Fener galip!..

2 Temmuz 2012

Fenerbahçe camiasının dünyasını karartan kahır bulutları biraz dağıldı, güneş göründü.Şike ve örgüt iddiasıyla bir yıl önce başlayan soruşturmanın sonraki aşaması olan yargılama dün sonuçlandı ve mahkeme kulüp başkanı Aziz Yıldırım başta, tüm şüphelilerin tahliyesine karar verdi.Yıldırım’ın tahliye kararı bile tek başına büyük bir moral olacaktır. Çünkü Fenerbahçe taraftarı, spor tarihinde benzeri az görülecek cinsten bir dayanışmayı Başkan Yıldırım için göstermiş, başarılı olmuş ve bu sayede kendine güveni artmıştır.Şu anda en çok merak edilen soru, Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi için UEFA’dan aldığı davetin ne olacağıdır.Bilindiği gibi Futbol Federasyonu, incelemelerini tamamlayan kurullarının kararlarına dayanarak çeşitli disiplin cezaları verirken “sahaya yansımış bir şike” olayı tespit edilmediğini açıkladı.Mahkeme 93 sanıklı davada pek çok idareci ve futbolcuya ve tabii bu arada Fenerbahçe Başkanı Yıldırım’a örgüt ve şikeden 6 yıl 3 ay hapis cezası verdiğine göre UEFA Türkiye Futbol Federasyonu’nun “şike yoktur” sözünü doğru saymaya devam edecek midir?Birinci devre bittiHukukçuların bir kısmı futbol hukuku ile ceza hukukunun farklı alanlar olduğunu, yargı kararının UEFA’yı yeni bir değerlendirme yapmaya mecbur etmediğini düşünüyor.Ama yargı kararının Şampiyonlar Ligi yolunda Fenerbahçe’ye engel çıkarabileceğini söyleyenler de vardır.Her durumda, Yargıtay’ca onaylanmadan yargı kararı kesinlik kazanmayacağı için, temyizde geçecek sürenin Fenerbahçe’nin avantajı olacağı görülüyor.Daha önce İtalya’da yaşanan benzer tecrübe sırasında UEFA, İtalya Futbol Federasyonu kararına itibar etmişti. Başbakan Erdoğan’ın “takımların ve taraftar kitlelerinin cezalandırılmasının adil olmayacağı” yolunda UEFA Başkanı Platini’ye yaptığı telkinlerin ne kadar etkili olduğunu bekleyip göreceğiz.Yaşadığımız krizi de bir maç sayabiliriz. Dünkü tahliye kararlarıyla devre bitmiştir.Özel yetkili mahkeme 93 sanıklı davayı 4,5 ayda 22 duruşma yaparak bitirmekle bir rekor kırdı. Sporumuzu şike çamurundan arındıracak etkili bir ibret yaratma kararlılığı mı, yoksa cemaat güdümlü bir zaptetme tehdidi mi bu süratin ilhamını uyandırdı?Her ikisinin de etkisi olabilir.Soruşturma ve yargılamalar sonunda verilen cezalar, herhalde şike yapma heveslerine yeterli gözdağını vermiştir.Bir o kadar önemli sonuç daha var:Tehlikeli hevesler için dersBüyük kulüpler, sahip oldukları taraftar kitleleri nedeniyle güç oyunu oynayan dini ve siyasi gruplar için, örneğin “cemaat” için çok cazip bir hedef olabiliyor.Fenerbahçe’nin yaşadığı krizde bu tehdit her aşamada seslendirilmiş, kulüp yöneticileri ve taraftarlar cesur bir direniş göstererek kulübü, camiayı savunmayı bilmiştir.Bu uyanıklık sayesinde de, spor kulüplerini av sahası gibi gören cemaatlere bunun tehlikeli bir heves ve kazanma ihtimali olmayan bir macera olacağı öğretilmiştir.Uyanık kalmaya devam. Maç sürüyor...

