Gül’e düşen görev

13 Haziran 2012

Havada tertip kokusu var. Türkiye’yi Suriye cehennemine itmeye çalışan etkiler sürekli tırmanıyor.Daha geçen hafta New York Times yazarı Thomas Friedman Amerika’nın savaş rüzgârları nedeniyle Türkiye’nin kusurlarını görmezlikten geldiğini yazdı.Esad’ın dayanıklılığı, askeri müdahale dışında yol bırakmıyor. Ama o yol da tıkalı.BM Güvenlik Konseyi’nden karar çıkmasını Rusya önlüyor. NATO operasyonu da mümkün görünmüyor. Seçim var, Obama asker göndermiyor.İngiltere de istekli görünmüyor. Fakat diplomatik haber trafiğinde Türkiye’yi ateşe atmaya hevesli yorumların yoğunlaştığını izliyoruz.Mesela Batı medyasında dün, Katar ve Suudi Arabistan’ın MİT yardımıyla Suriye’deki muhalif güçlere, tanksavar füzeleri gönderdiği haberleri geniş biçimde yer aldı.ABD Dışişleri Bakanı Clinton, endişe mi tahrik mi olduğu pek ayırt edilemeyen şeyler söyledi. Suriye güçlerinin Halep çevresine yığınak yaptığını belirterek bunun, Türkiye için kırmızı çizgi ihlâli olabileceğini söyledi.Bir Çin atasözü “balık yemi görür, iğneyi görmez” der.Sünni blokun boş bulunan tahtı için hevesimizin kabarması, acaba bizi de körleştirebilir mi?Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı koltuğuna gelmesinden sonra yaşanan başarısızlıklar olağanüstü şüpheci ve tedbirli hareket etme mecburiyeti yüklüyor.Hükümet politikasından devlet politikasına geçmenin zamanıdır. Abdullah Gül Türkiye’nin ihtiyaçlarına ve tabiatına daha uygun politikalar üreten bir Dışişleri Bakanı idi.Bu deneyimini hükümetle paylaşmalı.Anayasa yetki veriyor.Cumhurbaşkanı Anayasamıza göre Suriye konusunda Bakanlar Kurulu’nu başkanlığı altında toplantıya çağırabilir!Özal’ı yoran şüpheDevlet Denetleme Kurulu, rahmetli Cumhurbaşkanı Özal’ın ölümünü şüpheli bulduğuna dair rapor verdi.Gerekçe bence zayıf:“Görevi başında ve ani şekilde ölen bir cumhurbaşkanının ölümü her zaman şüpheli bir ölümdür” deniyor.Bu şüphe sık sık gündeme getiriliyor. İki yıl önce Özal’ın özel hekimi Cengiz Aslan’dan dinlemiştim.Dinlediklerim şüpheye yer bırakmayan, “gün gibi aşikâr” bir sondu. Tekrarlayayım:Şubat 1993’te ABD’de sağlık kontrolünden geçtiği gün Özal’ın ameliyatla takılmış olanlar da dâhil kalp damarlarının tıkalı olduğu belirlendi.Dostu olan ünlü cerrah DeBakey müdahale için mutlaka yatması gerektiğini söyledi.Fakat o “Balkanlar ve Kafkaslar’da kan dökülüyor. Böyle bir zamanda acil olmayan bir sebeple hastanede yatamam” diyerek öneriyi tüm ısrarlara rağmen reddetti.İki ay sonra da yorucu bir dış geziden hemen sonra vefat etti.Dr. DeBakey, Cumhurbaşkanı Özal’ın “kalp aritmisi”nden (kalp sektesi) ölmüş olabileceğini söyledi.Ama biz, yücelttiğimiz insanlara sıradan normal ölümleri yakıştıramıyoruz.Otopsi yapılmadan “zehirlendi” masalı bitmeyecek. Rahmetli rahat edemeyecek!

Devamını Oku

Devlet içinde devlet...

