklemenin marifetini keşfetmiş bir iktidar, kendi için de ülke için de risktir.Güvence halka gündem oluşturan yaratıcı bir siyasi muhalefettir.Ve özgürlüğünden vazgeçmeyen medya!

Devamını Oku

Hesap hatası

24 Temmuz 2012

Güldürü filmlerinin çok kullanılan bir numarasıdır.Adam, uzatılan süslü kutuyu alır. İçinden sürpriz çıkacağını umarak merak ve heyecanla kapağı açar.Ve açtığı anda kutudaki yaylı boks eldiveni burnunun üstünde patlar...Türkiye’yi Suriye konusunda acaba böyle bir kötü sürpriz mi bekliyor?Başbakan Erdoğan Moskova’yı ziyareti sırasında Suriye’nin bütünlüğünden yana olduğumuzu söylemişti. Ama önemli katkıda bulunduğumuz kriz, bölünmüş bir Suriye istikametinde gelişiyor.AKP kurmayları, hesap hatası yapmışlardır.Hesapça Esad baskıya dayanamayacak kardeş parti Müslüman Kardeşler iktidara gelecek, Sünni Müslüman dünya muradına erecek ve Türkiye takdir alarak yücelecekti.Bu son yine gerçekleşebilir. Ama Türkiye’nin ulusal çıkarları için en elverişli çözüm bu mu olmalı?Suriye’de “Batı Kürdistan”ın temelleri atılıyor.Kuzey Irak’ta Barzani’nin eğittiği Suriye Kürtleri, ülkenin Türkiye’ye bakan Kuzey kasabalarında yönetimi devralıyor.Bu hesaplanmamış bir riskti.Kutudan Müslüman Kardeşler’in gönderdiği hurma çıkması beklenirken ikinci bir Kürt sorunu çıkmış, yumruk gibi gözümüze inmiştir!Suriye’deki Kürt hedefleri konusunda Barzani’nin Erbil’de PKK’yı ikna etmesi ve bunu bizim seyretmemiz, bazı büyüklerimizin stratejik derinlik konusundaki şöhretlerinin şişirme olduğunu hatırlatmaktadır.Kürt liderlerin stratejik zekâlarını hiç değilse bundan böyle küçümseme yanlışına düşmeyelim.Her kriz aynı zamanda bir fırsattır.Elbette Kürtler bölgede patlak veren krizden çıkarları doğrultusunda yararlanmak isteyeceklerdir. Bu onların hakkı.Irak ve Suriye’de insan onuruna yakışan bir yaşamı dikta rejimleri onlara çok görmüştür.Türkiye bu aşamada keskin bir dönüş yapamaz ama yön düzeltmeleri her an mümkündür.Şu anda baş döndürücü bir hıza ulaşan olaylar kontrolümüzden çıkmış gibidir.Stratejik körlük başımıza daha büyük sorunlar açmadan Millet Meclisi olağanüstü toplantıya çağırılmalıdır.Yürütülen siyasetin ulusal hedeflere uygunluğu tartışılmalıdır.Sihirli formül!İsrail, Türkiye dostluğunun önemini anlamaya mı başladı ne?Başbakan Netanyahu dün Kudüs’te görüştüğü Türk gazetecilere “iki ülke de elinden geleni yapmalı” dedi.Gruptaki arkadaşımız Özer Özbayraktar’a üst düzey bir İsrailli yetkili “İlişkileri geliştirmek için sihirli bir formül arıyoruz” demiş.İki ülkeyi hasım hale getiren problemi çözmek sihirbazlık gerektirmiyor.Biraz saygı, biraz da empati yeter...Mavi Marmara’yı uluslararası sularda basarak insanları öldüren ve bir özrü dahi esirgeyen bir devleti ne tür bir sihirbazlık kurtarabilir ki?Türkiye-İsrail ilişkilerini, “ortak düşman Suriye”den gelecek riskler değil ancak samimi bir pişmanlık kurtarabilir.Hem suçlu, hem güçlü tavrı değil!