Devamını Oku

Adalete şans

1 Temmuz 2012

Özel Yetkili Mahkemeler’in kaldırılması, güven ve itibar grafiği iyice düşmüş olan adaleti ayağa kaldıracak mıdır?Elbette hayır... Çünkü doku bozulmuş, gelenek çarpılmış, hukuk anlayışı zedelenmiştir.Başbakan referandumdan geçen yargı düzenlemelerinin halk onayını aldığını, bunlara yeni anayasa yapılırken dokunulmayacağını söylemişti.Bu mahkemelerin kaldırılması, her ne amaçla yapılmış olsa da bir ilerlemedir. Oysa asıl o düzenlemelerin sebep olduğu yıkımları tek başına anayasayı baştan sona değiştirmek için mecburiyet saymak gerekir.Dün kendimizi, utandıran bir boy aynasında gördük.Avrupa Konseyi’nin hukuk alanındaki danışma organı görevi yapan Demokasi ve Özgürlük İçin Avrupalı Yargıçlar Birliği’nin Türkiye gözlem raporunda şu tespit yer aldı:“Türkiye’de yargı, siyasi gücün emrine verilmiştir ve yargının kontrol ve sınırlandırma işlevini yapmasına izin verilmemektedir!”Örnek mi?.. İşte Deniz Feneri, şike, MİT/KCK soruşturmaları.Raporda, yargılamanın iktidar çevreleri için tehlikeli boyutlar kazanması halinde ilk tepki ve tedbir olarak savcı ve hakimlere dosyadan el çektirildiği ve haklarında soruşturma açıldığı belirtiliyor, “Böyle bir korku ile yargı bağımsız olamaz” deniyor.Bu iktidar döneminde maalesef hukuk ve adalet hesabına övülmeyi hak edecek adımlar atılmadı. Çünkü yargı adalet için değil daha çok intikam için kullanıldı.Özel Yetkili Mahkemeler’in bu iktidar döneminde işlediği günahların kefareti hiçbir şekilde ödenemez.Ama korkarız ki bu operasyon bile çıkar hesabı ile zedelenecektir.Mesela yaygın söylenti şudur:“İktidar özel yetkili mahkemeleri cemaatin mahkemesi haline geldiği için kapatıyor. Onları tasfiye edip kendi mahkemesini kuracaktır..”Bu kötü tecrübe, yargının bağımsızlığına gölge düşürmenin doğurduğu adalet facialarının bir daha tekrar yaşanmaması gerektiğini iktidara öğretmedi mi?Dileriz öğretmiştir.Dileriz iktidar bu operasyonun yarattığı fırsatı dürüstçe değerlendirir ve adaleti yerden kaldırır...Konuşmak iyidirDün Suriye cephesinde dış güvenlik riskleri artarken, içeride teröre barışçı yollarla çözüm bulunmasına dönük bir şans yaratıldı.Kürt hareketinin önemli ismi Leyla Zana, Başbakan Erdoğan ile beklenen görüşmesini yaptı.Zana, güçlü kişiliğiyle ancak Erdoğan’ın bu soruna çözüm bulabileceğini söylemişti. Diyarbakır Milletvekili Zana, kısa zamanda dikkat çekici değişim geçirdi.“Silah Kürtlerin sigortasıdır” demişken birkaç ayda “Bu topraklara barış mutlaka gelecek. Bizim ruhumuz birlik ve beraberlikten yanadır” dediği bir noktaya ulaştı.Görüşmeden somut bir sonuç çıkmasa bile diyaloğa açık çabaların şansı artacaktır.Ve çözüm arayışları, terör elebaşıları yerine siyasetçileri muhatap rolüne geçiren çok anlamlı bir değişime kapı açacaktır.

Devamını Oku

Savaşa hayır!

