Sessiz film gibi

12 Temmuz 2012

Genelkurmay dün Suriye ile aramızdaki kriz konusunda kafa karıştıran bir açıklama yayınladı.Sanki TSK, kamuoyunu bazı yeni gerçekleri kabul etmeye hazırlıyor.Açıklamada, Suriye’nin düşürdüğü uçağımızın üzerinde “patlayıcı madde artığına ve herhangi bir mühimmata ait olduğu değerlendirilen bir bulguya rastlanmadığı” belirtiliyor.“Nazara geldiği için düştü” diyen olmadığına göre kanıtlanabilir bir sebep bulmak gerekiyor.Suriye Türk jetinin, Suriye hava sahasını ihlâl ettiği için vurulduğunu, uçaksavar ateşine hedef olarak düştüğünü iddia etti.Ankara ise jetimizin uluslararası hava sahasında, ihtar yükümlülüğü yerine getirilmeden füze ile vurularak düşürüldüğünde ısrar ediyor.Amerikan Wall Street Journal gazetesi, kimliğini gizli tuttuğu “güvenilir bir kaynağa dayanarak” Suriye’nin iddiasını doğru kabul eden bir yayın yaptı diye Başbakanımız tarafından namertlikle suçlandı.Bilgi hakkı kutsalErdoğan’a göre böylesine önemli bir iddia açığa vurulurken kaynağı gizlemek mertlik olamaz.Oysa evrensel meslek kuralıdır; gazeteci haber kaynağına gizlilik sözü vermişse tutmak zorundadır. Asıl buna uymamak namertlik sayılır.Nitekim AKP iktidarının yenilediği Basın Yasası “Gazeteci kaynağını açıklamaya zorlanamaz“ (madde 12) hükmü ile bu hakkı güvence altına almıştır.Başbakan dış basından aktarılan AKP’ye yönelik eleştirel haberler karşısında öfkeye kapılıyor, hakaret içeren, tehdit tonunda sözler söylüyor.Değişmez hedefleri de bağımsız yazarlar ve CHP oluyor.Başbakan’a göre yapılan şey Türkiye’ye düşmanlıktır.Hayır; böyle düşünmek için dış basına Türkiye’yi kötüleyen bir iftira ve ihbar servisi yapılmış olması gerekir.Böyle bir durum yok. Yaşanan gerçek, dış kamuoyunu oluşturan Türkiye ile ilgili bilgi ve iddialardan Türk halkının haberdar edilmesidir.Anlaşılacağı gibi Başbakan’ın kızgınlığı, otosansür nedeniyle kendi medyasında duyup okuyamadığı bazı sakıncalı, sıkıntılı gerçekleri Türk halkının dışardan öğrenmesinedir.Sessiz film ortamı mı isteniyor? Evet istenen bu!Erdoğan’ın borcuBaşbakan dün yine “yan bakanlara ihtarlar”la dolu bir konuşma yaptı.Sel felâketini doğuran sebeplere yönelik eleştirileri karalama sayan Başbakan TOKİ’yi “başarısız göstermenin insafsızlık” olduğunu söyledi.Suriye krizinde ortaya çıkan şüpheleri seslendiren muhalefeti ve gazetecileri, milli duruş sergilememekle suçladı.KPSS’nin sorunsuz ve temiz bir sınav olduğunu iddia ettikten sonra Üçüncü Yargı Paketi’nin tutuklu milletvekillerine özel bir düzenleme olmadığını söyleyip “Tutukluları aday gösterme olayı muhalefetin ülke gündemine taşıdığı bir sorun. Adam mı bulamadınız milletvekili yapmak için?” diye sordu.Hayat bazılarına karşı çok cömert..Tayyip Erdoğan için “muhtar bile olamaz” denmişti.Siyaset onun için yasa çıkardı ona özel seçim düzenledi ve getirip Başbakan koltuğuna oturttu.Demokrasiye borcunu böyle mi ödeyecek?

Devamını Oku

İnadına mı?

