Vicdan azabı

22 Haziran 2012

Merak ediyorum, bu milletin vicdanına ne oldu? Öldü mü yoksa sadece sesi mi çıkmıyor?Merak edecek bir durum olmasa eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un itirazları bunca zamandır cevapsız kalmazdı.Toplumsal vicdanın baskısı, sorumlu makamları halkı ikna edecek bir açıklama yapmaya mecbur bırakırdı.Başbuğ beş buçuk aydan beri cezaevinde. Hükümeti yıkmak istediği, bunun için örgüt kurduğu iddiasıyla tutuklandı.Savcı bunu diyor ama o da ikna edici itirazlar koyuyor:“Birlikte görev yaptığım komutanlar burada. Bizlere terör örgütü suçlaması yapıyorlar. Aslında terör örgütü TSK oluyor.”Hükümeti yıkma suçlamasının ironik, komik trajik olduğunu söylüyor:“Genelkurmay Başkanı iken Başbakan ile haftada bir görüşmeyi ben talep ettim. Çalıştığım insanları cebir kullanarak yıkmak istediğim iddiaları ortaya atılıyor. Bu insanlara da sorulmalı nasıl bir cebir uygulamışım!”Doğru... Cebir kullanmışsa bunu en yakından Başbakan’ın hissetmesi gerekirdi. Halbuki o İlker Başbuğ’un tutuklanmasından hoşnut olmadığını açıkça belli etmiştir.Adil bir mahkeme, bu gerçek ortada dururken hangi tarafın doğruyu söylediğini Başbakan’a sormaz mı?Mahkemeye, kamu vicdanından yükselen sesi duyurmanın bir çaresi bulunamaz mı?İşte medyada yapılan ameliyatın, susturucu takılmış gazete ve TV’lerin sebebi hikmeti budur.Tıpkı TÜBİTAK’ın partizan işgale uğrayan ilk kurumlar arasında olması gibi.Sebebini çoğumuz anlamadı. Ama şimdi Silivri mahkemeleri, virüs yoluyla bilgisayarlarına uydurma veriler yüklenmiş kişilerin masumiyetini anlamak için TÜBİTAK’tan rapor bekliyor.TÜBİTAK görevini geciktirerek insanların cezaevinde yatma sürelerini tayin ediyor. Adaleti geciktiriyor, iğfal ediyor.Adaletsizliğe katlanmak onursuzluktur.Adalete yardımcı olamayan vicdan azap çeker. Çeksin, daha çok çeksin.Hiç olmamasındansa azap çeken vicdan bin kat iyidir!İzin mi; ne izni?Genelkurmay Başkanı’nın Kandil’i vurmak için öne sürdüğü “Amerika’yı ikna etme” şartı tartışma yarattı.Sahiden de anlaşılması zor bir durum.Kuzey Irak’ı saldırı üssü olarak kullanan PKK’yı meşru savunma adına gidip vurmak Türkiye’nin hakkıdır.Müttefik diye ABD’ye haber vermesi gerekir mi gerekmez mi; belki tartışılır. Ama izin istemek, onu ikna etmek için mecburiyet hissetmek?..Bu kabul edilemez.Durumu Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker haklı olarak eleştirirken Orgeneral Necdet Özel’in sözlerinin TSK olarak arkalarında hükümetin mi, yoksa ABD’nin mi durduğundan emin olmadığını gösterdiğini öne sürdü.Askerdeki moralin siyasetin kararlılığından beslendiğini belirterek “Savaşları ordular değil moral ve inanç kazanır” dedi.İnternette dolaşan şu mesaj halkın yaratıcı hakemliğini ışıl ışıl ortaya koyuyor:Gazi Mustafa Kemal de böyle düşünse Samsun’a çıkar mıydı?

Devamını Oku

Süpersek eğer...