30 Haziran 2012

Milletin kaderini etkileyecek önemde adımları mutlaka halka danışmak gerekir.Dün Suriye ile savaş ihtimali bağlamında halkın nabzını yansıtan bir araştırma ararken gördüm ki bu gerek ihmal edilmiş.Krizin ilk döneminde ANAR şirketinin yaptığı araştırma dışında ciddi bir çalışma olmamış.Nedenini A&G Araştırma’nın Başkanı Adil Gür’e sordum.“Cevabı yüzde yüze yakın doğrulukla tahmin edilebilen bir soruyu araştırmacılar olarak sormak istemeyiz. Savaş isteyenlerin oranı yüzde 2 ancak vardır.”ANAR’ın araştırması Gür’ü doğruluyor:Müdahaleye karşı olanların oranı yüzde 56,2’dir. Diplomatik girişimlere ağırlık tanınmasını isteyenler yüzde 15,9 “tampon bölge” isteyenler yüzde 15,4 “muhaliflere destek verelim” diyenler yüzde 7,9.Geriye kalan savaş seçeneğinde yüzde 5 bile yok!Elli yıl geri gideriz...Gür’e göre savaş isteyenlerin azlığı hedefteki düşmanın bir Müslüman ülke olmasından ileri geliyor.Mümkündür ama belli zeminlerde sık sık “cahil millet” muhabbetlerinin yapılmasına bakarak yanılmamak lâzım. Demokrasilerin başarı sırrıdır; bireyler yanlış kararlar verseler bile bir araya gelerek oluşturdukları kararlarda doğruyu buluyorlar!Savaşın ne kadar büyük kayıplar ve yıkımlar yaratacağını toplumsal sağduyu isabetle görüyor.Başbakan ilân etti; Suriye rejim muhaliflerini sonuna kadar destekleyeceğiz.Biz bunu yaparken Esad da bize karşı PKK’yı beslemeyecek mi?Savaşın sebep olacağı zayıflama, Türkiye’nin etnik ve dinsel fay hatlarında şiddetli sarsıntılara ve kırılmalara sebep olacaktır.Belki 100-200 yılda bir görülebilecek bir mucize yaşadık. Uyumlu rastlantılar üst üste geldi. Türkiye siyasal ve ekonomik alanda bölgesel süper güç kimliği kazanmaya başladı.Bir savaş her şeyi kaybettirebilir, bizi elli yıl geriye itebilir. Savaş riskinin turizm alanındaki cazibemize zarar vermeye şimdiden başladığını görmeliyiz.Halkın nabzı sık ölçülsünBölgesel süper gücün marifeti öngörülebilir olmasıdır.Ortak bakanlar kurulu toplantısı yapacak kadar yakınlaştığı Suriye ile bir-iki yıl içinde kanlı bıçaklı düşman durumuna sürüklenen süper olmaz.Bu durum olsa olsa Türkiye’nin böyle bir kabiliyeti kötü kullandığını ve o unvanı hak etmediğini düşündürür.“Geç bulduk, çabuk kaybettik” diye hayıflanmak istemiyorsak, savaş kışkırtıcı gövde gösterilerinden ve meydan okuyucu naralar atmaktan sakınmalıyız.Maalesef sınırın iki tarafındaki görüntüler güven artıran ve iç ferahlatan etkiler yapmıyor.Tankların, zırhlı birliklerin ve füze bataryalarının karşılıklı olarak sınıra dizilmesi, başlı başına risktir.Tetiklerin üstünde genç askerlerin parmakları var. Bir dikkatsizlik, bir kışkırtma, silâhsız uçağımızın Akdeniz’de düşürülmesinden daha vahim sonuçlar doğurabilir.Savaş tehlikesi uzaklaştırılmalıdır.Kamuoyu araştırma şirketleri, üst üste tekrarlamaktan bıkmaksızın halkın “savaşa HAYIR” dediğini ülkeyi yönetenlere unutturmamalıdır!

Devamını Oku

Niye yalnız biz?