10 Temmuz 2012

Üçüncü Yargı Paketi’nin sağlayacağı umulan özgürlükler henüz ufukta görünmedi.Oysa Meclis bu yasayı heyecanla geçirmiş, Cumhurbaşkanı da bir gün bile bekletmeden imzalayarak yürürlüğe girmesini sağlamıştı.Yeni tutuklama rejimi, hâkimlerin AİHM’nin bu konudaki içtihatlarına uymama bahanesini ortadan kaldırmış bulunuyor.Artık aslolan tutuksuz yargılamadır.Bir şüpheliyi tutuklamak veya tutukluluk hâlinin devamına karar vermek eskisi kadar kolay olmayacaktır.Basmakalıp gerekçeler kabul edilmeyecek, somut kanıtlarla ikna edici gerekçeler istenecektir.İktidar yöneticilerini bu yola getiren ve Meclis iradesini biçimlendiren sebeplerin başında tutuklu milletvekilleri ile sonunda beraat edecekleri belliyken adeta içeride unutulan Silivri mağdurları geliyordu.Tutukluluk rejimi onlar gözetilerek çıkarılmıştı.Bekleniyordu ki siyasetin gösterdiği heyecan ve sabırsızlık aynen mahkemeleri etkisi altına alsın, milletvekilleri ve özel yetkili mahkemelerde kurunun arasında yanan yaşlar kurtulsun. Herkes işine, gücüne, ailesine kavuşsun...Öyle olmadı.TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in şu sözü bir rahatsızlığın ifadesidir. Cemil Çiçek “Ümit ederim mahkemeler Millet Meclisi’nin verdiği mesajı iyi anlamıştır” dedi.Reformun getirdiği rejimi hâkim ve savcılar hoş karşılamamış olabilirler mi? Demeçler, verilen mesajlar hâkimleri bir inatlaşma duygusuna sürüklemiş olabilir mi acaba?Meclis Başkanı “Hiçbir hâkim mesleğini inatlaşma duygusuyla yapmaz” diyor. Ama cevap vererek böyle bir şüphenin varlığını bir yerde kabul ediyor.Gelen son haberler, “ağzının içine bakılan” mahkemelerin tahliye kararları için acele etmeyeceklerini, hatta ayın sonunu bekleyeceklerini gösteriyor.“Bir masumu içerde tutmaktansa yüz suçluyu dışarı bırakmak evlâdır...”Niye ay sonuna kadar beklenecek?Özgürlük hakkı doğmuşsa değil 2-3 hafta, 2-3 saat süren tutsaklığa bile kimse sebep olmamalı, kimse razı olmamalıdır.Hukuk devletini ararken hâkimler devletine toslamayalım!*****Tehlikeli inkârİktidarın cemevine dönük inkârı tuhaf bir kampanya görünümü aldı.CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’nün TBMM’de bir cemevi açılması isteğine yaylım ateşi gibi cevaplar, daha doğrusu tepkiler geldi.Önce Meclis Başkanı Çiçek, ardından Başbakan Yardımcısı Arınç, son olarak da taa Saraybosna’dan öteki Başbakan Yardımcısı Bozdağ, Diyanet’in görüşü çerçevesinde “tek tip” cevap verdiler.Efendim Alevilik İslâm içinde bir yorummuş. Müslümanların ibadethanesi de cami imiş...Bu telâşlı tepkinin ortaya çıkardığı ezber, AKP’ye büyük bir itibar kaybı getirebilir.Çünkü AKP “eritme ve inkâr dönemini kapatan iktidar” şöhretiyle övünüyor.Başbakan’ın açılım dönemlerinde Alevileri ayrı bir inanç grubu olarak tanıdığı ne çabuk unutuldu?Alevi elbette Müslümandır. Aynen Protestan’nın da Hıristiyan olması gibi...Mezhep kıskançlığı içinde cemevini inkâr, tehlikeli bir ayrımcılıktır.Buna hiç ihtiyacımız yok!

