Ne reformu?

17 Eylül 2012

Başbakan’ın yeni eğitim öğretim yılını imam hatip lisesinde açması bir yerde kabul edilebilir.Hayat çizgisi bu tercihini doğruluyor çünkü.Ama kullandığı devlet gücünü dini eğitim veren okuldan yana koyarken laik eğitime dayalı okullara yönelik bir kötüleme imasında bulunması haksızlık olmuştur.Denizli’deki imam hatip lisesinde yaptığı konuşmanın şu bölümleri tartışmaya değer niteliktedir. Diyor ki Başbakan:“Sadece 2012-2013 yılının açılışını yapmakla kalmıyor çok büyük reformları gerçekleştiriyoruz. Türkiye genelinde millet artık imam hatip okullarıyla kucaklaşıyor. Bu okullarla hasret bugün sona eriyor.”Neden imam hatip okullarına hasret çekilsin?Bu okulların lise bölümleri kapanmadı.Acaba Başbakan orta kısımlarının açılmasını mı “Çok büyük reform” sayıyor?Dini eğitimin ortaokuldan başlatılması eğitimi laik temelde birleştiren (Tevhid-i Tedrisat) Cumhuriyet reformuna alternatif bir eğitim düzeni mi getirecek?Yani imam hatip okulları, din meslek eğitiminden daha fazla bir şey mi sayılacak ve desteklenecek?Şu sözler de kolay anlaşılır değil:“İmam hatipleri neden kapattınız? Terörist yetişmediği için mi imam hatip okullarını kapattınız?”Laik eğitim veren okullarda okuyanlara büyük haksızlıkta bulunan bir ima var Başbakan’ın bu sözlerinde.Teröristleri okullar mı yetiştirdi?Terörizmin kaynağı olarak laik eğitimi suçlayan imalardan terörle mücadele davası hiçbir hayır görmeyecektir ama herkes emin olmalı ki eğitim ağır hasar görebilir. Dikkat!Menderes üstünden...CHP’nin kuruluş yıldönümü nedeniyle yayınladığı bildiriyi heyecansız ve basma kalıp bulmuştum.Ama dün parti genel başkanı Kılıçdaroğlu’nun yaptığı kabir ziyareti, bu defaki yıldönümüne heyecan verici bir farklılık kazandırmıştır.Kılıçdaroğlu dün İstanbul’da, 27 Mayıs askeri darbesinin idam sehpasında öldürdüğü eski Başbakan Menderes, eski Dışişleri Bakanı Zorlu ve eski Maliye Bakanı Polatkan’ın mezarlarını ziyaret ederek çiçek bıraktı.Kemal Kılıçdaroğlu, Menderes ve arkadaşlarının mezarlarını ziyaret eden ilk CHP Genel Başkanı olmaktadır.Şu sözleri, tavrını yücelten bir anlam taşıyor:“Tarih bize ders verdi. Geçmişte yapılan tüm siyasi idamların birer cinayet olduğunu artık kabul etmemiz gerekiyor.”Süleyman Demirel şunu kabul edemez:“Menderes milletin sevgilisi idi. Ama asıldığı gün ülkede bir cam bile kırılmadı!”CHP bu vefasızlığı biraz de Menderes’e yapılan haksızlığa meşruiyet kazandıran bir sessiz kabullenme saydı.Kılıçdaroğlu bu yanlışı yıkarken bir yandan da AKP iktidarına Menderes üstünden doğru mesajlar verdi:“Siyaset kin üstüne kurulmaz. Siyasette kin üslubu olmaz, görüş farklılıkları olur. Onlar da toplumun zenginliğini gösterir. Ayrışmayı değil beraber olmayı öne çıkarmalıyız.”Kılıçdaroğlu’na hak veren o kadar çok sebep var ki...