29 Haziran 2012

Savaş riski taşıyan dönemlerde her daim uyanık ve yeteri kadar şüpheci olmak gerekiyor.Çünkü akılsız dostların düşmandan bile fazla zarar verebileceğini hatırdan çıkarmamak lâzım.İtibarlı İngiliz Guardian gazetesi dün Suriye krizinde izlediği politika nedeniyle Türkiye’yi ağır biçimde eleştirdi ve Ankara’nın tavrını “zayıf ve akılsız” sözcükleriyle niteledi. Neden?Çünkü Ankara’nın iki önceliği vardır.Bunlar modernleşme ve ekonomik büyüme...Türkiye bu ikiz önceliklerinden vazgeçemez. Suriye ile savaş bu önceliklere zarar vereceği gibi “Kürt bölgesi”ndeki istikrarı daha da bozacaktır.“Türkiye bunu göze alamaz. Esad da muhtemelen bunu iyi biliyor!”Bu değerlendirme gerçekçi tespitler içeriyor olabilir ama asla “dost uyarısı” sayılamaz.Çünkü gazete “Başbakan Erdoğan’ın bağırıp çağırdığına kanmayın” demeye getiriyor.Bu da örtülü bir tahrik değil mi?“Büyük müttefik” Amerika da soğuk savaşa katkıda bulunmaktan geri durmadı dün. ABD Büyükelçisi Ricciardone, sıcak noktaya çok yakın bir kent olan Mersin’e giderek, kendi ifadesi ile “Türkiye’ye somut bir şekilde destek verdi.”Suriye’deki rejimin kendi halkıyla savaş içinde olmasının üzücü ve kabul edilemez olduğunu belirttikten sonra “Türkiye, ABD ve dünya demokratik toplumuyla birlikte bu kâbusun bir an önce bitmesi için ortak çalışmaktadır” dedi.Nasıl ortaklıksa bu; onlar bizi önce gaza getirip sonra “oy kaybederim, seçim yılında savaş işime gelmez” diye kenara çekilecek, öbür yanda savaşın eşiğine biz geleceğiz, bizim evlâtlarımız ölecek!Türk hariciyesi, yarın Cenevre’de yapılacak Suriye toplantısında, oyuna getirilmekten davacı olduğumuzu açıkça ortaya koymalıdır.Bu mesele, kendi halkına katliam uygulayan bir haydut rejime karşı uluslararası camianın haddini bildirme kararlılığı görüntüsünde başladı.Ama Türkiye-Suriye savaşı hâlini aldı.Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov dün Cenevre toplantısını değerlendirirken “Görüştüğümüz NATO ülkeleri ve diğer ülkelerden Suriye’ye müdahale yönünde bir şey duymadık” dedi.Kime inandık da atladık bu işin içine?“Beni unut Güliz!”Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz, emekli olmasından neredeyse on yıl sonra tutuklanıp cezaevine kondu.Sebep on yıl önceki karar ve eylemleri...Türkiye’de devrim mi oldu?Yasaların “yap” dediği şeyler bugün suç mu oldu?O zaman “aferin” alan eylemlerin bugün cezası mı kesiliyor?Kininin davacısı olmak, arandığını duyar duymaz yurt dışından koşa koşa gelen bir bilim adamını “kaçacak” bahanesiyle içeri tıkmak mıdır?Tutuklandığını öğrendikten sonra konuşma fırsatı bulduğu eşine Prof. Gürüz’ün “Beni unut Güliz” demesi, adalete duyulan güvenin ne kadar derin bir çukura düştüğünü gösteren elem verici bir inlemedir.Bu ülkeye yıllarca hizmet etmiş dürüst ve donanımlı bir bilim adamı ve yönetici atıldığı cezaevinde unutulacağından korkuyor.Korkusu da sebepsiz değil!

Devamını Oku

Gerçekten kapansın

28 Haziran 2012

Beklenen gerçekleşirse Meclis bu yasama yılının belki de en hayırlı işlerinden birini başarmış olacak.Özel Yetkili Mahkemeleri (ÖYM) tarihin çöplüğüne atacak adımdan bahsettiğimi tahmin etmişsinizdir.Dileğimiz, adalet değerleri ile birçok noktada çatışan bu mahkemelerin gerçekten kaldırılmasıdır.Endişe etmeye hakkımız var. Çünkü DGM’ler kaldırılırken de aynı ümidi yaşamış fakat çok geçmeden aynı engizisyon mahkemelerinin Özel Yetkili Mahkemeler adı altında adalet bekleyen insanların hayatını karartmaya devam ettiğini görmüştük.Bazı yerlerde mahkemelerin binaları bile değişmedi, sadece tabelaları değişti.Başbakan’ın talimatı ile özel yetkili mahkemeleri kaldıran düzenleme, yargılamaları hızlandıran ve şüphelilerin tutuksuz yargılanmaları imkânının önünü açan üçüncü yargı paketine monte edilecek.Böylelikle değişikliğin Meclis tatilinden önce yasalaşması sağlanacak.ÖYM’lerin boşluğunu, terör ve darbe suçlarına bakacak bölgesel mahkemelerin dolduracağı belirtiliyor.Haber karşısında CHP muhalefetinin beklendiği kadar heyecan göstermediği dikkati çekiyor. Oysa Kılıçdaroğlu’nun bu mahkemelere açtığı savaşı kazanmasının mutluluğunu yaşaması gerekirdi.Belli ki ana muhalefet, düzenlemenin yargılama usullerinde köklü bir düzelme getirdiğinden emin olmadan önce ÖYM’lerin gerçekten kaldırıldığını kabul etmeyecek.Bir şüphe de şu:İktidarın adil yargılama şikâyetlerini gidermek için değil, bu mahkemelerde kadrolaşan cemaatin tasfiyesini sağlamak amacıyla operasyona başvurduğuna dair görüşler ifade ediliyor.HSYK eliyle yapılacak bir temizliktense Meclis iradesiyle verilen kapatılma kararı bağlamında bu sorunun çözülmesi daha akıllıca bulunuyor.İktidar, adaleti simgeleyen kılıçlı, terazili kadının göz bağını açacak ve epey gürültü kopacak!Aşırı mı gittik?Tembihler, tehditler içerideki medyayı sustursa da fayda yok.Çünkü asıl hakem dışarıda ve dışarıdakiler de düşündüklerini korkusuzca yazıyor ve söylüyor.Nitekim dünkü New York Times, bazı NATO üyeleriyle Amerikalı yetkililerin, Türk uçağının Suriye sınırında ne yaptığını sorguladığını, istihbarat verilerinin ilk incelemesinde uçağın eğitim dışında bir görevi olduğuna dair kuşkular uyandığını yazdı.İran devlet televizyonu da “Türkiye Suriyeli isyancıları silâhlandırıyor, onlara güvenli ortam sağlıyor. Ankara uçak olayında provokatif bir şekilde hareket etti” yorumu yaptı.Uluslararası toplumda bize en çok zarar verecek şey, Suriye’deki iç savaşta muhaliflerden yana taraf tuttuğumuz iddiasının yayılıp pekişmesidir. Gidiş bu yönde.Bu yargıyı ortadan kaldırmanın çaresine bakmakta yarar vardır.Böyle davranan komşulardan çok çekmiş bir ülkeyiz.Suriye’deki muhaliflere “sonuna kadar” destek sözü vermenin toplum vicdanında bulduğu karşılığı bu empati duygusu belirliyor!

