Şam şeytanı

5 Ekim 2012

Atatürk’e sevgi ve bağlılık göstermekten uzak duran siyasetçinin hesabı, oy hesabıdır.İnsanların varlıklarını, onurlarını borçlu oldukları bir tarihi şahsiyete mesafeli durmalarının başka bir akılcı izahı olamaz.İktidar yöneticileri Atatürk dememeye dikkat ediyorlar. Mecbur kaldıklarında Gazi diyorlar veya Gazi Mustafa Kemal...O, Atatürk olmadan önceki hâli ve birikimi ile de ışığından yararlanmaya değer bir komutan ve devlet adamıdır.Zülfü Livaneli dün onun savaşla ilgili konuşmalarından bölümler verdi sütununda.Kim bilir kaç yüzyıllar boyu akıllı ve vicdanlı yöneticilerin kararlarını etkileyecektir:“Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır. Hakiki düşüncem şudur; Ulusu savaşa götürünce vicdan azabı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı ‘ölmeyeceğiz’ diye savaşa girebiliriz. Ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir.”Şu kritik geçitte sivil ve asker yöneticiler Atatürk’ün sözlerini verecekleri kararların merkezine koymalıdırlar.Hükümet yabancı ülkelere asker gönderme yetkisini aldı. Zalim bir diktatöre karşı alınması zorunlu bir caydırıcı tedbirdi.Ama yönetme zorluğunun bundan sonrası için daha fazla arttığı bir döneme girildiğini unutmamak gerekiyor.Dünkü Cumhuriyet 2001 yılında Afganistan’a asker göndermek üzere yetki isteyen hükümet tezkeresine AKP adına Abdullah Gül’ün itirazını arşivden çıkarıp yayınlamıştı.Gül o konuşmada “Böyle bir yetkiyi almak hükümet için de tehlikeli. Çünkü bu işin nereye gideceğini hükümet de bilmiyor” diyordu.Aynı risk misliyle önümüzdedir şimdi. İlişkilerin bu kadar gerginleştiği ortamlar tarafları irade dışı durumlarla karşı karşıya bırakabilir. Bölge fitne fesat kaynıyor!Başbakan dün “Savaşa meraklı değiliz ama savaşa da uzak değiliz” dedi.Türkiye’de cephanelik içinde maytapla oynamaya hevesli bir yönetim bulunmadığını biliyoruz ama muhatabımızdan her şey beklenebilir!Belki de en büyük şanssızlığımız Şam şeytanı ile karşı karşıya ve teke tek kalmamızdır.Yoksa buna şanssızlık değil başarısızlık mı demeliyiz?Muhalefetsiz olmazBaşbakan dün Yıldız Teknik’te gençlere iki müjde verdi.Milletvekili seçilme yaşı, seçmen yaşı olan 18’e indirilecek. Bu bir..İkincisi, vatani görevlerini yaptıkları sırada er ve erbaşlar seçimlerde oy kullanabilecek.Üstünde tartışmaya bile gerek yok.İki reform da Türkiye’yi gelişmiş demokratik toplumların yanına taşıyacaktır.Kimliğini ve tercihini ispata en çok ihtiyaç duydukları çağda gençlerin bu haklara sahip kılınması, toplumsal huzura da katkı sağlayacaktır.Başbakan dünkü konuşmasında üniversitelerin fikirlerin yarıştığı bir zemin olması gerektiğini söylerken, dışarıda polis farklı görüşleri seslendiren gençleri yine gözaltına alıyordu.AKP, şiddete başvurmayan muhalifleri sevmeyi denese ne kadar iyi olur!

