Hayır susmayın!

27 Eylül 2012

Adalet kutsal haktır. Çağdaş toplumlar nerede yaşandığına bakmadan her hukuksuzluğu kendi meselesi sayar.Ona göre tavır alır, mücadele eder.Bilirler ki yargısı sorunlu toplumlar hukuku geri kalmış ülkelerde yaşarlar ve onları da en çok yabancıların ayıplayan eleştirileri etkiler.Balyoz davası nedeniyle dünyadan ağır eleştiriler dinlemeye hazır olmalıyız.Dünkü Guardian gazetesi, Balyoz davasının eski Sovyetler Birliği’nde tanık olunan ve skandal düzeyinde adaletsizliğe sahne olan siyasi içerikli yargılamaları hatıra getirdiğini yazdı.Askeri darbelere ibret düzeyinde gözdağı vermek iyi bir şey. Ama hukuku bu kadar acımasızca çiğnemeden de aynı sonuç elde edilebilirdi.Kimse “sonucu sabırla beklemeliyiz” demesin. Çünkü oluruna bırakılmayacak kadar önemlidir sorun.Bir numaralı sanık Çetin Doğan’ın eşi Nilgül Doğan, mahkûmiyet kararlarının açıklanmasından sonra her gün medyada çarşaf çarşaf beyanatları çıkan eski Genelkurmay Başkanı Özkök ile eski Kara Kuvvetleri Komutanı Yalman’ı “Yürekleri yiyip mahkemeye gelemediler” diye eleştirip “Artık susun” çağrısı yaptı.Bayan Doğan’ın tepkisine hak vermemek mümkün değildir ama eski komutanları konuşmaktan vazgeçirmenin yararı yok, zararı vardır.Darbeyi önledi denilen ve gerçeği en yakından bildiği söylenen iki komutandır Özkök ve Yalman. Ne kadar çok konuşurlarsa, onların tanıklıklarına başvurmamakla mahkemenin yaptığı takdir hatası kafalara o kadar dank edecektir.Eksik soruşturma ve savunma hakkına yönelik kısıtlamalar, fahiş bir hukuk ayıbı olarak yüksek mahkemenin üyelerini bu sayede şimdiden uyandıracaktır.O nedenle adaleti arayan, haksızlıkları teşhir eden çabalar teşvik edilmelidir.Balyoz davasının demokrasiye hizmet ettiğini söyleyenlere sormak lâzım:Adaletin olmadığı bir yerde demokrasi olur mu?Siyaset çare bulsunGenelkurmay Başkanı Özel’e soruluyor:“Çok sayıda TSK personeli tutuklu. Bu durumun PKK ile mücadelede zaaf yarattığı yorumlarına katılır mısınız?”Komutan “hayır katılmam” demiyor “Söz konusu personelin durumu mutlaka sistemi etkilemektedir” diyor.Sonra da özetle şu önemli açıklamalar...“Tecrübeli personelin tutuklanmaları sebebiyle TSK’nın üstlenmiş olduğu görevlerin ifasına olumsuz yansımalar olmaması için imkânlar ölçüsünde gerekli tedbirler alınmıştır. Teröristle mücadelede psikolojik faktörler de önemli rol oynar. Yargı sürecindeki personelimizin durumu bizleri derinden üzmektedir...”Orgeneral Özel her şeye rağmen zaafa düşmeyeceklerini söylüyor ama çabası durumun vahametini örtmeye yetmiyor.Siyaset yetişmiş personeli hizmete kazandırmak ve askerin moralini ayağa kaldırmak için bir yol bulmak zorundadır.Öcalan’ı sürece dâhil etmeyi düşünebilen yaratıcı kafa (!) eminiz bu soruna da çare bulur. Ha gayret!..