Devamını Oku

Yangına tedbir

16 Eylül 2012

Hiçbir dinin mensubu, kendi medeniyetlerinin daha açık fikirli ve hoşgörülü olduğunu iddia edemez.Çünkü hemen bütün dinler, kışkırtmalarla tetiklenmiş kıyımların tarihidir.Son zamanlarda Müslümanların daha sık kontrolden çıktığını da kimse söylemesin; sebep, onlara yönelik kışkırtmaların neredeyse sistematik hale gelmesindendir.Son tahrik filmle geldi ve Hz. Muhammed’e yapılan hakaret, Müslüman toplumlarda hızla yayılan bir öfke yangını yarattı.Olayların maliyeti doğal olarak “dine hakaret suç sayılmalı mı?” sorusunu tekrar gündeme getirdi.Emekli Büyükelçi ve eski CHP milletvekili Onur Öymen’in derlediği bilgiler, Türkiye dahil Avrupa’nın çok ülkesinde dine hakaretin suç olduğunu gösteriyor.Fakat Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin aldığı bir kararda suç sayılmaması gerektiği savunuluyor.Bunun yanında Müslüman ülkelerin girişimleri Birleşmiş Milletler’de bağlayıcı bir kararın alınmasını sağlayamamış.Amerika ve İngiltere yasaları da aynı şekilde dine hakareti suç saymıyor.Emekli Büyükelçi Öymen, konunun BM ve Avrupa Konseyi’nde değerlendirilmesini sağlamak ve dinler arasında çatışma yaratacak sebepleri önleyecek hukuk metinleri yapabilmek için Türkiye’nin etkin rol oynayabileceğini söylüyor.Haklıdır.. Türkiye’nin bu alandaki ikna gücü, Müslüman halkların öfkesline karşı ABD Başkanı Obama’nın Erdoğan’dan yardım istemesiyle aleniyet kazanmıştır.Obama’nın yüksek sesle konuşmasını istediği Erdoğan “medeniyetler ittifakı” ülküsüne inanan bir siyasetçi olarak görevini yapmış, dinlere, peygamberlere hakaretlerin fikir veya eleştiri hürriyeti olamayacağını belirttikten sonra Müslüman halkları, masum insanların zarar görmesine sebep olacak provokasyonlara karşı uyarmıştır.Şimdi Amerikan Başkanı’na dönüp söylemenin zamanıdır:“Yangın çıktıktan sonra beni söndürmeye çağırmak yerine kundakçı provokatörlere karşı hukuki tedbir almak için işbirliğine çağır.”Medeniyetler İttifakı Eşbaşkanı, bundan iyi fırsat bulamazdı!Bakanlık samimi mi?Yeni dönemde haftada 8 saat seçmeli ders okutulacak.Ama öteki seçmeli dersler için “öğretmen yok” denildiği ve velilerin din derslerini seçmeye mecbur bırakıldığı şikâyetleri öylesine ayyuka çıktı ki bakanlık uyarı yapmak mecburiyetinde kaldı.Bakanlığın genelgesinde “veli ve öğrencilerin Kuran ve Hz. Muhammed’in Hayatı derslerini almaya zorlanmayacağı” belirtiliyor.Zaman daralması baskıyı kolaylaştırmasın diye ders seçme süresi 21 Eylül’e uzatıldı.Cemaatler, tarikatlar zaten çocukların din derslerine yönelişini teşvik için hediye kampanyaları yürütüyorlar.Aynı amacın devlet eliyle desteklenmesi herhalde suç oluşturma çizgisine dayanmış olmalı ki bakanlık “dur” demek zorunda kaldı.Milli Eğitim Bakanlığı’nın genelge konusu yaptığı sorunu kendine dert edineceğine inanmak keşke mümkün olabilseydi!..