12 Haziran 2012

Başbakan bir hafta önce özel yetkili mahkemelerin son durağa geldiğini ilân eden sözler söylemişti.“Devlet içinde devlet” gibi davranan bu mahkeme Başbakan’dan izin almadan MİT Müsteşarı’nı ifadeye çağırarak çizmeyi aşmıştı;“Haddinden fazla yetki doğuran bu madde (CMK 250) üstünde düşünmemiz lâzım” diyen Erdoğan adeta “kapatın bu mahkemeleri” demeye getiriyordu.Ama bu gerekçelerin döşediği yolda hiçbir ilerleme olmadı.Başbuğ’un hayaliSon bakanlar kurulu ardından Başbakan Yardımcısı Arınç, Başbakan’nın açık beyanlarına rağmen özel yetkili mahkemelerin yetkilerini sınırlayan, yani CMK 250’yi değiştiren bir düzenlemenin taslak halinde bile mevcut bulunmadığını öne sürdü.En yaygın şikâyet, gerekli gereksiz suçlanan herkesin tutuklanıp hapse atılması, uzun tutukluluk yoluyla insanlara ceza çektirilmesidir.Başbakan o konuşmasında “Tutuksuz yargılanabileceği halde maalesef tutuklu yargılanan insanlar var” demişti.Bunu söylerken gözünde canlandırdığı “mağdur”ların başında kuşkusuz eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ geliyordu.Ahlâk ve vicdanla yıkanmış aklın kılavuzluğu, Başbuğ’un kendisine yöneltilen suçları işlemiş olabileceğine ihtimal vermiyor. Nitekim eski Genelkurmay Başkanı, ağır bir hakarete ve haksızlığa uğradığını, her fırsatta haykırıyor.İki gün önce Silivri’yi ziyaret eden milletvekillerine söyledikleri insana acı veriyor:Zor bir ameliyat“Ben gündüz Genelkurmay Başkanlığı yapıp gece silâhlı terör örgütü mü yönettim? Bu suçlama doğruysa bu devleti kapatın gitsin!”İsyanının sebebi, Silivri’ye “zindan” şöhreti kazandıran hukuk ihlâllerinin aynıdır:“Gizli tanık ifadeleri ve imzasız ihbar mektupları ile tutuklanıyoruz. Dijital uydurma belgeler var. Hükümeti yıkmak için örgüt kurmak ve hükümet aleyhinde kara propaganda oluşturmakla suçlanıyorum. İnternet sitelerinden bahsediliyor. Bu siteleri göreve gelince ben kapattım!”Türkiye “Yüce Divan’da yargılanması gereken eski Genelkurmay Başkanı niçin özel yetkili mahkemede?” sorusuna cevap aramaktan çabuk vazgeçti.Sadece o kadar mı?Hükümet aleyhine propaganda yapan internet sitelerini kapatan Genelkurmay Başkanı tutuklandı ama onları açtıran Genelkurmay Başkanı mezara kadar gidecek sırların kazandırdığı dokunulmazlığı yaşıyor.Başbakan geçen hafta “süreci yumuşatarak atlatmamız lâzım” derken işaret fişeğini atmış oluyordu.Kararlılık yansıtan bu sözlerine “cemaat” tehdit kokan uyarılarla karşılık verdi.Başbakan’ın dünkü özel yetkili mahkemelerin tamamen kaldırılabileceğini belirten sözleri önemli bir dönemeçtir.Dileriz başarır.Eğer bu tecrübe, siyasi iddia sahibi bir cemaatle işbirliği yapmanın tehlikelerini AKP iktidarına öğretmişse, adalet kendini kurtarmak için iyi bir fırsat yakalayacak demektir.Peki “Devlet içindeki devlet” nasıl temizlenecek; tabii o başlı başına zor bir ameliyat olacaktır!

Devamını Oku

Dış destek...