Devamını Oku

Pazarlık şartları

25 Eylül 2012

Oslo sürecinin deşifre edilmesi bir bakımdan iyi oldu.Siyaset “kullanışlı” bir müzakere zeminini gerektiği an korkmadan devreye sokacağını biliyor.Terörün savaş boyutları alması üzerine Oslo sürecini yeniden işler hâle getirme isteğini belli eden hükümet derhal karşılığını aldı.Oslo’da yürütülen müzakerelere PKK tarafı olarak katılan Zübeyir Aydar İngiliz yayın kuruluşu BBC’ye verdiği demeçte “görüşmelerin yeniden başlaması için hazırız. Talep gelirse şartsız masaya otururuz” dedi.İktidar sözcülerinin ateşkese duydukları ihtiyacı çok açık belli etmeleri Aydar’ın yaklaşımına kimine göre kibir, kimine göre şımarma olarak yansıyor.Talep bekleyen PKK, devlete eşit bir statü vehmediyor.Dün de BDP Genel Başkanı Demirtaş AKP ile CHP’nin bulunacağı bir masaya müzakere için oturmaya hazır olduklarını açıkladı.CHP bile doğru hedeflerle Oslo tarzı müzakerelere karşı olmadığını söylüyor.Adalet Bakanı Ergin dün devletin terör sorununu çözecek her imkânı -Öcalan’ı muhatap kabul etmek de dâhil- kullanması gerektiğini savunuyordu.Şu andaki sorun, iktidarın müzakere sürecini terörden bunalıp mecbur kaldığı için canlandırmaya çalıştığı inancının uyandırılmasıdır.Nitekim dün BDP lideri Demirtaş “AKP ilk defa savaş gerçeği ile karşılaşıyor. O yüzden ne yapacağını bilmiyor” dedi.İktidarın bu görüntüyü en kısa zamanda düzeltmesi gerekiyor. Aksi hâlde şart dayatmanın hayali bile kurulamaz.Zaten kimse “PKK ancak silâh bırakırsa görüşülsün” ön şartı üstünde bir gerçekleşme beklememeli. Görüşme doğal olarak PKK’nın silâh bırakmasını sağlayacak şartları belirleme hedefine yönelik olacaktır.Başarı yine askerin fedakârlığına ve kahramanlığına bakıyor.Adalet özlemi çekmekGenelkurmay’ın Balyoz cezalarına ne diyeceği merak ediliyordu.Açıklama geldi. TSK olarak dava boyunca sabır ve metanetle kararın beklendiği; sanık ordu mensupları ile ailelerinin yaşadıkları üzüntünün “derinden hissedilerek paylaşıldığı” belirtilerek şu temenni ifade edildi:“Yargılamanın hakkaniyete uygun, kesin bir hükümle neticeleneceğine inanmaktayız!”Bu sözler şüphe ve güven sorunu bulunduğunu gösteriyor. Çünkü “hakkaniyet” bu davada hep eksikliği hissedilen bir erdem olarak kalmıştır.İstanbul Barosu Başkanı Kocasakal’ın dün bir TV kanalında anlattıkları, Yargıtay’dan bambaşka bir adalet anlayışı beklenmesinin nedenidir.Baro Başkanı’nın dediğine göre mahkeme sanıklarla avukatlar arasında geçen konuşmaları mikrofon sarkıtarak dinlemiş, itiraz edilince mahkeme başkanı şöyle tepki göstermiş:“Bu tepkileriniz size kararda geri dönecektir.”Kravat takan katillerin bile yararlandığı “iyi hâl indirimi”nden Balyoz sanıklarının mahrum bırakılması, yukarıdaki tehdidin boş lâf olmadığını gösteriyor.İnsanlara adalet özlemi çektirmekten daha ağır eza, cefa olamaz!

Devamını Oku

Özel görevli mi?

