Rahmetli Özal tartıştığı rakipleri için “kıç üstü oturttum” diyebildiği durumlara bayılırdı.En keyifli tatmini rahmetli Erdal İnönü ile girdikleri polemiklerde bulurdu.Başbakan Erdoğan ile CHP lideri Kılıçdaroğlu ilişkilerinin bazen Özal-İnönü polemiklerini hatırlattığı oluyor. Fark şu, şimdiki daha hardallı...Bildiğiniz gibi Kılıçdaroğlu Suriye konusunda uluslararası bir konferansa Türkiye’nin öncülük etmesini teklif eden bir mektubu Başbakan Erdoğan’a göndermişti.Başbakan beklenmedik bir hızla cevap verdi. Ama bunu yaparken çok sert ifadeler kullandı.CHP’nin zalim ile mazlum arasında ayrım gözetmeyen insani ve ahlâki zaaf ile malül bir tutum izlediğini öne sürdü.Ana muhalefeti “tarihin yanlış tarafında yer almakla” suçladı.Geri adım yok...Yetmedi, Kılıçdaroğlu’nu “Cenevre toplantısı sonrası yayınlanan bildiride yer alan planı yeni bir öneri gibi sunmaktasınız” diye alaya aldı.Başbakan’ın genel tonunda CHP’ye sistematik olarak yönelttiği Baas yandaşlığı imasının yankılanmaları seziliyordu.Bunlar önemli ayrıntılar olabilir ama esasa gelirsek şu açık ki iktidar görünür gelecekte Suriye politikasında bir değişiklik yapmayacaktır.Başbakan’ın mektubunda bu niyet, yaralayıcı olmayan ifadelerle ortaya konulabilirdi. Dış güvenlik riskinin arttığı böyle bunalımlı bir dönemde toplumsal psikolojiyi olumsuz yönde etkileyeceği belli olan bir üslup niye kullanılmıştır?Tabii ki üste çıkmak, hınç almak, toplum önünde rakibi aşağılamak için...Kılıçdaroğlu’nun üslubu kaba suçlamalarla dolu bir cevabı hak etmiyordu belki ama CHP lideri bir gün önce CNN Türk’e çıkarak iktidarı zor durumda bırakacak ifadeler kullandı. Bunlar Başbakan’ın canını sıkmış olmalı...Can alıcı soruMesela iktidarın Türkiye’yi Suriye meselesine ulusal çıkarlarımızı ve güvenliğimizi tehlikeye atacak biçimde karıştırdığını söyledi. “Suriye’de dökülen Müslüman kanından bu hükümet sorumludur; bunu tarih yazacaktır” dedi.“Hükümetin gücü bitmiştir ülkeyi yönetemiyor” dedi.“Bize Baas’çı diyecek adamın alnını karışlarım” dedi.Ve şu soru:“Cami avlusunda bir araya geliyoruz da niye Meclis’te bir araya gelemiyoruz?”Öbür suçlamalar bekleyebilir ama bu son soru acilen cevaplanmalıdır.Liderler polemiklerdeki söz ustalıklarını kullanarak birbirlerini zor duruma sokabilirler, hele içinde ölçülü saygılı nükte ve cinas da varsa.. Böylesi sert sorunları yumuşatır; insanileştirir bile.Ama meclis toplanamayacak ülkenin Başbakanı ile ana muhalefet lideri savaş bulutlarının üstümüze yığıldığı terörün fırsattan istifade aç kurtlar gibi saldırıya geçtiği bir dönemde bir araya gelemeyecek, ancak mektupla haberleşecek..Liderler farkında değil; birbirlerine verdiklerinden daha büyük zararı millete veriyorlar!