12 Haziran 2012

Devletler arası ilişkiler, dayandıkları temele göre farklılaşırlar:Dostluk ve müttefiklik...Eski Cumhurbaşkanı Demirel “Amerika dost değil sadık müttefik arar bizim coğrafyamızda” demişti bir gün.Fark nerede derseniz, insanlar gibi devletler de dostlarını kendi değerlerine ortak olanlardan seçer.Ama müttefik seçeceği zaman onun öncelikle güvenlik çıkarlarına hizmet edeceğinden emin olmak ister.New York Times’ta yazan Thomas Friedman’ın önceki gün kaleme aldığı yazı Türkiye’nin sınıf değiştirdiğini haber veriyor.Friedman’ın son yazısı Türkiye’deki demokrasinin “umutsuz vaka” haline geldiğini düşündüren ifadeler taşıyor.İstanbul’da korkunun kol gezdiğini müşahede etmiş. Kendisi ile konuşanlar korkudan adlarının saklı kalmasını istemişler.Amerikan egoizmiAmerikalı yazar, ekonomideki başarısını kabul etmekle beraber Tayyip Erdoğan’ın bağımsız yargıyı devre dışı bırakarak ve medyayı da gözdağı verip susturarak rejimi denetim imkânlarından yoksun bıraktığını, şimdi buna dost ülkeler desteğinin çekilmesinden kaynaklanan boşluğun eklendiğini anlatmaya çalışıyor.Mesela ABD’nin bölgedeki savaş rüzgârları nedeniyle Türkiye’yi bir müttefik olarak görmek zorunda olduğunu belirtiyor.Ve tabii bu yüzden Türkiye’nin hızla dini renkleri olan bir diktaya doğru sürüklenmekte olduğunu öne sürüyor.Hatta “Obama’nın Erdoğan’a bu konuda açık kart” verdiği yorumunu şu şekilde açıyor:“Ekonomik büyümeyi sağla, sonra adım adım demokratik kurumları sınırlayabilir ve dini istediğin kadar dayatabilirsin!”Dış güvenlik sorunlarının ağırlaştığı şu dönemde daha dikkatli olmak gerekecek.Çünkü Amerikan egoizmi, dost göründüğü her topluma ağır bedel ödetmiştir.Yani rejimi ılımlı İslâm’dan sultanlığa doğru ilerletmenin ceremesi sadece demokrasi sicilimizin lekelenmesinden ibaret kalmayabilir.Komşularla sıfır sorun sloganı ile fiyaka yaptığımız günlerden bir iki yıl içinde bugünlere kimin itişleri ile nasıl sürüklendiğimizi unutmamakta büyük yarar vardır.İçeride ağır kayıpDün de itibarlı İngiliz gazetesi Guardian “Tunus ve Mısır gibi ülkelere Türkiye model olamaz. Dışarıda özgürlüğe ilham vermek için Türk hükümeti önce kendi evinde özgürlüğü garanti altına almalı” diye yazıyordu.Bunu yargısı bağımsız olmayan, medyası özgür olmayan, milletvekillerini halkın değil, her biri farklı bir diktatör olan parti liderlerinin seçtiği ortamda nasıl başaracağız?Üstüne bir de dış yardım, dost yardımı da kesilmiş...Türk medyasının çığlıkları işe yaramadı. Dostlar Türkiye’den yükselen bastırılmış çığlıkları duymadı. Bundan sonra duymaları ihtimali daha azdır. Çünkü ağır kayıplar verdik. Görevini yapan bağımsız gazetecilerin bir kısmı hapse atıldı, bir kısmı işlerinden atıldı, geri kalanlar da topun ağzında...Umudumuz müttefik hükümetler değil dost medyadır!