21 Haziran 2012

Terör mücadelesi ile ilgili sorunlar devlet sırrı muamelesi görmekten çıkmalı açıkça tartışılmalıdır.Sözü sakınmak, her büyük terör eyleminden sonra bizi geriye götürüyor, acıları ve başarısızlıkları yeniden yaşatıyor.Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici’yi kabulünde önemli açıklamalar yaptı.Millete kan ağlatan PKK terörü bir kiralık katil gibi Kuzey Irak’ta beslenmektedir. Düşmanlarımız yıllardan beri PKK üstünden örtülü bir savaş yürütüyor bize karşı.Bu işle biraz ilgili olanlar, PKK’nın Türkiye’ye komşu bir coğrafyada kendine güvenli bölge bulduğu müddetçe kanatmaya devam edeceğini bilip söylemektedir.Genelkurmay’daki kabulde BBP Genel Başkanı Destici’nin “Kandil’e niçin giremiyoruz” sorusu, kilit önemdeki bir meselenin açığa çıkmasına yardım etmiştir.Kandil durdukçaTSK adına dün yapılan açıklamada “Bu ziyarette görüşülen konuların farklı anlamlar yüklenerek medyada yer alması üzüntü ile karşılanmıştır” ifadesi kullanılmıştır ama haber içindeki unsurların yalan ve yanlış olduğu söylenmemiştir.Orgeneral Özel, Kandil’e girmenin üç şarta bağlı olduğunu belirtmiş görüşmede:1. Bunun için devlet kararı oluşturulması;2. ABD’nin ikna edilmesi;3. Muhtemel ağır kayıplara kamuoyunun hazırlanması gerektiğini söylemiş..Geçen gün İsrail Başbakan Yardımcısı (eski Genelkurmay Başkanı) Şaul Mofaz “Herkes artık Türkiye’nin bölgesinde süper güç hâline geldiğini anlamalı” dedi.Bu gurur verici tespite karşı kendimize şunu sormalıyız:Değerlendirmeyi biliyor muyuz?Süper güç olmanın avantajı, sorunları çözmenin maliyetini düşürmesidir. Ama görüldüğü gibi terör örgütü korkmuyor.Çünkü Barzani tarafından korunuyor. Peki Barzani korkuyor mu?Hayır, onu da Amerika koruyor.Çeyrek yüzyıldır “bıçak kemiğe dayandı” edebiyatı dinlemekten usandık. Hakkını vermeliyizNasıl bıçak, ne biçim kemikmiş bu?Devlet kararı zaten kâğıt üstünde var. Eksik olan devlet kararlılığıdır. O da oluşturulabilir.İkiz Kuleleri yıkılınca dünyanın öbür ucundaki terör yuvalarını işgal ve imha eden Amerika, bu kararlılığı görürse ikna olacaktır.İlk iki şart yerine gelse zaten büyük ihtimalle Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması senaryosu Kandil için tekrarlanacaktır. Üçüncü şartı gözetmek ihtiyacı belki kalmayacaktır.Ayrıca şu anda teröre karşı verilen kayıpların ağır olmadığını söylemek kolay mıdır?Halk teröre karşı verilecek ciddi bir mücadelenin maliyetine kendini hazırlamıştır. Şu andaki durum gurur kırıcıdır ve akıl dışıdır.Çünkü bölücü teröre pes ettirilmeden Kürt sorununa çözüm yolunda ilerlemenin imkânsızlığı iyice anlaşılmıştır.Terörü barışa giden yoldaki mayına benzetebiliriz.Kaldıramazsak Kürt sorununu çözemeyiz.Onun için mayını yoldan kaldırmanın maliyetini ödemeye hazır olduğumuzu hem kendimize hem de dünyaya göstermekten başka seçeneğimiz yoktur.Süpersek hakkını vermeliyiz!

Devamını Oku

Komutan ağlar mı?