Başbakan, laik demokratik rejimin erdemlerini, Kahire’ye gittiğinde Mısır halkına ne güzel anlatmıştı?Bu rejim dinle devlet işlerini ayırıyordu ama ülkenin Siyasal İslâm fikriyatını benimseyen kadrolar tarafından yönetilmesine de engel çıkarmıyordu.İşte kendisi ve partisi bu gerçeğin ispatı olarak önlerinde duruyordu!Kahire hitabesinin üstünden fazla zaman geçmedi ama Türkiye’de köprülerin altından çok sular aktı.Eğitimde “4+4+4 ihtilâli” endişe ile izleniyor. Ama bazı iktidar yöneticileri “dindar nesil” yetiştirecek olan bu düzenin ürünlerini vermesini bekleyemiyor.Kendi güçleri ile değişebilecek yaşam tarzlarına müdahalede bulunuyorlar.Sonuncusu Karamürsel Ereğli’de yaşandı. Beldenin halka açık plajı, tesettürlü kadınlar için boydan boya tahta perde ile kapatıldı.Tesettürlü kadınlar zaten örtülü; özel giysilerle denize giriyorlar. Belde halkının denizle ilişkisini kesen bir tahta perde, bu hanımlara fazladan ne gibi bir koruma ve rahatlık sağlayacaktır?Hiçbir şey ama istismarı çok kârlı!Ereğli sahilinde yazlığı bulunan Kocaeli Merkez Vaizi Ali Cebir’in eşi, bu ayrıcalığın örtünen kadınlara aslında zarar verdiğini söylemekten sakınmamıştır:“Yazlığımın önündeki plajı kullanamaz hâle geldik. Artık eşimle ya da oğlumla denize giremiyorum!”Akla aykırı icraat dine hizmet olamaz. Karamürsel Ereğli’deki tahta perdeyi ören kafayı iktidar uyarmalı, din istismarının geleceği zannedilen oyların fazlasını götüreceğini döne döne söylemelidir.İcraatı eleştiren vaizi Allah korusun..Çünkü CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun din adamlarına verdiği iftara katılan Bakırköy Müftüsü birkaç gün içinde Kütahya’ya tayin edildi.AKP dini sahiplenme konusunda çok kıskanç davranıyor.Şehit cenazesi kaldırılırken cemaatin tekbir getirmesini zorlaştırıyor diye Kültür ve Turizm Bakanı Günay’ın, bir talimatla sessizce çözeceği sorunu bizzat üstlenmesi, bandoyu kameraların önünde susturması, unutulur gibi değildir.Seçimler yaklaştıkça din istismarı ile ilgili akıl ve vicdan frenlerinin tutmayacağı endişeleri artıyor; dileriz gerçekleşmez!Kestirme yol...MHP’nin BDP milletvekillerini hedef alan anayasa değişikliği teklifi bakalım yeterli imzayı toplayabilecek mi?Acaba meseleye geniş anlamında “yasama dokunulmazlığı” açısından yaklaşılamaz mı?MHP’nin önerisi nokta hedefe yöneliyor.Uygulaması her zaman karmaşık ve tartışmalı olacaktır.Oysa Prof. Erdoğan Teziç, 2009 yılında 13’üncü baskısı çıkan Anayasa Hukuku kitabında hem “Yasama dokunulmazlığının ceza kovuşturmasına engel olmaması sağlanmalıdır” demiş hem de çözümün kestirme yolunu göstermiş.Uzun metinler yazmaya gerek yok; “Anayasa’nın 83’üncü maddesinin 2. fıkrasının ilk cümlesindeki ‘sorguya çekilemez’ ve ‘yargılanamaz’ ifadelerinin çıkarılması yeterlidir”diyor.Uzun tartışmalarla konuyu çürütmek istemeyenlere bir alternatif yol. Düşünmeye değer!