Devamını Oku

Öldürmeyin ümidi

9 Haziran 2012

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer yıllar önce şöyle demişti:“Cumhuriyetin temel değerlerinin yerlerini daha İslâmcı bir yapıya bırakması zamanı gelmiştir.”Şimdi söylediğini yapıyor!.Türban ilköğretim kapısına kadar dayandı.4+4+4 atraksiyonu ile imam hatiplerin orta kısımları açtırıldı. Hedef “dindar nesil” ya ulusal bayramlar söndürüldü.Her fırsat siyasal İslâm için kullanılıyor.Mesela gazino, tiyatro, sinema, opera gibi eğlence mekânlarına bile mescit yapılması mecburiyeti getirildi.Uludere’yi kapatan örtü özel seçildi. İktidar “kürtaj haram” kampanyası ile kadınların en mahrem seçimlerine karışacağını gösterdi.CHP’nin laikliği kemiren bu saldırılar karşısında görevini yaptığı söylenemez.Ama bu tepkisizlik, gafletten veya yetersizlikten mi doğmuştur?CHP’nin teröre karşı ortak arayış çağrısı farklı bir pencere açıyor.Gerginlik bugüne kadar AKP’ye “dediğim dedikçi bir icraat kolaylığı” kazandırdı.Laik rejimin uğradığı kayıplar hep bu kavga gürültü ortamında gerçekleşti.Kılıçdaroğlu’nun AKP’ye el uzatmasında terör dışı başlıklar da aramak yanlış olmaz.İşbirliğinin karşı karşıya olduğu tehlike AKP’nin oyun bozanlık etmesidir.Başbakan, CHP ile iyi ilişkiler kurmanın ezici çoğunluk avantajını kısıtlayacağından ve CHP’ye itibar kazandıracağından korkabilir.Başbakan Yardımcısı Atalay’ın yaptığı son açıklamalar bu ihtimali düşündürüyor.Beşir Atalay “Silâh bırakmaya kadar giden görüşmeler yapıyoruz. Ana dilde öğretim konusunda çalışmalar yapıyoruz” dedi.Bu görüşmeleri zaten on senedir yapıyordunuz. Zirvede bu görevi artık ortak kurulların yürütmesi kabul edilmedi mi?CHP’nin önerisi, iktidar ve ana muhalefetin güçlerini birleştirerek oluşturacakları etkiyi değerlendirmekti. Bu ümit yaratmıştır.PKK’ya silâh bıraktıracak birleşik gücün nihayet yaratılacağına insanlar inanmıştır.Beşir Atalay’ın açıklaması, AKP iktidarının CHP yardımına ihtiyacı olmadığını anlatmak istemiyordur umarız.Aksi takdirde büyük vebal olur!Barcelona BarcelonaTHY değerli bir marka oldu.Ama küçük hesaplar yüzünden ününü tehlikeye sokuyor.Grev yasağına direnen 305 personeli yönetim işten çıkardı.Bakan “iyi yetişmiş insanların ziyan edilmemesini” isteyerek ılımlı, olumlu bir çözüm istedi. Ama dinletemedi.Bu olayı 305 yandaşı daha THY’ye almanın fırsatı olarak kullanmak istemiş olabilirler. Sevinçten deve bile kurban edebilirler!Ama dünya değişti.Haber THY’nin sponsoru olduğu Barcelona futbol kulübüne duyurulmuş. Oradan da “Üzüldük, yazınızı yönetim kuruluna ilettik” cevabı gelmiş.“Kul hakkı yeme”nin korkusu bu insanları koruyamadı.Ama bakarsınız Barcelona’dan gelecek “İşçi hakkı yiyen bir şirketle birlikte anılmak istemiyoruz” diyen bir mesaj kurtarır!

Devamını Oku

Ne sıkıntısı?

8 Haziran 2012

Yeni Anayasa’yı yazan kurulun masasına göktaşı gibi bir öneri düştü.Başbakan Erdoğan “Partili bir cumhurbaşkanı sıkıntıları ortadan kaldırır” dedi. Yandaşlar korosu şimdi her sözünde keramet buldukları Başbakan’ın meseleyi yine canevinden yakaladığına dair ezberlerini okuyorlar.Yeni önermenin açılmaya ihtiyacı var:Partili cumhurbaşkanı hangi sıkıntıları ortadan kaldıracak?Tayyip Erdoğan’ın Abdullah Gül’den sonra Çankaya’ya çıkmak istediği artık şüphe götürmüyor.İki gün öncesine kadar Erdoğan’ın başbakan yetkilerini de yanında Çankaya’ya taşıyan bir Başkan (cumhurbaşkanı) olmak istediğini sananlar atv’deki mülâkatı izlerken yanıldıklarını gördüler.Başbakan’ı meğer bu kadarı tatmin etmiyormuş.Gönlündeki aslan, partinin de sahibi olan bir Başkan’mış...Güçlü cumhurbaşkanının istikrarı güçlendireceği iddiası bir yere kadar doğru olabilir. Ama... Gerçekten öyle mi?Güç zehirlenmesi denilen hastalığın yakın tarihteki meşum sonuçları ne çabuk unutuldu?Partili cumhurbaşkanı “padişahtan beter” bir ucubedir. İyi bir diktatör belki istikrar getirir, ama onu izleyecek diktatörün de iyi çıkacağını kim garanti edebilir ki?Bu tür önermeler, sadece ortamı bulandırıyor, yeni anayasa çalışmalarına katkı sağlamıyor.Biz “tek adam” düzenine ve lider sultasına son vermek için milletvekillerini önseçimle belirleyen ve “dar bölge“ sistemi ile seçen uygulamanın hayalini kurarken Başbakan Erdoğan millete adeta kâbus senaryosu öneriyor.Millet “Başkan Baba” rolü oynayacak bir “Milli Şef” istemiyor.Cumhurbaşkanı Gül’ün son zamanlarda gördüğü olağandışı sempati ve özellikle Ağrı ve Patnos’ta muhatap olduğu sevgi doğru değerlendirilmelidir.Erdoğan’ın sıkıntı iddiası sadece AKP’nin, demokrasi gösterip padişahlık getirmeye çalıştığından endişe edenlerin canını daha çok sıkmıştır! ******Utandıran şöhret...Adaleti devletin temeli sayan bu ülkenin yargısı, kim derdi ki bir gün yabancıların alay konusu olacak?Başbakan Erdoğan’ın katıldığı bir toplantıda “Parasız eğitim istiyoruz, alacağız” yazılı pankart açtıkları için 8 yıl 5 ay hapse mahkûm edilen öğrenciler haberi Kanada medyasında eleştirel yorumlara konu oldu.Çünkü orada da Quebec eyaletinin üniversite harçlarına yaptığı zammı geri aldırmak isteyen öğrenciler, dört aydan beri sokaklarda eylem yapıyor polisle çatışıyor.Orada da gözaltına almalar oluyor ama gösteri hakkını kullanmaya karşı 8 yıl hapis gibi korkunç bir gözdağı uygulaması yargıdan gelmiyor.Kanada medyasına yansıyan şu alaycı yoruma bakar mısınız?“Başbakan Charest, elinin altında Türkiye’deki gibi savcı ve hakimler olmasını isterdi!”Bu utandırıcı yorum gençlere bu kadar acımasız davranmanın adalete de insanlığa da sığmadığını açıkça anlatıyor.Yargı mensuplarının temyiz aşamasında uyanmalarını sağlar umarız.Şükür ki dünyada yalnız değiliz!