Devamını Oku

Yumruk kalktı!

27 Haziran 2012

Türkiye seksen yıl boyunca “yurtta sulh, cihanda sulh” için çalışarak yaşadı ve başarılı da oldu.Bundan sonra en azından Suriye’nin düşmanlığını bilerek tedirgin yaşayacağız. “Su uyur, düşman uyumaz” demiş atalarımız.Şam’daki despot rejimin silâhsız bir keşif uçağımızı düşürmesi sonrası hükümetin izleyeceği yolu açıklayan Başbakan’ın konuşması, Türkiye’nin yükselen önemine ve ayrıcalıklı rolüne yakışan ton ve içerikte oldu.Başbakan tüm dünyaya açıkça şunu ilân etti ki “Türkiye yerini, zamanını ve yöntemini kendisi tayin ederek” bu haksız tecavüze karşı uluslararası hukuktan doğan haklarını kullanacaktır.Bunun uluslararası boyuttaki bir adımı dün NATO’da gerçekleşmiş, Genel Sekreter Rasmussen, ittifakın Türkiye ile tam dayanışma içinde olduğunu belirttikten sonra gerilimin tırmanmasını beklemediklerini söylemiştir.Brüksel’den öyle görünüyor olabilir ama durum burada pek çok tedirginlik sebebi taşıyor.Bir düşmanımız var...Suriye silahsız Türk uçağını uluslararası sularda niçin vurdu?Esad rejimine karşı ayaklanan muhalif güçlere destek ve yardımda bulunmaktan Türkiye’yi vazgeçirmek için.Peki bu haydutluk işe yaradı mı?Hayır tamamen ters sonuç verdi.Başbakan dün “Biz Suriye yönetiminin kendi halkı için tehdit olduğunu görüyoruz. Ama son olay Esad yönetiminin Türkiye’nin güvenliği için de açık tehdit haline geldiğini ortaya koymuştur. Artık yeni bir aşamaya geçilmiştir” dedi.Yeni aşamanın sonuçları ne olacaktır?1. Suriye’den sınırlarımıza yaklaşan her askeri unsur tehdit olarak değerlendirilip askeri hedef muamelesi görecek, yani vurulacaktır.2. Muhalifler siyasi ve askeri anlamda Türkiye’den daha çok yardım almaya devam edecektir.Başbakan “Suriye halkı bu eli kanlı diktatörden kurtulana kadar Türkiye onlara her türlü desteği verecektir” ifadesini kullanarak dönüşü olmayan bir pozisyon belirledi.Bu kadar karışmasak...Hükümetin kriz yönetimi genelde övgü alıyor. Nitekim Financial Times’da dün çıkan bir analizde, kendi başına ve fevri hareket etmeyip sorunu NATO’ya taşıdığı ve ortak bir cevap verme tutumu benimsediği için Ankara hükümeti takdir ediliyor.Ama yine de tüm bu olan bitenler Türkiye’nin menfaatlerini doğrudan ilgilendirmediği halde bir komşu devletin iç işlerine niçin bu kadar karıştığımız sorularına tatmin edici bir açıklama getirmiyor.Tabii ki, Suriye’yi Sünni bloka kazandırma kavgasında AKP iktidarı ile Türkiye’nin gönüllü bir rol üstlendiğine dair yorumları ihtiyatla ama biraz da kaygıyla izleyen geniş bir kesimin varlığını görmemek mümkün değildir.Türkiye, bölgesel güç olma imtiyazını sorumlu kullanmalıdır.Başbakan’ın dünkü eleştirilerini ve tehdit içeren uyarılarını Esad yönetimi hak etmişti. Şam’ın böyle bir ihtara ihtiyacı vardı.Ama yaşadığımız tecrübe bize de komşuların iç işlerine karışmamayı öğretmiş olmalıdır!