Tuğgeneral Hakan Akkoç, TSK’nın tarihinde onur verici ilklerden birini temsil ediyordu.NATO’nun Brüksel’deki merkez karargâhında Savunma Direktörlüğü makamına seçilmiş ilk Türk subayı idi.Geçen yılın başında Balyoz soruşturması kapsamında ifadeye çağırıldığı zaman avukatlarının “gitme, tutuklarlar” uyarılarına aldırmadan yurda döndü.Mahkemeye çıktı ve tutuklandı!Ailesiyle beraber dışarda çalışarak yaşamalarını sağlayacak birikim ve ilişkilere sahip bulunmasına rağmen aklanacağına beslediği güvenle hareket etti.Adalete inancının bedelini 1,5 yıldır tutuklu yattığı cezaevinde ödüyor şimdi.Dönüp gelmesi, kaçma şüphesini ortadan kaldırmamıştır nedense.Arada onu suçlayacak bir delile mi ulaştı mahkeme?Hayır, ne imzası, ne ses kaydı vardı. Zaten Balyoz semineri sırasında Türkiye’de de değil bir yurt dışı görevdeydi.Söndürülen hayatlarBaşbakan yargıyı etkilemekle suçlanma riskini göze alıp Tuğgeneral Akkoç’un hikâyesini gündeme getirdi.Çağrıldıklarında ailelerini bırakıp yurda gelen personelin “dikkate alınması gerekli bir incelik” yaptığını belirterek bu durumdaki subayların tutuksuz yargılanmaları gerektiğini ifade etti.Bu bile işe yaramadı.Sonuçta NATO, Tuğgeneral Akkoç’un yerine başka bir müttefik ülke subayını atadı.Elbette böylelikle bir Türk subayın istikbali karartıldı ama Türkiye de kaybetti!Özel Yetkili Mahkemeler defterinin kapanması, adaletin geri gelmesine yetmiyor.Çünkü ellerindeki davalar bitene kadar çalışmaya devam edecekler.Peki bu mahkemeler sadece ellerine teslim edilen sanıkları mahkûm etsinler diye mi kuruldu?Yaşanmakta olan bilirkişi rezaletine bakınca insanda böyle bir şüphe ister istemez uyanıyor.Adaleti çok özlemekSanıklar, suçlanmalarına temel teşkil eden kanıtların sahte olduğunu iddia ediyorlar. Suç delili CD’lerin düzmece olduğuna dair şimdiye kadar 12 rapor sundular.Türkiye’nin en itibarlı teknik üniversiteleri yanında uluslararası uzman kuruluşların bilirkişi raporları, istisnasız olarak aynı gerçeği paylaşıyor:“2003 yılına ait olduğu söylenen CD kayıtlarının 2006 yılından önce hazırlanmış olması mümkün değildir.”Çünkü delil gösterilen CD’lerdeki yazı tipi 2003’te yoktu. Çok daha sonra kullanılmaya başladı. Komplocuları Allah şaşırtmıştı!Son olarak Berlin mahkemesine bilirkişi hizmeti veren bir bilgisayar mühendisinin (Bernhard Gramberg) raporu da aynı gerçeği belgeye bağlamıştı.Bir mahkeme (ömrünü tamamlamış ve uzatmaları oynuyor bile olsa) sahte delillere dayanarak hüküm kurma yanlışına düşmekten korkmaz mı; korumaz mı kendini?“12 raporun 12’si de etkileme amaçlı olamaz” deyip kendi güvendiği kurumlardan bilirkişi hizmeti almaz mı?Hatta bunu adalet adına savcının bile istemesi gerekmez mi?Türkiye’nin bir numaralı sorunu terör ise iki numaralı sorunu adalettir!
Nereye gidiyoruz sorusunun çok sorulduğu bir dönem yaşıyoruz yine.Ne zaman iki tanıdık bir araya gelse söz hemen buraya geliyor:Nereye gidiyoruz?En doğru cevabı, bugünü iki ay öncesinden tahmin eden uzmanlık verecektir tabii.Sorunun nereden nereye geldiğini doğru gören akıl gözü elbette olayların nereye varacağını da isabetle görme yeteneğine en yüksek derecede sahip olacaktır..Hürriyet, Amerika’nın üç önemli düşünce kuruluşunun 27 Haziran’da Washington’da Suriye merkezli bölgesel krizin Nisan 2013’e kadar ne evreler geçireceğini irdeleyen bir savaş oyunu oynadıklarını haber verdi.Orta Doğu uzmanı diplomatların ve istihbaratçıların beyin fırtınası ile oluşturulan senaryoda oyunun başaktörü Türkiye görülüyor. Öteki oyuncular ABD ve Suudi Arabistan...