Devamını Oku

Eksik mesaj

4 Ekim 2012

Rakip ne diyorsa tersini savunup söylemekten ibaret midir siyaset yapmak?Bizde maalesef öyle bir anlayış var.Suriye’den Akçakale’ye düşen bombanın beş vatandaşımızı öldürmesi acı ve nefret yaratan bir olaydı.Karşımızda yatacak yeri olmayan bir despot var.Otuz bin vatandaşının kanı ellerinde evini ve yurdunu bırakıp komşu ülkelere sığınmış 400 bine yakın masumun ahı üstünde; melânetine azgın bir kurt gibi devam ediyor.Olay için trajik deyimini kullanarak sözde üzüntü beyan ediyor; kim inanır?Türkiye’nin topçu ateşi ile hemen karşılık vermesi doğru bir seçim olmuştur.Kuralları içinde kalan misilleme savaş tahriki değildir. Tersine savaşa sebep olacak eylemlerden düşmanı caydıracak kararlılığın gösterilmesidir.Eğer Suriye mermisini Akçakale’ye düşüren sebep kasıtsa bu kasta savaş uçağımızın vurulması karşısındaki pasifliğimizin katkıda bulunduğunu söylemek hiç yanlış olmaz.Hükümete yabancı ülkelere asker gönderme yetkisi tanıyan tezkereyi geçirmesek “şamar oğlanı” konumuna girerdik ki böyle bir durum barışı güvence altına almaz, şımaran bir despotun aşırılıklarını davet ederdi.Suriye’nin yarattığı savaş riski gerçekten de büyük bir kıyameti ihbar ediyor.Suriye bağlamında Rusya, İran ve Çin’i niçin karşımıza alacağız?Dayanacağımız müttefiklere büyük bir kavgada güvenebilir miyiz?. Hele terörle mücadelemizde yaşadığımız bunca kötü tecrübe canımızı sıkarken..Barış isteyenlerin her an savaşa hazır olmaları gerektiğini öğreten tarih önünde acaba CHP, tezkereye ret oyu vererek doğru bir seçim mi yapmıştır?Hayır... İktidar oyları tezkerenin geçmesine yetiyordu. Ama düşmana “kendine gel” uyarısı yapan Meclis kararının CHP ile beraber ulusal bir kapsama alanına oturması çok daha etkili olacaktı.Ana muhalefetin dar görüşlülüğü, mesajı eksik göndermiştir!Sormak serbest!Başkanlık lobisi yapanlar Amerika’yı örnek gösteriyorlar.“Başkanlık sistemine geçersek biz de onlar gibi olacağız” diyorlar.Öyle mi acaba? Bırakın güçler ayrılığının mükemmeliyetini; idari yapının benzemezliğini de bir an için unutun...Çünkü bunları hayata geçirecek olan reformlar bizim için neredeyse imkânsız.Çünkü bizim zihnimiz sistematik olarak demokrasiden uzaklaştı son yıllarda.Başbakan Erdoğan, başkanlık sistemiyle yönetilen pek çok ülkenin başkanından daha önemli yetkiler kullanıyor.Başkan olmak istiyor. Ama bu sistemin iyi örneği olan Amerika’da başkan adaylarının seçimden önce çıktıkları dört TV tartışmasını istemiyor.Bizde de vardı, kaldırttı.ABD’deki birinci tartışma dün yapıldı.Sorulacak her soruyu cesaretle karşılayan adayların tartışmasını imrenerek izledik.Özlediğimizi fark ettik!

Devamını Oku

Şeytan dürtüyor!