Devamını Oku

Konuşma zorluğu

15 Eylül 2012

TÜSİAD yine önemli şeyler söyledi. Umarız bu başlangıç “Herkes işine baksın” ayarı ve uyarısı ile sonuçlanmaz yine!Başkan Ümit Boyner’in yaptığı konuşmanın özü partilerarası bir mutabakat metnine temel oluşturacak kadar isabetliydi.İş adamları, terörle oluşan karamsar iklimin getirdiği kutuplaşmadan ve partilerin iletişim kopukluğundan kaygı duyuyor.Çünkü bu hava, yani “sertlik ve nefret, toplumsal siyasal ve ekonomik kazanımlarımızdan bizi uzaklaştırıyor.”Boyner, şeffaflık konusundaki sıkıntılara da yer ayırdı konuşmasında.Uludere’de ne olduğunu anlamanın, Afyon’daki patlamanın sebebi nedir, sorumluları kimdir; bunları bilmeyi istemenin vatandaşın hakkı olduğunu belirterek şöyle devam etti:“Vatandaş susmak istemez. Ne atanmışların ne de kendi oyuyla seçilenlerin onu susturmasını hiç istemez.”Boyner, TBMM Başkanı Çiçek’in bölücü teröre karşı yaptığı ortak tavır davetine TÜSİAD’ın desteğini verdi.Ama eleştirilerini iktidarın hoşuna gidecek tespitlerle dengelemeyi de ihmal etmedi. Mesela BDP’li vekillerin temsil ettiklerini söyledikleri kitlenin hak ve hukukunu zedeleyecek tutumlara girmelerini anlamakta zorluk çektiklerini belirterek şöyle dedi:İşleri öldürmek...“Bazı siyasetçilerin, işleri öldürmek olan PKK’lılarla kucaklaşmasını kınıyoruz!”Bölgedeki altüst oluşun içteki sorunları süratle çözmek mecburiyeti yüklediğini belirtirken AB’ye üyelik hedefinin kaybedilmemesi gerektiğini özellikle vurguladı.İçeride ve dışarıda İslâmi dalganın yükselişte olduğu bir dönem yaşıyoruz. Bu yönüyle önem taşıdığını düşündüğüm şu tespiti yaptı:“Türkiye’nin cazibesi laiklik, demokrasi, piyasa ekonomisi değerlerini ve pratiğini benimsemiş, büyük çoğunluğu Müslüman olan ve Batı ittifakı üyesi bir ülke olmasından kaynaklanır. Bu unsurların hepsinin aynı derecede vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz!”Boyner bunları TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı’nda söyledi.TÜSİAD kıdemli, itibarlı ve etkin bir kitle örgütüdür.Başkan Boyner’in konuşmasında yer alan değerlendirme ve eleştiriler neden olaylar sıcakken gündeme getirilip tartışmaya açılmamış da Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı’nı beklemek zorunda kaldı?Bu sorunun cevabı en az konuşmada söz konusu edilen sorunlar kadar önemlidir.*****Dosyalar çıkmalı, savcıya verilmeli...Başbakan Kiev’de “evdeki” alışkanlığını sürdürdü...Medya mensuplarına yönelik ağır suçlamalarda bulundu yine.“Şimdiye kadar askere eleştiri yapamayanlar şimdi niye başladı?” diye sorduktan sonra kesin hükümden beter imalar sıraladı:“Elimizde çok şey var. Dosyalar var. Falan kişiden talimat alıp başlık atanları biliyoruz ama açmak istemiyoruz. Allah izin verirse bunları ilerde kaleme alacağız.”Bu sözler bir eleştiri filan değil basın mesleğine yönelik kitlesel bir kıyım değil mi?Geniş bir gazeteci kesimi töhmet altına sokulmuştur.Yapılan insan haklarına saldırıdır.Başbakan’a yakışan, o dosyaları gelecek için saklamak değil hemen savcılara teslim etmektir!