İki ülke Türkiye’den liderlik yapmasını bekliyor ama beklentileri karşılık bulmuyor.Çünkü Ankara hiçbir aşamada tek başına müdahale etmeye razı olmuyor. Uluslararası meşruiyet aramaktan vazgeçmiyor.Terörün hedefi olmakSuriye’de ölü sayısının hızla tırmanması mülteci sayısının sürekli yükselmesi, Türkiye’yi Suriye’ye girmeye razı edemiyor.27 Haziran’da yazılan senaryodaki kırılma Türkiye’deki kentlerde bombalı terörist saldırıların başlaması ile gerçekleşiyor.Türkiye bugün kırılmanın yaşandığı noktadadır.Washington’da yapılan iki ay önceki beyin fırtınasının yazdırdığı senaryo, Gaziantep’te yaşanan uğursuz saldırının Türkiye’nin sabrını taşıracağını öngörüyor.Gazete, savaş oyununa katılan bir kaynağın şu ifadeyi kullandığını yazdı:“Türkiye ekibi askeri müdahalede bulunmamak için sonuna kadar direndi ama bombalamalar artınca buna mecbur kaldı!”Gaziantep’e kadar gerçekleşen öngörüler dileriz ki bundan sonrası için aynı başarıyı elde edemesin!Çünkü senaryo Türkiye’nin istemediği bir müdahaleye bombalı saldırılar nedeniyle mecbur kalacağını yazdığına göre Türk Ordusu Suriye’ye girene kadar başka kentlerimizin tehdit altında yaşayacağını bilmemiz gerekecek.Maliyeti çok ağırBuna değer mi değmez mi, tekrar tekrar düşünmek lâzım.Çünkü senaryo, Türkiye’nin müdahalesi ile varılacak “son”un neler getireceğini sayarken “Esad rejimi düşecek ama Irak eski şiddet sarmalına geri dönecek ve Lübnan mezhep savaşına sürüklenecek” diyor.Amerika elini kirletmeden Esad’ı indirmek Suudiler ise Suriye’de Sünni iktidarı görmek istiyor.Bize bu oyunda “cehennem zebanisi” rolü mü kalacak?Hiçbir ulusal çıkar hesabı böyle bir bataklığa atlamaya bizi ikna etmemeli.Parlamento olağanüstü toplanamadı ama bir hamle daha yapılarak Türkiye, hiçbir tertibin kendisini savaş başlatmaya ikna edemeyeceğini dünyaya ilân etmelidir.Tehlike gün gibi ortada.Mecliste toplanması gerekenler aksi halde cenaze namazlarında bir araya gelmeye mecbur kalacaklardır.Türk Milleti böyle bir kadere mahkûm edilmemeli!
Teröre karşı silâhlı mücadelenin uzun zaman alacağı belli.PKK siyaset yapan bir mafya örgütüdür.Bu kimliğini, devletle örgütün müzakere sürecini sabote ederek açığa vurmuştur.PKK için işler açıldı.Oldum olası terör diliyle konuşan Orta Doğu’nun kavgalarına taraf olduğumuza göre PKK düşmanlarımız tarafından daha çok kullanılacaktır. Başladı bile..Bombalı araç patlatmak El Kaide başta olmak üzere radikal İslâmcı örgütlerin yöntemidir.Gaziantep’i kana bulayan melunlar bunlardan yardım almış olamaz mı?Geçen gün 11 yıl terör bölgesinde hizmet yapmış bir jandarma astsubayından dikkate değer bir mektup aldım.Terörle mücadele personelinin daha genç yaşta orduya alınmasını öneriyor ve şunu soruyordu:“Neden teröristler köylerden 15-16 yaşındaki çocukları götürüyor da 30 yaşındakileri almıyor?”Dün Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesinden gelen haber PKK’nın yaş sınırını daha bile aşağı çektiğini gösteriyor. İlçenin 12 yaşında üç erkek çocuğu PKK’ya teslim edilmek üzere dağa götürülmüştür.Çocuklardan biri kendi oğlu olmasına rağmen BDP’li belediye başkanı “Benim dağ tercihini yapan çocukları getirme çabam olamaz” diyordu.Önümüzdeki zorluğu bu ayrıntılar açıkça anlatıyor.Arazide dağ keçisi çevikliği kazanmış çocuk teröristlerle baş edecek profesyonelleri hazırlamakta geç kalmamak gerekiyor.Evet, geçerli normlara göre TSK terörle mücadelede şu an bile başarılı sayılabilir. Kesin başarıyı 2000’in ilk yıllarında kanıtlamıştır.Ama yine de yetmiyor..