3 Ekim 2012

Suriye’deki iç savaşın beklenen faturaları, sapmış havan ve top mermileri ile önümüze geliyor.Dün de Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesine düşen bir top mermisi bir annenin dört yavrusu ile beraber can vermesine sebep oldu.Olayın kaza olması ihtimali ne kadarsa Türkiye’yi kışkırtmaya dönük bir komplo olması ihtimali de o kadardır.İç savaş iki tarafı da bezdirecek kadar uzadı. Oluk gibi kan akıyor ve su gibi para harcanıyor.Bir kıyameti ancak daha büyük bir kıyamet önlermiş..Eğer bir komplo söz konusu ise iki tarafın da Türkiye’yi savaş girdabının içine çekmekte fayda umacağını düşünmek mümkündür.Muhalifler bunu dengeyi bir anda lehlerine çevireceği için isterler.Şam’daki despot da Türkiye’nin işe karışmasını dış düşmana halkın dikkatini yönelterek son bir birlik beraberlik oluşturma şansı kullanmak için hayal edebilir.Her ne olursa olsun, isterse top mermisini Akçakale’ye düşüren sebep kasıt olsun, şeytanın davetine icabet etmemek gerekiyor.Köklü devlet geleneği Türkiye’yi koruyacaktır.Buna inanıyoruz!Utanmak iyidir!Egemenliğine sahip ülkeler komşularına da güven duygusu verirler.Türkiye bu bakımdan çok şanslı olamadı.Güneydoğu ve doğu komşularımızın toprakları maalesef dünyanın en acımasız en büyük kötülükler için en ucuza satın alınan terör örgütüne ev sahipliği yaptı.İlk haber bir hafta önce geldi:Irak’ın yüksek düzeyli bir güvenlik yetkilisi New York Times gazetesine verdiği demeçte, Türk ordusunun PKK’ya yönelik operasyonlar sırasında Irak semalarını ihlâl ettiğini, bu uçakları düşürmek için silâhlanacaklarını söyledi.Önceki gün yeni bir haber:“Irak Hükümeti, Saddam zamanında kurulmasına izin verilen Türk askerî üslerinin Kuzey Irak’tan kaldırılmasına karar verdi.”Dileriz, terörist kovalayan Türk uçaklarının Kuzey Irak’a her girişinde yaşattığı zayıflık ve utanma duygusu Bağdat hükümetini böyle bir karar almaya mecbur etmiştir.Zaten Irak’taki Amerikan birliklerinin komutanı olan general, hava savunma yetersizliği nedeniyle düştükleri durumun Irak askeri yöneticilerinin gücüne gittiğini söylüyor.Halbuki kolay bir çözümü var bunun:Egemenlik iddianıza gerçekten sahip çıkacaksınız. Topraklarınızı, komşunuza yönelmiş teröre ve her türlü düşmanlığa imkân tanıyan eylemler için kullandırmayacaksınız.Aksi takdirde sen de evinde rahat uyuyamazsın.Çünkü hiçbir ülke ve millet, koynunda yılan besleyen bir komşunun egemenliğine saygı duymaz.Amerikan işgali bu gerçeklerin Irak yönetimine ve tabii bu arada Kuzey Irak Kürt Bölgesi yöneticilerine etkili bir biçimde anlatılmasına izin vermedi.Bağdat’taki hareketlenme fırsat bilinmeli ve Irak hükümetine egemenlik haklarının ne şekilde savunulacağı konusunda istikamet verilmelidir.Ev sahipliği yaptıkları terör örgütünün onlara belâ ve utanma duygusu dışında hiçbir şey vermeyeceği sözle ve eylemle iyi anlatılmalıdır.

Devamını Oku

Sapmayalım!