Devamını Oku

Laiklik farkı

14 Eylül 2012

Libya’daki ABD Büyükelçisi’ni öldüren ateşin bugün bütün Müslüman dünyasını kaplayacağından korkuluyor.Bu korkunun boşa çıkmasını dileriz.Dün yeni ülkelere yayılan gösterileri “Müslümanların Masumiyeti” adı verilen bir filmin YouTube’da yayınlanan 13 dakikalık fragmanı başlattı.Hz. Muhammed’e ve inananlarına hakaret içeren filmin, sanatsal açıdan film diye adlandırmaya lâyık olmadığı dikkati çekiyor.Fragmanın, filme müşteri kızıştırmak için değil köktenci Müslümanları öfkeyle ayağa kaldırmak amacıyla internete verildiği hemen ilk bakışta anlaşılıyor.Bu niyet, yapımcı takımının kendilerini gizlemesinden ve sahte isimler kullanmasından da belli...Nitekim Batı medyasında Büyükelçi’yi öldüren öfke ve nefretin kışkırtıcılarını hedef alan yorumlar da çokça görülüyor.Aşırılar hep aynıIndependent’ın tanınmış kalemi Robert Fisk “Bir internet ukalası Orta Doğu’yu birbirine kattı. Batılı Hıristiyan fail saklanırken masum kişiler boğuluyor” diye yazdı.Doğru ama medeniyetler çatışmasını derinleştirmek isteyenler bu sayede Müslümanlığın şiddet dini olduğu yolundaki iddialarına kuvvet kazandırmıyor mu?Toplumun inançlarına saldırmanın Hıristiyanlarda da benzer tepkiler yaratmış olduğuna “Doğrucu Davut” şöhreti ile yine Fisk bir hatırlatmada bulunuyor:“Paris’te bir sinema, içinde İsa’yla bir kadının sevişme sahnesi olan bir filmi gösterime soktuğunda Hıristiyanlar tarafından ateşe verilmişti!”Bazı kalemler de Hz. Muhammed’e hakaret içeren filmin doğurduğu şiddeti Arap Baharı’nın sonuçları bağlamında değerlendirmeye tabi tutmuş.Guardian’da Ian Black, Libya ve Mısır’da Arap Baharı’nın devirdiği iki rejimin aslında halkı kökten dincilikten uzak tuttuğunun şimdi daha iyi görüldüğüne dikkatleri çekiyor.Atatürk ne yaptı?Eli sopalı laiklik işte böyle köksüzdür.Medeniyetleri barış içinde yaşatmanın ilk şartı inançlara karşılıklı saygıdır.Onu da içeriği sağlam laiklik öğretisi verir.İslâm dünyasında buna Türkiye’den başka örnek neredeyse yok.Bu üstünlük dün Başbakan Erdoğan’ın olayla ilgili açıklamasına net olarak yansıdı. Erdoğan olayı dinle değil tamamen terörle ilgili bir mesele olarak gördüğünü belli ederek sebebini hiç anmadan “bu tür saldırıları en sert şekilde nefretle kınıyorum” dedi.Tabii ki terörün dinle, inançla bağlantılı bir bahanesi olamaz. Bu görüş laik demokrasi kültürüdür. Aklın olduğu kadar İslâm’ın da emridir.Bu üstünlüğümüzü kaybetmemeliyiz.Ama risk var.Eğer Başbakan, Milli Eğitim Bakanlığı’nın Ders Kitapları Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikten haberdar değilse kendisini, biliyor ve onay verdiyse muhalefet partilerini uyarıyorum.Bundan böyle ders kitaplarında “Atatürk ilke ve inkılâplarına, laik, demokratik, sosyal hukuk devletine uygun olma” kriteri aranmayacakmış.Türkiye’yi Müslüman coğrafyanın örnek gösterilen ülkesi yapan fark Atatürk ışığıdır. Sönmesine izin vermeyelim!