Devamını Oku

Savaş ihtimali

9 Temmuz 2012

Genelkurmay Başkanı’nın bir sözü dünkü gazetelerden birinin manşetine çıkmıştı.Akşam’ın Genel Yayın Müdürü İsmail Küçükkaya “Bir uçağımız düşürüldü ve iki pilotumuz şehit edildi. Mütekabiliyet nasıl sağlanacak?” diye sorunca Orgeneral Necdet Özel şu cevabı vermiş:“Savaş çıkaracak hâlimiz yok!”Komşu bir ülke ile ilişkilerin gerildiği dönemlerde savaş davete bağlı olarak gelmez.Savaşların çoğu kaza ile çıkar.Orgeneral Özel’in sözü savaş istemeyen çoğunluğun elbette hoşuna gitmiştir ama korkarız ki muhatap ülke üstünde cüretlendirici etki yaratacaktır.Suriye diktatörü ümidini kaybettiği noktada içerideki sorunu dışarı taşıyarak kendine yeni bir fırsat yaratmaya çalışacak olursa bunu Türk Genelkurmayı savaş istemese bile yapabilir.Burada önemli olan komşudaki iç kavganın tarafı durumuna düşmemektir.Türkiye’nin yakın tarihi, barışın zaferine tanıklık ediyor. İkinci Dünya Harbi’nin yangınında İsmet İnönü’nün tarafsızlık siyaseti ülkeyi ve milleti savaşın ateşinden yıkımdan korumuştur.İktidar sözcülerinin İnönü’yü karalama kampanyası bu gerçeği değiştiremez.Milli Eğitim Talim Terbiye Dairesi 4 Haziran’da dikkat çekici bir karar aldı.İsmet İnönü’nün İkinci Dünya Harbi’nde izlediği tarafsızlık politikası uluslararası ilişkiler dersinde öğretilecek konular arasından çıkarıldı.Meclis’te bir soru önergesi ile kapandı olay. Oysa daha büyük bir tepkinin sebebi olmalıydı.Herkes merak etmeli:İnönü’nün ülkeyi savaştan koruyan tarafsızlık siyaseti niçin öğretim programından çıkarılmıştır?Eğer karar İnönü üstünden yürütülen CHP’ye yönelik kötüleme kampanyasının uzantısı ise üstünde çok durulmayabilir.Ama niyet, dış politikamızın geleneksel barış zeminini ve hedefini değiştirmekse o zaman daha uyanık olmak gerekecektir.“Savaş çıkaracak hâlimiz yok” sözü elbette önemlidir.Ama inandırıcı olması için Genelkurmay Başkanı’nın güvencesi yeterli değildir.Türkiye’den emin olmak isteyenler bu sözün Başbakan tarafından verildiğini işitmek isteyeceklerdir.Gençlerle kumar!İki yıl önce KPSS sorularını çalanların yakalanmaması suç örgütlerine davetiyedir.Devlet memuru olmak için sınava giren bir milyon dolayındaki gencin öfke, şüphe ve ümitsizliğe düşmesi, mutlaka hesabı sorulacak bir toplumsal suç sayılmalıdır.“İki yıl önceki KPSS’nin sorularını çalanların yakalanması için Başbakan’ın bizzat emir verdiğini” ama suçluların yakalanmadığını hatırlayanlar bu çağrımızı tebessümle karşılayabilirler.Ama şu var ki, suçlusu yakalanmamış her sahtecilik yeni suçların yolunu açıyor cüretini veriyor.Olay keşke ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Demir’in inandığı gibi bir mübalâğa olsa.Ama kanıtlar ciddidir. Yarın yapılması beklenen ÖSYM açıklaması, en küçük bir gölge bırakmamalıdır sınavlar üstünde.Devletin en dürüst ve adaletli uygulaması bu sınavlardı.Gelenek bozuldu.İktidar bu durumu onur meselesi yapmalıdır. En küçük bir şüphe sınavın yenilenmesi için yeterli sebep sayılmalıdır. Gençlerin hayatı ile kumar oynayanlar asla kazanmamalı!