24 Eylül 2012

Zafer Bayramı resepsiyonunda zeybek oynayan bir havacı general vardı hani...Balyoz soruşturması ve yargılaması boyunca hiç tutuklanmayan;İfade verdikten sonra Mahkeme Başkanı’nın “Yürü kardeşim işinin başına, seni vareste tutuyorum” dediği...TSK’nın NATO’daki en yüksek temsil kademesi olan Kurmay Başkanlığı görevini yürütmekte olan Tümgeneral Atilla Özler.“O seminere katılmadığı halde” 16 yıl hapis cezasına çarptırıldı!Temyiz sürecini tutuksuz geçirmesine bile izin verilmedi. Delilleri karartma ihtimali mi bulunuyor; ihtimal sıfırdır.Yargılama boyunca tam 12 kez yurt dışına çıkmış, dönmüştür. Yani kaçacağına dair bir şüphe ona kondurulamaz.Buna rağmen mahkemenin haklarında yakalama emri çıkarttığı 69 sanıktan birçoğu gibi dün teslim olmuş ve tutuklanarak cezaevine kapatılmıştır.Dileriz Türkiye acımasız bir hıncın parçaladığı hayatların sahnesi durumuna düşürülmez.Ömrü görevle sınırlıYargıtay’ın daha adil bir aşama olacağı umutlarına hak verilebilir mi?İnternetten izlediklerimiz, bu umudu birçoklarının paylaşmadığını gösteriyor.Halkın hassasiyeti, Balyoz’u askere yönelik bir “intikam operasyonu” olarak görmesi yanında, PKK’ya karşı verilen savaşta zayıf düşürülmesini kabullenememenin yansımasıdır.Elli dolayında sanığın sorumlu tutulabileceği bir plan seminerinden ötürü 366 kişi hüküm giymiş, sanıkların sahte delillerle suçlandığına ilişkin bilirkişi raporları mahkeme tarafından dikkate alınmamış, deliller tartışılmamış, tutukluluk rejimi işkence olarak uygulanmış ve en önemlisi adaleti yerle bir eden bu suçlar, yaşamına son verilen bir mahkemeye, özel yetkili mahkemelere işletilmiştir.İktidar bu mahkemelere “Elinizdeki askerleri en ağır biçimde cezalandırın, sonra dükkânı kapatın” demiştir adeta!Gerçekten de böyle bir mahkeme yaşamaya devam etmemeli.Sistem elini yıkamalı...Yeni tuzak olmasınBu kadar perişan bir dosyanın bir hukuk devletinde Yargıtay’dan onay alması mümkün değildir.Umutların sebebi budur.Ama “Rabbim verdikçe veriyor” sözünün ihbar ettiği bağımlılık felâketini hatırlatanlar kuruntu mu yapıyor?Halkın gözünde Yargıtay bu sistemin bir uzvudur. Başbakan bu yargıya talimat verebildiğini söylemedi mi?Silivri’de tek tek kişiler değil TSK cezalandırıldı. İbret yaratmak uğruna masumların ayrılmasına dikkat edilmedi.Yüzlerce asker ailesi perişan edildi.Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı sakın ha, sakın kandırmaca olmasın.Adaleti arayan insanların önüne zaman kaybettiren yeni bir engel çıkarılmasın.İnsanlar bir yana adaletin kendisi acınacak hâle düşmesin!