2 Ekim 2012

Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın son konuşmaları bize kaybolan AB idealimizi hatırlattı.Başbakan’ın vurgusu zayıftı belki ama Cumhurbaşkanı güçlü mesajlar verdi.“AB üyelik hedefinin Türkiye’nin ekonomisini ve demokrasisini güçlendiren ve vatandaşlarımızın hayat standardını yükselten pek çok reforma öncülük ettiği bir gerçektir” dedikten sonra AB uyum yasalarına ve reformlarına yönelik önceliğin tekrar kazandırılmasını Meclis’ten istedi.Böyle bir uyarıya ve rota düzeltmesine gerçekten ihtiyaç vardır.Türkiye son zamanlarda tercihini Batı ile birlikte hareket etmekten yana kullanan bir ülke görüntüsü çizmiyor. Arap dünyasına giderek artan yakınlaşmanın Türkiye’yi bölgenin açmazlarına bağımlı bir Orta Doğu ülkesi görüntüsüne soktuğunu görüyoruz. Bu değişim AKP kongresindeki yabancı konuklar listesinden kolaylıkla okunuyor.Oysa Türkiye’nin AB üyeliğine ihtiyacı azalmıyor, artıyor.En etkili sigortaAKP önümüzdeki seçimlerin de favorisi. Bu güven duygusu Başbakan Erdoğan’ı hangi arayışlara götürecektir?Zaten “tek adam” yönetimine dayanan rejimi demokratik garantileri tam oluşmamış bir Başkanlık getirerek tam otoriter bir düzene dönüştürme riski hiç de az değildir.Böyle bir tehlike anında güvenilebilecek tek sigorta, Avrupa Birliği olacaktır.AB standartlarına bağlı yaşamayı sürdürüp sürdürmemek tercihinde Erdoğan’ın önceliği bulunuyor.Başbakan Erdoğan, isteklerinin yerine getirilmesi hakkına sahip olacak kadar başarılı olduğunu söylediğinde buna itiraz edenleri arkasındaki çoğunluk dikkate almayacaktır. Üstelik içte ve dışta...Çünkü Erdoğan’a ve hükümetine övgüde yabancılar daha cömert davranıyorlar. Mesela İngiltere’de Blair kabinesinin Dışişleri Bakanı Jack Straw yayınladığı anı kitabında Türkiye’ye geniş yer verdi.Boynumuzu eğemeyizİngiliz siyasetçi Erdoğan hükümetini “gelmiş geçmiş en başarılı savaş sonrası Türk hükümeti” diye niteliyor.“Hasta adam artık iyileşti; ekonomik güçle birlikte diplomatik güç de geldi” diyor.AB’de Türkiye’nin hevesini kaçıran ret tavrını irdelerken şu teşhisi koyuyor:“Türkiye’nin üyeliğinin engellenmesi arkasındaki asıl tatsız neden, Müslüman bir ülke olmasıdır!”Straw Türkiye’nin 2050 yılına kadar dünyanın 12’nci büyük ekonomisi olacağını belirtirken AB’nin Türkiye’ye duyduğu ihtiyacın Türkiye’nin AB üyeliğine olan ihtiyacından daha fazla olduğunu yazıyor.Bu görüş yandaş bulur mu bilemeyiz ama şu gerçek ki Türkiye’nin AB vizyonuna ihtiyacı mutlaktır ve bölücü terörden hak ve özgürlükler davasına, gitgide derinleşen adalet özlemine kadar hemen tüm sorunlarının ilâcı AB’ye üyelik sürecinde mevcuttur.İktidarın AB hedefinden sapmaya hakkı yoktur.Çünkü bugün yaşadığı sorunlar ve zorluklara rağmen Avrupa Birliği Türkiye’nin istikbalidir!

Devamını Oku

Gül ve Erdoğan

2 Ekim 2012

Cumhurbaşkanı Gül dün hanesine yeni puanlar eklemeyi hak eden etkili bir konuşma yaptı.İktidar partisi lideri Erdoğan’ın kongre konuşması ile yasama yılının açılışı nedeniyle onun yaptığı konuşmanın peş peşe gelmesi, kışkırtıcı bir rastlantı oldu.İki yıl sonra halk oyu ile yapılacak Cumhurbaşkanı seçimine Gül de aday olursa, dünkü performansı gösterdi ki feda edilmesi kolay olmayan bir alternatif yaratabilir.Gül, partisiyle bağını hiç unutmayan bir Cumhurbaşkanı oldu. Buna rağmen kritik zamanlarda akla ve hukukun ruhuna uygun beyanlarla doğru pozisyonlar aldı.Dünkü konuşması da kapsayıcı bir seslenişti ve iktidar partisinin hassasiyet gösterdiği birçok meselede farklı görüşler taşıdığını ortaya koymaktan geri durmadı.Meclis’teki noksanlıkTutuklu milletvekillerinin ikinci yasama yılına girmiş olmalarını “noksanlık” sayan Gül “Milletvekili sıfatını taşıyan herkesin haklarında kesin yargı kararları ortaya çıkana kadar yasama faaliyetine katılması gerektiğini” söyledi.Tutuklu milletvekilleri konusunda net karşıtlıklar oluşmuştur. Çünkü Başbakan sıcağı sıcağına tepki göstermiştir.Başbakan Erdoğan “O milletvekillerinin zaten seçim döneminde içeride” olduklarını hatırlatarak “tersten dönüp parlamentoya girme gayreti” gösterdiklerini öne sürerek tarafını açıkça belli etmiştir.Korkarız ki zirvedeki bu ayrışmada, gücü elinde tutan Başbakan daha belirleyici olacak, tutuklu milletvekillerinin kaderi ümitli bir çizgide gelişmeyecektir.Takdir toplayan sözlerBir ayrışma da ifade ve basın özgürlüğü üstünde oluştu.Cumhurbaşkanı’nın şu sözleri açık bir eleştiridir:“Bir ülkede yazarların, düşünürlerin ve fikir adamlarının görüşlerini korkusuzca paylaşabilmeleri, o ülkeye itibar kazandırır. Aynı şekilde gazetecilerin halkı haberdar etme görevlerini yerine getirirken hiçbir engelle karşılaşmamaları temel esastır. Hiç kimse fikirlerini medya yoluyla açıklaması yüzünden hapse düşmemelidir..”Epeydir uyuyan AB’ye uyum sürecinin ayağa kaldırılması tavsiyesi de Gül hesabına pozitif bir fark oldu.Beklediğimizden daha demokratik bir Cumhurbaşkanlığı seçimine ilerliyoruz galiba!..Bir başkadır memleketim...Fenerbahçe’nin Brezilyalı kaptanı Alex de Souza dün kadro dışı bırakılınca Türkiye’ye veda etti.Dün için “Hayatımın en kötü günüydü” diye konuşmuş.Halbuki birkaç hafta önce hayatının en mutlu günlerinden birini yaşamıştı.Fenerbahçe taraftarı onun heykelini dikmişti.İşte Türkiye böyle bir ülke.“Ne oldum deme, ne olacağım de” nasihati içeren bir sözü, hangi milletin ataları miras bırakmıştır?