20 Haziran 2012

Terörle müzakerenin kanlı bir çıkmaz olduğunu öğrenmek bize çok pahalıya patladı.Dağlıca Taburu’na yönelen son saldırı bile terör örgütünü muhatap kabul eden anlayışın gafletinden yararlandı.Devlet her fırsatta Kürt vatandaşları PKK’yı tecrit edecek cesur duruşlara teşvik ediyor. Ama bunu kendisi yapmıyor.Zaman geliyor Öcalan’ı, bazen iki numara Karayılan’ı muhatap alıyor. Öte yanda sorunun siyasi muhataplarına göz açtırmayıp milletvekillerini bile hapse atıyor.Terörle mücadeleyi, Kürt sorunu için yürütülen siyasi müzakereden tümüyle ayırmaktan başka kurtuluş yoktur.BDP’li Altan Tan dün yakınıyordu:“Hükümet yetkilileri ‘Akan kan yerde kalmayacak. Şehitlerimizin intikamı alınacak. Terörün başı ezilecek. Devletin gücü gösterilecek...’ diyor. Kardeşim sen bunu 30 senedir söylüyorsun. Başka bir plâk çal!”Terör toplumu bezdirerek, yönetenleri yıldırarak ve başka plâklar çalmaya zorlayarak amacına yürüyor.Terör sürerken çalacak başka bir plâk olmadığını, olamayacağını devletin katil sürüsüne göstermesi lâzım.Anlayana kadar bu plâğı bıkmadan usanmadan çalması lâzım!Böyle bir kararlılık beklerken şehitlerin cenaze töreninde ağlayan bir Genelkurmay Başkanı görmek toplumun aklını karıştırmıştır.Duygu yoğunluğu insanı asker de olsa ağlatabilir. Ama Genelkurmay Başkanı herhangi bir insan değildir.Bu ülkenin tarihi askerine “Size taarruz etmeyi değil ölmeyi emrediyorum” diyen çelik iradeli komutan gördü.Çünkü o komutan, uğruna göze alınan fedakârlığın, askerin hayatından daha büyük değere adandığını biliyordu.İnternet ortamına eleştirel tepkiler daha çok yansıdı. Acının tazeliği nedeniyle “Ağlayan değil, ağlatan komutan istiyorum” diyen insanlar bile çıktı.Terörle mücadele eden bir toplum anaların gözyaşlarına katlanabilir ama komutanın gözyaşını kaldıramaz.Çünkü karşımızdaki katiller insanlıktan çıkmış yaratıklardır ve o gözyaşlarını insani bir olumlu farklılık saymayacaklardır.Zayıflık sayacaklardır!Sizi göndersek!..İstanbul biri Boğaz, diğeri Haliç’te iki köprünün onarımı nedeniyle cehennem azabı yaşıyor.Bu işkencenin üç ay sürecek olması rezaleti katlanılmaz boyuta çıkarıyor.Karayolları Genel Müdürü, ilk günlerin derslerini değerlendirerek sıkıntıları hafifleteceklerini söyleyecek ve halktan özür dileyecek yerde bakın neler söylemiş:“İnşallah 17 Eylül’de bitecek. Tatil imkânı olanlar kent dışına giderse memnun oluruz!”Böyle bir sözü etmek için ya sadist veya fazla cüretkâr olmak gerekir.Çünkü demokratik bir ülkede halka tepeden bakan böyle bir bürokratı koltuğunda bırakmazlar.“Bunca kalabalığı göndermek zor olur, iyisi mi sen defol git” derler.Türkiye “melez demokrasi” olduğu için bu söylenemiyor.Çünkü bürokrat devletin adamı değil, partinin adamı!

Devamını Oku

Hangi PKK?