Devamını Oku

Ahlâk ve adalet

23 Eylül 2012

Türkiye kabile devleti değil. Her haksızlığın eninde sonunda adil bir mahkeme bulacağına inanmaya hakkımız vardır.Balyoz sanıklarından Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek’in oğlu Tolga Örnek’in dediği gibi “Hiç kimse bu kadar gaddar, bu kadar katliam benzeri ceza çıkacağını beklemiyordu.”Darbe teşebbüsünde bulunmakla suçlanan 365 asker yargılanmış, 250’si bütün itiraz ve eleştirilere rağmen tutuklu kalmış, sonuçta 325 sanık ağır hapis cezalarına çarptırılmışlardır.Aralarında kuvvet ve ordu komutanlarının yer aldığı bu topluluğun hazırlığı, hükümet darbesi yapmak idiyse onları kim ve ne durdurmuştur?Toplum vicdanı mahkemenin açıkladığı mahkûmiyet kararlarını sindirememiştir.Bu gerçeği internet ortamındaki tepkili yorumlar kadar sokaktaki vatandaşın hoşnutsuzluğu da açıkça gösteriyor.İntikam aleti mi?Darbe planının konuşulduğu söylenen 2003 Martı’ndaki seminere katılan askeri personel elli dolayında iken 325 ağır hapis nasıl gerekçelendirilecek; çok merak ediyorum.Yirmi yıl hapse çarptırılan eski 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan’ın Harvard’lı akademisyen damadı Dani Rodrik dün Washington Post gazetesi için “Türkiye’nin düşük adaleti” başlıklı bir makale yazdı.Ve bu makalede Balyoz davasını iktidarın yıllarca İslâmcı güçleri bastıran ordudan intikam alma aracı olarak kullandığını iddia etti.Bu iddianın çürütülmesi için 325 yüksek rütbeli subayın darbe hazırlığına ne şekilde katıldıklarının kanıtlanması beklenecektir.Buna imkân bulunamaz.Çünkü çoğu, haberleri bile olmayan bir görevlendirme yüzünden suçlanmışlardır.Suçlanmalarına temel teşkil eden dijital kayıtların sahteliği ispatlandığı halde mahkeme bu lehteki delillere itibar etmemiştir.Temyize ilişmeyin!Yargı sürecinde deliller tartışılmadığı gibi tutukluluk rejimini de hukuk değil adeta hınç alma tutkusu yönetmiştir.Evet, seminerde birkaç komutanın başını derde sokacak suçlar saptanabilir. Ama bu seminerden asla, bölücü terörle savaşan bir ordunun sağ kolunu kesmek anlamına gelecek bir ceza operasyonunun gerekçesi çıkarılamaz.O yüzden dava “siyasi” damgasını yiyor.Savaşan askerlerin moralini korumak ancak siyasetten etkilenmeyen bir yargının varlığını göstermekle mümkündür.Ümitler o nedenle Yargıtay’a bağlandı. Yargıtay sürecinin uzayacağı endişeleri asla haklı çıkmamalıdır. Üç yüzü aşkın tutukluyu sıraya sokup bekletmek yerine öne almak, temeli ahlâk ve adalet olan bir Yargıtay geleneğidir.Kıdemli hukuk adamları, normalde 1,5-2 yılı alabilecek temyiz sürecinin, doğabilecek mağduriyet risklerini göğüslemek amacıyla bu davada 7-8 ay içinde tamamlanabileceği tahmininde bulunuyorlar.Tabii Yargıtay sürecinin siyasi müdahale görmemesi şartı ile.İktidar millete bunun garantisini vermeli!

Devamını Oku

Balyoz indi!

22 Eylül 2012

Haber siteleri Silivri’den çıkan ağır cezaları “Balyoz gibi karar” başlığı ile verdi.Çünkü cezaları belirlerken mahkeme neredeyse tümüyle savcının taleplerine uymuştu.Sanıklar, Cumhuriyet hükümetini ıskat veya vazife görmekten cebren men etmeye teşebbüsle suçlanıyor.Bu fiil gerçekleşmediği için mahkeme “eksik teşebbüs”ten indirime gitmiş müebbetleri 20 yıl hapse çevirmiştir.Silivri’de yaşananlar bu davayı kupa maçına benzetenlere hak verdiriyor.Birinci devrede ağır hukuk ihlâlleri yaşanmış, savunma hakları zedelenmiş suçlananların özel bilirkişilere tespit ettirdiği sahte delillerin gerçekten söz konusu olup olmadığı araştırılmamıştır. Çünkü doğrulansa dava çökecekti.Misyon yüklü mahkemeCeza hükmünün bu kadar çürük bir zemine kurulması ve rövanşın Yargıtay şartlarında yapılacak olması iyimser beklentiler yaratıyor.Hüküm giyenlerin çoğunu emirle çağırıldığı bir seminere katılmama tercihi bulunmayan subaylar oluşturuyor.Davanın siyasi olduğunu öne sürenler haksız değildir. Mahkemeye adeta “askeri vesayete son verecek bir ibret yaratma misyonu” verilmiştir.Başbakan NATO’da görev yapan bir generalin, avukatları “gelme” dedikleri hâlde ailesini Brüksel’de bırakıp geldiğini böyle birinin kaçmayacağını söylemişti.Ama işe yaramadı. Mahkeme görevini tamamladığı hâlde tutuklulukla ilgili normlara uymamakta direnmiştir..Buna karşılık Başbakan’ın son dış gezisinde Balyoz CD’lerinden çıkan “karanlık tablo”lara dikkat çekerken murat ettiği şey ne ise o hedefe yürümüştür.Sanıkların talep ettiği önemli tanıkların ifadeye çağırılmaması, delillerin sahteliğine dair bilirkişi raporlarını mahkemenin kontrol ettirmekten ısrarla uzak durması “bu iş daha bitmedi” dedirtiyor.Özkök: Üzüntü içindeyimÖnümüzde yine “neden tutukluları bırakmıyorsunuz” diyen çığlıklarla yaşayacağımız uzun bir dönem bulunuyor.Dün kararlar açıklanırken mahkemenin çağırmadığı tanık eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün ne düşündüğünü merak ettim.Aradım, nezaket gösterdi ve telefona çıktı. Sesi yorgundu.“Şu anda üzüntü içindeyim. Hepimiz keşke böyle durumlar olmasaydı diye düşünüyoruz” dedi.Peki bir değerlendirme?“Mahkemede karar okunuyor şu anda. Takdir edersiniz ki böyle bir aşamada yorum yapmam sağlıklı olmaz.”Peki, askeri vesayet döneminin geri dönmemek üzere sonlandığına dair yorum ve temennilere katılıyor musunuz?“Benim de bu konuda düşüncelerim var. Ama şimdi değil ilerde söyleyeceğim.”İlerideki günlerden çok şeyler bekleyeceğiz...