Devamını Oku

Deniz’i düşünün!

7 Temmuz 2012

Mustafa Balbay Silivri’de, havaalanında çalışıyor. Evine oradan kazandığı parayla bakıyor.Silivri’de “işe girdiği” tarihte 8 aylık bebek olan oğlu Deniz bugün 4 yaşında ve durumu böyle biliyor.Cuma sabahı “Havaalanındaki işi bitti, haydi onu almaya gidiyoruz” diye annesi Gülşah Balbay ve 11 yaşındaki ablası Yağmur’la yola çıktıklarında Deniz’in küçük yüreği heyecandan kıyamet koparıyordu.Sonra bindikleri araba aniden durdu.Anne bir telefon konuşması yaptı ve gerisin geri Ankara’ya döndüler.Durum Deniz’e “Babanın işi uzamış; birkaç gün sonra gidip alacağız” diye açıklandı.Gerçek, tahmin edeceğiniz gibi üçüncü yargı paketine bağlı olarak beklenen tahliye kararlarının çıkmaması ile ilgiliydi.Özel yetkili mahkeme kararları Pazartesi sonrasına atmıştı.Balbay’ın eşi “Ankara’ya geri döndük. Ama içimde fırtınalar koptu, başımdan aşağı kaynak sular döküldü. Deniz çok üzüldü” dedi.Tutukluluğu kitlesel olarak ceza gibi kullanan özel yetkili mahkemeler yüzünden Türkiye engizisyon ülkesi haline gelmişti.Meclis adli kontrol tedbirlerinin önünü açarak bu karanlığa bir ışık yaktı.Yargıya “yetkini insanları tutuksuz yargılamaktan yana kullan” mesajını verdi.Bilim adamları, askerler, gazeteciler, öğrenciler, daha niceleri...Bunların çoğu uydurma deliller, gizli tanıklar yüzünden aylardır, bir kısmı yıllardır hapislerde çürütülüyor.Tutukluluk süreleri uzadıkça adaletsizlik yalnız özgürlüklerinin çalınmasıyla sınırlı kalmıyor, mahkemeler pek çok masum insana, yattıkları süreyle uyumlu cezalar vererek hesap sorma haklarını ellerinden alıyor.Yeni yasa, mahkemelere geniş imkânlar tanıyor; tutuklular Meclis’te oluşan irade doğrultusunda salıverilmelidir.Hakimler şüphelileri nasıl içerde tutarız diye değil, nasıl tutuksuz yargılarız diye arayışa girsinler.Balbay örneğinde ele alırsak...Mustafa Balbay’ın tahliye talebini karara bağlarken, Mustafa kadar, hatta ondan fazla Deniz’i düşünsünler!Şeyhülislâm gibi...Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez medyanın gündeminden düşmez oldu.Patrikhane’ye yaptığı ziyaret önemli.Söyledikleri daha önemli:Başkan Görmez’e göre ruhban okulu açılmalıdır.Bunun yanında “Başka bir ülkeye ‘Sen oradaki Müslümanlara ne hak verirsen ben de o kadar hak veririm’ demek, bu milletin tarihine, kültürüne yakışmıyor.”Diyanet İşleri başkanları son yıllarda giysilerindeki şatafat ile dikkatleri çekmeye başlamışlardı.Şimdi icraatları ile de iddialı olmaya başladılar.Patrikhane’nin ruhban okulu çabalarına destek vermek Diyanet İşleri Başkanı’nın görevi mi?Bu mesele bir anlamda dış politika sorunudur, Diyanet kurumu siyaset aleti olmalı mı?İktidar ruhban okulunu açtırmaya karar verdi de, Diyanet İşleri Başkanı’nı kullanarak muhafazakâr seçmen tabanında kendine bir koruma alanı mı yaratmak istiyor?Yoksa daha büyük bir hedefe yürümek midir niyetleri?Süslü cüppesi ve sıklaşan fetvalar...Şeyhülislâm’a alıştırılıyor olmayalım!