Devamını Oku

Önce terörün ümidini bitir

7 Haziran 2012

Kılıçdaroğlu, terörle ilgili çağrının ilhamını Ankara’da ziyaret ettiği bir şehit ailesi evinden almış.Şunu demiş acılı insanlar:“İktidar çözüm getirmezse siz gideceksiniz. Bu, tek bir partinin çözeceği sorun değil...”Ulusal Mutabakat Komisyonu ile Âkil İnsanlar Komisyonu’na dayalı yol haritası önerisi böyle doğmuş.CHP dört partinin eşit temsilini öngörüyor. Ama MHP tavrını yolun başında koydu. Bu işin içinde olmayacak.Aslına bakılacak olursa MHP’nin menfi tavrı öneriyi öldürmüyor. Şans bile kazandırabilir. Çünkü demokratik muhalefetin sağlıklı biçimde sürmesi AKP ve CHP işbirliğinin özenini ve önemini artıracaktır.Bu işbirliğinin önünde duran risk, CHP’ye prestij kazandıracağından endişe eden iktidar partisinin ortak çalışmayı hissettirmeden baltalamaya çalışması ihtimalidir.Yoksa bu girişim, önemli bir şanstır.Terörü bitirmek için öncelikle terörün ümidini bitirmek gerekir.PKK otuz yıldır kan döküyor, bitmiyor. Çünkü duygusal anlamda bütünlük bulunsa da icraat alanında siyaset hiçbir zaman birlik sağlayamamıştır.Eğer MHP’nin yokluğuna rağmen AKP ve CHP teröre karşı işbirliğini sağlayacak olurlarsa bölücü terör örgütü iktidar değişikliğinden artık menfaat umamayacaktır.İktidar partisi ile ana muhalefet partisi ortak strateji oluşturacakları için iktidardaki parti değişse bile politikaların değişmeyeceğini herkes bilecektir.Terör elebaşıları, AKP-CHP ortak komisyonlarında oluşan çözümlerin pazarlığa tabi olmadığını bilecekleri için hayale kapılarak imkânsız istekler öne sürme imkânı iyice daralacaktır.İç şartlardaki bu beklenmedik iyileşmeyi, dış şartlardaki olumlu hava da destekliyor. PKK’nın yıl sonuna kadar silâh bırakmaya ikna edileceğine dair tahminler gerçekleşebilir.CHP’nin hamlesini çelmelerden, tekmelerden korumak lâzım.Başbakan bu misyonu seve seve üstlenmelidir!Hayırlı kaza!Adalet arayanlar, özel yetkili savcıların MİT Müsteşarı Fidan’ı ifadeye çağırmasından kaynaklanan kazaya şükretmeliler.Özel yetkili mahkemelerin yetkilerini sınırlayan CMK 250. Madde’deki düzenlemenin hangi sebepten kaynaklandığını Başbakan atv’deki söyleşide belli etti:“MİT Müsteşarım benim talimatımla terörle mücadele için adaya gidiyor. Yargı ise onu şüpheli olarak çağırıyor. Çok yanlış yapılıyor. Alacaksan beni al!”Bu değişiklik elbette özel yetkili mahkemelerin “keyfi” denebilecek nedenlerle tutuklu olarak cezaevinde yatırdığı insanların da işine yarayacak.Başbakan’ın şu sözleri, kanun değişikliğinden daha etkili garantidir:“Tutuksuz yargılanabileceği halde maalesef tutuklu yargılanan insanlar var. Bu insanların tutuksuz yargılanmaları mümkünken neden tutuklu yargılama yapılıyor?”“Tek adam” durumundaki Başbakan’a bu adaletsizliği düşündüren olaya “hayırlı kaza” demez misiniz?