Devamını Oku

Gül de denesin!

20 Eylül 2012

Siyasi rekabet terör zeminine hapis olmamalı. Son zamanlarda böyle bir gidiş var.CHP’nin parti sözcüsü Halûk Koç ile açıkladığı “Oslo mutabakatı” kamuoyunda beklendiği şekilde tepki uyandırdı.Bir şehit cenazesinde insanlar, aralarında gördükleri bakanı ve onun şahsında iktidarı “Oslo’ya git” diye protesto ettiler.Dün CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan kürsüyü devraldı ve “AKP’nin eline şehit kanı bulaşmıştır” diye hazmı zor bir ifade kullandı.Ve manzara, CHP liderini şöyle bir sorunun muhatabı haline getirdi:“MİT’in PKK ile Oslo’da gerçekleştirdikleri görüşmelere karşı mısınız?”Hayır, karşı olmadığını söyledi. Dediği şudur: “Eğer PKK’ya silâh bıraktıracaksa terör örgütüyle görüşmelere devam edilmeli..”Rol dağılımı doğru yapılmış görünüyor. Lider, terör gibi hayati bir sorun karşısında yapıcı bir tutum alıyor, elini taşın altına fedakârca sokuyor.Ama çözümü zorlaştıran zaafları ve yanlış adımları da yardımcılarına söyletiyor.Terörle oyun olmaz..CHP eleştirilerinin temel noktasını, Emine Ülker Tarhan’ın şu sözü ifade ediyor:“PKK ne istediyse verdiler. PKK’yı kanla kazanmaya alıştırdılar!”CHP iktidarın teröre karşı kararlı ve caydırıcı bir mücadele yürütemediğini düşünüyor. Bu tespit çok yanlış değil.İktidar sözcüleri PKK’nın silâh bırakması konusunda ısrarcı ifadeler kullanmıyorlar. Sanki PKK’nın bitirilmesi değil de saldırılarını durdurması şimdilik yeterlidir.Adeta örgüte yönelik operasyonları durdurmak için devlet jest bekliyor.Terörle savaşın siyasi rekabette belirleyici unsur olmasına rıza göstermemeliyiz.Terör bu ülkede iktidarların değişmesine sebep olmamalı. İktidarı ve muhalefeti ile hepimizin birlikte yenilmesi demek olur çünkü bu.Böyle bakacaksak ortak ilkeleri işin başında belirlememiz gerekir.Kaybedileni kazanmakSorumluluğun samimiyetle paylaşılmadığı bir mücadele başarısızlığa mahkûmdur. İktidar partisi, terör nedeniyle yapılan olağanüstü Meclis toplantısı çağrısını refüze ederek, teröre karşı gerçekleşecek en geniş çaplı güç birliğini ziyan etmiştir.AKP’nin son zamanlarda ulaştığı en yararlı kazanım, terör örgütü ile asla pazarlık yapılamayacağını öğrenmesi olmuştur.Etkili bir mücadele dönemi başlatılmışken sebep olduğu en dramatik kırılma ise CHP’nin teröre karşı dayanışma adına uzattığı eli geri çevirmesi ile yaşanmıştır.Siyasetin kötü huyu bir yanlışla kaybettiği zamanı cesur bir manevra ile kazanmak yerine karşılıklı suçlamalara saplanması ve kayıpları derinleştirmesidir.Ülkenin, milletin moral kazanmaya ümitlenmeye ihtiyacı var.Bunu ancak Meclis’te sağlanacak bir dayanışmanın oluşturacağı manevi güç yaratabilir.Meclis Başkanı’nın çabaları yetmedi; Cumhurbaşkanı denemek istemez mi acaba?