Devamını Oku

Cevap verin!

7 Temmuz 2012

Şehit pilotlarımızı toprağa verdik.Ama ruhlarını huzura kavuşturacak görevleri yerine getirdik mi?Bu çok şüpheli. Çünkü beynimizi kurcalayan bir sürü soru cevapsız, öylece bekliyor.Emekli Büyükelçi Onur Öymen’in dediği gibi siyasi yorum bulaşmamış inandırıcı bir açıklama günler geçtiği halde işitemedik.Çok gecikmemek lâzım. Çünkü devlet adına dünyaya verilmiş bir söz var: Suriye’nin yaptığı yanına kalmayacak!Elbette bu karşılığın niteliği ve şiddeti olayın aydınlanması ile yakından ilgili olacaktır.Dostlar maşallah buradan çıkacak bir kıvılcımın ne kadar büyük bir yangın yaratacağına aldırmadan körükleme faaliyetlerine devam ediyorlar.Economist dergisi son sayısında “hiçbir ülkenin Esad’ı devirmek için Türkiye kadar çalışmadığını” yazıyor.Uzman bağlamında dün en dikkate değer katkı iki askeri uzmandan geldi.Emekli Hava Korgeneral Erdoğan Karakuş, geçenlerde Genelkurmay’dan MİT’e devredilen Elektronik Sistemler Komutanlığı (GES) imkânlarına rağmen nasıl olup da Suriye füzesinin tespit edilemediğini sordu.Çünkü sistemler Genelkurmay’dayken “Ege’de eğitim uçuşu yapan pilotlarımız, karşı koymak için hangi adadaki Yunan uçağının motor çalıştırmaya başladığını daha yerde tespit eden Elektronik Sistemler Komutanlığı’nın uyarısını alır, ona göre hazırlıklı olurdu.”Emekli Korgeneral Karakuş soruyor:“Suriye’nin füze rampasındaki hareket tespit edilip pilotlara bildirildi mi?”Bu sorunun cevabı resmen verilmedi. Ama başka bir uzman olan AKP Milletvekili Emekli Jet Pilotu Şirin Ünal “Pilotlar kurtulabilir miydi?” sorusunu cevaplarken Karakuş’u da cevapladı:“Pilotlarımızın zihni hazırlığı yoktu. Çünkü tehlikenin farkında değillerdi.”Yani GES’in uyarı görevini yapmadığı çıkıyor bundan.Uyarıyı alsalar en azından atlayarak canlarını kurtarabilirlerdi.İstihbaratın tek elden toplanması adına elektronik sistemlerin Genelkurmay’dan MİT’e devri konusundaki seçim doğru bir karar olmamıştır. Öyle görünüyor.Askere yönelik önyargıların başka büyük hatalara yol açmamasına dikkat etmek, hatta iki pilotumuzun kaybına sebep olduğu anlaşılan devir işleminden geri dönülmesine acele karar vermek gerekiyor olabilir.Maliyeti ağır hırs ve hınçlardan korunmak ve kurtulmak lâzım!Yargının imtihanıSilivri’ye “zindan” lekesi düşüren tutukluluk rejimine son veren yasa hâkimleri Cumhurbaşkanı Gül kadar heyecanlandırmamış.Öyle anlaşılıyor.Cumhurbaşkanı yasayı bir gün bile beklemeden imzaladı.Ama Özel Yetkili Mahkemeler, yüzden çok tahliye talebini cevaplamakta hiç aceleci davranmadı, karar vermeyi haftaya bıraktı.Üçüncü Yargı Paketi ile gelen yeni olanaklar sayesinde uzun tutuklulukların yarattığı adaletsizliklerin son bulacağına bağlanan umutlar bu hafta sonu yine askıda, huzursuz bekleyecek.Meclis Başkanı Cemil Çiçek “Ümit ediyorum yargı, yasamanın verdiği mesajı iyi anlamıştır” dedi.O bile şüphede, emin değil.Yargının parlamenter demokrasi ile imtihanı dileriz başarılı geçer!