Devamını Oku

Bugün, günüdür!

29 Eylül 2012

Bugün AKP “Büyük Millet, Büyük Güç, Hedef 2023” sloganı ile büyük kongresini yapıyor.Başarı dileriz.Çünkü ülkenin ve milletin ilerlemesi hükümetlerin başarılı olmasına bağlı...Keşke öyle olmasa ama Türkiye’nin yolu açık ve kolay değildir.Bölücü terör örgütünün yürüttüğü savaş karşısında devletin ve iktidarların benimseyeceği tutumlar ve güdeceği siyasetler 2023’ün kaderini belirleyecektir.AKP Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan’ın konuşmasındaki en hayati açıklamalar bu konuda olacaktır.Bugün terörle mücadele siyasetindeki yalpalamalara noktayı koymalıdır.Önceki akşam verdiği TV mülakatında Oslo görüşmelerinden olumlu gelişmeler sağlandığını söyleyen Başbakan sürpriz bir istikamet gösterdi:“Siyasi uzantının hiçbir fonksiyonu yok. Olay herhalde yine İmralı’ya gidebilir!..”Daha önce ne işe yaradı?Başbakan’a göre bu sayede şehit cenazelerinde azalma sağlanmış, seçimlere daha olumlu zeminde gidilebilmiştir.Ama bir dakika... Terör örgütü ile masaya oturan bir devlet daha büyük hedefler, kesin çözümler peşinde olmalıdır.Çünkü teröristi “bir seçimlik ateşkes”e razı etmek için verilen küçük sözler, ilerde geri dönülmez taahhütler olarak önünüze konulabilir.Başbakan “Çözüm olacaksa bir defa terör örgütünün silâh bırakması lâzım“ diyor.Burada da bir karışıklık var.Müzakereleri silâh gölgesinden kurtarmak keşke mümkün olsa ve diyalog başlatılırken PKK keşke silâhtan arınsa.Ama o fırsat dönemleri kaçırılmıştır. Şimdiki pazarlık, örgüte silâh bıraktırma şartlarını belirlemek amacıyla yapılacaktır.Bu amaçta hükümetin kabul edeceği çerçeve doğru belirlenmeli ve ulusal bir mutabakat niteliğine kavuşturulmalıdır.Başbakan bugün ortaya bir yol haritası koymalıdır.Dostlar başına...On yıllık bir iktidarın varlığı, öncelikle istikrarı ifade eder.İstikrar bünyeye sarsıntıları çok zarar görmeden aşma kabiliyeti kazandırır.Hükümetin zam uygulamalarını önümüzdeki günlerde doğalgaza ve elektriğe getireceği fiyat artışları ile sürdüreceğini belli etmesi kafaları karıştırmıştır.Akaryakıt zammı Türkiye’yi dünyada benzini en pahalıya kullanan ülke durumuna getirdi.Başbakan işareti verdi: Doğalgaza en az yüzde 10 zam kapıda. Üretimde doğalgazın payı büyüdüğü için elektriğin fiyatı da zamlanacak.Büyük oranlı vergi artışları, toplu ve yüksek oranlı zamlar, ekonominin iyi yönetildiği iddialarını boşlukta bırakıyor.Ankara’nın doğalgazda ön ödeme sistemine tabi aboneleri, zam yürürlüğe girmeden kartlarını yüklemek için dün sabahtan itibaren dağıtım şirketine üşüştüler.Batıda halk böyle durumları protesto etmek için sokağa çıkarken Türk halkı kuyruğa giriyor.İktidar yine de bu şansını fazla zorlamamalı!