Devamını Oku

Kafalar değişmeli

19 Eylül 2012

Başbakan “Bu saldırılar karşısında tek bir geri adım atmayacağız” dedi.İçişleri Bakanı mücadelenin “tek bir terörist kalmayıncaya kadar” süreceğini söyledi.Artık bu tür sözlerin teselli yaratma kabiliyeti kalmadı.Zaman terör örgütüne çalışıyor. Dıştaki gelişmeler karşısındaki tutumumuz PKK’nın yabancı güçlerden aldığı desteği artırıyor.Kuzey Irak sanki yetmiyor ona bir de Kuzey Suriye’de oluşan PKK merkezli melânet organizasyonları eklendi.Şu anda Mehmetçik kalleş tuzaklarına düşmemenin dikkatini harcarken iktidar ve ana muhalefet partileri siyaset arenasında çift kale oynuyor.CHP dün iktidarın Oslo’da PKK’dan anayasa siparişi aldığını, KCK’ya af taahhüt ettiğini, müzakerelerde Öcalan’ı muhatap almayı kabul ettiğini suçüstü havasında ilân ederken iktidar kanadı “imzamız yok” kaçamağı üstünden savunma yapıyordu.Oslo sürecinin öğrettiği ilk ders herhalde PKK’nın ne taviz alırsa alsın silâh bırakmaya razı olmayacağı gerçeğidir.Terör sırtlanları, Suriye’deki safarinin sunacağı ziyafeti sonuna kadar bekleyecektir.Daha birkaç hafta önce CHP, teröre karşı işbirliği yolunda en yüksek fedakârlığı göze alan bir çağrı yapmıştı.Bu adım “teröre çare olacak her öneriye açık” bir duruşu yansıtıyordu.Sonra ne oldu?.Başbakan’la CHP liderinin buluşması “göstermelik” kaldı.İktidarın kibri muhatabını küçümsediği için Meclis toplantıya çağırılmadı, bilgiler paylaşılmadı.CHP Oslo’daki mutabakat dâhil tüm gerçeği Başbakan’ın ağzından öğrense işbirliği eli havada kalmazdı. Mutlaka daha iyi bir yerde olurduk.Veya en azından barışçı çözüm konusunda gelecek daha cömert davranırdı bize.Terör savaşının birinci derece sorumlusu olan iktidar elini taşın altına koyma fedakârlığını gösteren muhalefet partilerini samimi olduğuna inandırmalıdır.Hem muhtaç olacaksın hem kurnazlık yapacaksın, olmaz.Bu kafayı değiştirmek şart!Dikkat zamanıDin, eğitim ve terör üstünde konuşurken kelimeleri kılı kırk yararak seçmek lâzım...Aksi halde vebali ve yıkımı ağır oluyor.Başbakan yeni öğretim yılı açılış konuşmasını bir imam hatip lisesinde yaparak yanlışa düştü.İyi bir seçim yatırımı düşünüyordu ama “İmam hatipleri neden kapattınız? Terörist yetiştirmediği için mi kapattınız?” diye kışkırtıcı sözler sarf edince açık verdi.Işık Kansu arşivin tanıklığına başvurdu ve...Uğur Mumcu Ahmet Taner Kışlalı Muammer Aksoy Bahriye Üçok Çetin Emeç Turan Dursun suikastları ile Hizbullah cinayetleri davalarında hüküm giymiş pek çok sanığın imam hatip kökenli olanlarından oluşan uzun bir listeyi dünkü Cumhuriyet’te yayınladı.Ne olacak şimdi?Hiçbir şey olmayacak.Çünkü Başbakan’ın düştüğü hatayı görenler, bu listeyi imam hatiplerden terörist yetiştiğine dair kanıt saymayacaklardır.Şu dönemde herkes daha hassas olmalı!