Devamını Oku

Kırılası döngü

12 Eylül 2012

Süreklilik kazanan kötülüklerle yaşamaya razı olmak toplum için büyük tehlikedir.Bu tehlikeyi yaşıyoruz.Teröre alıştık.Can yakıcı saldırıların şoku ile söylenen sözler tepki yansıtıyor ama çözüme yönelik arayışlara katkı sağlamıyor.Karar vericiler üstünde baskı oluşturmaya özendirmiyor.Çok uluslu bir kuruluş olan Terörizmle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi Komutanlığı’nın ağustos ayı değerlendirmeleri Türkiye’nin geçen ay Avrupa’da terörden en fazla etkilenen ülke olduğunu ortaya koydu.Açıklama Avrupa’daki terör olaylarının yüzde 60’ının ülkemizde cereyan ettiğini 30 olayda 37 kişinin hayatını kaybettiğini bu istatistiğin Türkiye’yi “dünyada teröre en fazla kayıp veren 5’inci ülke” durumuna getirdiğini gösteriyor..İktidarın medyaya telkin ettiği davranış biçimi “Terör olaylarını görmeyin, büyütmeyin şiddet örgütünün silâhlı propaganda faaliyetini ödüllendirmeyin” yaklaşımıdır.Radikal eğilimlerin cirit attığı, demokrasiyle ilgisiz toplumların müzmin hastalığı olan terör niçin Türkiye’nin yakasını bırakmıyor?Sebepleri biraz da iktidar gücünü susturmak tercihinde kullanan anlayışta aramak lâzım.İktidar terörle mücadelenin tüm partilerin sorumluluğu olduğunu söylüyor ama düşüncesindeki işbölümünde muhalefet partilerine yalnızca susmak, sabretmek ve hükümet icraatını desteklemek görevi düşüyor.Nitekim CHP’nin uzattığı eli değerlendirme fırsatını harcayan iktidar, kendi üyesi olan TBMM Başkanı Çiçek’in “teröre karşı ortak mutabakat önerisi” ile doğmuş olan şansı bile kullanmadı.Cemil Çiçek dün bir TV mülâkatında şehit cenazelerinde buluşan siyasetçilerin çözüm konuşmak için bir araya gelemediklerinden yakınıyordu.Mutabakat önerisi ile bu zemini yaratmaya çalıştığını anlatıyordu. Ama ah!..“Terör meselesinde kimin ne düşüncesi varsa ortaya koysun ki istifade edelim deniliyor. Bir şey ortaya koyanın da fikrini değil de kendisini tartışırsanız bir yere varamayız ve sonuçta acılar sürmeye devam ediyor..”Kibirden üreyen bu kısır döngüyü kıracak aklı selim Meclis’in yeni döneminde ipleri eline alır mı dersiniz?En realist tepki12 Eylül nedeniyle dün askeri darbelerin kötülüklerini hatırlayan ve kınayan açıklamalar yapıldı.Ama sadece Meclis’te temsil edilmeyen Liberat Demokrat Parti’nin “öteki 12 Eylül”ü de hatırladığına tanık olduk.Türkiye’deki adalet hasretinin sebep olduğu vicdan sızısı, LDP’nin açıklamasını bence en realist tepki kalitesine yükseltti.Parti Başkanı Cem Toker “Zaten bozuk olan yargı sistemimizi tamamen yürütmenin kontrolüne sokan 12 Eylül 2010 referandumu demokrasimize 12 Eylül 1980 askeri darbesi kadar zarar vermiştir” dedi.Yerden göğe hakkı var;Geçen gün “Yargıya gerekeni söyledik” diyen Başbakan’ın da kanıtladığı gibi...“Her iki 12 Eylül, Türk demokrasisinin birbirinden kara günleridir!”

Devamını Oku

Mahkemeye hayır!

11 Eylül 2012

Afyon’daki cephanelik faciasında yitirdiğimiz fidanların acısına katlanmak kolay değil.Olay, gerçekler aydınlanana kadar siyasetin bir numaralı gündem maddesi olmaya devam edecektir.Sert eleştiriler yapılacak, kırıcı sözler de söylenecektir.Devlete emanet edilmiş genç hayatların niçin ve nasıl söndüğü sorusuna cevap aramak, o fidanların fedakârlığı sayesinde güven içinde yaşayan herkesin vicdan ve namus borcudur.İktidarın ve Genelkurmay’ın sabotaj ihtimaline yönelik beyanlara hassasiyetini anlamak mümkündür.Çünkü sabotaj, düşmanlarına karşı devletin kendini savunmakta yetersiz kaldığını düşündürecektir.Böyle bir ihtimal elbette olabilir ama emin olmadan, sağlam kanıtlar görmeden bu iddiayı sahiplenmemek gerekir.CHP lideri Kılıçdaroğlu, çıkış noktasında haklıdır ve görevini yapmaktadır.Uludere’de 34 kişinin hayatını yitirdiği faciada ve Suriye’de düşen keşif uçağımızla ilgili olayda “doğruları halkından saklayan hükümet”in aynı yanlışı Afyon’da tekrarladığını iddia etmesinde bir yanlış olmayabilir.Yanlış, sabotaj iddiasını sahiplenmesidir.Keşke Başbakan’ın dünkü eleştirileri üzerine başta yüzde 99 dediği sabotaj ihtimalini inadına doksan dokuz buçuğa çıkarmasaydı.Kendisinden beklenen, sabotaj ihtimaline onu inandıran kaynağı açıklaması idi. Yüzde doksan dokuz buçuk, beklenen cevap değildir.Peki TSK’nın ana muhalefet lideri aleyhine yargı yoluna gitmesi doğru bir seçim olur mu?Hayır, çünkü Başbakan’ın yaptığı açıklamanın satır araları, Genelkurmay’ın siyasi iktidar tarafından yönlendirildiği şüphesini davet ediyor.TSK siyasi polemiğe açık veya dolaylı taraf durumuna asla düşmemelidir.Siyasi tercihi şüpheci dedikodulara konu yapılan bir orduya şu aralar hiç ihtiyacımız yok!Polis Marx’ı yakaladı!Polis ne kadar sert, ne kadar yasakçı olursa o kadar makbul sayılıyor galiba...Dün yurdun çeşitli kentleri 4+4+4 protestolarına sahne oldu.Diyarbakır’da Eğitim-Sen’in gösterisi biber gazı ile bastırılıp copla dağıtıldı.Merak ediyorum; kolaylıkla kontrol edilebilecek sayıda bir grup, elli metre yürüyüp basın bildirilerini okuyarak dağılsalar kıyamet mi kopardı?Hayır... Ama korkarım ki polisten tavizsiz sertlik bekleniyor.Polis de bu beklentiyi genişletiyor:İşte Ankara Emniyet Müdürlüğü, yeniden yasaklanmasında yarar gördüğü kitaplar listesine Marx ve Engels tarafından yazılan Komünist Manifesto’nun da eklenmesini istemiş.Yüz elli yaşını çoktan aşmış olan bu kitap ve içeriği dünya üniversitelerinde temel kaynak olarak okunuyor, kimseye bir zararı dokunmuyor.Bizim çocuklara zarar verir mi?Eğitimcilerin 4+4+4 konusundaki eleştirilerine inanacak olursak hiçbir zarar veremez.Çünkü 4+4+4 tezgâhında yetişen dinci ve kinci nesil o kitabı okusa da anlamayacaktır nasıl olsa!

