Sapmayalım!

Haberin Devamı


Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın son konuşmaları bize kaybolan AB idealimizi hatırlattı.

Başbakan’ın vurgusu zayıftı belki ama Cumhurbaşkanı güçlü mesajlar verdi.

“AB üyelik hedefinin Türkiye’nin ekonomisini ve demokrasisini güçlendiren ve vatandaşlarımızın hayat standardını yükselten pek çok reforma öncülük ettiği bir gerçektir” dedikten sonra AB uyum yasalarına ve reformlarına yönelik önceliğin tekrar kazandırılmasını Meclis’ten istedi.

Böyle bir uyarıya ve rota düzeltmesine gerçekten ihtiyaç vardır.

Türkiye son zamanlarda tercihini Batı ile birlikte hareket etmekten yana kullanan bir ülke görüntüsü çizmiyor.

Arap dünyasına giderek artan yakınlaşmanın Türkiye’yi bölgenin açmazlarına bağımlı bir Orta Doğu ülkesi görüntüsüne soktuğunu görüyoruz.

Bu değişim AKP kongresindeki yabancı konuklar listesinden kolaylıkla okunuyor.

Oysa Türkiye’nin AB üyeliğine ihtiyacı azalmıyor, artıyor.

En etkili sigorta

AKP önümüzdeki seçimlerin de favorisi.

Bu güven duygusu Başbakan Erdoğan’ı hangi arayışlara götürecektir?

Zaten “tek adam” yönetimine dayanan rejimi demokratik garantileri tam oluşmamış bir Başkanlık getirerek tam otoriter bir düzene dönüştürme riski hiç de az değildir.

Böyle bir tehlike anında güvenilebilecek tek sigorta, Avrupa Birliği olacaktır.

AB standartlarına bağlı yaşamayı sürdürüp sürdürmemek tercihinde Erdoğan’ın önceliği bulunuyor.

Başbakan Erdoğan, isteklerinin yerine getirilmesi hakkına sahip olacak kadar başarılı olduğunu söylediğinde buna itiraz edenleri arkasındaki çoğunluk dikkate almayacaktır. Üstelik içte ve dışta...

Çünkü Erdoğan’a ve hükümetine övgüde yabancılar daha cömert davranıyorlar.

Mesela İngiltere’de Blair kabinesinin Dışişleri Bakanı Jack Straw yayınladığı anı kitabında Türkiye’ye geniş yer verdi.

Boynumuzu eğemeyiz

İngiliz siyasetçi Erdoğan hükümetini “gelmiş geçmiş en başarılı savaş sonrası Türk hükümeti” diye niteliyor.

“Hasta adam artık iyileşti; ekonomik güçle birlikte diplomatik güç de geldi” diyor.

AB’de Türkiye’nin hevesini kaçıran ret tavrını irdelerken şu teşhisi koyuyor:

“Türkiye’nin üyeliğinin engellenmesi arkasındaki asıl tatsız neden, Müslüman bir ülke olmasıdır!”

Straw Türkiye’nin 2050 yılına kadar dünyanın 12’nci büyük ekonomisi olacağını belirtirken AB’nin Türkiye’ye duyduğu ihtiyacın Türkiye’nin AB üyeliğine olan ihtiyacından daha fazla olduğunu yazıyor.

Bu görüş yandaş bulur mu bilemeyiz ama şu gerçek ki Türkiye’nin AB vizyonuna ihtiyacı mutlaktır ve bölücü terörden hak ve özgürlükler davasına, gitgide derinleşen adalet özlemine kadar hemen tüm sorunlarının ilâcı AB’ye üyelik sürecinde mevcuttur.

İktidarın AB hedefinden sapmaya hakkı yoktur.

Çünkü bugün yaşadığı sorunlar ve zorluklara rağmen Avrupa Birliği Türkiye’nin istikbalidir!

DİĞER YENİ YAZILAR