Devamını Oku

İşte PKK budur!

19 Eylül 2012

Öyle bir taşma noktası ki, hiçbir beddua, hiçbir lânet sözcüğü bölücü katillere duyulan nefreti anlatmaya yetmez.Dün öğle üzeri görev yerlerine giden yüzü aşkın asker, üç sivil otobüsle Elâzığ’dan Van’a doğru yola çıkarılmıştı.Hatırlarsınız, on dokuz yıl önce de (1993) Malatya’dan birliklerine gitmekte olan silâhsız 33 askerimizin bindiği sivil otobüs Elâzığ karayolunda PKK tarafından durdurulmuş, korkunç bir katliam yapılmıştı.O uğursuz saldırının dersiyle olmalı dünkü konvoy, zırhlı araçların sağladığı güvenlik çemberinde yola çıktı.Ama tedbir işe yaramadı. Çünkü katiller roketatarla saldırdı. Bir otobüs isabet alarak patladı ve yandı.Bu yazı kaleme alınırken 9 askerimizin şehit olduğu, aralarında hayati tehlike taşıyan 71 yaralı bulunduğu bildiriliyordu.Şehitlere rahmet, yaralılara şifalar diliyoruz.Hava desteği lâzımdıBöyle durumlarda “tedbirde kusur var mıydı?” sorusu hep kafaları meşgul eder.Başbakan önceki gün Hakkâri’de son 10 günde 123, bölgede son bir ay içinde 500 teröristin etkisiz hâle getirildiğini, yani öldürüldüğünü açıklamıştı.Bu çapta zayiat, bir terör örgütü için belinin kırılması anlamına gelir. Ama PKK son aylarda küçük de olsa bir alanda egemenliğini ilân etmeye çalışıyor ve ağır kayıplara uğraması onu durdurmuyor.Suriye’deki olayların Şam yönetiminden sağladığı silâh ve insan desteği de bölücü örgütün cüretini artırıyor.PKK ne kadar kayıp verirse versin, silâh bırakmayacağını göstermeye mecburdur. Askerin ve bölge halkının moralini bozmak için her çılgınlığı göze alacağı bilinmelidir.İşte bu nedenlerle silâhsız askerleri sivil otobüslerle bir yerden bir yere taşırken güvenlik tedbirlerinin hava desteği ile güçlendirilmesi mutlaka sağlanmalıydı.Hiç acımadılarDünkü saldırı, bölücü terör sorununa müzakere yoluyla çözüm bulunabileceği umutlarına yeni bir darbe indirmiştir.İki gün önce Başbakan “Terörist eğer silâhı bırakırsa bilmelidir ki operasyonlar da biter..” demiş, bu sözler Kürt siyasetçilerden Başbakan’ı öven, cesaretini artırma hesabı güden karşılıklar bulmaya başlamıştı hemen.Ama ne yazık ki BDP milletvekillerinin “barış için hâlâ şans var” tahmin ve dilekleri medyanın kaydına geçerken PKK silâhsız ve savunmasız askerlerin doluştuğu otobüsü roketle patlatmaktan geri durmamıştır.Günahsız askerlere de barış umutlarına da acımamıştır.PKK bebek öldürmekten bile çekinmeyen dünyanın en acımasız terör örgütüdür.Akıl, onu silâhlı olmayan desteklerinden arındırmak gerektiğini emrediyor. Ama Başbakan BDP milletvekillerini PKK ile bütünlük içinde göstermekten bir türlü vazgeçemiyor.BDP’li vekillerin dokunulmazlıklarına ve BDP’nin kapatılmasına mal olacak bir son felâket getirir.İyilik, PKK rehninden ve silâh tehdidinden kurtarılmış Kürt siyasetçilerin önünü açmaktır!

Devamını Oku