Devamını Oku

DGM/ÖYM/TMM Değişmeyen yazgı

5 Temmuz 2012

CHP, iktidarın alaycı sitemlerinden etkilenmemeli, hukuk devletinden hatıra kalan son kapıyı çalmalıdır.Anayasa Mahkemesi hâlâ yerinde mi bilmeye ihtiyacımız var!Özel Yetkili Mahkemeleri kâğıt üstünde kapatıp Terörle Mücadele Mahkemeleri’ni (TMM) getiren düzenlemeyi iptal istemi ile Anayasa Mahkemesi’ne götürmek, ana muhalefet olarak CHP’nin yalnız hakkı değil görevidir.Çünkü uzmanların ulaştıkları kanaat ÖYM’leri kaldıran düzenlemenin bir aldatmaca olduğudur.Adil yargılama ilkelerini yerle bir eden uygulamalar devam edecektir; çünkü sadece tabela değişmiştir!Üstelik ÖYM’ler kapanmayacak, şu anda yargılamakta olduğu 20 bin kişi hakkında hüküm verene kadar hayatını sürdürecektir.Böylelikle Türkiye, ikili hukuk rejiminin uygulandığı adalet özürlü bir devlet olmaya devam edecektir.Ceza yerine geçen uzun tutukluluklara yeni yasa çözüm getirmiş görünüyor ama bu yine uygulayıcıların kimliğine ve kalitesine bağlı işleyecektir.İktidar bu mahkemelerin cemaat etkisine girdiği şüphesine kapıldığı için yeni mahkemeleri kurdu. Şimdi soru şudur:TMM’lere bağımsız yargıçlar mı seçilecek, yoksa iktidarın sözünü dinleyenler mi getirilecek?Sürmekte olan davaları ÖYM’lerde bitirme kuralı, zalimce bir çelişkidir.Çünkü özel yetkili mahkemeler, adil yargılamadan yana özürlü olduğu için yeni yapılanmaya gidilmiştir.Yeni mahkeme kurulduğu halde eski mahkemeyi, eline düşmüş insanları cezalandırana kadar hayatta tutmak hukuka, adalete saldırıdır.ÖYM’leri kuran irade sanki “kininin davacısı” olduğu insanları toplamış, adeta bir gemiye bindirip açık denize dümensiz, pusulasız sürmüştür.Tutuklamaları zorlaştıran, şartlı salıverme kararlarını kolaylaştıran hükümler ümit verici yeniliklerdir ama iki başlı yargılama düzenini savunmanın mantığı yoktur.Yaşadığımız tecrübe, siyaset ve cemaat bulaşmış yargının sadece dert ve haksızlık ürettiğini iktidar sahiplerine öğretmiştir umarız!Ölümler ucuzladı!Dikkat ediyor musunuz; son zamanlarda kazalar gitgide daha yüksek sayıda kurbanlar almaya başladı.Hindistan, Pakistan haberlerinde duymaya alıştığımız sayıları hızlandırılmış tren faciasından beri kendi yaşamımızda görüyoruz.Samsun gibi gelişmiş bir kentte, yaz ortasında sele 10 kurban vereceğimizi biri söylese inanır mıydık?Garip olan şu ki, kurbanların 5’i TOKİ’nin inşa ettiği sözde modern sitede verilmiştir.Sorumlular, kendilerini pek güzel temize çıkarıyorlar.Daha fenası da olabilirmiş; ucuz kurtulmuşuz. TV’de bakanlardan biri “Allah’a şükür” diyordu.Haklıdır çünkü TOKİ konutları için seçilen yer, daha büyük acılara ve yıkıma sebep olabilirdi.TOKİ gibi bir kuruluş, yüzlerce konutluk bir kent inşa etmeden önce yerel belediyenin gösterdiği alanı uygunluk bakımından denetlemeliydi.O sırada yoldan geçen bir yaşlı mühendisleri “Su yolunu şaşırmaz oğlum; burası deredir” diye uyarırdı belki!