Devamını Oku

Eleştirisiz olmaz

10 Eylül 2012

Büyükler en iyisini düşünür, bunu bilmeyen küçüklerin aklına zararlı fikirler üşüşür!..Eskinin terbiye edici tekerlemeleri AKP iktidarı döneminde hayat buluyor.Eski değerler sistemi arasında “büyükler eleştirilmez” ilkesi vazgeçilmez bir hedef olarak her gün daha öne çıkıyor.“Sus, otur” uyarısına uymayanlar Başbakan tarafından “sorumsuzluk, alçaklık terbiyesizlik” yapmakla suçlanıyorlar.Başbakan bu itham ve hakaretleri üstelik de “en hafif tabiriyle” parantezinde yöneltiyor.Düşündüklerini “gerçek anlamında” ifade etmeye kalksa acaba neler söyleyecek?Başbakan, sorumlu bürokratlar için yapılan istifa çağrılarını kendisine yönelik tavırlar olarak algılıyor ve bunları medyayı bastırma çabasının gerekçesi olarak kullanıyor.Başbakan, medyayı tehdit etmenin demokrasinin özüne yönelik bir saldırı olduğunu, asıl gerekli ve gerçekçi eleştirileri yapmaktan yan çizenlerin söz konusu hakaretleri hak etmesi gerektiğini bilmek zorundadır.Zaten Başbakan’ın şiddetli koruma tavrı bürokratlarını halka karşı savunmakta güçlük çektiği dönemlere rastlıyor.Afyon’daki cephanelik faciası ardından hediye alış verişi yapan Vali ile Genelkurmay Başkanı’nı eleştirenlere demediğini bırakmayan Başbakan şimdi ne yapacak?İşte kendi bakanı Ergün ile partisinin Meclis grup yöneticisi Elitaş da hediye işini doğru bulmadılarını söylediler.Alçak ve hain kadroları dolu olduğuna göre onları nereye koyacağız?Doğrusu, eleştiri hakkının kayıt ve tehdit altında olduğu bir demokrasi olmayacağı gerçeğine sabır ve saygı göstermektir.Eleştiri özgürlüğü siyasi rekabetin de en adil zeminidir.Hele rakibiniz CHP ise yaşadınız demektir.CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Afyon’daki cephaneliğin cep telefonu ile uzaktan kumandalı patlatıldığına dair verdiği özel demeç, dün siyasi gündemi epey meşgul etti.Ama Kemal Kılıçdaroğlu’nun eksi hanesine bir çizik daha atıp çarçabuk kayboldu.Çünkü inandırıcı bir kanıta, tanığa dayanmıyor. O nedenle iddiasına sahip çıkmaktan vazgeçti.Demokrasi kendisini korudu.Eleştirme ve soru sorma hakkı, hiçbir bahaneye feda edilmemelidir.İyi hazırlık şartıyla...Dershaneler dönemi bu kez gerçekten son bulabilir.Daha önce düşünülen ama hedefine ulaşmayan bu hamlenin başarı şansını Başbakan Erdoğan’ın iddiacı kişiliği artırıyor.Neredeyse okulların yerini alan dershaneler, ezberci eğitimin adaletsizlik üreten mabetleri oldu.Mutlaka 4+4+4’ten daha hayırlı, daha tutarlı sonuçlar verecektir.Çünkü düşünmek planlamak, tartışmak için bir yıldan fazla zaman vardır.4+4+4 ideolojik amaçlıydı ve imam hatiplerin orta kısımlarını açma amaçlı bir baskındı.Dershane operasyonu, okula dönüşecek dershanelerden hizmet satın alırken cemaati mutlu etmek gibi dar bir hedefe kendini mahkûm etmezse hayırlı olur.Sırtındaki kamburdan eğitimi kurtarır!