Devamını Oku

En kötü düşman

25 Haziran 2012

Yirmi üç yıl önce Türk tapu kadastro uçağını düşürdüğünde özür ve tazminat borcunu yerine getiren Suriye nerede?O Suriye yok. Şimdi ülkeyi, halkına katliam uygulayan ve dünyanın nefretine hedef hale geldiği için kaybedecek şeyi kalmayan bir despot yönetiyor.Akıbetini Kaddafi ve Mübarek’in sonlarında gören Şam zalimi için göze alınmayacak melânet yoktur artık. Yalan ve inkâr en hafif suçlardır.Silâhsız bir askeri uçağımızın, hava sahasını ihlâl ettiği gerekçesiyle Suriye tarafından vurulması, savaş sebebi olacak bir suçtur.Şam yönetimi böyle bir tecavüzün anında karşılık bulacağını bildiği için ilk açıklamada “vurulan uçağın Türk uçağı olduğunu, düştükten sonra anladıklarını” iddia etmiştir. “Kaza oldu” demek, kabahati kabullenmenin habercisidir.Ama Suriye, Türkiye’nin sıcak bir misillemede bulunma niyetinde olmadığını daha ikinci gün anlamış, bu rahatlıkla gerçek niyetini açığa koymuştur.Halkını kandırıyorBelli ki Esad rejimi bu olaydan çok yönlü çıkarlar sağlamak istemiştir. Toplumsal dikkati içeriden dışarıya çevirme fırsatı önemlidir. Kötü yoldan da elde edilse, yaşanan kötülük askeri bir başarı gibi sergilenerek halka gurur verecek bir sebep yaratılmıştır.Nitekim İran devlet radyosu, Türk uçağının düşürülmesini Şam yönetiminin, içişlerine müdahale eden ülkelere (başta Türkiye) uyarısı olarak yorumladı.Aynı zamanda “Suriye’nin Amerikan yapımı savaş uçağını düşürebilecek teknolojiye sahip” bulunduğu iddiasının ispatı olarak gösterdi.Oysa bir askeri uzmanın belirttiği gibi ilk örnekleri 50 yaşına gelmiş silâhsız bir Phantom uçağını düşürmek ileri teknoloji ispatı değildir.“Misilleme gerekirse Türkiye birkaç bombardıman uçağını kaldırır, kasıtlı olarak Suriye hava sahasını ihlâl eder. Kaza olduğunu söyler. Ateş edildiğini ve radarların kendisine kilitlendiğini görürse o zaman uçaklar Suriye’nin o hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirir!”Başbakan’ı beklerkenEsad, ay yıldızlı bir uçurtmayı vurmaktan bile medet umacağı bir çaresizliği yaşıyor.Yalan üstüne kurulu moral menfaati sağladıktan sonra dün kaza itirafından da vazgeçerek Türk jetinin Suriye hava sahasında vurulduğunu iddia etmiştir.Dışişleri Sözcüsü, kasıtlı eylem yaptıklarını dolaylı biçimde itiraf etmiştir.İki soru kilit önem taşıyor:1. Rusya ve İran, Türk uçağının düşürülmesi eylemine teknik yardım veya tahrik anlamında katılmış mıdır?2. Hükümet, Şam’a özür baskısı kurmaları için Rusya, Çin ve İran’ı ikna edebilecek midir?Türkiye krizi dört günden beri bölgesel süper güç kimliğine yakışacak itidal içinde götürüyor.Başbakan’ın bugün açıklayacağı yol haritası, kriz yönetiminde tarz değişikliğine sebep olmamalıdır.Başbakan’ın konuşması için yaratılan abartılı beklentiler ciddi risktir.Savaş, sadece Şam’daki hayduta yarar!