Devamını Oku

Bu fırsat harcanmasın

6 Haziran 2012

Başbakan ile ana muhalefet liderinin buluşmasına “Tarihi Zirve” demek tedbirsiz bir acelecilik olur.Ama yine de görüşmenin “tarihi” diye anılmayı hak edecek başarılara kapı açması dileğimizdir.İki liderin terörle mücadelede işbirliğine açık yaklaşımları ümit veren tavır değişikliğidir.Burada özellikle CHP’nin sergilediği yapıcı ve özverili tarz değişikliğinin övgüye lâyık olduğunu teslim etmeliyiz.Ülkenin en hassas yarası bölücü terör sorunudur. Bütün iktidarlar için terör sorunu itibar öğüten, uğursuz bir çıkmazdır.Bu melanet, iktidarlar için risk muhalefetler için büyüme, yükselme fırsatı olarak görüldüğünden bölücü terör meselesi 30 yıl çözülememiştir.Zaman zaman bitme noktasına geldiği görülse de yeniden canlanmıştır.MHP’siz de olur...Siyasetin özeleştiri yoluyla bulduğu doğruya yönelme niyeti nihayet eyleme geçmiş haldedir. Yani geçmişteki yanlışları teşhir etmenin yararı yoktur şimdi.Bu hataları şu anda ortak çabaya katılmayı reddeden MHP lideri seslendiriyor.CHP’nin önerisinde, Meclis’teki dört partinin komisyonda yer alması şartı bulunuyor.Oysa MHP lideri, iktidar ve ana muhalefetin eylem ve önermelerini çöküş ve yıkım projeleri diye adlandırıyor.“Akil Adamlar Komisyonu”nun daha önce “İmralı canisi” tarafından ortaya atılmış bir öneri olduğunu, bu sebeple terör örgütüne taviz olarak görüleceğini öne sürüyor.MHP ikna edilemese bile projeden vazgeçilmemelidir. Demokrasi çeşitliliktir, bir süre MHP’nin dışarıdan vereceği eleştirel katkı yararlı bile olabilir.Mecliste “Toplumsal Mutabakat Komisyonu”, dışarıda “Âkil Adamlar Komisyonu” zeminlerinde oluşacak işbirliği ve beraberinde getireceği hassasiyet ve disiplin anlayışı parlamentomuzun en büyük eksiğine merhem olabilir.Sayı yerine saygıEzici çoğunluğa sahip bir iktidarın yarattığı bozulma, saygı ve anlayış eksiği, parlamenter sistemimizin ağırlaşan hastalığıdır.Terör konusundaki çabaların olumlu ürünler vermeye başlaması hızlı bir değişimin de sebebi olabilir. İktidar partisi başarısına yardımcı olan muhalefeti küstürmemeye özen göstereceği için ilişkiler daha uygar hale gelecektir. Meclis, her işin parmak hesabı ile halledildiği bir yer olmaktan çıkacaktır.Terörle mücadelede işbirliğini keşfetmek, partilerimize öteki ulusal sorunları çözmenin yolunu da öğretebilir. İstismar siyasetine dayalı partiler rekabeti, yapıcı çabaların övgü ve oy getirdiği bir faaliyete dönüşebilir. Ve çok iyi olur.Bu değişime ihtiyacımız var. Mutlaka şans tanınmalıdır.İki lider son görüşmelerini altı ay önce “Başbakan’a geçmiş olsun” ziyareti nedeniyle gerçekleştirmişti.Liderlerin her salı birbirlerine çamur banyosu yaptırdıkları bir siyaset zemini terörü çözemez. Tersine, teröre ilham ve cüret kazandırır.