19 Haziran 2012

Terör örgütünün uğursuz katilleri dün sabaha karşı Hakkâri’de kanlı bir karakol saldırısı düzenledi.Şehitlerimize Allah’tan rahmet, yaralılara şifalar dileriz.Hiçbirini şehit vatan evlâtlarının bir saç teline değişmeyiz ama saldırganlardan 18’inin çatışma ve takip sırasında öldürüldüklerini duymak, belki küçük bir teselli verebilir.PKK saldırısını haber alanlardan çoğu “Hangi PKK?” diye sormuş olmalıdırlar.Çünkü uzun zamandır barışa yönelik çabaların meyvelerini vermeye başlayacağına dair bir beklenti yükseliyordu.MİT-PKK pazarlığının Oslo durağında deşifre edilmesi ve izleyen ilerlemeler, örneğin Öcalan’ı ev hapsine çıkarma ihtimalinden bakan düzeyinde (Bülent Arınç) söz edilmesi artık PKK saldırılarının göreceli olarak dineceği ümidini uyandırmaya başlamıştı.Leylâ Zana’nın çözüm yolunda Başbakan Erdoğan’a güvendiğini söylemesi, Kandil’deki elebaşı Karayılan’ın barışçı mesajlar vermesi PKK’nın son saldırıya hazırlık olarak güvenlik güçlerini şaşırtma isteğine bağlanamaz.Dünkü saldırı, Leylâ Zana’ya ve PKK’yı bitireceği söyleyenen barış arayışlarına yönelmiş bir meydan okumadır.Belli ki PKK’nın bazı unsurları Öcalan ve hatta Karayılan’ın kontrolünden çıkmıştır.Çünkü PKK bir mafya organizasyonudur. Haraç alarak, eroin ve silâh ticareti yaparak ve insan kaçakçılığı yoluyla yüz milyonlarca dolarlık bir kirli çarka hükmetmektedir.Kürt ırkçılığına dayanan terör, bu kanlı ve kirli parayı meşrulaştırma amaçlı örtüdür. PKK bir yandan da kaos taşeronudur. Ve şu sırada İran ve Suriye hesabına çalışıyor.Dünkü saldırı, Türkiye’nin bölücü terör konusundaki yeni anlayışını vurmamalıdır.Her meşum olay şu gerçeği pekiştiriyor:Kürt sorununa çözüm arayışlarının terörle mücadeleden bağımsız hale getirilmesi şart.Kürt siyasetçiler de bir gün kendileri için en acımasız düşmanın PKK olduğunu anlayacaklardır.Dileriz o uyanış fazla gecikmez!Gül’ün sözcüsü mü oldu?AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik Cumhurbaşkanı Gül’e ayıp etti!Bir TV programında “Sayın Erdoğan Cumhurbaşkanlığı’na aday olursa Sayın Gül çıkıp ‘Ben adayım’ demez” yorumunu yaptı.Nereden biliyor? Parti sözcülüğü yanında Cumhurbaşkanlığı sözcülüğünü de mi üstlendi yoksa?Yaptığı yetkisiz bir tahmindir. Eğer mecbursa siyasi terbiye tam tersini söylemesini gerektirirdi.“Sayın Gül Cumhurbaşkanlığı’na aday olursa Sayın Erdoğan çıkıp ‘Ben de adayım’ demez” diye konuşması daha doğru olurdu.İkinci kez aday olma hakkına sahip Cumhurbaşkanı şimdi o çünkü!Huzurlu uykunun ilâcıCezaevi faciasından sonra Adalet Bakanı Ergin, halkın acıma duygusuna sığındı:“Cezaevlerinde 126 bin tutuklu ve hükümlü var. Bunlar beni rüyalarımda rahatsız ediyor...” Demokrasilerin bu tür durumlara karşı en etkili ve geleneksel ilâcı istifadır.Devletin doğru adamı bulmak için yeni bir şans kazanması, istifa edeni huzur içinde uyutur. Hararetle tavsiye ederiz!