Devamını Oku

BOP çalışıyor!

23 Temmuz 2012

Suriye’ye gelecek olarak sunulan, ne yazık ki “ölümlerden ölüm beğen” seçenekleridir.Gidiş bir yok oluş sürecidir.Doğan otorite boşluğunun Türkiye sınırına paralel kuzey kuşakta Kürtler tarafından doldurulmaya çalışılması, dört kasabanın dün tek silâh patlamadan Kürtlerin eline geçmesi, PKK’nın aktif bir rol oynaması Ankara’ya dün endişe kaynaklı bir hareketlenme getirdi.Halk Başbakan’ın olayları nasıl okuduğunu merak ediyor ama hükümetten ses çıkmıyor.Buna karşılık muhalefet AKP iktidarının Esad için kazdığı kuyuya kendisinin düştüğü kaygısını taşıyor.Emekli büyükelçi olan CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu, asıl zorluğun Esad’tan sonra yaşanacağını çünkü o zaman karşımızda bir yerine 3-4 Suriye bulacağımızı söylüyor.MHP’nin görüşlerini açıklayan Mehmet Şandır ve stratejist kökenli milletvekili Sinan Oğan, şu an Büyük Orta Doğu Projesi’nin son durağına tam yol ilerlendiği inancındalar.MHP’ye göre iktidar dört parçadan oluşacak Kürt devletinin kurulmasına destek veriyor.Irak’ta kurulan birinci parça, Bağdat’tan bağımsız olarak petrol ve doğalgaz anlaşmaları imzalayan Ankara tarafından resmen tanınmıştır.Şu anda da Esad rejiminin düşmesini pusuda bekleyen Kürt oldu bittisinin yardımımızla temeli atılıyor.Şandır dün Vatan muhabirine “Türkiye’nin muhalifleri silâhlandırdığı ve Suriye’ye eyleme gönderdiği görüntüsü bize yakışmıyor” dedi.Ve muhaliflere verdiği desteği Türkiye’nin kendi ayağına ateş etmesi biçiminde niteledi.Çünkü bütün bu felâketler BOP uğruna yaşanıyor.BOP’un en önemli hedefi İsrail’in güvenliğine daha güçlü garantiler getireceği hesap edilen birleşik bir Kürt devleti kurulmasıdır.Şimdi düşünmek lâzım:Öngörülen Kürt devleti dört parçalı olduğuna ve bu tezgâh Esad devrildikten sonra işlemeye devam edeceğine göre milletvekilleri için, Millet Meclisi için tatil yapmanın sırası mı?Olağanüstü toplanmak için daha ne olmasını bekliyorlar?Bir geçici işe 40 adayMuğla’daki Atatürk Spor Salonu dün hüzün vereci bir kura çekimine sahne oldu.Orman idaresi yangın mevsiminde 110 geçici işçiye ihtiyaç duyduğu için ilan vermiş, istenenin kırk katı, tam 4 bin 675 kişi başvurmuştu.Kurayı kazananlar sadece 5 ay 29 gün çalışacak, günde sekiz saat mesai yapıp 42 ile 47 lira günlük ücret alacak.Okumuş yazmış gençler çoğunluktaydı elbet ve bunların pek çoğu onurları incinmiş halde döndüler evlerine.Bilginin, yeteneğin önem taşımadığı bir kader-kısmet seçiminin kadersizi, kısmetsizi olmuşlardı.Adları noter tarafından okunanlar için sanki iş garanti mi?Hayır, başlamak için sözlü sınava girecekler.Ne soracaklar acaba?Ya bilmedikleri bir şey gelirse?..Mesela Türkiye’de işsizliğin yüzde 9’a düştüğünü söylemek zorunda kalırlarsa ne yapacaklar?..Ekmek parası uğruna insan doğru olduğuna inanmadığı bir iddiayı sahiplenebilir. Merak etmesinler...Allah işsizin çaresizliğini bağışlar!

Devamını Oku