Devamını Oku

Esad’a ilişmeyin!

28 Eylül 2012

Suriye’de güvenli bölge oluşturmak Türkiye için savaş riskine değecek kadar önemli hedef midir?Dışişleri Bakanı Davutoğlu dün BBC’ye verdiği demeçte “evet” dedi.Mülteci sorunu ve bunun yanında Suriye’nin kuzeyinde doğan otorite boşluğunun PKK’ya yeni imkânlar sunması nedeniyle Türkiye olan bitene elbette seyirci kalamaz.Ama Suriye’de bir güvenli bölge tesis etmek en doğru seçim midir; bunu da çok iyi düşünmek gerekiyor.Türkiye’nin bu amaçla asker göndermesini Şam rejimi savaş nedeni sayacağını bildirmiştir.İş uzasa da Esad’ın iç savaştan iktidarını koruyarak çıkması ihtimali düşüktür.O nedenle Suriye diktatörünün, Kaddafi, Mübarek ve Saddam türü bir sona razı olmaktansa Türkiye’yi savaşa çekerek yeni bir şans elde etmek isteyeceğini hesaba katmak gerekecektir.İç kavgayı durduracak ilâç olarak dış düşman yaratmak her zaman işe yaramıştır.Dışişleri Bakanı eğer bu adımlar geciktirilecek olursa çok daha büyük risklerle karşı karşıya kalınacağını söylüyor.Sanki daha büyük risk varmış gibi...Esad sonrası dönemin sonuçlarından biri Kuzey Suriye’deki PKK varlığı ile kendini göstermiştir.PKK’ya bağlı örgütün yaptıkları, Irak İran ve Türkiye’nin bazı bölgelerini kapsayan bir federasyonun yeniden konuşulmasına sebep olmuştur.Savaş riski bu tehlikeyi de tetikleyecektir.Ayrıca Irak’ta yaşanan tecrübe, güvenli bölge uygulamalarının terörle mücadeleye değil, terör örgütünün amaçlarına hizmet ettiğini bize öğretmiş olmalıdır.Yöneticilerimiz şunu bilmeli ki Türkiye ile savaşa tutuşmak Şam’daki despotun korkusu değil, kullanmayı düşüneceği son şans olabilir. İktidar halkın duygularını önemsemelidir. Metropoll araştırma şirketinin son anketinde halkın yüzde 56’sı, Suriye krizinin doğru yönetilmediğini düşünüyor.Stratejik derinliğe dalanlar vurgun mu yedi acaba?Yüzeyde olup bitenleri fark etmekte şaşılacak kadar acizlik gösteriyorlar!Baş döndürücü hızTürkiye kamuoyu acayip oynak...Dün ihanet sayılan bir siyaset tercihi bugün övgüye lâyık marifet katına çıkabiliyor.Oslo zabıtlarının açıklandığı günleri hatırlayın, bir de bugünkü tartışmaları. Dün teröristle masaya oturmak “ihanet”ti bugün bu imkâna sahipken kaçınmak neredeyse hainlik olarak nitelenecek.Tabii ki siyaset tercihlerini ve uygulamaları ağır suçlamalarla damgalamadan tartışabilmek iyi bir şey. Ama hâlâ beceremiyoruz.Terör örgütü ile pazarlık yapıldığı suçlamalarını düne kadar küfürlü sözcüklerle reddeden iktidar sözcüleri şimdi aynı çözüm yöntemini kahramanlara özel bir ayrıcalık olarak yüceltiyorlar.Sorun terör bile olsa konuşarak çözülür. Doğru ama müzakere masasına silâhlı teröristler mi oturmalı?Bu pazarlık milletin gözü önünde mi yapılmalı?AKP, ne yaparsa alkışlayan seçmen tabanına güvenerek uçmasın. İtiraz sesi çıkmıyor diye yanlışını doğru saymasın. Açıklık teröre ödüldür!