Devamını Oku

Helâllik kimin borcu?

9 Eylül 2012

Dün İnternet’te takıldığım şehitlere seslenen bir metin yüreğime aktı.Övgü ve toplumsal eleştirinin bu kadar dengelendiği pek az sesleniş bulunabilir.Sözünü ettiğim “Şehide Sesleniş“ toplumsal vicdana tercüman olan niteliğiyle bu sütunda yayınlanmayı hak ediyor.Saygıyla sunuyorum:Ülkemde hep tekrarlanan bir cenaze namazında hoca cemaate dönüp yine soracak:“Haklarınızı helâl ediyor musunuz?”Belki orada olamayacağım ama ey şehidim...Ben huzurla uyurken sen terörist peşinde koştuğun için;Ben sıcakta serinlerken sen ağır postallar içinde belki de kanayan ayaklarınla dağlarda gezdiğin için;Ben facebook’ta geyik muhabbeti yaparken sen annenin sesine hasret gittiğin için;Ben dağın tepesinde hatıra fotoğrafı çektirip “Bakın burada terör yok” dercesine seninle dalga geçtiğim için;Henüz hayatının baharında bir fidanken sen ey şehidim, sevdiğini doya doya saramadığın için;Sen ey kınalı kuzum, otuz bin lirayla askerlik alıp satanlara gülüp onların yerine de vuruştuğun için;Sen ki bu ülkede güzellikleri yaşayayım diye bana canını feda etmişsin..Benim sende ne hakkım olabilir?Kaldır başını ve söyle:Sen bana hakkını helâl ediyor musun?*****Yaşama sevincini geri kazanalımPatlayan bir cephanelikte 25 genç askerin hayatını yitirmesi dünyanın her yerinde sebebi ve hesabı sorulacak bir faciadır.İhtimal ki Orman Bakanı Eroğlu da bunu bildiği için aceleci davrandı. Ve LDP Genel Başkanı Cem Toker’in dediği gibi “Uludere faciasının sebebini 9 aydır izah edemeyen hükümetin bir bakanı olarak” Afyon’daki elim olaya 9 dakika içinde “kaza” deyip çıktı!Dikkat ediyor musunuz son zamanlarda iktidar devamlı yalanlama yapıyor ama halkın merak ettiği soruları cevapsız bırakmaya da devam ediyor.İnsanlar acı içinde. Aydınlanmak istiyorlar. Herkes bildiği işi yapıyor. Medya uzman görüşü olarak emekli askerlere başvurmayacak da kime gidecek?Dün Sarıyer Tüneli’nin açılış töreninde Başbakan, medyaya konuşan emekli generali “çıktığı ocağa ihanet” etmekle suçladı.Ne kadar acımasız bir infaz!..Zaten iç karartan, umutsuzluk yayan bir dönemden geçiyoruz.Başbakan bu yükü taşınmaz hale sokacak yerde hafifletmenin yolunu arayıp bulmalıdır.Köpürmeyen, ortak havamıza negatif elektrik yüklemeyen, farklı düşünenleri hemen hain ilan etmeyen, medyaya işini öğretmeyen siyasetçilere hasretlik ne zaman bitecek dersiniz?

Devamını Oku