Devamını Oku

Ev hapsi projesi

18 Haziran 2012

Nabız ölçmek, kamuoyu üstünden pazarlık yürütmek ve olabilirlik testi uygulamak...Öcalan’a cezasını ev hapsinde çektirmek fikrini şarta bağlı bir ihtimal olarak ortaya atan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, gece gördüğü bir rüyayı anlatmadı.Böyle iddialı bir açıklama, ancak kapalı devre yapılan bir tartışma veya pazarlığı ifşa etmek için ya da kamuoyunu bazı uç ihtimallere alıştırmak için yapılabilir.Çünkü ağır maliyeti vardır.Öyle olmalı ki Arınç’ın seslendirdiği ev hapsi ihtimali Başbakan Erdoğan tarafından derhal “Aklına gelen yalan” uyarısı ile bastırıldı.Başbakan “silâh bıraksınlar, ondan sonra ev hapsi düşünülür, konuşulur” önermesinin kendi aralarında tartışılan bir konu bile olmadığını sadece “Bülent beyin kendi şahsi kanaati” olduğunu iddia etti.Tek sebebe doğruTabii bu iddiayı doğru kabul etmek gerçekçi olmaz.İç ve dış şartlar, bölünme taleplerini artık geçersiz duruma getirmiştir. Kürt kimliği tanındığı ve kültürel haklar da verildiği için geriye sorun olarak kala kala Abdullah Öcalan’ın cezasını İmralı’dan daha “kolay ve siyasete müdâhil olabileceği bir yerde çekmesi” talebi kalmıştır.Leylâ Zana’nın “Bu sorunu çözse çözse Başbakan Erdoğan çözer” çıkışı ve silahı reddeden safa geçmesi tamamiyle “Öcalan’a ev hapsi” hedefini gözeten bir hamledir.Bir pazarlık sürecinde ilerlediğimizi fark etmek için Zana’nın dünden bugüne ne kadar değiştiğine bakmak yeterlidir. Zana bir süre önce “Silâh Kürtlerin sigortasıdır” demişti.Doğru yönde değişmesi sevindiricidir ama kullandığı tesirli ilâç nedir; keşke söylese. Zana “silâh sigortadır” dediğinde Kürt aydın ve siyasetçi Kemal Burkay’dan şöyle bir tepki aldı:“PKK ve BDP ne istiyor? İstedikleri demokratik özerklik. Diyorlar ki sınıra gerek yok, bayrağa gerek yok, resmi dil Türkçe olsun.. Öyle ise bu kadar asgariye çekilmiş talepler için ölmeye ve öldürmeye gerek var mı? Biz bunu Kürt halkı olarak siyasal çalışmamızla, barışçıl demokratik yöntemlerle yapabiliriz. Dünya koşulları da buna çok uygun...”Seçimi bekleyecekBu gerekçeler CHP’nin iktidara sağladığı desteği etkilemiş olabilir ama Leylâ Zana’yı asıl konuşturan sebep, Öcalan’a yönelik kurtarma kampanyasıdır.Bu kampanya belli ki devam edecek.Projenin önündeki en dirençli engeli kaldırmak için şu soru soruluyor:“MHP Öcalan’ı asmayarak Ecevit’e iyilik yapmıştı. Şimdi Öcalan’ın ev hapsini destekleyerek AKP’ye de iyilik yapmaz mı?”MHP’yi ikna edecek çabalar için zaman sıkışıklığından söz edilemez.Çünkü Başbakan Erdoğan halk oyu ile seçilen ilk Cumhurbaşkanı olma şansını riske sokacak sorunların tümünden seçim ortamını temizlemek isteyecektir.O nedenle hedef, bu meseleyi kapalı devre bir mutabakatla karara bağlayıp unutturmak ve de 2014’teki cumhurbaşkanı seçimini birinci turda kazanmak olacaktır.Terörist başını eve çıkarmaktan sorumlu olacak kişinin kendini canlı bomba gibi havaya uçuracağını herkes bilir çünkü!

Devamını Oku

Gülen’in sakındığı kazanımlar neler?