Devamını Oku

Özel Yetkili!

4 Temmuz 2012

Başkanlık sistemine geçilmesi halinde neler olacağını merak edenler Meclis’in son gününe bir baksınlar..İktidar geçen yılın yaz tatiline girerken kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi almıştı.Bu sene bir “torba” dolaştırıldı, herkes gönlünden ne koptuysa içine attı.Ama gerçekleşme elbette “tek adam” rolündeki Başbakan’ın yüksek onayını alması şartına bağlı kaldı.Torba teklife gece şehitlerle ilgili düzenleme eklendi.Uludere’de ölenlerin ailelerine 750 TL maaş bağlandı. Şehit ailelerinden ikişer kişiye iş imkânı tanınması, şehit erbaş ve erlerin anne ve babalarına 375’er TL aylık verilmesi kabul edildi.MHP itiraz etti öneriye.AKP kurmayları acele Başbakan’ı aradılar. O, MHP’nin itirazının dikkate alınmamasını istedi, öneri geçti.Hemen sonra “Devlet tarafından kullanılan sivil muhbirlerin ve özel görevlilerin ölümleri hâlinde şehit sayılması” teklifi geldi.Buna BDP’lilerden “JİTEM’cilere maaş bağlıyorsunuz, olmaz” itirazı yükseldi.Yine telefonlar çalıştı, Başbakan’a ulaşıldı, o da itirazı haklı görmüş olmalı ki madde torbaya sokulmadı.İnsan merak ediyor; iktidar yetkilileri acaba başkanlık sistemine geçişi kolaylaştırmak amacıyla parlamenter sistemi gözden düşürmeye mi uğraşıyor?Bir meclisin kalitesini çıkardığı yasaların sayısı değil kalitesi yükseltir. Maalesef AKP kanun yaparken meclisin ve o yoldan toplumun katkıda bulunmasına imkân tanımıyor.Torba yasalar, kanun hükmünde kararnameler istisnadır.AKP istisnayı kural haline getirdi. Onun yetmediği yerde de 4+4+4’te olduğu gibi kaba kuvvet kullanarak amacına ulaştı.Özel yetkili mahkemelerin kaldırılması ile ilgili haberlere en ilginç tepki Liberal Demokrat Parti Başkanı Cem Toker’den geldi. Toker şunu dedi:“Ülkemizin gerçek bir hukuk devleti olabilmesi için özel yetkili başbakanlık sistemini kaldırmak, özel yetkili mahkemeleri kaldırmaktan çok daha önemlidir!”Parlamentonun süs hâline geldiği yerde “ileri demokrasi” olmaz!Mülteci akını gibiGeçen sabah İstanbul Atatürk Hava Limanı’nda tanık olduğum manzara utanç verici idi.Bilet kontrolü yapılan stantların önü ana baba gününü andırıyordu.İnsanlara reva görülen muamele, son yıllarda büyük atılım yaptığını düşünerek yücelttiğimiz Türk Hava Yolları’nı bir anda gözden düşürüyor.Müşterinin uçuşta iyi servis alması, oraya ulaşana kadar çektiği eza, cefayı affettirmez.Sabahın erken saatlerinde üst üste yığılmış insanların işlerini yaptırmak için katlandığı eziyet utandırıcı idi.Bu manzaranın her sabah tekrarlandığını öğrendim. Görevliler çaresiz durumlara düşüyor olabilir. Ama müstemleke memuru gibi davranmaya hakları yok.Karşılarındaki insanlar, tercihini THY’den yana yapması için milyarlarca lira reklâm harcaması yapılan müşterilerdir.Onları üzmeden, uçağa yetişemeyeceği korkusuna sokmadan uçurmak işleridir.Hizmetin aksamasına personel yetersizliği sebep oluyorsa -ki öyle görünüyor- çaresini bulmak yöneticilerin görevidir.Bu rezaletin devamına izin verilmesin!