Devamını Oku

Bu yokuşta durulmaz!

5 Haziran 2012

MHP lideri Bahçeli iktidarın uyguladığı taktiği çözdü galiba...İddiası şu:“Başbakan’ın kasasında yazılmış bir metnin (anayasa) olduğu ve o metni kabul ettirmek için herkesi masadan kaçırıp ‘İşte kaçtılar; dolayısıyla biz artık bunu milletle birlikte çözeceğiz’ diyerek işi kendi başlarına götürmeye çalıştıklarının farkındayız!”Uzlaşma Komisyonu’nda bir arıza çıkmamışken Başbakan’ın “mızıkçılık emareleri” sezdiğini söylemesi iddiayı destekliyor.İktidar sözcülerinin sırası gelmemiş konuları gündeme sürmeleri de anlamlıdır.Hedef tek adamBelli ki AKP başkanlık sistemine asılmaktan sonuna kadar vazgeçmeyecek.Araştırmalar Tayyip Erdoğan’sız AKP’nin büyük oy kaybına uğrayacağını göstermiştir.Tayyip Erdoğan, başbakan yetkilerini cebine koyarak Çankaya’ya çıkarmış bir Başkan ve aynı zamanda partisini başkasına bırakmamış bir lider kalabilmek yolunda bu anketi kullanacaktır.İktidar partisinin bir yandan da ağırlıklı olarak din konuları ve laiklik meseleleri üstünde zıpladığını görüyoruz.Başbakan’ın her an elinden kaza çıkacak sinirli bir baba gibi etrafa korku salması, insanların içinde büyüyen şüphe ve endişelerin ortaya dökülmesini ve tartışılmasını önlüyor.Mesela önceki gün il müftülerini topladıkları Sapanca’da Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ Anayasa’daki laiklik tanımını budamaya çalışacaklarının işaretini verdi.Dindar altyapıAnayasa Diyanet’in çalışmalarını sınırlıyormuş. “Müdahaleci bir laiklik yeni anayasada olmayacak”mış!Zaten bu değişikliğin altyapısı uzun zamandan beri hazırlanıyordu. Üniversitede türban sorunu oldubitti ile çözüldü. Birkaç gün önce Eğitim Bakanı, seslendiği eğitimcilere “çocukların kılık kıyafeti ile uğraşmamaları”nı isterken başörtüsünün ortaöğretim hatta ilköğretime kadar ineceğinin işaretini vermiştir.4+4+4 Yasası Meclis’e neden göktaşı gibi bir anda düştü; toz duman dağıldıkça daha net görüyoruz:Operasyonun bir numaralı hedefi imam hatiplerin orta kısımlarını açmaktı, açtılar!Yapı Denetimi Yasası taslağı tamamlandı.Açıklamaya bakılırsa devlet ibadethane (mescit) yapma mecburiyeti koyduğu yerleri büyük çapta arttırıyor.Gazino, tiyatro, sinema, opera, müze, kütüphane, konferans salonu, okul, hastane, liman, terminal gibi hizmet yapılarında ve kamu hizmeti için kullanılan resmi binalarda, mescit bulunması zorunlu olacak.“Dindar nesil”in ortamı hızla donatılmaktadır anlayacağınız.Çamlıca tepesine inşa edilecek devasa boyutlardaki cami, din temelli otoriter rejimin simgesi olacaktır.Bütün dileğimiz, halkın ve iktidar sahiplerinin Türkiye’yi bugünlere getiren değerlerin kadrini kıymetini fark edecekleri bir mucizenin gerçekleşmesidir.İşaretler ılımlı İslâm’ı gösteriyor.Ilımlı İslâm bir yokuştur. Orada durmak marifet ister.Kayar gidersin çünkü.Dikkat!

Devamını Oku