16 Haziran 2012

Başbakan’ın 50 bin kişi önünde yaptığı “yurda dön” davetine Fethullah Hoca ret cevabı verdi.Fethullah Gülen, Herkül.org’un twitter hesabından duyurulan cevabında önemli mesajlar yanında cemaat-iktidar ilişkileri hakkında ipuçları da verdi.Washington’daki arkadaşımız İlhan Tanır’ın oradaki Türk ve Amerikalı gözlemcilere dayanarak aktardığı izlenimlerden çıkan özet, Fethullah Hoca’nın Erdoğan’a karşı oldukça mesafeli bir çizgi tutturmaya özen gösterdiğidir.Mesela Hoca, Özal veya Ecevit’e karşı kullandığı sıcak hitapları Erdoğan’a karşı kullanmamış, Başbakan’dan “o” diye söz etmiş yurda dönmesi için yaptığı daveti “civanmertliğine“ bağlamasına rağmen 10 dakikayı bulan videonun genelinde yakın durmaktan sakınmıştır.Korkusunun nedeni...Askeri darbe dönemlerinde yaşadığı sıkıntıları anlatarak tehlikelerden kaçmadığını belirten Gülen bugünkü endişesinin kendisi için değil, şimdiye kadar elde edilmiş “kazanımlar” için olduğunu belirtmiştir.Bu sözler Gülen’in ortak hedeflere verdiği değeri vurgulaması yanında ortak destekle yürüyen değişim sürecinin devam etmesine verdiği önemi de ortaya koymuştur..Peki Hoca niçin “dünya adına hiçbir sevdam olmadı“ dedi?Ve neden “bir dikili taşım bile yok” diye konuştu?Acaba bu sözlerle iktidar ileri gelenlerinin seyrek de olsa medyaya yansıyan dünyevi varlıklarına eleştiri göndermiş ve kendini iktidar sahiplerinden bu anlamda ayırmak istemiş olabilir mi?Washington kaynaklı izlenimlerde bu sorunun cevabı “evet”tir.İşte o nedenle “bu fakir” Türkiye’ye dönme kararını, dışardan gelen davete bakarak değil kader ortağı arkadaşları ile oturup konuşarak verecektir.Şu anda dönmeyi düşünmüyor. Çünkü dönüşünün ülkede yeni problemlerin doğmasına, bir kısım huzursuzlukların çıkmasına, bir kısım kazanımların kaybedilmesine sebep olacağından korkuyormuş.İlerde, bu endişeler kalktığı zaman dönecekmiş!Dönüş yakın değil“Türkiye’de ölme”yi bir anlamda son arzusu, annesinin yanına gömülmeyi de vasiyet alarak ifade etti.Gözyaşlarının eşlik ettiği açıklamalar, Türkiye’nin Fethullah Hoca’nın dönüşüne bağlı risklere yakın gelecekte hedef olmayacağını anlatıyor.Ama Fethullah Hoca’yı gurbette acı çekmeye razı eden geçmiş ve gelecek kazanımlar nelerdir?Gülen on beş yıl önce Türkiye’den ayrılırken bıraktığı bantta müritlerine “adliyede, mülkiyede çoğalmalarını ve devletin can alıcı noktalarına gelmelerini“ tembih etmişti.MİT krizi ile ortaya çıkan iktidar ve cemaat sürtüşmesi, o kazanımların cemaati “devlet içinde devlet” gücüne ulaştırdığının göstergesi değil midir?En büyük fedakârlıklara değer görünen “kazanımlar”ın bir kısmını yaşamın her alanına oldubittilerle dayatılan değişiklikler sayesinde görüyoruz, anlıyoruz.Nereye varacak; onu bilmiyoruz.Bu hesabı vermek ve şeffaflığı sağlamak cemaatten önce ve ondan çok iktidarın borcudur.

