Güldürü filmlerinin çok kullanılan bir numarasıdır.
Adam, uzatılan süslü kutuyu alır. İçinden sürpriz çıkacağını umarak merak ve heyecanla kapağı açar.
Ve açtığı anda kutudaki yaylı boks eldiveni burnunun üstünde patlar...
Türkiye’yi Suriye konusunda acaba böyle bir kötü sürpriz mi bekliyor?
Başbakan Erdoğan Moskova’yı ziyareti sırasında Suriye’nin bütünlüğünden yana olduğumuzu söylemişti. Ama önemli katkıda bulunduğumuz kriz, bölünmüş bir Suriye istikametinde gelişiyor.
AKP kurmayları, hesap hatası yapmışlardır.
Hesapça Esad baskıya dayanamayacak kardeş parti Müslüman Kardeşler iktidara gelecek, Sünni Müslüman dünya muradına erecek ve Türkiye takdir alarak yücelecekti.
Bu son yine gerçekleşebilir. Ama Türkiye’nin ulusal çıkarları için en elverişli çözüm bu mu olmalı?
Suriye’de “Batı Kürdistan”ın temelleri atılıyor.
Kuzey Irak’ta Barzani’nin eğittiği Suriye Kürtleri, ülkenin Türkiye’ye bakan Kuzey kasabalarında yönetimi devralıyor.
Bu hesaplanmamış bir riskti.
Kutudan Müslüman Kardeşler’in gönderdiği hurma çıkması beklenirken ikinci bir Kürt sorunu çıkmış, yumruk gibi gözümüze inmiştir!
Suriye’deki Kürt hedefleri konusunda Barzani’nin Erbil’de PKK’yı ikna etmesi ve bunu bizim seyretmemiz, bazı büyüklerimizin stratejik derinlik konusundaki şöhretlerinin şişirme olduğunu hatırlatmaktadır.
Kürt liderlerin stratejik zekâlarını hiç değilse bundan böyle küçümseme yanlışına düşmeyelim.
Her kriz aynı zamanda bir fırsattır.
Elbette Kürtler bölgede patlak veren krizden çıkarları doğrultusunda yararlanmak isteyeceklerdir. Bu onların hakkı.
Irak ve Suriye’de insan onuruna yakışan bir yaşamı dikta rejimleri onlara çok görmüştür.
Türkiye bu aşamada keskin bir dönüş yapamaz ama yön düzeltmeleri her an mümkündür.
Şu anda baş döndürücü bir hıza ulaşan olaylar kontrolümüzden çıkmış gibidir.
Stratejik körlük başımıza daha büyük sorunlar açmadan Millet Meclisi olağanüstü toplantıya çağırılmalıdır.
Yürütülen siyasetin ulusal hedeflere uygunluğu tartışılmalıdır.
Sihirli formül!
İsrail, Türkiye dostluğunun önemini anlamaya mı başladı ne?
Başbakan Netanyahu dün Kudüs’te görüştüğü Türk gazetecilere “iki ülke de elinden geleni yapmalı” dedi.
Gruptaki arkadaşımız Özer Özbayraktar’a üst düzey bir İsrailli yetkili “İlişkileri geliştirmek için sihirli bir formül arıyoruz” demiş.
İki ülkeyi hasım hale getiren problemi çözmek sihirbazlık gerektirmiyor.
Biraz saygı, biraz da empati yeter...
Mavi Marmara’yı uluslararası sularda basarak insanları öldüren ve bir özrü dahi esirgeyen bir devleti ne tür bir sihirbazlık kurtarabilir ki?
Türkiye-İsrail ilişkilerini, “ortak düşman Suriye”den gelecek riskler değil ancak samimi bir pişmanlık kurtarabilir.
Hem suçlu, hem güçlü tavrı değil!
Hesap hatası
Haberin Devamı