Devamını Oku

Derviş öğütleri

27 Eylül 2012

Uluslararası ehliyete sahip devlet adamlarına sahip olmak güven ve gurur veriyor insana.Dünkü VATAN’da Türkiye’yi 2001 krizinden çıkaran ve şu anda ABD’nin itibarlı düşünce kuruluşlarından Brookings Enstitüsü Başkan Yardımcısı olan Kemal Derviş’in açıklamalarını okurken bunu hissettim.Derviş on yıl boyunca uygulanan mali disiplinin Türkiye’ye son krizlerde direnç kazandırdığını söylüyor.Ekonomi bakanları arasında süren gaz fren tartışmalarında “Puslu havada gaza basma” diyen Ali Babacan’ı tutuyor.Kamu borcunun milli gelire oranındaki azalmanın başarı olduğunu fakat cari açığın hâlâ en önemli sorun olmaya devam ettiğini belirtiyor.Peki iktidarın 2023 hedefleri gerçekleşecek mi?Yani “Türkiye dünyanın ilk on ekonomisi arasına girecek, kişi başına gelir 25 bin dolara çıkacak, 500 milyar dolar ihracat rakamı yakalanacak..”Kemal Derviş, disiplinden sapmamak koşulu ile bunun mümkün olacağına inandığını söylüyor.Türkiye’nin krizlere kalıcı bağışıklığını nasıl artırırız?Derviş’e göre her şeyden önce iç tasarrufu artırmak gerekiyor. Çünkü zor yılları hep iç tasarrufun yetersizliği yaratmıştır. Ulusal tasarruf Euro bölgesinde yüzde 19-20 düzeyinde iken Türkiye’de yüzde 13-14 aralığında kalıyor.Yalnız ekonominin değil, sosyal siyasetin de bilgesi olarak dikkate alınmaya değer bir tecrübedir Derviş. Ülke yöneticilerine yaptığı şu uyarı önemsenmelidir. Diyor ki..“İnsanların barış, özgürlük, kardeşlik içinde yaşayacaklarına inanmaları çok önemli. Ancak geleceğine güven duyan insanlar yatırım yapar, tasarruf eder.”Adaletsizliğin yaygınlaştığı, siyasi rekabetin sürekli gerginlik, kutuplaşma, düşmanlık ve kavga ürettiği Türkiye’nin hayalini kurduğu hedeflere ulaşması mümkün olamaz.Çünkü öyle bir durumda tasarruflar eksik kalır. Sonra açığı kapatmak uğruna gelsin zamlar..O ateşten gömlek günlere dönmeyelim.Bir yanlışlık var!Adalet Bakanı Ergin’in sözleri işaret fişeği idi.İktidar Öcalan’ı çözüm sürecine dâhil edebileceğini belli etti.Ardından Başbakan 15 ay önce kesilen müzakere sürecinin yeniden başlayabileceğini söyledi.Ve beklendiği gibi MHP lideri Bahçeli’den ateş püsküren bir tepki:“Bu açıklamalar iktidarın başarısızlığını kabul ettiği itiraftır.”Gerçekten de ciddi olarak tartışmak lâzım bu durumu.Müzakere çağrısının devlet tarafından gelmesi, kabul edilebilir bir risk mi?Silâhın ve şiddetin işe yaradığını fark eden terör örgütünü hiçbir taviz tatmin etmez çünkü.Terör örgütü ile müzakereyi aleniyete dökmekle iktidar yanlış yapıyor.İngiltere IRA teröründen müzakere ede ede kurtuldu. Bu doğru ama devlet sırrı ile süreç koruma altına alındı ve bir sabah aniden “bu iş bitti” açıklaması geldi.İktidar uzun yılların yanılgılarla dolu tecrübeleri ardından “eşkıya ile pazarlık olmaz” gerçeğini kabule mecbur kalmıştı. Ne oldu?Şimdi dağdaki Mehmetçik, devletin terör örgütü ile pazarlık yaptığını bile bile nasıl savaşacak?

Devamını Oku