Şemdinli’ye yönelik PKK saldırısı ardından binlerce asker ve polis 19 gün dağ bayır arama ve temizlik yaptı.Ama nasıl bir temizliktir ki çok değil üç gün sonra temizlendi denilen bölgede adamlar yol kesip milletvekilleri ile sarmaş dolaş kameralara poz verdiler.Suriye’deki iç savaşa taraf olduğumuz müddetçe sınırlar elek olacak, şartlar bölücü teröre hizmet edecektir.Terörle savaşı zorlaştıran şartları kendi ellerimizle yaratıyoruz!*****İki itirazYerim dar; Arınç’ın CNN Türk’e verdiği demecin yalnız iki noktasına itiraz edebileceğim.Başbakan Yardımcısı yine mağdur edebiyatı yaptı.Efendim komutanlar askeri törenlerde yüzlerine baka baka en ağır sözleri söylerlermiş eskiden.Sonra kokteyle geçildiğinde Başbakan’la yalnız başlarına kalırlar, bir tane general yanlarına gelip selâm veremezmiş...Bu mağduriyet teranelerinden sıkılmadılar mı halâ?Geçti o günler, artık yeni şeyler söylemek lâzım.Ne de olsa Genelkurmay Başkanı’nın Başbakan’ı iftar sofrasında ağırladığı günlerde yaşıyoruz.Allah verdikçe veriyor!İkincisi... “Basın özgürlüğü konusunda yeterince özgürlük olduğuna inanıyorum” sözü...Arınç bilmeli ki, yeterli gördüğü özgürlük havası oksijen yetersizliği çekilen ortamların sıkıntısını doğuruyor. Boğuyor.İnsan düşündüğünü gördüğünü yazamıyor.Yazarsa uyarı alıyor dinlemezse işini kaybediyor veya hapse giriyor.Basın özgürlüğünün sınırlarını medya denetiminden zarar göreceğinden korkan siyasetçilerin belirlediği rejimlere demokrasi demiyorlar!
Hillary Clinton’ın Türkiye’ye gelişinde yapılması kararlaştırılan tampon bölge toplantısı bugün...İki ülkenin yetkilileri Ankara’da “operasyonel mekanizma”yı konuşacaklar.Bu hazırlığın nihai amacı Suriye’ye müdahalenin öncü şartlarını oluşturmaktır.Bir tampon bölge oluşturma hedefi apaçık ortada.Çünkü gelişinden belli.Mülteci akını tırmanırken terör de hızlanırsa tampon bölge veya uçuşa yasak bölge sırada demektir.Stratejist olan MHP Milletvekili Sinan Oğan bu konuda halkı ve iktidarı uyarıyor:“Gaziantep’teki terör eylemini hemen Suriye’ye bağladılar. Suriye’ye müdahale edilmesini isteyen güçler de bu saldırıyı gerçekleştirmiş olamazlar mı?”Bir Çin atasözü “Balık yemi görür, iğneyi görmez” der.İktidarın Yeni Osmanlıcı ihtirası Türkiye’yi maceraya sürüklememelidir.Stratejist Oğan’a göre PKK’nın taşeron olduğu kesindir ama asıl mesele, kimler tarafından kullanıldığıdır.“Esad’a bağlı güçler mi, Suriye’deki muhalifler mi, İsrail ya da Amerika mı? Çünkü artık onlar da müdahale istiyor...”Politikanın kanlı bir entrika hâline geldiği bir bölgede ne yapmak istediğimizi oturup tekrar düşünmek zorundayız.İngiliz Guardian dün şunu yazdı:“Esad Kürt bölgelerinden güçlerini çekti. Türkiye Esad’ın buraya PKK’yı çağırdığını iddia ediyor.Türkiye Gaziantep’te bomba yüklü araçla düzenlenen saldırıda PKK ve Suriye istihbaratını suçluyor.Türkiye sınırı yakınında bulunan Azaz kasabasındaki bombardımanda 40 sivil öldü. Esad Türkiye’yi müdahaleye kışkırtmak için elinden geleni yapıyor.”Londra’dan görünen gerçeği biz bu kadar yakından göremiyorsak geleceğimiz tehlikede demektir.Orta Doğu yanıyor ve kanıyor.Türkiye, kontrol edemeyeceği bu yangına, söndürmek niyetiyle bile olsa karışmamalıdır.Amerikalılarla bugün buluşacak olan temsilcilerimiz “Uçuşa yasak bölge”nin Barzani’ye Kuzey Irak’ta nasıl bir devlet bahşettiyse, Suriye’deki tampon bölgenin PKK ve uzantısı PYD’ye aynı imkânı sunacağını” hiç unutmamalıdırlar!Bebeğin ahıTürkçe sözcükler PKK’yı anlatamıyor.Onu anlatmak için melun demek, meşum demek zorunda kalıyor insan...Başka ne tür bir yaratık, bir yaşında bebekleri öldürerek mesaj vereceğini hayal edebilir?Dün Gaziantep’teki cenaze töreninde Başbakan’ın eşi Emine Erdoğan’la aile bakanı Fatma Şahin’in aralarındaki bir konuşma medyaya yansıdı.Biri diğerine “Baksana ne kadar küçük” diyordu.Tarif edilen şey bir tabuttu.Küçücük bir tabut.