Devamını Oku

Cumhurbaşkanı

15 Haziran 2012

Cumhurbaşkanı Gül’ün görev süresiyle ilgili sorunu Anayasa Mahkemesi çözdü.Abdullah Gül’ün görevini 5 yılda sonlandırma ihtimali mevcuttu. Davacı muhalefetin talebi buydu.Ama yüksek mahkeme ona 12 yıl Cumhurbaşkanı kalabilme olanağını sağlayan kapıyı açtı.Gül’ün görev süresini 7 yıl olarak belirleyen karar 4’e karşı 12 oyla alındı.Kendisine 5 yıl için ikinci kez seçilme imkânı sunan karar ise oybirliğiyle çıktı. Yani Gül 2014’te aday olup seçimi kazanabilirse görev süresini 12 yıla çıkarma olanağı bulacak.Bekleneceği gibi muhalefet kararı tepkiyle karşıladı.CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan “siyasi bir bakış açısı ile, yine hukukun dışında başka faktörlerle ve kişiler üzerinden değerlendirme” yapıldığını öne sürerek hukukun bir kez daha katledildiği görüşünü savundu.Karar iktidar partisini de tam mutlu etmemiştir. Gül’ün ikinci kez aday olarak 2014’teki seçimine girme hakkını kazanması, bugünden öngörülemeyen sebeplerle sıkıntı doğurabilir.Kâğıt üzerinde Abdullah Gül’ü aday olmaya özendirecek şartların doğabileceği, bu durumun da parti zirvesinde çatışma yaratabileceği spekülasyonları yapılıyor.Ama tabii bu senaryolar ancak “hayal kurma” egzersizi olabilir.Çünkü Başbakan Erdoğan’a rağmen Gül’ün adaylıkta ısrar edeceğini kimse bekleyemez.Şimdi, önümüzdeki iki yılı Başbakan toplumu başkanlık sistemine geçişe ikna etmek amacında değerlendirecektir.Cumhurbaşkanı Gül de Çankaya’dan indikten sonra yerine bir “başkan” geçmemesi için ve kendisine “yetkileri budanmış bir başbakanlık koltuğu” kalmaması için çaba gösterecektir.İktidar partisinde çıkar ve sistem çatışmalarına tanık olabiliriz..Oy deposu cemaatBaşbakan her konuşmasında istikrar ve güven duygusunun taşıdığı hayati önemi hatırlatıyor.Öyleyse niye durup dururken cemaatin Arena Stadı’ndaki şenliğinde Fethullah Hoca’yı Türkiye’ye dönmeye çağırdı?“Bu hasret bitsin” derken kimlere ne mesaj vermek istiyordu?Fethullah Gülen, on beş yıla yakın bir süredir Amerika’da yaşıyor.Cemaatle oluşan siyasi dayanışma ve yardımlaşma iktidar partisine büyük rekabet üstünlüğü sağlamıştır.Rakip partiler tek tek seçmen ikna etmeye uğraşırken AKP cemaat siyasetinin avantajlarını kullanarak oyları kitle halinde hesabına geçirmiştir.Tabii cemaat da buna karşılık devlet içinde kadrolaşma imkânlarını kullanarak karşılığını almıştır.Fethullah Gülen’in dönüşüne yönelik görünür bir engel bulunmuyor.Ama cemaat liderini, vuku bulacak beklenmedik bazı olayların vebalini sırtlamak ihtimali korkutuyor. O nedenle tereddüdünü yenemiyor.Türkiye’de İslâmi söylem ve etkilerin hız kazandığı bir dönemde bu hassasiyetin gerçekçi olmadığını kimse söyleyemez.O zaman Fethullah Hoca’nın göze almaktan korktuğu bir maceraya Başbakan’ı sevk eden sebep ne olabilir?MİT krizi ile açığa çıkan iktidar-cemaat çatışmasında kaybettiğinden korktuğu cemaat oylarını yeniden kazanma isteği herhalde...Sebep buysa, T. C. Başbakanı kimlik ve sorumluluğuna uymuyor, yakışmıyor!