Devamını Oku

İstifa zamanı

3 Temmuz 2012

Bölgesel süper güç olmayı yanlış mı anladık biz, yoksa icraatında mı hata yaptık?Dış politikada keskin dönüş, Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanı koltuğuna oturmasından sonra gerçekleşti.Ama görüldüğü gibi kısa zamanda hiç istemediğimiz bir yere geldik.“Komşularla sıfır sorun” sloganı ile kolları sıvayan Davutoğlu, iki yıl içinde diplomatik çevrelerde alay konusu olmaya başladı.Çünkü fiili durum “komşularla sıfır barış” istikametinde ilerliyor.Türkiye’nin katlanamayacağı, kesin bir başarısızlık söz konusudur.Suriye ile yaşanan son kriz eksiklerimizi ortaya koymuştur.İki gün ara ile alanlarında sivrilmiş bir hariciyeci ve bir istihbaratçıyı dinledim.Bölgesel süper güç olmak için büyüyen bir ekonomi ve “kalabalık” bir orduya sahip olmak yetmiyor.Büyüyen, istikrarlı ekonomi, her hamlenin başarısı için gerekli bir zemindir. Ama onun yanında üç öncelikli şey daha gerekiyor.Temerrüde düşmedenBirincisi TSK’nın genel amaçları dışında örgütlenmiş, en modern şekilde donatılmış bir çekirdek, çevik operasyon kadrosu...İki; çok etkili bir istihbarat...Ve mükemmel bir hariciye...İlk ikisi var mı; tartışılır. Ama üçüncüsü bir zamanlar vardı. Şimdilerde Bakan Ahmet Davutoğlu’nun değişik fikirlere açık olmayan benmerkezci yapısı, hariciye geleneğimizin yeteneklerini ortaya çıkarmasına izin vermiyor.Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerinde geldiği çatışma noktası, en başta onun başarısızlığıdır.Siyasi faturayı ödemek Bakan Davutoğlu’na düşer.Bu borcun geciktirilmesi halinde sorumluluğun tüm Bakanlar Kurulu’nu içine alacak şekilde genişleyeceğini görmemek ileride pişmanlıklar yaratabilir.Suriye ile yaşadığımız krizin kötü sürprizlere açık bir seyir takip ettiğini zaman zaman fark ediyoruz.Suriye lideri Esad, Cumhuriyet’ten Utku Çakırözer’e Türk jet uçağının, çok alçaktan uçtuğu için radarda görünmediğini, o nedenle uyarı yapılmadan uçaksavar ateşi ile Suriye hava sahası içinde düşürüldüğünü iddia etmiştir.Uçak su yüzüne çıkıncaAynı iddia ima biçiminde Rusya’daki resmi ağızlardan da birkaç gündür yansıyor.Pentagon’dan sızan aynı yöndeki bilgiler Wall Street Journal ile dünyanın kafasını karıştırıyor.Uçağımız muhtemelen yakında su yüzeyine çıkarılacak, karşıt iddialardan hangisinin doğru olduğu aydınlanacaktır.Tabii ki hepimiz, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun dünyaya açıkladığı tespit ve iddiaların o gün doğrulanmasını dileriz. Ama ya Şam yönetiminin iddialarının doğru olduğu, yani uçağımızın uluslararası sularda değil de Suriye hava sahasında, üstelik füzeyle değil, uçaksavar ateşi ile düşürüldüğü ortaya çıkarsa?Öyle bir durumda Başbakan, Dışişleri Bakanı’nın istifasını beklemeyecek mi?İyisi mi öyle bir ihtimalin gerçekleşmesini beklemeden Bakan bugünden istifa etmelidir.Sebebi başarısızlık olmasa bile yorgunluk denebilir.Böyle bir değişikliğe ihtiyacımız var!

Devamını Oku