İçinde henüz bir yaşında terör kurbanı olan Melisa uyuyordu.Unutmuş olamazsınız; 1993’te Siirt’in Derince mezrası bir katliama sahne olmuş, 25 kişinin kurşuna dizildiği olay PKK’ya “bebek katili” uğursuz unvanını kazandırmıştı!Serkan bebeğin ahı tuttu ve PKK 2000’in başında perişan oldu.Katil sürüsü PKK, iki gün önce öldürdüğü Melisa bebeğin ahını da taşıyamayacaktır.Umarız ki PKK’yı kanına girdiği bebekler bitirecek!
Terör örgütleri gerekli gördükleri zaman Allah inkârcılığını bile siyaset sayarlar.Çünkü en acımasız insanlar Tanrı tanımaz yaratıkların arasından çıkar. Terör örgütleri de ellerinden geldiği kadar korkutucu olmak isterler. Kitleleri kontrol altına almanın en ilkel fakat kestirme yolu korku salmaktır.Korkunç bir bayram geçirdik. Bebek katilleri, ikinci gün Gaziantep’te uğursuz mazileri ile buluştu.Polis karakoluna en çok 15 metre uzaklığa bırakılan bomba yüklü bir araç patlatılarak 9 masum insanın hayatı söndürüldü. 69 de yaralı var. Bu acı olayın ateşi sönmeden dün yine dehşetle sarsıldık.Ülkeyi PKK’lı teröristlerle kucaklaşarak karıştıran BDP milletvekilleri, 28 Aralık’ta sınırda gerçekleştirilen hava operasyonunda can veren 34 köylünün yakınlarını ziyarete gidecekti.Yeni bir kışkırtmaya tedbir olarak bir minibüs dolusu asker Uludere’den Gülyazı Köyü’ne gönderildi.Sivil minibüsün korucu şoförü, köye girerken önüne çıkan keskin virajı alamayarak 75 metre derinlikteki uçuruma yuvarlandı. Burada da 10 şehit verdik.Şüphe neden ürüyor?Gaziantep’te masum halka o aşağılık tuzağı kim kurmuştu? Katiller hangi karanlık güçlere maşalık etmişti?Gülyazı Köyü’ne girişte yaşanan felâket gerçekten bir kaza mıydı?Çünkü kaza olmadığından şüphe etmek için yığınla sebep vardır. En azından güvenlik gücünü görev yerine gönderirken sivil araç seçilerek gizleme tedbiri almaya çalışmak, o bölgedeki eşkıya hâkimiyetinin varlığını devletin de göz önünde tuttuğunu gösteriyor.Son birkaç ayda “terör bataklığı” nedir, bunu öğrendik.Orta Doğu, terörün en vahşi coğrafyası; Arap baharını yanlış okuyan siyasetçilerimiz yüzünden bu cehennemi de gördük...Gaziantep’teki olay PKK’nın boyunu, çapını, yeteneğini aşan bir saldırıdır. İnsana ister istemez “Acaba El Kaide’den yardım mı aldılar?” sorusunu düşündürüyor.Terör zaten korku ve endişedir. Terör ortamlarında ilk akla gelen ihtimal ile en olmayacak sanılan ihtimal gerçeğe aynı uzaklıktadır.Tedbirde kusur varCan çekişen bir komşu ülkenin iç savaşında taraf rolü oynamaya kalkarsanız, hele bu maceraya, kendi ülkenizdeki terörü görmeme tedbirsizliği içinde atılırsanız elbette başınıza gelecekler var demektir.Yöneticilerimizin en büyük kusuru bu hesabı doğru yapamaması olmuştur.Yön düzeltmesi yapmak, basiretli yöneticilerin her an kullanacakları bir avantajdır. Meclisi inat uğruna toplamayan iktidar tedbir diye ne düşünüyor; bunu halka açıklamalıdır.İstihbaratın yetersizliği ve askerin moralinin yüksek olmadığı ilk bakışta anlaşılıyor.Suriyeli mültecilere verdiğimiz insani yardım, sınıra komşu kentlerimizi, ajanların, terör taşeronlarının yol geçen hanı yapmıştır. Yanlıştan dönmek fazilettir. İktidar kibrine yenilmesin.Türkiye’nin güvenliği, hata yapan siyasetçilerin prestij kaygılarından daha önemlidir.Tanrı ülkemizi, milletimizi korusun!