Devamını Oku

Komedi gibi

14 Haziran 2012

Hukuk devletinde yargı kararlarının yok sayılması kabul edilemez. AKP iktidarı bunu da başardı.Çoğu iktidar yandaşı kişi ve şirketlere özelleştirme yoluyla devredilen kamuya ait işletmeler hakkında Danıştay’ın verdiği iptal kararları birikmişti.İktidar nisan ayında Meclis’ten geçirdiği bir torba yasanın içine baş ağrısı yaratan bu birikimin çözümünü de dâhil etti.Ve hafta içinde de yetkisini kullandı.Eti Alüminyum, Kuşadası ve Çeşme limanları, Balıkesir SEKA tesisi ve TÜPRAŞ’ın yüzde 14,76 oranındaki hissesinin satılması işlemleri hakkında idari yargının verdiği durdurma ve iptal kararları Bakanlar Kurulu kararı ile kaldırılarak geçersiz hâle getirildi.Hükümet “işlemleri tamamlanmış özelleştirmeler hakkında verilen yargı kararlarının uygulanmasındaki fiili imkânsızlık” durumunu gerekçe göstererek bu yetkiyi kullanıyor.Tecavüz ettiği kızla evlendirilen tecavüzcünün cezadan kurtulmasına benzer bir garabet!..Mesela SEKA Balıkesir fabrikası 1.1 milyon dolara iktidar yakını bir gazetenin sahibine satılmıştı. İptale gerekçe olan değer tespiti raporunda fabrikanın aslında 51.2 milyon dolar ettiği belirtiliyor.Ya fabrikayı geri al ya da farkı tahsil et. Bunda niye “fiili imkânsızlık” bulunsun?Fiili imkânsızlık durumunu hükümet takdir edemez; yargının yetkisinde olmalıdır.Yargı bağımsızlığı ve güçler ayrılığı ilkesi hiç bu kadar ayaklar altında kalmamıştı.Kanunu yapan da, dilediği yer ve zamanda uygulayan da iktidardır. İhlâller öyle abartılı oluyor ki bazen kızdıracak yerde güldürüyor.Son komedi Denizli’de yaşandı.Okul sütü projesindeki zehirlenme olayları soruşturmasında, bozuk sütlerin AKP Denizli Merkez İlçe eski Başkanı’na ait fabrikadan geldiği belirlendi.Sonra ne oldu biliyor musunuz?Sütü bozuk fabrikaya bir şey olmadı.“Süt bozuk” raporunu veren Denizli Tarım İl Müdürlüğü laboratuvarı kapatıldı!İyi mi?...Tehlikeli bir sinyalCHP Kürt sorununa çözüm önerisinden yan çizmeye mi hazırlanıyor?Genel Başkan Yardımcısı Matkap dün “MHP kabul etmezse bu proje çöker” dedi.AKP’nin “iki parti devam edelim” çağrısının da uygulama karşılığı bulunmadığını öne sürdü.Eğer bu “vazgeçtik” işareti ise CHP üç puan aldığı bir hayırlı işi, sonunda beş puan kayba uğrayarak yine yüzüne gözüne bulaştırdı demektir.Kılıçdaroğlu Kürt sorunu için yaptığı öneri ardından “Genel Başkanlığıma mal olsa bile razıyım” diyecek kadar iddia koymamış mıydı?Eğer milliyetçi oylar MHP’ye gidecek hesabı yapılıyorsa vazgeçilmelidir.Çünkü o takdirde iktidar, önümüzdeki dönemde PKK melânetinin bütün vebalini CHP’ye yıkma fırsatı yakalayacaktır.“İktidar ile ana muhalefetin toplam gücü MHP olmadan hiçbir işe yaramıyor” dedirtmekten utanmalıdır iki taraf da...

Devamını Oku