Devamını Oku

Barış güç ister

24 Haziran 2012

Savaşların ne kadar küçük sebeplerden patlak verdiğini öğreten tedirgin bir gün yaşadık...“Tehlike geçti mi?” diye sorarsanız Allah’ın koruyucu yardımına hâlâ ihtiyacımız olduğunu söyleyebilirim.Tırmanışı cuma günü öğle üzeri Suriye’nin keşif görevleri için donatılmış silâhsız bir Phantom uçağımızı düşürmesi başlattı.Şam yönetimine göre Türk askeri uçağı Suriye hava sahasını bir kilometre ihlâl etmişti.Resmi açıklamada “Türk jeti karasularımız üzerinde alçak uçuş yapıyordu. Hedefi vurduktan sonra Türk uçağı olduğunu tespit ettik” ifadesine yer verildi.Kasıtlı bir hareket bulunmadığını anlatan örtülü bir özürdü bu jest. Atlayıp kurtulmuş olabilecekleri düşünülen iki pilotun arama faaliyetine Türk makamları ile haberleşerek katılmak, acaba sözde iyi niyete inandırıcılık kazandırır mıydı?Haydutla oynamak...Suriye şu anda sadist ve paranoyak bir diktatörün yönetiminde olabilir. Ama bu talihsizlik bile hava sahasını ihlâl eden her uçağın düşürülmesini açıklamaya yetmez.Çünkü böyle bir çılgınlık geçerli olsaydı Ege Denizi üstündeki ihlâller ve it dalaşları yüzünden Türkiye’nin de Yunanistan’ın da uçağı kalmazdı.Burada Şam yönetimi kadar Suriye’deki haydut yönetimi hesaba katmadığı anlaşılan Ankara’yı da eleştirmek gerekiyor.Suriye diktatörü Esad, işkence ettiği halkını kurtarma misyonu taşıyan uluslararası bir askeri gücün her an başına bomba yağdıracağı korkusu ile yaşıyor ve ona tedbir arıyor.Bir anda ortaya çıkan jet uçağının milliyetini birkaç saniye içinde tayin etme imkânı olamaz. O bölgede denizden Amerikan, İngiliz, İsrail ve Türk uçakları gelebilir. Bunların tümü Şam’daki despotun gözünde düşmandır.Onlardan biri değil de neden bir Türk uçağı hedef olmuştur?Ne işimiz var orada?Rusya’nın daha birkaç hafta önce SA-11 füzeleriyle Suriye’nin hava savunma sistemini güçlendirdiğini, eğitim için gönderilen Rus personelin halen orada bulunduğunu, bizim istihbaratımız atlamış olabilir mi?BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak dün çok yerinde bir soru sordu:“O uçağın orada ne işi vardı? Hangi görev için gitti ve niye sınır ihlâli yaptı?”Sonra Ortadoğu politikamızı sorgulamayı gerektirecek önemli bir gelişme yaşadığımızı belirterek doğru uyarıyı koydu ortaya:“Olayı milli gurur meselesi gibi görüp toplumu böyle hazırlayarak bir sıcak çatışma süreci başlatma yaklaşımı varsa, herkesin buna karşı durması lâzım.”Kışanak bu uyarıyı görünür bir risk nedeniyle değil, Türkiye’yi ateşe atmak için oluşturulabilecek uluslararası bir komploya karşı yapmıştır.Şu anda hükümeti sorumluluk duygusu ile itidal yönetiyor. Bu iyi ama umarız sonuna kadar böyle gider.Önce denizde Mavi Marmara felâketi yaşadık. Şimdi havada bir benzerini...Bölgesel güç olmak her ihtilâfa taraf olmayı gerektirmiyor.

Devamını Oku