Bebek katillerinin de neticede insan olduklarını düşünerek bir gün düzelebilecekleri ümidini taşıyanlarda mı kabahat?Bu meselede kimse yüzde yüz suçlu veya yüzde yüz masum değil. Herkes hata yapıyor.Ama başat kusur PKK’yı siyasi amaçları olan bir örgüt yerine koyanlardadır.Bu örgüt yarattığı korku ve dehşet duygusunu, uyuşturucu ticaretinden haraç toplama faaliyetine kadar öncelikle yasa dışı kazanç getiren faaliyetlerine dokunulmazlık örtüsü yaratmak için sürekli diri tutmaya çalışıyor.Orta Doğu’da yer yer oluşan otorite boşluklarını, kendisine başarı yolunda ilerleyen bir gerilla örgütü görüntüsü vermek amacıyla değerlendirmek istiyor.Muhatap alma yanlışı...Oysa PKK’nın tüm geçmişi, masum insanlara karşı işlenmiş ahlâksız cinayetler, pusular, kalleşlikler tarihidir.Daha üç gün önce bu meşum örgütün elebaşıları bayram süresince ateşkes uygulayacaklarını ilân etmemişler miydi?Dün Hakkâri’de devriye görevi yapan zırhlı aracı, uzaktan kumandalı mayın patlatarak tahrip ettiler. İki uzman çavuş bayram günü şehit oldu.Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç katil sürüsünü ve onlarla hareket eden siyasetçileri muhatap alan uyarılarda bulundu:“Allah’ın kahhar isminin şerrinden kaçının, kendinize gelin, ayağınızı denk alın” dedi.“Yasalara karşı gelenler, eninde sonunda bedelini öderler” dese, aynı şeyi sorumluluğu paylaştığı siyasetçiler de yapsalar çok daha etkili olur.Çünkü böylesi uç tembihler, tehditler bir süre sonra devletin tüm imkânları kullandığı halde terörle baş edemediği zannını doğuruyor.Devlet tahrip oluyor...Hakkâri’de iki hafta süren askeri operasyonlar ardından eşkıyanın bir CHP milletvekilini kaçırıp bırakması, kalabalık bir BDP milletvekili grubu ile dağ yolunda önlerini kesip kucaklaşması, iktidar için vahim bir prestij tahribatıdır.Basiretsiz idareciler PKK’nın olduğundan daha güçlü görünmesine sebep oluyor!Terör örgütü ile siyasi müzakere yapıldı, çok yanlıştı.Şimdi siyasi münakaşa yapılıyor, daha yanlış!PKK’yı tehdit etmenin hiçbir yararı yoktur. Hatta zararı vardır. Çünkü katil sürüsü bu tehdit sözleri sayesinde kendini koca bir devletin baş edilmez düşmanı rütbesine yükseltiyor, ödül oluyor. Olmamalı.Bu meselede muhatap olarak BDP seçilmelidir. Ettikleri yemin ne oldu; hesabı sorulmalıdır.Densizlikleri, dengesizlikleri yüzünden tüm partilerdeki milliyetçi duygular ve savunma refleksleri harekete geçiyor. Bu yüzden Kürt kökenli vatandaşlara ancak cehaletin verebileceği zararlar veriliyor.Zamanla BDP Kürt halkının siyasi temsilcisi rolünden uzaklaşıyor. Çünkü bu parti de sandıktan çıkan oyun gücüne değil, terörün namlusundan çıkan kurşunun gücüne inanmış şaşkınların yolundan gidiyor!